Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6020, sondan 217. ayet; 89. sure ve Fecr Suresinin 27. ayetidir. Fecr Suresi 27. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 20 ve toplam ebced değeri ise 834 olarak hesaplanmıştır. Fecr Suresinin toplam ebced değeri 47998 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Yukarıda kendisini beğenmiş, bencil ve muhteris insan tipini eleştiren âyetlerin, dolaylı olarak samimi müminler için de “Allah’ın emrine saygı ve Allah’ın yarattıklarına şefkat” şeklinde özetlenen bir inanç ve yaşama modeli ortaya koyduğu ifade edilmişti. İşte 27. âyette sözü edilen “imanın huzuruna kavuşmuş insan”, dünya hayatını bu modele göre yaşayıp tamamlamış olan mümindir. Bu âyetlerde, “Ona âhirette şöyle seslenilecek” gibi bir ifadeye yer verilmeden, doğrudan insana hitap edilmesi, Cenâb-ı Hakk’ın bu yapıdaki kullarına çok güzel bir iltifatı ve özellikle âyetlerin, doğrudan kulu muhatap alan son derece zarif ve sıcak üslûbu, inanan insana, uhrevî saadetin bu dünyaya kadar yayılan müjdeli bir kokusu gibi gelmektedir. “İmanın huzuruna kavuşmuş insan” diye çevirdiğimiz “nefs-i mutmainne” bu bağlamda yukarıda başlıca özelliklerine değinilen modele göre bir dünya hayatı yaşayarak ruhunu kemale erdirmiş mümini ifade eder.
Nefs-i mutmainne derecesine ulaşan insanın iç çatışmaları yatışmış, sıkıntı ve gerilimleri son bulmuştur; o Allah ile barışık, insanlarla barışık ve kendisiyle barışıktır; dolayısıyla huzur ve tatmin içerisindedir. İnsan için en büyük saadet, kulluktaki kemali sayesinde rabbini kendisinden hoşnut etmiş, rabbi tarafından ödüllendirilerek kendisi de O’ndan hoşnut kalmış olmasıdır. Allah Teâlâ’nın cennetine kabul ettiklerini “Benim kullarım” diye anması iltifatların en güzelidir. Bu sevgi ve hoşnutlukların kullara kazandırdığı son nimet ise cennete kabul edilip, orada bütün tasavvurların üstünde bir mutluluk verecek olan “bütün nimetlerden daha üstün” olduğu bildirilen (Tevbe 9:72) bir “rıdvân”a erişmeleridir.
1- Sahip olduğu nimetlerden dolayı doğru yolda olduğunu sanan, varlığı ile kendisini yeterli gören kimse; müşrikler. İçinde bulunduğu halden memnun olan kimse.
Ahmet Akgül
(Mü’min, müstakim ve mücahit kimselere ise) Ey mutmain (tatmin bulmuş ve huzura kavuşmuş) nefis! (Mutlu ve kutlu kişi),
[5724] Bu âyet müşriğe mi, mü’mine mi hitap etmektedir? Eğer hitap müşriğe ise zımnî anlam şudur: ‘Ey mal ve dünyalıklarla tatmin olmuş kişi!” Eğer hitap mü’min-muvahhide ise, zımnî anlam şudur: ‘Ey Allah ve cennet ile tatmin olan kişi!” Sûrenin iç ve dış bağlamı gibi tüm göstergeler ilk anlamı desteklemektedir. Zira buraya kadarki 26 âyetin konusu mal ve dünyalıklarla tatmin olan kişi ve uygarlıkların fena akıbetidir. Bu surenin vahyin ilk yıllarında indiğini hesaba katarsak, nüzul ortamı da bu iç bağlamı teyit eder. Bizce sûrenin son üç âyetinde hitap edilen ‘kişi’, mü’min-muvahhid değil, içinde bulunduğu durumdan memnun olan, konforunu bozmak istemeyen müşrik-kâfir kişidir. İç ve dış bağlamın desteklemediği bütünden kopuk ikinci anlamı destekleyenler daha çok batıni/sûfi ekollerdir. Hatta bu zorlama anlamdan yola çıkılarak “Nefs-i Mutmainne” adıyla bir de kavramsallaştırmaya gidilmiş ve “Nefsin Mertebeleri” bahsinde kullanılmıştır. Bağlamından koparılıp tam karşı kutba savrulan bu âyet, Kur’an’dan semantik kopuşa ilginç bir örnek teşkil etmektedir. (Konuyla ilgili doyurucu bir makale için bkz: Nefs-i Mutma’inne âyetine Yeni Bir Yaklaşım, Murat Sülün, AÜİFD, 50:1 (2009), ss.1-24.)
Ayetteki “Nefs-i mutmainne” tabiri: Allah’ı tek İlah kabul edip O’nun peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği bütün buyruklara bütün gönlü ile inanan, tam bir teslimiyetle imanının gereğini yapan mümindir. Bu söz, ona, rûhunu teslim edeceği sırada söylenecektir.
(4) Nefs-i mutmainne: Tam bir teslimiyetle Rabbine yönelmiş, huzurunu Onun rızasına uygun olarak yaşamakta bulmuş olan nefis. Bu tanıma uyanların, bu hitapla ölümleri sırasında karşılaşacakları anlaşılıyor.