Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1353, sondan 4884. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 118. ayetidir. Tevbe Suresi 118. ayetinin kelime sayisi 31, harf sayısı 126 ve toplam ebced değeri ise 12412 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وعلى الثلثة الذين خلفوا حتى اذا ضاقت عليهم الارض بما رحبت وضاقت عليهم انفسهم وظنوا ان لا ملجأ من الله الا اليه ثم تاب عليهم ليتوبوا ان الله هو التواب الرحيم
Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti.[264] Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.
Âyette sözü edilen üç kişi Medineli müslümanlardan Ka’b b. Malik, Hilâl b. Ümeyye ve Murâra b. Rabi’dir. Bunlar Tebük seferine katılmayıp geride kalmışlardı. Hz. Peygamber, Tebük’ten dönünce bunlarla konuşmamış, ashap da onlardan yüz çevirmişti. Bunların tövbelerinin kabul edildiği hükmü, öncekilerden elli gün sonra gerçekleşmişti.
Tebük Seferi’ne katılmamaktan ötürü pişmanlık duymakla beraber hemen özür dilemeyen ve tövbeye yönelmeyen üç kişiden söz edilmektedir. Rivayetlere göre bu üç kişi Kâ‘b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Mürâre b. Rebî‘dir. Hz. Peygamber seferden dönünce, sıhhî ve malî durumları elverişli olduğu halde sefere katılmayan ve hemen günahlarını itiraf edip tövbeye yönelmeyen bu üç kişinin yüzüne bakmadı. Müslümanlar da Resûlullah’a uyarak onlarla ilişkilerini dondurdular. 106. âyette kendilerinden, “Bir diğer grubun durumu ise Allah’ın hükmüne kalmıştır; ya onlara azap edecek veya tövbelerini kabul edecektir” diye söz edilen bu kişiler, yaklaşık elli gün süren çileli bir bekleyiş içine girdiler. Nihayet bu âyetin nâzil olmasıyla tövbelerinin samimi olduğu ve Allah tarafından kabul edildiği bildirilince yüzleri güldü; Resûlullah’ın ve müslümanların arasına döndüler, âdeta hayat onlar için yeniden başlamış oldu.
Âyetin “geriye bırakılan” diye çevirdiğimiz kısmını, “Tebük Seferi’nden geri kalanlar” şeklinde yorumlayanlar bulunmakla beraber, çoğu müfessirler 106. âyetle irtibatlandırarak buna “bağışlanmaları ertelenenler” mânasını vermişlerdir; olaya konu olan sahâbîlerden yapılan nakiller de bu anlamı desteklemektedir (Taberî, XI, 56-62; İbn Atıyye, III, 92-94).
Mehmet Okuyan
(Allah, Tebük Gazvesi’nden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etmişti). Yeryüzü (bütün) genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Allah’tan yine yalnızca Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra tevbe etmeleri (eski düzgün hallerine dönmeleri) için Allah onların tevbesini kabul etmiştir. Şüphesiz ki yalnızca Allah tevbeyi çok kabul edendir, çok merhametlidir.
Bu kişiler Tevbe 9:106’da işaret edilen “şair Ka‘b b. Mâlik ”, “hakkında [li‘an] ayeti inmiş olan Hilâl b. Ümeyye” ve “Mürâre b. er-Rabî‘” adlı üç kişidir. Bunların Tebük Gazvesi’ne gitmeyip geri bırakılanlar olduğuna değinilmektedir. Onları kimin geri bıraktığıyla ilgili olarak çevrelerindeki etkin bazı münafıkların buna sebep olduğu ifade edilebileceği gibi bu kişilerin savaş hazırlıkları bağlamında Hz. Muhammed’den izin aldıkları, bir süre gecikince de savaşa gidemedikleri için geri bırakıldıkları da belirtilmektedir. Tevbelerin kabul edilmesi, bunların kasıtlı bir geri kalış içerisine girmediği, şimdi bizim bilemediğimiz bir nedenle bu savaştan geri kaldıkları, ardından da bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kendilerine dar geldiği ifade edilmektedir (Semerkandî, [Bahru’l-‘Ulûm], II, 95-99; Taberî, [Câmi‘u’l-beyân], XI, 21-22, 57-62; Zemahşerî, [el-Keşşâf], II, 298, 307; Râzî, [Mefâtîhu’l-Ğayb], XVI, 191)
Benzer mesaj: Tevbe 9:25.
Bayraktar Bayraklı
Seferden geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkıştırmıştı. Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar. Sonra onlara yöneldi ki tövbe etsinler. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul eden ve rahmeti sınırsız olandır.
Ve geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı. Ve Allah'tan başka sığınılacak kimse olmadığını anladılar. Sonra Allah, tevbeye yöneldikleri için¹, tevbelerini kabul etti. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
1- Tevbe, pişmanlığın sözle ifadesi değil, yapılan hatadan pişman olmak ve ondan vazgeçmektir; hatayı düzeltmektir. Allah, yanlışlarını düzeltmek isteyenlere bu hakkı tanımıştır.
Ahmet Akgül
(Rahata ve menfaate meyletmeleri yüzünden cihaddan) Geri bırakılan (Sahabeden) o üç kişiye, olanca genişliğine rağmen yeryüzü dar gelmeye başlamış, vicdani (sorumluluk ve rahatsızlıkları) kendilerini sıktıkça sıkmış ve (artık) Allah'tan başka sığınacak hiçbir makam ve barınak olmadığını (iyice) anlamışlardı. Sonunda (hatalarını fark ve terk edip yeniden hayra ve hizmete) yönelmeleri için, Allah onların tevbelerini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, Esirgeyendir.
Geri kalan üç kişiye, yeryüzü o kadar genişken daraldıkça daralmış, gönülleri sıkıldıkça sıkılmıştı da sonucu Allah'tan, gene ancak Allah'a kaçılabileceğini anlamışlardı. Sonra Allah, onları da tövbeye muvaffak etmişti. Şüphe yok ki Allah bir mabuttur ki odur tövbeleri kabul eden rahim.
Mâlik oğlu Kâ'b, Rabi oğlu Mirâre, Ümeyye oğlu Hilâl, Tebük savaşına katılmamışlar, sonra pişman olup tövbe etmişlerdi.
Abdullah Parlıyan
Ve savaştan geriye kalan üç kişinin (ki onlar: Ka'b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye, Mürâre b. erRabî'dir.) de tevbesini kabul etti. Yeryüzü genişliğine rağmen, onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan, yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Bunun üzerine O da, yine merhametle o üç kişiye yöneldi ki, pişmanlık duyup tevbe etsinler; çünkü kendisine yürekten yönelen, sığınan herkesi, acımasıesirgemesiyle kuşatıp tevbeleri kabul eden, yalnızca Allah'tır.
Allah, savaşa giden orduya katılmayıp evlerinde kalan, tevbelerinin kabulü tehir edilen üç kişinin de tevbelerini kabul etti. Tehir sebebiyle yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Allah'ın azâbından kurtuluşun yolunun, yine Allah'a sığınmak olduğunu anlamışlardı. Sonra Allah onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da, tevbelerini, günah işlemekten vazgeçişlerini, kendisine itaate yönelişlerini kabul buyurdu. Allah, insanları tevbeye, itaate sevkeder, tevbeleri kabul eder ve engin merhamet sahibidir.
Savaştan geri kalan o üç kişinin de. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, kendi canları bile onları sıkmış ve Allah'tan yine O'na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (Allah'a) dönmeleri için tevbelerini kabul etti. Şüphesiz Allah tevbeleri çokça kabul eden, çok merhamet edendir.
(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
(Tebük savaşından) geri kalan üç kişiyi (Ensar'dan Kâb İbni Mâlik, Hilâl İbni Ümeyye, Mürare İbni Rebî'i) de Allah bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliği ile onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıkmıştı ve Allah'dan kurtuluşun ancak Allah'a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Bundan sonra Allah onları tevbekâr olmaya muvaffak kılıp tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edicidir, çok merhametlidir.
Allah geri bırakılan o üç kişiyi de affetti. Öyle ki; yer bütün genişliğiyle beraber onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı ve Allah’tan başka hiçbir sığınakları olmadığını anlamışlardı. Sonra Allah, onları affetti ki tövbe etsinler. Şüphesiz Allah, tevbeleri çokça kabul eden ve çok acıyandır.
Geri kalmış olanlardan, üç kişiye de bütün genişliğiyle yeryüzü onlara dar geldi, canları sıkıldı, Allaha karşı: «sığınak Allahtır ancak» dediler, tövbe etsinler diye Allah onları bağışladı, Allah bağışlayıcı, Allah yarlıgayıcı
(Savaştan) geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıkıştırmıştı. Böylece Allah'tan başka sığınacak hiçbir şey olmadığını anlamışlardı. Sonra eski (iyi) hallerine dönsünler diye (Allah) onların tevbelerini kabul etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul edendir ve merhameti bol olandır.
Cemal Külünkoğlu Tevbe Suresi 118. Ayet Açıklaması
Tebük Seferine ihmalcilik yüzünden katılamayan bu üç kişinin Ka’b bin Malik, Hilal bin Ümeyye ve Murara bin Rabi adlı sahabeler olduğu söylenir. Ka’b bin Malik, Bedir Savaşı dışında bütün savaşlara katılmış ve çok büyük kahramanlıklar göstermişti. Diğer ikisi ise Bedir Savaşı’nda cengâverce savaşan kahramanlardandı. Bunlar da herhangi bir mazeret bildirmeden, ihmalkârlıkları yüzünden Tebük Seferi’ne katılmamışlardı. Başta Hz. Peygamber olmak üzere seferden dönen bütün sahabeler kendilerine katılmayan bu üç kişiden yüz çevirmişti. Herhangi kötü bir niyetleri olmadan geri kaldıkları ve bir de pişmanlık duyarak tövbe ettikleri için Allah onları da bağışlamıştır.
Diyanet İşleri (Eski)
Bütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp, Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, savaştan geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O tevbeleri kabul eden, merhametli olandır.
Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.
Geride kalan o üç kişinin de (tevbesini kabul etti). Yeryüzü, tüm genişliğine rağmen onlara dar gelmişti. Bunalmışlardı. Sonunda, ALLAH'tan kaçamıyacaklarını anladılar. Bunun üzerine, yönelmeleri için O, onlara yöneldi. ALLAH yönelişleri Onaylayandır, Rahimdir.
Allah, haklarında hüküm beklenen o üç kişiyi de bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, vicdanları da kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah'dan kurtuluşun, ancak Allah'a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandır.
O üç kişiye de ki giri bırakılmışlardı, nihayet o derece bunalmışlardı ki Yer yüzü bütün genişliğile başlarına dar geldi vicdanları da kendilerini tazyık etti ve Allahdan yine Allaha sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar, evet, tam o vakıt tevbelerinin kabulile tekrar iltifat buyurdu ki o tevbekârlar miyanına rucu' etsinler, hakıkat, Allah, odur öyle tevvab, öyle rahîm
(Savaşdan) geri bırakılan (ve haklarındaki hüküm geciken) üç (kişin) in (tevbelerini de kabul etdi. Çünkü) yer yüzü bunca genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkdıkca sıkmışdı. Nihayet Allah (ın hışmın) dan yine Allahdan başka sığınacak hiç bir yer olmadığını anladılar (da bundan) sonra (Allah) onları da eski hallerine dönsünler diye, tevbeye muvaffak buyurdu. Şübhesiz ki Allah, (ancak) O, tevbeyi en çok kabul eden, hakkıyle esirgeyendir.
(Allah, seferden) geri bırakılan o üç kişinin de (tevbesini kabûl etti)!(1) Öyle ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmış ve Allah'(dan gelecek olan)a karşı yine O'ndan başka sığınacak hiçbir yer olmadığını anlamışlardı. Sonra (Allah) onları tevbeye muvaffak kıldı ki tevbe etsinler! Çünki, Tevvâb(tevbeleri çok kabûl eden), Rahîm (çok merhamet eden) ancak Allah'dır.
(1)Resûlullah Efendimiz (asm), Tebük Seferine iştirâk etmemiş olan seksen kişinin özürlerini kabûl edip, onlar için istiğfâr etmişti. Fakat Ka‘b bin Mâlik (ra), Mürâre bin Rabî (ra) ve Hilâl bin Ümeyye (ra)’ın açıkça i‘tirafda bulunmalarına rağmen, her birine: “Kalk, senin hakkında İlâhî bir hüküm sâdır oluncaya kadar bekle!” buyurmuş ve diğer Müslümanların da kendileriyle konuşmalarını yasaklamıştı. Böylece ızdırabla ve ağlamakla geçen elli günden sonra bu âyet-i kerîme nâzil olmuş, İlâhî affa nâil olmuşlardı. (İbn-i Kesîr, c. 2, 176)
İlyas Yorulmaz
İhtilaf eden üç gurubun (Allah tövbelerini de kabul etti). Savaş esnasında yeryüzü bütün genişliğine rağmen onların üzerine dar gelmişti ve canlar iyice daralmış, yalnızca Allah’dan başka sığınacak yer kalmadığını öğrenmişlerdi. Sonra Allah, onların içlerine düşen sıkıntıdan dolayı yaptıkları tövbelerini kabul etti. Muhakkak ki Allah tövbeleri kabul eden ve merhametli olandır.
Geri kalan üç kişiyi ise yeryüzü genişliği beraber onlara dar gelip [¹] gönülleri darlaşıncaya, Allah/ın hışmına karşı kerem ve affından başka sığınacak hiçbir yer olmadığını anlayıncaya kadar affetmedi. Sonra eski hallerine rücu etmeleri [²] için onları tövbeye muvaffak kıldı. Çünkü tevvap olan, rahîm olan, Allah/tır.
İsmail Hakkı İzmirli Tevbe Suresi 118. Ayet Açıklaması
[1] Çünkü bütün halk kendiliğinden yüz çevirmişlerdi. Hiçbir kimse görüşmüyordu.[2] Veya tövbeye devam etmeleri için tövbe etmeleriyle.
Kadri Çelik
(Allah savaştan) Geri bırakılan üç kişiye de (iltifatta bulundu). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş ve nefisleri (vicdanları) kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından), yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını iyice anlamış oldular. Sonra dönsünler diye (Allah) onlara iltifatta bulundu. Şüphesiz Allah, (evet işte) O tevbeleri çok kabul edendir, esirgeyendir.
Allah, hiçbir mâzeretleri olmadığı hâlde Tebük seferinden geri kalan, fakat haklarındaki karar bugüne kadar ertelenen(9. Tevbe: 106) Kâb bin Mâlik, Mürâre bin Rabî ve Hilâl bin Ümeyye adındaki üç kişinin de tövbelerini kabul edip onları bağışlamıştır. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen dünya başlarına dar gelmiş ve ruhlarını dayanılmaz sıkıntılar kaplamıştı. Zira Peygamberin boykot emriyle hiç kimse yüzlerine bakmıyor, en yakın dostları bile selâmlarını almıyordu. Doğup büyüdükleri şehirde yapayalnız kalmışlardı. Hiçbir yerde huzur bulamaz, hiçbir şeyden tat alamaz olmuşlardı. Pişmanlık ve vicdan azâbıyla içleri kan ağlıyordu. Böylece, Allah’ın gazâbından kurtulmak için, yine O’na sığınmaktan başka bir çare olmadığını anlamışlardı. Nihâyet, elli günlük çetin bir imtihânın ardından, Allah onların tövbesini kabul etti ki, kıyâmete kadar gelecek bütün tövbekârlar onları örnek alsınlar ve en zor, en çâresiz anlarda bile Allah’ın rahmetinden ümit kesmesinler, sabırla ve ısrarla Rab’lerine yönelip tövbe etsinler. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
Geri bırakılan üç kişiye de (tevbe kabul etti).
Sonunda canları sıkılıp bunaldılar; bütün genişliğine rağmen Yeryüzü onlara dar geldi.
İyice anladılar ki; O’na sığınma dışında Allah’tan sığınak yoktur.
Yine de onlara tevbe kabul etti; tevbe etsinler!
Allah, gerçekten Rahîm Tevvâb’tır.
Allah hükümleri ertelenen o üç kişinin de (tevbelerini kabul etti.)1 Çünkü onlar (o derece bunalmışlardı ki) yeryüzü bütün genişliğine rağmen başlarına dar gelmiş sıkıntıdan patlayacak gibi olmuşlardı. Sonunda Allah’a sığınmaktan başka bir çare olmadığını, anlamışlardı. Bunun üzerine Allah, tevbe etsinler diye onlara tevbe nasip etti. Gerçekten Allah tevbeleri çok kabul edendir, çok merhametli olandır.2
1 Bu üç kişi; Akabe biatine katılan Kâ’b b. Malik’le, Bedir ehlinden olan Murare b. Rebi’ ve Hilâl b. Ümeyye idi. Bunlar, tevbe etmişler, ancak ortaya bir mazeret koymamışlardı. Bu yüzden de 106. âyetle haklarında verilecek hüküm Allah’a bırakılmıştı. Âyetin bu bölümü; “Ve Allah, geri kalan üç kişinin de tevbelerini kabul etti.” şeklinde tercüme edilebilirse de yukarıdaki tercüme Kâ’b b. Malik (r.a)’in kendi rivâyetine uygun düştüğü için tercih edilmiştir.2 Tebük dönüşünde Hz. Peygamber, Müslümanlara sefere katılmayanlarla selamlarını dahi almamak üzere tüm ilişkilerini kesmelerini emretti. Hattâ kırk gün sonra, ailelerine de onlarla tüm ilişkilerini kesmelerini emretti. Bu kişiler Medîne’de çok kötü bir duruma düştüler. Elli günlük bir boykottan sonra, söz konusu üç kişinin affedildiklerini ilan eden bu âyet nâzil oldu. Bu olayın Kâ’b b. Malik’in ağzından anlatıldığı rivâyet için Bk. (Elmalılı, Buhârî, Müslim) İslâm âlimleri genellikle nasuh tevbeye, Kâ’b b. Malik ve iki arkadaşının tevbesini örnek göstermişlerdir. Tevbe esasen; bu âyette belirtildiği gibi olmalıdır. Yani kişi tevbe ederken günâhına üzüntüsünden dolayı Dünya başına dar gelmeli, nefsi kendisini sıkmalı ve her şeyden kesilip Allah’a samimiyetle yönelmelidir.
Muhammed Esed
Ve [yine acıyıp-esirgeyerek, inananların içinden] bozguncu telkinlere kapılan 155 o üç [grup insana] da teveccüh etti; o kadar ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara [çok] dar gelmeye başladı ve içleri daraldı da Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar; ve bunun üzerine O da yine merhametle onlara yöneldi, ki pişmanlık duyup tevbe etsinler: çünkü, (kendisine yürekten yönelen, sığınan herkesi) acıması-esirgemesiyle kuşatıp tevbeleri kabul eden yalnızca Allah'tır. 156
Ve bir de savaşa katılmayıp geride kalan üç kişinin de vicdanları onları öylesine sıkmıştı ki yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmişti ve Allah’a karşı yine Allah’tan başka bir sığınak olmadığını anladılar, sonra Allah’a tövbe ile yönelmelerinden dolayı Allah da tövbelerini kabul etti. Şüphesiz ki Allah, evet O’dur tövbeleri kabul eden ve merhamet eden. 9/81, 48/11, 3/135, 16/98, 18/27
Yine geri kalan üç kişiye de (Allah, şefkat ve merhametiyle yöneldi).[1549] O kadar ki, olanca genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, dahası vicdanları da kendilerini sıkıştırmıştı; sonunda Allah’tan yine Allah’a kaçıp sığınmaktan başka çare olmadığına kanaat getirdiler. Ardından O da onlara rahmetiyle yöneldi ki, onlar tevbe etmek için Kendisine dönsünler: İyi bilin ki Allah, evet yalnızca O’dur tevbeleri kabul eden, rahmetiyle muamele eden!
Mustafa İslamoğlu Tevbe Suresi 118. Ayet Açıklaması
[1549] Sûreye adını veren bu âyette atıf yapılan üç kişi Ka‘b b. Malik, Merare b. Rebi’ ve Hilal b. Ümeyye’dir. Bunların “üç kişi” değil de, 41. âyetten buraya kadar hikâyeleri anlatılan seferden geri kalan “üç gurup” olduğu düşünülebilirse de, 85, 87, 93 ve 94. âyetler buna engel teşkil etmektedir. Bir şair olan Ka‘b’ın başından geçenler özetle şöyle: Allah Rasûlü seferden dönünce ayağının tozuyla mescidde iki rekât namaz kıldıktan sonra Ka‘b’ı görüp neden katılmadığını sorar. Allah’ı aldatamayacağına inandığı için mazeretinin olmadığını, nefsine ağır geldiği için sefere katılmadığını söyler. Allah Rasûlü “Allah senin hakkında hüküm verinceye kadar bekle” der. O günden sonra iki arkadaşıyla birlikte tecrit olunurlar. Namazları Nebi’nin ardında kılar, selam verir, selamımı acaba alıyor mu diye Allah Rasûlü’nün dudaklarının kımıldayıp kımıldamadığına bakar. İçinden keşke kımıldasa diye dua eder. Tecrit daha da sıkılaşır. Ve bu durum tevbesi kabul oluncaya kadar sürer (Taberî). Tevbesine sadâkatin bir şahidi olarak malını tasadduk eder (Buhârî, Tefsir 75).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve üç kişiye de ki, onlar geri bırakılmışlardı, hattâ yeryüzü, genişliğiyle beraber onların üzerine dar gelmişti. Kalpleri kendilerine darlaş-ıştı ve Allah Teâlâ'ya sığınmadan başka O'ndan sığınacak bir şey bulunmadığını anladılar. Sonra onlara tevbekar olmaları için tevbe nâsip buyurdu. Şüphe yok ki Allah Teâlâ'dır tevbeleri en çok kabul eden, en çok merhametli olan ancak O'dur.
Allah, savaştan geri kalan ve haklarındaki hüküm ertelenen o üç kişinin de tövbelerini kabul buyurdu. Çünkü onlar öylesine bunaldılar ki dünya bütün genişliğine rağmen başlarına dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıktıkça sıktı. Nihayet, Allah'ın cezasından, yine Allah'ın kapısından başka sığınacak hiçbir yer olmadığnı anladılar da, bundan sonra, önceki iyi hallerine dönsünler diye, Allah onları tövbeye muvaffak kıldı. Çünkü Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri çok kabul eder, tövbe edenleri sever ve pek merhametlidir).
Bu üç halis Müslüman Kâ’b b. Malik, Hilal b. Ümeyye, ve Mürâre (r.anhüm) adlı sahabîlerdi. Güçlü bir şair olan Kâ’b’ın bu kıssayı uzunca anlatımı okunmaya değer. Hz. Kâ’b’ın bu anlatımı, başta Buharî’nin Sahîh’i olmak üzere birçok kaynakta bulunmaktadır. Bu üç zat gerçek Mümin olduklarından Hz. Peygamber bunları dışladı. Müslümanları onlarla konuşmaktan menetti. Elli gün süren, kendilerine ise ellibin sene gibi gelen, büyük bir imtihan geçirdiler. Sadakatlerini ispatladıklarından Allah da onların tövbelerini kabul etti.
Süleyman Ateş
Ve (seferden) geri bırakılan o üç kişinin de tevbesini kabul buyurdu. Bütün genişliğiyle beraber dünya başlarına dar gelmiş ve canları sıkıldıkça sıklmış ve Allah'tan, yine kendisine sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Allah onların tevbesini kabul buyurdu ki tevbe etsinler. Çünkü Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.
Savaştan geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, içleri iyice daralmıştı. Allah’tan kaçanın tek sığınağının yine Allah olduğunu da anlamışlardı. Tevbe etsinler diye Allah onların yüzüne baktı. Çünkü Allah tevbeleri kabul eder, ikramı da boldur.
Geri bırakılan üç (kişiyi) de... Bütün genişliğine rağmen yeryüzü kendilerine dar gelip, canları çıkacak gibi oldu. Allah'tan başka bir sığınak olmadığını anladılar. Tevbe ettikleri için Allah, onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz tevbeleri kabul eden ve merhamet eden O'dur.
Haklarındaki hüküm geri bırakılan üç kişiye de Allah tevbe nasip etti. Öyle ki, yeryüzü onca genişliğiyle beraber onlara dar gelmiş, gönülleri de daraldıkça daralmış, Allah'ın azabından kurtulmak için Ondan başka sığınılacak bir yer olmadığını anlamışlardı. Böylece Allah onlara, eski hallerine dönmeleri için tevbe nasip etti. Gerçekten de, Allah tevbeleri kabul eden pek geniş bir rahmet sahibidir.29
Geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah'ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz, Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır.