Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1287, sondan 4950. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 52. ayetidir. Tevbe Suresi 52. ayetinin kelime sayisi 22, harf sayısı 93 ve toplam ebced değeri ise 5315 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
قل هل تربصون بنا الا احدى الحسنيين ونحن نتربص بكم ان يصيبكم الله بعذاب من عنده او بايدينا فتربصوا انا معكم متربصون
Kul hel terabbesûne binâ illâ ihdâ-lhusneyeyn(i)(s) venahnu neterabbesu bikum en yusîbekumu(A)llâhu bi’ażâbin min ‘indihi ev bi-eydînâ(s) feterabbesû innâ me’akum muterabbisûn(e)
De ki: “Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.”
Bu âyetlerde ve ilerideki birçok âyette, münafıkların Resûlullah’ın Tebük Seferi ile ilgili kararı karşısındaki tavırlarına, onlardan bu sefere katılmamak için mazeret ileri sürenlerin ve bazı art niyetlerle sefere katılanların gerçek yüzlerine geniş bir biçimde temas edilmekte, kendilerini mümin olarak gösteren bu iki yüzlü insanlarla birlikte yaşamak zorunda kalan müslümanlar onlara karşı dikkatli ve uyanık olmaya çağrılmaktadır. Bu sûredeki ve özellikle bu âyetlerdeki ifadelerden anlaşıldığına göre hicretin 9. yılına gelindiğinde, artık münafıkların Hz. Peygamber’i ve müslümanları hafife alan ve yaptıkları her türlü çıkışa ve saygısızlığa katlanılması gerektiğini düşünen bir grup olmaktan uzaklaşıp, kendilerini de Medine toplumunun sadece hak sahibi değil aynı zamanda vecîbeleri olan bir öğesi olarak görmeye başladıkları anlaşılmaktadır. Zira Mekke’nin fethi ve İslâm davetinin yaygınlık kazanmasıyla Resûlullah’ın konumu oldukça güçlenmiş bulunuyordu. 43. âyetin “Allah seni affetti de” diye çevirdiğimiz ilk cümlesi genellikle “Allah seni affetsin” şeklinde bir dua cümlesi olarak düşünüldüğü için, bu hitaptan Hz. Peygamber’in günah işlemiş bir kimse olduğu anlamını çıkaranlar olmuşsa da İslâm âlimleri bunun isabetsizliğini birçok delille ortaya koymuşlardır. Hatta bazı müfessirler bu ifadenin Arap dilindeki bazı kullanımlarından hareketle yüceltme ve değer verme anlamı taşıdığını belirtmişlerdir (Râzî, XVI, 73). Fakat tercihe şayan görünen yorum, bu cümlenin, sefere katılmaktan muaf tutulmalarını isteyen kimselerin özürlerini insanî açıdan anlaşılabilir sebeplerle –Allah katında isabetli olmayan bir kararla– kabul etmesi yüzünden Resûlullah’ın ahlâken sorumlu tutulamayacağını bildiren bir bağışlama ifadesi olduğu yönündedir. Böyle bir bildirimin amacı öncelikle, Hz. Peygamber’i, söz konusu meselede fazlaca serbest davrandığı kaygısıyla kendini suçlamaktan kurtarmaktır (Esed, I, 362). Bazı müfessirler, bir taraftan 46. âyette münafıkların sefere katılmamalarının yine Allah’ın iradesiyle olduğunun belirtilmesi, diğer taraftan da onların sefere katılmamak için mazeretler uydurmaları yüzünden kınanmaları arasında uzlaştırıcı yorumlar yapmaya çalışmışlarsa da bu husus âyetin başındaki ifade ve müteakip âyetle birlikte değerlendirildiğinde fikrî insicamla ilgili bir sorun kalmamaktadır, şöyle ki: Eğer onlar savaşa çıkmak isteselerdi bu konuda hazırlık yapabilecek durumdaydılar, fakat böyle bir aktivite ortaya koymadılar, bu konudaki sorumluluk kendi tercihleriyle ilgilidir. Bununla birlikte Cenâb-ı Allah, şayet onlar savaşa katılmış olsalardı fitne ve fesat çıkararak müslümanlara zarar vereceklerini de biliyordu, 47. âyette bu husus hatırlatılarak onlar katılmadılar diye üzüntü duyulmasının yersiz olduğuna işaret edilmektedir. 46. âyette onların sefere çıkmasını Allah’ın istemediğinin belirtilmesini ise şöyle açıklamak mümkündür: Her konuda olduğu gibi bu konuda da Cenâb-ı Allah her şeye kadirdir, dileseydi onları –mesuliyetleri bâki kalmak üzere– sefere çıkmaya istekli kılabilirdi, fakat bunu müslümanlar için hayırlı görmedi. 46. âyette yer alan ve “oturun bakalım diğer oturanlarla beraber” şeklinde tercüme ettiğimiz ifadeyi, sefere çıkmamak üzere anlaşan münafıkların birbirlerine söylediği söz veya şeytanın vesvesesi şeklinde açıklayanların yanı sıra, Hz. Peygamber’in onlara izin verirken kullandığı bir cümle veya Allah’ın onlarla ilgili takdirinin ifadesi olarak yorumlayanlar da olmuştur (Râzî, XVI, 79-80). Son yoruma göre bu ifadede, izin isteyen münafıklar, sefere katılmak isteseler de buna gücü yetmeyenler grubuna dahil edilerek kendi iki yüzlülüklerini ayan beyan görmeye çağrılmış ve bizzat kendilerini aşağılamış olduklarına imada bulunulmuştur. İstediği halde mazereti bulunduğu için sefere katılamadığını açıklayan bir kimsenin böyle bir hitap karşısında durumunu gözden geçirmesi ve gerçekten mâzur olanlarla aynı durumda bulunmadığını görmesi halinde artık kendine saygı duyması mümkün değildir. 48. âyette münafıkların bu tutumlarını ilk defa sergilemedikleri, fakat ne yapsalar İslâm mesajının güçlenmesi ve yayılmasını engelleyemedikleri hatırlatılmıştır. Resûlullah’ın Medine’ye geldiği ilk günlerden itibaren münafıkların böyle bir tutum içine girdikleri bilinmektedir; dolayısıyla âyetin genel bir göndermede bulunduğu düşünülebilir (İbn Atıyye, III, 41). Bununla beraber tefsirlerde genellikle burada münafıkların Uhud Savaşı’ndaki hıyanetlerine gönderme yapıldığı belirtilmektedir (Taberî, X, 146-148; İbn Âşûr, VI, 219). Hemen Tebük Seferi öncesindeki günlerde münafıkların yaptıkları entrikalara işaret edildiği yorumu da yapılmıştır (Esed, I, 363). Tefsirlerde “Aman bana izin ver, başımı derde sokma!” tarzında bir ifade içeren 49. âyetin, münafıklardan belirli kişilerin –özellikle Bizans topraklarında sarışın kadınlarla karşılaşmanın sorunlara yol açması ihtimalini gündeme getiren– sözleri hakkında nâzil olduğuna dair rivayetler yer almaktadır (bk. Taberî, X, 148-149; İbn Atıyye, III, 42). “Başımı derde sokma!” diye tercüme edilen kısım “beni kınama” mânasıyla da açıklanmıştır (Buhârî, “Tefsîrü’l-Kur’ân” 9. sûre, giriş). 50-51. âyetlerde münafıkların Resûlullah’ın ve müslümanların başına gelen kötülüklerden büyük sevinç duyduklarına değinildikten ve müslümanlardan ilâhî takdir ve Allah’a tevekkül konusundaki anlayışlarını onlara karşı bir daha açıklamaları istendikten sonra; 52. âyette müslümanların başına gelecek durumların münafıkların düşündüğü gibi olmayacağına dikkat çekilmektedir. Müminlerin bu konudaki teslimiyetlerini ve inançlarının derinliğini göstermek üzere bu husus yine onların ağızlarından şöyle açıklanmaktadır: Sizin bizim hakkımızda beklediğiniz, her hâlükârda iki güzellikten biridir; yani ya Allah yolunda şehid olur, çok yüce bir mertebeye erişiriz, ya da savaşın sonunda sağ kalmışsak zafer sevincini yaşarız (Taberî, X, 150-151; İbn Atıyye, III, 43-44). Müslümanların, iki sonuçtan birinin zafer olacağını böyle emin bir şekilde ifade etmelerinin istenmesi, şehitlik mertebesi yanında dünya hayatını hiçe sayarak savaşan askerlerin oluşturduğu bir orduya Allah Teâlâ’nın mutlaka zafer nasip edeceğine işaret sayılabilir. Bu âyetteki, Allah’ın münafıklara kendi katından bir belâ göndereceğine ilişkin ifade, daha çok dünyada başlarına getirilecek bir felâket şeklinde açıklanmış (Taberî, X, 151; Zemahşerî, II, 156) olmakla beraber, burada âhiret azabına işaret edildiği de düşünülebilir (İbn Atıyye, III, 44). 53. âyette münafıkların ister yüce ahlâkî değerler uğruna yapılmış süsü vererek kendiliklerinden yaptıkları harcamalar olsun isterse toplumsal bir görevin ifası zımnında zorunlu olarak yaptıkları ödemeler olsun, bunların Allah katında bir değere sahip olmayacağı belirtilmiş, 54. Âyette de bunun gerekçesi açıklanmıştır: Çünkü onlar iman etmiş gibi görünmekle beraber gerçekte Allah’ı ve peygamberini tanımamaktadırlar; namaza sırf zevâhiri kurtarmak için gelirler ve yaptıkları harcamaları da gönülsüz yaparlar. Bu gerekçe 53. âyette yer alan “ister gönüllü harcayın ister gönülsüz” şeklindeki ifadeye de açıklık getirmekte ve bu ifadenin sadece mantıkî bir ihtimale veya dış görünüm itibariyle gönüllü izlenimi veren durumlara işaret amacı taşıdığı anlaşılmaktadır. Bir başka anlatımla 54. âyet inanç bakımından münafık olan kişiden hiçbir dinî konuda samimi davranış beklenemeyeceğine dikkat çekmektedir. Hal böyle olunca, onların geniş servet veya çok evlât sahibi olmaları, dolayısıyla bu güç sayesinde zaman zaman toplumda hayranlık uyandıran hayır severlik girişimlerinde bulunmaları imrenilecek bir durum olarak görülmemelidir. Zira bütün bunların Allah katında hiçbir değeri yoktur. İşte 55. âyet bu noktayla ilgili bir ikaz içermektedir. Âyetin sonundaki, “çünkü Allah onlara dünya hayatında bunlarla eziyet çektirmeyi (...) murad ediyor” ifadesi ise değişik şekillerde açıklanmıştır. Tâbiîn müfessirlerinden Katâde’ye göre burada şöyle bir mâna kastedilmektedir: O halde dünya hayatında onların malları da evlâtları da seni imrendirmesin; çünkü Allah onlara âhirette bunlar sebebiyle eziyet çektirmeyi murat ediyor. İbn Atıyye buradaki “onlarla” mânasına gelen zamirin sadece malları belirtmek üzere kullanılmış olduğu kanaatindedir (III, 45). Münafıkların servet ve evlât çokluğuyla övünmelerinin onlarda aşırı bir dünya hırsı meydana getirdiği ve bunlarda meydana gelen eksilmenin müthiş bir bunalıma yol açtığı, dolayısıyla Allah Teâlâ’nın onlara bu yolla büyük elem ve kederler yaşattığı yorumu da yapılmıştır. Özellikle çocuklarından bir kısmının zaman zaman nifak hastalığından sıyrılıp samimi müslüman olmalarının onlara büyük acı verdiğine dair olaylar bilinmektedir (İbn Âşûr, X, 228-229). Allah’ın, onların inkârcı olarak ölmelerini murat etmesi ise, –Kur’an’ın diğer âyetleri ışığında– onların iradelerini ve tercihlerini kötü istikamette kullanmış ve buna bağlı olarak o sonucu hak etmiş olmaları anlamındadır. 56-57. âyetlerden, münafıkların Medine toplumundaki güç ve etkilerinden çok şey kaybetmiş oldukları ve müslümanlara daha bir yakın görünme çabası içine girdikleri, bununla beraber yürekten inanmış müslümanların hayata ve ilâhî buyruğa –51 ve 52. âyetlerde tasvir edilen– bakışlarından hâlâ çok uzak oldukları anlaşılmaktadır.
Mehmet Okuyan
De ki: “Siz bizim için sadece iki güzellikten birini beklemektesiniz. Biz de Allah’ın ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap vermesini bekliyoruz. Bekleyin! Şüphesiz ki biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.”
Yüce Allah’ın münafıklara iletmek üzere Hz. Muhammed’e emrettiği bilgi, onların beklentisi bağlamında müslümanların karşılaşacağı iki akıbetten her birinin “güzellik” olduğudur. Münafıkların müslümanlarla ilgili beslediği duygu ve beklediği akıbet müslümanların ister galibiyetine, isterse mağlubiyetine yönelik olsun, Yüce Allah bu ikisinin de müslümanlar için yakın veya uzak vadede güzellik olduğunu haber vermektedir.
Bayraktar Bayraklı
De ki: “Bize ancak iki güzel şeyden birinin gelmesini mi bekliyorsunuz? Oysa biz, Allah'ın kendi katından veya bizim elimizle sizi azaba uğratmasını bekliyoruz. Öyle ise bekleyiniz, biz de doğrusu sizinle birlikte beklemekteyiz.”
De ki: “Bize iki güzellikten¹ birinin dışında başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Oysa biz, Allah'ın kendi katından veya bizim elimizle size bir azap gelmesini bekliyoruz. Öyleyse bekleyin. Doğrusu biz de sizinle beraber bekleyenlerdeniz.”
De ki: (Ey inkârcılar ve münafıklar!) “Siz (ancak) bizim başımıza (dünyada zafer ve saadet, ahirette ise cennet gibi) iki güzellikten birinin gelmesini gözleyebilirsiniz. Biz ise, Allah’ın Kendi katından veya bizim ellerimizle size bir azap indirmesini gözleyip beklemekteyiz. Öyle ise bekleyin bakalım, çünkü biz de sizinle beraber gözetleyip duruyoruz.”
De ki: Bizim ya gazi yahut şehit olmamızdan, o iki güzel akibetten birine uğramamızdan başka bir şey mi gözetmedesiniz? Ve biz de sizin ya Allah katından, yahut da bizim elimizle, bizim tarafımızdan bir azaba uğramanızı gözleyip beklemedeyiz. Haydi siz gözetleyedurun, biz de sizinle beraber gözetlemekteyiz.
De ki: “Bizim hakkımızda gözetleyip, bekleye durduğunuz, iki iyilikten başkası mıdır? Yani ya gazi oluruz, ya da şehid. Ama biz “Allah'ın size ya bizzat kendi tarafından veya bizim ellerimizle, bir azap ulaştırmasını gözlüyoruz. O halde siz de gözleyin ama bilin ki biz de sizinle birlikte gözleyeceğiz.”
“Siz, bizim için, ancak iki iyilikten, zafer veya şehadetten birini beklemektesiniz. Biz de, Allah'ın, ya kendi katından veya bizim ellerimizle size bir ceza vermesini bekliyoruz. Haydi bekleyin. Biz de sizinle beraber beklemekteyiz.” de.
De ki: "Siz bize iki iyilikten biri dışında bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? [5] Bizse Allah'ın ya kendi katından veya bizim ellerimizle sizi bir azaba uğratmasını bekliyoruz. Haydi bekleyin, biz de sizinle birlikte beklemekteyiz!"
5.Burada iki iyilikten amaç Allah yolunda şehitlik ve zafere ulaşmaktır. Yani Müslümanların kavuşacakları bu iyiliklerden ikisi de onlar hakkında hayırlıdır.
Ali Bulaç
De ki: 'Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azab dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz.
Münafıklara şöyle de: “- Siz bize, ancak iki güzelliğin (zafer ile şehitliğin) birini gözetleyip bekliyorsunuz. Biz ise, Allah'ın kendi tarafından veya bizim elimizle size bir azab indirmesini gözetliyoruz. Haydi bekleyin durun, biz de sizinle beraber gözetleyeciyiz. “
De ki: Siz, bizim için iki güzellikten (şehitlik ve gazilikten) başka bir şey beklemiyorsunuz herhalde! Biz de bekliyoruz ki Allah size bir azap versin, ya kendi katından veya bizim elimizle. Bekleyin! Biz de sizinle beraber bekleyenlerdeniz.”
Diyesin ki: «Sizler bize, iki iyilikten birini beklemiyor musunuz?», biz de sizin, ya Allah katından, ya da bizim elimizle, azaba ermenizi bekleriz, hele bekleyiniz, bizler de sizinle beklemekteyiz!
(Onlara) de ki: “Siz bizim için iki güzellikten (şehitlik veya zaferden) birinin dışında başka bir şey mi beklemektesiniz? Biz ise Allah'ın, ya (doğrudan doğruya) kendi tarafından veya bizim ellerimizle sizi cezalandırmasını bekliyoruz. Bekleyin bakalım (neler olacakmış), biz de (sizinle beraber akıbetinizin ne olacağını) bekliyoruz!”
Yani size göre biri (ölüm) kötü olabilir ama sizin, bizim için beklediklerinizin ikisi de bizim için güzeldir. Ölürsek şehit oluruz ki gideceğimiz yer gittiğimiz yerden çok daha güzeldir ve kalıcıdır, kalırsak gazi oluruz ki bu bizim için bir şereftir. Ama siz, bunların ikisinin de mutluluk olduğunu bilemezsiniz ve sadece geçici olanına sevinirsiniz.
Diyanet İşleri (Eski)
De ki: "Bize iki iyiden, gazilik ve şehidlikten başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Oysa biz Allah'ın kendi katından veya elimizle, sizi bir azaba uğratmasını bekliyoruz. Bekleyiniz, doğrusu biz de sizinle birlikte beklemekteyiz."
De ki: Siz bizim için ancak iki iyilikten birini beklemektesiniz. Biz de, Allah'ın, ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap vermesini bekliyoruz. Haydi bekleyin; şüphesiz biz de sizinle beraber beklemekteyiz.
De ki: "Biz sizin için, ALLAH'ın, ya kendi tarafından veya bizim elimizle sizi cezalandırmasını umarken siz bizim için ancak iki güzelden birini (gazilik veya şehitlik) umabilirsiniz. Umutla bekleyin, biz de umutla bekliyoruz.
De ki: "Siz bizde iki güzelliğin (Zafer veya şehitliğin) birinden başkasını mı gözetirsiniz? Biz ise size Allah'ın kendi katından veya bizim elimizle bir azap indirmesini gözetiyoruz. Haydi siz gözetedurun, biz de sizinle beraber gözetmekteyiz."
De ki: siz, bize ancak iki güzelliğin birini gözetebilirsiniz, biz ise size Allahın kendi tarafından veya bizim ellerimizle bir azâb indirmesini gözetiyoruz, onun için gözetin çünkü biz beraberinizde gözetiyoruz
De ki: «Siz bizde iki güzelliğin birinden başkasını mı gözetiyorsunuz? Halbuki biz Allahın size ya kendi katından, yahud bizim elimizle bir azâb getireceğini bekliyoruz. Haydi siz (bizim akıbetimizi) gözetleye durun, biz de sizinle beraber (kendi feci' akıbetlerinizi) bekleyiciyiz».
De ki: “(Siz) bizim için iki iyiliğin (zafer veya şehâdetin) birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Biz ise sizin için, Allah'ın ya kendi katından veya bizim ellerimizle size bir azab vermesini bekliyoruz. Öyleyse bekleyin, doğrusu biz de (Allah'ın size nasıl muâmele edeceğini görmek üzere) sizinle berâber bekleyicileriz!”
Deki “Siz bize Allah’dan iki güzellikten biri olanın, başımıza gelmesini mi bekliyorsunuz. Bizde, sizin başınıza gelecek azabın Allah’ın katından mı, yoksa bizim ellerimizle olacağını, beklemekteyiz. Siz bekleyip görün, bizde bekleyip göreceğiz.”
De ki sizin beklediğiniz ancak hakkımızda iki iyilikten [⁷] biridir. Biz de hakkınızda Allah/ın sizi, ya kendi tarafından veya bizim elimizle bir azaba duçar etmesini bekliyoruz. Haydi siz akıbetimizi bekleyiniz, biz de sizinle beraber akıbetinizi bekleyelim.
İsmail Hakkı İzmirli Tevbe Suresi 52. Ayet Açıklaması
[7] Fetih ile şehadet.
Kadri Çelik
De ki: “Siz bizim için iki güzellikten (şehitlik veya zaferden) birinin dışında bir şey mi beklemektesiniz? Oysa biz Allah'ın kendi katından veya elimizle, sizi bir azaba uğratmasını bekliyoruz. Bekleyiniz, doğrusu biz de sizinle birlikte bekleyenlerdeniz.”
Yine onlara de ki: “Bizim başımıza gelmesini umutla beklediğiniz, biri zafer kazanmak, diğeri de şehâdet şerbetini içmek olan iki iyilikten biri değil mi?İster Allah yolunda şehit olalım, ister zafer kazanalım, her iki hâlde de kazanan biz olmayacak mıyız? Madem bizim felakete uğramamızı bekliyorsunuz, biz de Allah’ın ya doğrudan doğruya kendi katından veya bizim elimizle sizi cezalandırmasını bekliyoruz. O hâlde, bekleyin bakalım neler olacakmış, biz de sizinle beraber bekliyoruz!”
De ki:
-“Bizimle ilgili sadece İki Güzelliğin birisini gözlüyorsunuz.
Biz de Allah’ın size kendi katından veya bizim ellerimizle bir azap isabet ettirmesini gözlüyoruz.
Artık gözleyin! Biz de sizinle birlikte gözlemekteyiz”.
(Bir de onlara): “Siz, bizim için (şehitlik veya gazilik gibi) iki güzellikten (şehitlik olan) birincisini beklersiniz.1 Biz ise sizin için; Allah’ın kendi katından veya bizim elimizle indireceği azabı bekliyoruz. Şimdilik bekleyin bakalım biz de sizinle beraber (başınıza gelecekleri) bekliyoruz.” de.
1 Yani sizin, bizim için beklediklerinizin ikisi de bizim için güzeldir. Ölürsek şehit, kalırsak gazi oluruz. Fakat siz, bunların ikisinin de bahtiyarlık olduğunu takdir edemezsiniz de birine üzülür ötekine sevinirsiniz.
Muhammed Esed
De ki: “Bize [olması mümkün] iyiler iyisi iki şeyden birisi değil de, ille de [kötü] bir şey olmasını mı umup gözlüyorsunuz? 74 Fakat, bilin ki, sizin kadar biz de gözlüyoruz, Allah'ın [ya] kendi katından 75 ya da bizim elimizle sizi bir azaba uğratmasını! O halde, umutla gözleyin; bilin ki, biz de sizinle birlikte gözleyeceğiz!”
De ki: – Bize iki güzellikten zafer veya şahadetten başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Oysa biz, sizin başınıza ya Allah’ın katından bir bela gelmesini veya bizim elimizle sizi cezalandırmasını bekliyoruz. Öyleyse bekleyin bakalım, biz de sizinle beraber bekleyip göreceğiz. 2/154, 3/169, 9/111, 22/58, 47/4
De ki: “Şu iki güzellik dururken, bizim için başka ne gözleyebilirsiniz ki? Bizim size ilişkin beklentimizse -O’nun katından ya da bizim elimizle- Allah’ın gazabına uğramanızdır. Artık bekleyin; bilin ki biz de sizinle birlikte bekliyoruz!”
De ki: «Siz bizim hakkımızda iki güzellikten birinden başkasını mı beklersiniz? Ve bizler ise size Cenâb-ı Hakk'ın katından veya bizim ellerimizle bir azabın isabetini bekliyoruz. Artık bekleyiniz. Biz de sizinle beraber bekleyicileriz.»
Münafıklara de ki: “Bizim hakkımızda bekleyip gözlediğiniz, iki güzel şeyden, yani zaferden veya şehid olmaktan başka bir şey midir? Biz ise Allah'ın, ya kendi tarafından veya bizim ellerimizle sizi azaba uğratmasını bekliyoruz. Bekleyin bakalım, biz de bekliyoruz!
De ki: "Bize yalnız iki iyilikten (ya gazilik veya şehidlikten) birini gözetmiyor musunuz? Ama biz, Allah'ın size ya kendi tarafından veya bizim ellerimizle bir azab ulaştırmasını gözetiyoruz. Haydi gözetin, biz de sizinle beraber gözetenleriz."
De ki “Bizim için iki iyilikten biri dışında bir beklentiniz mi var? Bu arada biz de ya kendi katından ya da bizim elimizle Allah’ın sizi cezalandırmasını bekliyoruz. Haydi, bekleyin; sizinle birlikte biz de bekliyoruz.”
De ki:-Bize iki iyiden başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Oysa biz, Allah'ın kendi katından veya bizim elimizle sizi bir azaba uğratmasını bekliyoruz. Bekleyin siz, biz de sizinle bekleyenleriz!
De ki: Bizim hakkımızda bekleyip durduğunuz şey, iki güzellikten(15) biridir. Sizin hakkınızda bizim beklediğimiz şey ise, Allah'ın size bir azap göndermesidir—ya kendi katından, ya da bizim elimizle. Siz bekleyedurun; sizinle beraber biz de bekliyoruz.
De ki: "Bizim için iki güzelliğin birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Biz de size Allah'ın, kendi katından veya bizim ellerimizle bir azap çarptırmasını bekliyoruz. Artık bekleyin, sizinle beraber biz de bekliyoruz."
eyit: “güyer misiz bize illā iki görklürekden birine daħı biz güyerüz size kim irüre size Tañrı 'aźāb ķatından yā bizüm elümüz-ile ya'nį depelemek. pes güyüñ bayıķ biz sizüñ-ile güyicilerüz.