Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1313, sondan 4924. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 78. ayetidir. Tevbe Suresi 78. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 47 ve toplam ebced değeri ise 2233 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
الم يعلموا ان الله يعلم سرهم ونجويهم وان الله علام الغيوب
Bu âyetlerden ilk ikisinin nüzûl sebebi olarak tefsirlerde genellikle yer alan olayların tarihî verilerle bağdaşmadığı görülmektedir (meselâ bk. Taberî, X, 188-191; Şevkânî, II, 439-440). Burada, kendisini ruhen eğitememiş, davranışlarını yönlendirmeye muktedir bir iman düzeyine erişememiş insanların sürekli yaşadıkları çelişkilere bir örnek verilmekte, âyetlerin bağlamı ve iniş zamanı bakımından bu örneklemeye en uygun düşen nifak zihniyetine ve münafıkların tutumlarına gönderme yapılmaktadır. Esasen geniş imkânlara kavuşunca bunları hayır yollarında kullanma ve başkalarına yardımcı olma özlemi taşımak dinen yerilen bir tutum değildir. Aksine Hz. Peygamber’in hadislerinde amellerin niyetlere bağlı olduğu (bk. Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 1), bir iyiliği gönlünden geçirdiği halde güç yetiremediği için bunu gerçekleştiremeyen kişinin bundan ötürü sevap kazanacağı bildirilmiştir (bk. Müslim, “Îmân”, 203-204, 206; Süyûtî, el-Eşbâh ve’n-nezâir fî kavâ‘idi ve furû‘ı fıkhi’ş-Şâfi‘iyye, s. 38-40). Fakat bu âyetlerde belirtildiği üzere bir kısım münafıkların yaptığı gibi, sırf kendi çıkarının söz konusu olduğu durumda Allah’a yönelen, üstelik –beklentisine kavuşursa bunları– hayır yolunda kullanacağına dair Allah’a söz veren, kendilerine ilâhî bir lutufta bulunulduğunda ise hemen cimrileşen ve yüz çeviren kimseler sorumluluk bilincini ve kendilerine olan saygıyı yitirmiş insanlardır; onların ne Allah’a ne kendilerine ne de başka insanlara karşı verdikleri söze güvenilir. 75. âyette bu karakterdeki insanların iyi kimselerden olma hedefi ve vaadini de kendilerine geniş imkânlar verilmesi şartına bağladıklarına değinilmesi insan psikolojisine ışık tutma açısından ilginçtir. Bulunduğu şartlar içinde sınava tâbi tutulduğunu göz ardı eden insanoğlu, zaman zaman kendi sınav ortamını kendisi düzenlemek istercesine iyi olmayı kendisine belirli imkânların sağlanması şartına bağlamaya çalışmakta, mevcut durumda olabileceğin en iyisini yapma irade ve çabasını ortaya koyamamış olmanın bahanelerini üretmekle vakit kaybetmektedir.77. âyette bu tip kişilerin yüreklerine nifakın yerleştirilmiş olduğu belirtilmekle beraber, yine âyetin açıklamasına göre bu tamamen onların kendi kusurları yani Allah’a verdikleri sözden caymaları ve yaptıkları yemini bozma bahanesi uydura uydura yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmeleri sebebiyledir. Bundan dolayı müfessirler bu âyetin tefsiri sırasında genellikle şu hadise yer verirler: Münafığın üç alâmeti vardır; konuştuğunda yalan söyler, vaad ettiğinde vaadinden döner, kendisine birşey emanet edildiğinde ona hıyanet eder (Buhârî, “Şehâdât”, 28; Müslim, “Îmân”, 107). Âyetin “kendi huzuruna çıkacakları güne kadar” diye mâna verilen kısmından maksadın kıyamet günü olduğu anlaşılmaktadır.
Mehmet Okuyan
(Münafıklar), Allah’ın, onların sırrını da fısıltılarını da bildiğini ve [gayb]ları (bilinemeyenleri) çok iyi bilen olduğunu (hâlâ) anlamadılar mı?
Benzer mesajlar: Mâide 5:109, 116; Sebe’ 34:48
İsteği, tercihi ve tavrı nifaktan yana olan bu kişilerin kararları onaylanmış ve ölüp gidecekleri yani Yüce Allah’ın huzuruna çıkacakları mahşer gününe kadar kalplerine nifak yerleştirilmiştir. Münafıkların nifakı ve nifaktaki kararlılıkları “sebep”, kalplerine Yüce Allah’ın bunu yerleştirmesi ise “sonuç”tur.
Bayraktar Bayraklı
Bilmediler mi ki Allah, onların sırlarını ve gizli konuşmalarını bilir ve Allah, gizlileri eksiksiz bilendir!
Onlar (münafıklar) bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır.
Hala da bilmezler mi ki Allah, şüphe yok ki onların gizlediklerini de bilir, fısıltıyla konuşup aralarında gizli kalan sözlerini de ve şüphe yok ki gizli şeyleri en iyi bilen, Allah'tır.
O münafıklar bilmiyorlar mı ki, onların bütün sırlarından, bütün gizli görüşmelerinden Allah'ın haberi var? Ve yine bilmiyorlar mı ki, Allah insan idrakini aşan şeyler hakkında da, eksiksiz bilgi sahibidir.
Allah'ın, onların sırlarını da ortalık bulandırmak için yaydıkları fısıltılarını da bileceğini; Allah'ın gayb âlemini, bütün bilinmeyenleri bildiğini halâ öğrenemediler mi?
(Münafıklar) bilmiyorlar mı ki, onların bütün sırlarından, (mü'minlerin aleyhine yaptıkları) bütün gizli görüşmelerinden Allah'ın haberi var? (Ve yine bilmiyorlar mı ki,) Allah, insan idrakini aşan, bilinmeyen ve görünmeyen şeyler hakkında eksiksiz bilgi sahibidir?
(Münafıklar) halâ bilmediler mi ki Allah, şübhesiz onların içlerinde gizlediklerini de, fısıltılarını da biliyor ve muhakkak ki Allah, gayıbları çok iyi bilendir.
(2)“Hiçbir şey O’ndan gizlenmesi kābil (mümkün) değildir. Perdesiz, güneşe karşı zemin yüzündeki eşyâ, güneşi görmemesi kābil olmadığı gibi, o Alîm-i zü’l-Celâl’in (sonsuz ilim ve Celâl sâhibi olan Allah’ın)nûr-ı ilmine karşı eşyânın gizlenmesi, bin derece daha gayr-ı kābildir, muhâldir (imkansızdır). Çünki huzur var. Yani herşey dâire-i nazarındadır (bakıyor) ve mukābildir (karşısındadır) ve dâire-i şuhûdundadır(görmektedir) ve herşeye nüfûzu var (ilmi herşeye işliyor). Şu câmid (ruhsuz) güneş, şu âciz insan, şu şuursuz röntgen şuâ‘ı gibi zînûrlar (nûrlu şeyler); hâdis(sonradan olma), nâkıs (noksan), ârız oldukları hâlde, onların nûrları, mukābilindeki herşeyi görüp nüfûz ederlerse (işlerlerse), elbette vâcib ve muhît (kuşatan) ve zâtî (kendine âid) olan nûr-ı ilm-i ezelîden(Allah’ın ezelî ilminin nûrundan) hiçbir şey gizlenemez ve hâricinde (dışında) kalamaz. (...) Mâdem şu kâinât sâhibinin böyle bir ilmi vardır; elbette insanları ve insanların amellerini görür ve insanlar neye lâyık ve müstehak olduklarını bilir, hikmet ve rahmetin muktezâsına (gereğine) göre onlarla muâmele eder ve edecek. Ey insan! Aklını başına al, dikkat et! Nasıl bir zât seni bilir ve bakar, bil ve ayıl!” (Mektûbât, 20. Mektûb, 73-75)
İlyas Yorulmaz
Onlar bilmiyorlar mı ki? Allah gizledikleri sırların tümünü ve gizli gizli bir araya gelip hazırladıkları komploların hepsini da biliyor. Şüphesiz Allah bilinmeyenleri en iyi bilendir.
İkiyüzlüler, Allah'ın onların gizli tuttuklarından ve fısıldattıklarından haberdar olduğunu ve Allah'ın görünmeyenleri çok iyi bilen olduğunu bilmiyorlar mıydı?
Bilmiyorlar mı ki, Allah, gizledikleri her şeyi, aralarında geçen tüm gizli konuşmaları ve plânladıkları bütün çirkin komploları bilmektedir ve tüm bunların ötesinde Allah, evrenin tüm gaybını en iyi bilendir? Sadakayı teşvik eden ayetler inince, varlıklı müminlerden biri gelip bol miktarda sadaka verdi. Münafıklar, “Şuna bakın, gösteriş yapıyor!” diyerek adamı kınadılar. Sonra fakir bir mümin geldi ve sadece bir ölçek hurma verdi. Bu defa münafıklar, “Allah’ın bunun bir ölçek hurmasına ihtiyacı yoktur!” diyerek onu kınadılar. Bunun üzerine, aşağıdaki ayet nazil oldu:
(O münâfıklar) Allah’ın onların sırlarını da fısıltılarını da bildiğini ve Allah’ın kimsenin kavrayamadığı şeyleri en iyi bilen olduğunu hâlâ öğrenemediler mi?
Bilmiyorlar mı ki, onların [bütün o] sırlarından, [bütün o] gizli görüşmelerinden Allah'ın haberi var? (Ve yine bilmiyorlar mı ki,) Allah, insan idrakini aşan şeyler hakkında eksiksiz bilgi sahibidir?
Oysa onlar, Allah’ın onların sırlarını ve gizli kapaklı toplantılarını bildiğini ve Allah’ın bütün gizli şeyleri bilen olduğunu bilmiyorlar mı? 2/77, 16/77, 18/26, 35/38
Bilmiyorlar mı ki Allah, onların sırlarından ve gizli görüşmelerinden çok iyi haberdardır; zira, iyi bilsinler ki Allah her tür gizliliği tüm ayrıntılarıyla bilir.