Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6103, sondan 134. ayet; 95. sure ve Tîn Suresinin 5. ayetidir. Tîn Suresi 5. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 18 ve toplam ebced değeri ise 1206 olarak hesaplanmıştır. Tîn Suresinin toplam ebced değeri 10232 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
“Sonra onu aşağıların aşağısına (esfel-i sâfilîn) indirdik” ifadesini müfessirler iki türlü yorumlamışlardır: a) İnsanın aşağıların aşağısına indirilmesi, onun bedensel ve zihinsel gelişmesini tamamladıktan sonra fizyolojik ve psikolojik olarak gerilemeye başlaması; algı, hâfıza ve düşünme kapasitesinin ve fonksiyonlarının gittikçe zayıflamasıdır. Nitekim başka âyet-i kerîmelerde bazı insanların güçlendikten sonra “erzel-i ömür” denilen ömrün en zayıf ve sıkıntılı çağına eriştirileceği ifade buyurulmuştur (bk. Hac 22:5). Yaşlanma, müminler için de inkârcılar için de geçerli olan kaçınılmaz bir durumdur. Buna göre 6. âyet, inanıp iyi işler yapan yaşlı kimselerin, itaatlerinden dolayı kesintisiz ödül alacaklarını, bedenen ve zihnen gerileseler bile mânen ilerleyeceklerini ifade eder. b) Bu ifade, yaratılış amacına uygun hareket etmeyip ahlâkî değerleri hiçe sayan ve en güzel biçimde yaratılmış olmanın şükrünü yerine getirmeyenlerin cehenneme indirileceğini gösterir. Bize göre “Sonra onu aşağıların aşağısına (esfel-i sâfilîn) indirdik” ifadesiyle şu gerçek ortaya konmaktadır: İman etmeyen ve sâlih amel (iyi, erdemli, dünya ve âhiret için yararlı işler) yapmayan kimseler, Allah Teâlâ’nın insana verdiği, onu yaratılmışların en mükemmeli kılabilecek imkânları verimli ve doğru bir şekilde kullanmadıkları veya kötüye kullanmış oldukları için, hayatın başlangıç noktasından ileriye doğru gitmek, kesintisiz gelişme ve ecir alma imkânından yararlanmak yerine geriye, insandan geri canlılar âlemine doğru gitmiş, alçalmış olacaklardır.
Sonra onu (kendi kıymetini bilmediği ve kabiliyetlerini körlettiği ve kirlettiği için) aşağıların aşağısına çevirip-itip bıraktık. (Veya, insanoğlunu) “esfeles safiline”(eğitilmek, yetiştirilmek ve imtihan edilmek üzere evrenin en aşağı tabakası olan yeryüzüne geri gönderip olgunlaşma fırsatı tanıdık.)
Aşağıların en aşağısı; kocalık, akıl azlığı, zayıflık, bunaklık diye tevil edilmiştir. Cehennem diyenler de vardır ki bu takdirde kafirler kastedilmededir, nitekim bundan sonraki ayetlerde, inananlar ve iyi işler yapanlar, bu hükümden istisna edilmiştir.
Abdullah Parlıyan
Ve sonra onu, ömrünün en verimsiz çağı olan ihtiyarlık ve zayıflığa sürükledik veya yapması gerekeni yapmamasından dolayı, aşağıların aşağısı olan ateşe attık veya hayvanların bile yapmadığı vahşilik, her türlü ahlaksızlık ve kötülüklerle varlıkların hepsine karşı zihnini ve cismini kötüye kullanmak suretiyle o kadar alçalttık ki, hiçbir yaratık bu dereceye düşemez.
Dahası ona, en düşük ahlâkî seviyeye inebilecek, sorumsuzluğun dibine vurabilecek hayat şartlarına hiç katlanamayacak, ömrünün en verimsiz en fena çağını yaşayabilecek zaafları da verdik.
“Kendisine verdiğimiz özgür irade ile onu, en düşük ahlâkî seviyeye inebilecek, sorumsuzluğun ve tutarsızlığın dibine vurabilecek, hayvanların bile yapmadığı vahşilik, her türlü ahlaksızlık ve fenalıklarla hem kendi cinsine hem de diğer varlıklara karşı zihnini ve cismini kötüye kullanmak suretiyle bayağılaştığı için Biz de onu alçalttık.”
1, 2, 3, 4, 5. İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.
Allah Teâlâ insanı ruh ve beden kabiliyetleri bakımından canlıların en mükemmeli kılmıştır. Sûrede «en güzel biçimde yarattık» ifadesi bu hususu belirtmektedir. İnsan serbest iradesi ile ya bu kabiliyetlerini güzel kullanarak «kâmil insan» olacak, yahut da aksi yönü tutarak şuurlu varlıkların ve canlıların en aşağı mertebesinde yer alacaktır.
(2)“İnsan ahsen-i takvîmde (en güzel sûrette) yaratıldığı ve ona gāyet câmi‘ bir isti‘dad (kābiliyet)verildiği için, esfel-i sâfilînden tâ a‘lâ-yı illiyyîne, ferşten (yerden) tâ arşa, zerreden tâ şemse (güneşe) kadar dizilmiş olan makāmâta, merâtibe, derecâta, derekâta (makamlara, mertebelere) girebilir ve düşebilir bir meydân-ı imtihâna atılmış, nihâyetsiz sukūt ve suûda (düşüş ve yükselişe) giden iki yol onun önünde açılmış bir mu‘cize-i kudret ve netîce-i hılkat (yaratılışın netîcesi) ve a‘cûbe-i san‘at (şaşılacak bir san‘at) olarak şu dünyaya gönderilmiştir.” (Sözler, 23. Söz, 108)
İlyas Yorulmaz
Sonra (yaptıklarından dolayı) onu, aşağıların en aşağısına döndürdük.
Fakat insan, vahiyden uzaklaşarak kendi asli/olumlu kişiliğini saptırıp yozlaştırınca, —geçerli kıldığımız kanunlar gereğince— onu varlık mertebelerinin en dibine yuvarlayarak aşağıların aşağısına çeviririz. Kur’an’dan yüz çevirerek şeytanın boyunduruğu altına giren insan, vahşî hayvanlardan daha da canavarlaşır. İşte, Allah’ın yol göstericiliğinden yüz çeviren insanoğlu, bu derece alçalır.
1 Yani, bir zaman sonra, “o en güzel biçimde yaratılan insanı” aşağıların en aşağısına çevirip döndürdük. Yahut “Sefillerin en sefili yaptık.” Yahut “o güzel biçimden döndürüp de maddî ve manevî olarak kötülenmiş en sefil bir halde cehenneme veya cehennemin en aşağı tabakasına doğru ittik.” Temizlik yerine eğrilik, güzellik yerine çirkinlik, sıhhat yerine hastalık, gençlik yerine ihtiyarlık, akıl ve bilgi yerine bunaklık ve cahillik, çalışma ve gayret yerine tembellik, bolluk yerine darlık, güçlük yerine zelillik dönemine, ondan hayata karşılık ölüme, çürüyüp kokmaya, ondan kıyamette, dünyaya karşılık cehenneme veya cehennemin en alt tabakasına doğru ittik. (Elmalılı)2 Esasen 5. ve 6. ayetlerin anlamı, istisnadan dolayı beraber düşünülmesi gerekir. Bu durumda iki ayetin toplu manası: “Şüphesiz kendilerine hesapsız bir mükâfat verilecek olan, (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar dışındaki (kâfir)leri de aşağıların en aşağısı kıldık.” şeklinde olur. Bu durumdan ise, insanlardan iman etmeyenlerin iradesine ve yaşayışına bir müdahale anlaşılamaz. İmansızlıklarından dolayı “aşağıların en aşağısı” kılındıkları anlaşılır. Zaten bu kimselerin hayatlarına ve yaşayışlarına bakılırsa bu iki ayetin tezahürü açıkça görülür.
[5796] Veya klasik yoruma dayanarak: “Onu aşağıların en aşağısına indirmişizdir.” Bu tercihe göre, “aşağıların aşağısı” ya cehennem ya da yaşlılıkla gelen düşkünlük ve bunamadır. Tercihimizin zımnî açılımı şudur: Biz insanı potansiyel olarak çok üstün vasıflarla donattık ve onları kullandığında mahlukatın zirvesi olabilecek yetenekte yarattık; fakat bu yüce makama kendi gayret ve çabasıyla tırmanması için onu tekâmül yolculuğunun başladığı noktaya koyduk ve ona “haydi, mâ hulika leh’in olan yaratılışının kıvamını bulmak için Allah’ın verdiği akılla öğren ve kendi gayretinle tekâmül yolculuğuna çık!” dedik. İlk inen ‘Alak 1-5. âyetler de bu hakikati ifade eder. Kur’an’ın insana dair üslubu ve hassaten bir sonraki âyet tercihimizi teyit eder. Sufl, “yüceliş” mânasındaki ‘uluvvun karşıtıdır. İnsanın yolculuğu maddî ve yatay değil, mânevî ve dikeydir. Dolayısıyla esfele sâfilîn, yolculuğun en başındaki noktayı ifade eder. Bunların dışında tercihimizi teyit eden dört unsur şudur: Takvîmin tedric ifade etmesi, kullanılan edatın ilâ değil fî olması, fiilin irtidat değil riddet olması ve en önemlisi riddetin insana değil de Allah’a isnat edilmesi.
Çevirimizin gerekçesi budur. Klasik yoruma göre buradaki illâ “ancak…müstesna” anlamına gelir.