Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1760, sondan 4477. ayet; 14. sure ve İbrahim Suresinin 10. ayetidir. İbrahim Suresi 10. ayetinin kelime sayisi 33, harf sayısı 142 ve toplam ebced değeri ise 11012 olarak hesaplanmıştır. İbrahim Suresinin toplam ebced değeri 263593 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (26) ل (14) ر (7) bulunuyor.
Arapça Metin
قالت رسلهم افي الله شك فاطر السموات والارض يدعوكم ليغفر لكم من ذنوبكم ويؤخركم الى اجل مسمى قالوا ان انتم الا بشر مثلنا تريدون ان تصدونا عما كان يعبد اباؤنا فأتونا بسلطان مبين
Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin” dediler.
Diyanet İşleri (Yeni) İbrahim Suresi 10. Ayet Tefsiri
Peygamberler, Allah’ın varlığını, birliğini ıspatlayacak bunca aklî delil varken insanların bu konuda şüpheye düşmelerinin yersiz ve anlamsız olduğunu vurgulamışlar, bu davranışı sergileyen inkârcıları kınamışlar, hakkı inkâr edenlerin bu dünyada başlarına gelmesi mukadder olan felâketlere işaret ederek Allah’ın, onları bağışlayıp helâk olmaktan kurtulacakları bir yola davet ettiğini, bu yolda yürüyebilmek için kendilerine gerekli süreyi verdiğini ifade etmişlerdir. Ancak inkârcılar Allah’ın insanla iletişim kurup ona vahiy göndereceğine inanmadıkları için peygamberlerin bu çağrısına kulak vermemişler; onlardan insan gücünün üstünde bir delil yani mûcize getirmelerini istemişlerdir. Oysa insan olmak peygamberliğe engel değildir; nitekim insanlığa gönderilmiş olan peygamberlerin tamamı insandır (Nahl 16:43; Enbiyâ 21:7). Peygamberler buna işaret ettikten sonra bu görevin kime verileceği konusunun Allah’ın iradesine ve tercihine bağlı olduğunu, bunu kullarından dilediğine lutfettiğini, Allah’ın izni olmadan peygamberin herhangi bir mûcize getirmesinin mümkün olmadığını ifade etmişler, gerçeği bulup onunla aydınlanmak isteyen müminlerin mûcizelere değil Allah’a ve O’nun gönderdiği mesaja dayanıp güvenmelerini tavsiye etmişlerdir.
Mehmet Okuyan
Elçileri şöyle demişti: “Gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Oysa) O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi belirlenmiş bir vakte kadar ertelemek için sizi (gerçeğe) çağırıyor.” Onlar da şöyle demişlerdi: “Siz de ancak bizim gibi bir insansınız. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. (Öyleyse) bize apaçık bir delil getirin!”
Benzer mesajlar: En‘âm 6:14; Yûsuf 12:101; Fâtır 35:1; Zümer 39:46; Şûrâ 42:11.,İnkarcıların bir insan olan peygamberle alay edişleriyle ilgili bkz. Hûd 11:27; İbrâhîm 14:10-11; İsrâ 17:94; Enbiyâ 21:3, 36; Mü’minûn 23:24, 33-34, 47; Furkân 25:41; Şu‘arâ 26:154, 186; Yâsîn 36:15; Sâd 38:8; Kamer 54:24-25; Teğâbun 64:6.,Taklitçilik her zaman aynı şekilde varlığını devam ettirmekte, yeni şeyler söyleyenler daima aynı tepkiyle karşılaşmaktadır. Peygamberlere hitaben alaycılık içerisinde bulunan taklitçilerin izinden gidenlerin bugün bundan farklı bir durumda oldukları söylenemez.
Bayraktar Bayraklı
Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüpheniz mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve belirli bir vakte kadar tehir edip yaşatmak için sizi çağırıyor.” Onlar dediler ki: “Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Siz, bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, bu iddianız konusunda apaçık bir delil getiriniz!”
Resulleri dedi ki: “Göklere ve yere belli bir fıtrat veren¹, sizi, suçlarınızı bağışlamak için çağıran ve belirlenmiş bir ecele² kadar sizi erteleyen Allah hakkında mı kuşkudasınız?” Dediler: “Siz de ancak bizim gibi sadece bir beşersiniz.³ Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi çevirmek istiyorsunuz. Öyleyse açık bir sultan⁴ getirin!”
1- İşleyiş yasalarını koyan. Ayette geçen “fatira” sözcüğüne “yarattı” anlamını vermek sözcüğün doğru anlamını ifade etmemektedir. Sözcüğün doğru anlamı; yaratılan şeylere, yaradılış ve işleyiş yasalarını koymaktır. 2- Belirlenmiş süre. 3- Hiçbir ilahi özelliği olmayan sıradan bir insansınız. 4 - Yetki belgesi, görev pusulası.
Ahmet Akgül
Resulleri dedi ki: "(Varlığı ve harika yaratışları açık olan Yüce) Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz) ? O, gökleri ve yeri (ve aralarındaki her şeyi) yaratandır; O sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir." (Hâlâ akıl edip inanmıyor musunuz?) Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz (herhalde) bizi, babalarımızın taptıklarından (tutageldikleri yoldan) çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin."
Peygamberleri, Allah'tan şüphe edilir mi dediler, gökleri ve yeryüzünü yaratandır o; suçlarınızı örtmek ve muayyen vakte dek size mühlet vermek için çağırmada sizi. Siz de dediler, bizim gibi insansanız ancak; bizi atalarımızın taptıklarından vazgeçirmek istiyorsunuz, öyleyse apaçık bir delil gösterin bize.
Peygamberleri onlara: “Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın varlığı ve birliği hakkında şüphe ediyorsunuz haa…” dediler. “Sizi geçmişteki günahlarınızdan dolayı, bağışlamak ve size belirlediği süre bitinceye kadar mühlet vermek üzere, doğru yola çağıran O'dur.” Ama onlar: “Sizler, bizim gibi ölümlü insanlardan başka kimseler değilsiniz” diye cevap verdiler. “Bizi atalarımızın tapınageldiği şeylerden uzaklaştırmak istiyorsunuz. Madem öyle, o zaman Allah'ın elçileri olduğunuza dair, açık bir delil getirin bize!”
Onlara gelen Rasuller:
“Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında bir şüpheniz mi var? Halbuki, günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak, belli bir süreye, ömürlerinizin sonuna kadar size vâde tanımak için sizi kendisine kulluğa, imana, ibadete, itaate davet ediyor.” dediler. Onlarsa:
“Siz sadece bizim gibi bir insansınız. Siz, bizi, atalarımızın tapmış olduğu şeylerden alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse, bize açık bir ferman getirin.” dediler.
Peygamberleri dediler ki: "Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamak ve size belirli bir süreye kadar mühlet vermek için sizi davet eden Allah hakkında şüphe olur mu?." Dediler ki: "Siz de bizim gibi birer insandan başka bir şey değilsiniz. Bizi atalarımızın tapmakta olduklarından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getirin."
Resulleri dedi ki: 'Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet ediyor ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor.' Dediler ki: 'Siz, benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin.'
Peygamberleri de (onlara) şöyle demişti: “- Hiç gökleri ve yeri yaratan Allah'ın birliğinde şüphe edilir mi? O, günahlarınızı bağışlamak için sizi hak dine çağırıyor ve belirli bir vakte kadar size müsaade ediyor.” Onlar da (Peygamberlerine) dediler ki: “- Siz de bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızın taptıkları şeylerden (putlardan) çevirmek istiyorsunuz. O halde, doğruluğunu isbat eder açık bir delil bize getirin.”
Peygamberleri: “Gökleri ve yeri var edip açan Allah hakkında şüphe mi olur? O Allah, günahlarınızdan bir kısmını bağışlayarak sizi belli bir süreye kadar (dünyada) bırakmak için, size çağrıda bulunuyor” dediler. Onlar ise: “Sizler, bizim gibi insan olmaktan başka bir şey değilsiniz. Babalarımızın etmiş oldukları ibadetten bizi alıkoymak istiyorsunuz. Gücünüz varsa, bize apaçık bir delil getirin.” dediler.
Onlara peygamberleri dedi ki: «Gökleri, yeri yaratmış olan Allah hakkında şüphe var mıdır? Günahlarını bağışlamakçin sizi çağırır, adanmış olan bir vakte değin sizi bırakır»; dediler ki «Siz ancak bizim gibi bir insansınız, atalarımızı taptıklarından, bize yüz çevirtmek istiyorsunuz, bize açık bir tanıkla geliniz!»
Resulleri (onlara) dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah(‘ın yasaları, adaleti, kudreti) hakkında şüphe mi ediyorsunuz? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi (helâk olmaktan kurtarıp) belli bir zamana kadar yaşatmak için (imana) çağırıyor.” Onlar da: “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize (Allah'ın elçileri olduğunuza dair) apaçık bir delil getirin” dediler.
Cemal Külünkoğlu İbrahim Suresi 10. Ayet Açıklaması
Bkz. 11:3Kur’an’da anlatılan peygamberlerin hayat hikâyelerinde en çok karşılaştığımız ifade; “atalar dini” dir. İnsanlar atalarından devraldıkları gelenek haline dönüşmüş, kalıplaşmış dini araştırmadan, sorgulamadan ve akıl yürütmeden kabul etmişler, Allah’a ve elçilerine karşı gelmek pahasına da olsa bu dinlerinden kopamamışlar, alışılmış tarihi düşünce kalıplarıyla kendi inandıkları dışındaki tutum ve anlayışları reddetmişlerdir. “Onlara: “Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) ve Resul'(ün size tebliğ ettiği şeyler)e gelin” denildiği zaman (onlar): “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter” derler.” (Mâide 5:104)
Diyanet İşleri (Eski)
Onların peygamberleri: "Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz?" dediler. Onlar da: "Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz" dediler.
Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor. Onlar dediler ki: Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir delil getirin!
Onlar kendilerine bildirilen bunca açık delillere, hüccetlere ve mucizelere kani olmayarak inatları yüzünden daha başka mucizeler, hatta kendilerini kahredecek felâketler istiyorlar ve mucizelerle adeta eğleniyorlardı.
Edip Yüksel
Elçileri: "Gökleri ve yeri yarıp yaratan ALLAH'tan mı kuşkulanıyorsunuz? Günahlarınızı bağışlamak için sizi çağırıyor ve size belli bir süre tanıyor," dediler. Onlar da, "Siz, ancak bizim gibi insanlarsınız, atalarımızın tapmakta olduğu şeyden bizi çevirmek istiyorsunuz. Bize açık bir yetki belgesi getiriniz," dediler.
Peygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan, Allah hakkında da şüphe mi var? O, sizi günahlarınızı bağışlamak için çağırıyor ve belirlenmiş bir süreye kadar size müsade ediyor." Onlar da: "Siz sadece bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızıntaptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin!" dediler.
Resulleri hiç, dediler: Gökleri ve Yeri yaradan Allahda şekk edilir mi? O, sizi günahlarınızı mağrifet etmek için çağırıyor ve müsemmâ bir ecele kadar size müsaade ediyor, siz, dediler bizim gibi bir beşersiniz, bizi babalarımızın taptıklarından çevirmek istiyorsunuz, o halde bize sultası açık bir bürhan getiriniz
Peygamberleri de şöyle demişdi: «Gökleri ve yeri yaratan, sizi günâhlarınızdan yarlığamak, size muayyen bir vaktâ kadar meydan vermek için (hak dîne) da'vet etmekde olan Allah hakkında mı bir şek»? Onlar da: «Siz de bizim gibi beşerden başka (bir şey) değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir hüccet getirin» demişlerdi.
Peygamberleri dediler ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şübhe olur mu?(1) (O,) günahlarınızın bir kısmını(2) sizin için bağışlamak ve sizi(n ecelinizi) belirli bir vakte kadar ertelemek için sizi (îmâna) da'vet ediyor (tâ o vakte kadar size mühlet veriyor).” (Onlar) dediler ki: “Siz de ancak bizim gibi bir insansınız. Bizi atalarımızın tapmakta olduklarından men' etmek istiyorsunuz; öyle ise bize apaçık bir mu'cize getirin!”
Hayrat Neşriyat İbrahim Suresi 10. Ayet Açıklaması
(1)“Şu âyet-i kerîme, istifhâm-ı inkârî (olumsuz soru) ile ‘Cenâb-ı Hakk hakkında şek (şübhe)olmaz ve olmamalı!’ demekle, vücûd ve vahdâniyet-i İlâhîye (Allah’ın varlık ve birliği), bedâhet derecesinde (apaçık) olduğunu gösteriyor.” (Lem‘alar, 23. Lem‘a 185)“Mâdem şu kâinât ve mevcûdât var ve içinde ef‘âl (fiiller) ve îcad (vücud verme) var. Hem mâdem muntazam (intizamlı) bir fiil, fâilsiz (onu yapan olmadan) olmaz. Ma‘nîdar bir kitab, kâtibsiz olmaz. San‘atlı bir nakış, nakkaşsız olmaz. Elbette şu kâinâtı dolduran ef‘âl-i hakîmânenin (hikmetli işlerin) bir fâili(yapanı) ve yeryüzünün mevsim be mevsim tâzelenen hayretfezâ (hayreti arttıran) nukuşlarının(nakışlarının), ma‘nîdar mektûbâtının (ma‘nâlı mektublarının) bir kâtibi, bir nakkāşı vardır.” (Sözler, 31. Söz, 243)Allah’ın varlığının isbâtı için, bakınız; (Asâ-yı Mûsâ, 11. Hüccet-i Îmâniye, 191; Tılsımlar, 22. Söz, 45; Lem‘alar, 23. Lem‘a, 185; Mektûbât, 33. Mektûb, 310; Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 93; Mesnevî-i Nûriye, Nokta Risâlesi, 219)(2)Burada geçen “günahlarınızın bir kısmını” ifâdesi, kul haklarının değil, sâdece Allah’a karşı işlenen günahların affedileceğine işârettir. (Beyzâvî, c. 1, 514)
İlyas Yorulmaz
Elçilerde onlara “Göklerin ve yerin yaratıcısı Allah hakkında şüpheye mi düşüyorsunuz? Hâlbuki Allah sizin hatalarınızı bağışlamak ve belli bir zamana kadar da size vereceği cezaları ertelemek istiyor” demişler. Onlarda “Sizde bizim gibi bir insansınız. Siz bizi atalarımızın ibadet ettiklerinden vaz geçirmek istiyorsunuz. O zaman bize apaçık güçlü deliller getirin” demişlerdi.
Onların peygamberleri «— Allah/ta şüpheniz var mı? O, gökleri, yeri yaratandır. Günahlarınızı yarlıgamak (bağışlamak), sizi muayyen bir vakte kadar bırakmak için imana dâvet ediyor, demişlerdi. Onlar ise «— Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Babalarımızın taptıkları şeylerden bizi alıkoymak istiyorsunuz, öyle ise bize apaşikâr bir burhan getirin» demişlerdi.
Peygamberleri dedi ki: “Allah hakkında mı şüphe (etmektesiniz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir.” Dediler ki: “Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın tapmakta olduklarından çevirip engellemek istemektesiniz, öyleyse bize apaçık olan ispatlayıcı bir delil getirin.”
Peygamberleri onlara, “Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın Rab ve ilah olarak varlığı, birliği, sonsuz ilim, kudret, merhamet ve adâletihakkında mı şüphe ediyorsunuz?” dediler, “Hâlbuki O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi helâk olmaktan kurtarıp belirli bir vakte kadar yaşatmak için dosdoğru bir inanç sistemine çağırıyor.” Buna karşılık inkârcılar, “İyi de, siz de ancak bizim gibi ölümlü birer insansınız. Bizi, atalarımızın geçmişten beri kulluk ettiği tanrılara tapmaktan vazgeçirmek ve onların bize miras bıraktığı töre, gelenek, inanç ve ideolojilerden koparmak istiyorsunuz. Madem Allah tarafından gönderildiğinizi iddia ediyorsunuz, o hâlde bize bunu ispat edecek apaçık bir delil getirin!”
Onların rasûlleri dedi ki:
-“Yer’i ve Gökler’i yoktan ilk yaratan Allah hakkında mı şüphe?
Sizi çağırıyor; sizin için günahlarınızı bağışlasın, sizi belirli bir süre ertelesin!”.
(Onlar da):
-“Siz bizim gibi ancak bir beşersiniz.
Babalarımızın kulluk ettiğinden bizi çevirmek istiyorsunuz.
Bize açık bir sültan / delil getirin!” dediler.
Peygamberleri de onlara: “Gökleri ve yeri yaratan, günâhlarınızı bağışlamak için (sizi hakka) davet eden ve size belirlediği süreye kadar ömür veren Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)?” dediler. O (kâfirler de Peygamberlerine): “Siz de ancak bizim gibi birer beşersiniz. (Eğer) siz, bizi babalarımızın taptığı putlara tapmaktan çevirmek istiyorsanız,1 o zaman bize açık bir delil getirin (bakalım).” dediler.
1 Yani biz atalar dinine inanıyoruz, atalarımız bizim rablerimiz ve putlarımızdır...
Muhammed Esed
Bu toplumlara gönderilen elçiler: 12 “Hiç, göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah[ın varlığından, birliğinden] şüphe edilebilir mi?” dediler, “Sizi [geçmişteki] günahlarınızdan ötürü bağışlamak ve size [belirlediği] bir süre [bitince]ye kadar 13 mühlet vermek üzere (doğru yola) çağıran O'dur! [Ama] onlar: “Sizler bizim gibi ölümlü insanlardan başka kimseler değilsiniz!” diye cevap verdiler, “Bizi, atalarımızın tapınageldiği şeylerden uzaklaştırmak istiyorsunuz; madem öyle, o zaman [Allah'ın elçileri olduğunuza dair] açık bir delil getirin bize!”
Elçiler de: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı şüpheniz var?1 Oysaki O, günahlarınızı bağışlayıp böylece belirlenmiş süreye kadar helakınızı ertelemek için sizi çağırıyor.” dediler.2 Onlar da: “Siz de, sadece bizim gibi birer beşersiniz;3 siz bizi babalarımızın öteden beri kulluk ettiklerinden alıkoymak istiyorsunuz.4 Öyleyse bize apaçık bir delil/mucize getirmelisiniz!” dediler.5, 114/19, 39/5, 44/38-39, 46/3, 218/58-59, 35/45, 318/110, 41/6, 42/170, 23/24, 31/21, 38/7, 513/7-27, 20/133-134, 29/50-51, 40/78
Elçileri onlara “Gökleri ve yeri var eden Allah hakkında kuşku ha?” dediler; “O sizi günahlarınızdan arındırıp bağışlamaya ve sizin (hak ettiğiniz cezayı) belirli bir süreye kadar erteleyerek, sizleri (tevbe etmeye) çağırıyor.” Onlar şöyle cevapladılar: “Siz de bizim gibi ölümlü bir insandan başkası değilsiniz. Siz bizi babalarımızın öteden beri tapa geldiği şeylerden vazgeçirmek istiyorsunuz. Madem öyle, bize ikna gücü apaçık bir belge[1995] getirsenize!”
Mustafa İslamoğlu İbrahim Suresi 10. Ayet Açıklaması
[1995] Sultan, kök mana olarak hem “kesin delil, belge, gerekçe” hem de “şiddet, güç, kuvvet, keskinlik” manasına gelir (Lisân). Buna göre “gücü meşrulaştıran, gücü karşısında baş eğdiren delil” anlamı çıkmaktadır. Çevirimizin gerekçesi budur (Farklı bir vurgu için bkz: 17:65, not 86).
Ömer Nasuhi Bilmen
Peygamberleri demişti ki: «Gökleri ve yeri yaratan Allah Teâlâ'dan şekk edilebilir mi? Sizi dâvet ediyor ki, sizi günahlarınızdan yarlığasın ve sizi muayyen bir vakte kadar geriye bıraksın.» Dediler ki: «Siz de bizim gibi beşerden başka değlisiniz. Bizi atalarımızın tapar oldukları şeylerden döndürmek istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir bürhan getiriniz.»
Peygamberleri onlara: “Hiç gökleri ve yeri yaratan yüce Yaratıcı hakkında şüphe edilebilir mi? O günahlarınızı affetmeye çağırıyor ve muayyen bir süreye kadar size müsaade ediyor, mühlet veriyor. ” dediler. Onlarsa: “Siz, ” dediler, “bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın ibadet ettiği tanrılardan vazgeçirmek istiyorsunuz. O halde bize açık delil getirin. ” [11, 3]
Elçileri: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe (edilir) mi? (O), sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi belirtilmiş bir süreye kadar ertelemek için sizi davet ediyor" dediler. Onlar : "Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Bizi, atalarımızın taptığından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getirin!" dediler.
Elçiler de “Göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah hakkında şüphe mi olur?” demişlerdi. O sizi, günahlarınızı örtmek ve o belirlenmiş ecelinize kadar yaşatmak için çağırıyor.” Onlar ise “Siz de tıpkı bizim gibi bir insansınız, aslında atalarımızın kulluk ettiği şeyden bizi çevirmek istiyorsunuz, o halde bize boyun eğdirecek açık bir delil getirin” demişlerdi.
Peygamberleri: -Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz? dediler. Onlar da:-Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın kulluk ettiklerinden alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz, dediler.
Peygamberleri onlara dedi ki: “Gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah hakkında kuşku mu olur? O sizi, günahlarınızı bağışlamak ve ecelinizi belirlenmiş bir vakte kadar geri bırakmak için çağırıyor.” Onlar ise “Siz de bizim gibi birer beşersiniz,” dediler. “Atalarımızın taptıklarından bizi alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin.”
Resulleri dediler ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı kuşku? O sizi, günahlarınızı affetsin, belirli bir süreye kadar size zaman tanısın diye çağırıyor." Şöyle cevap verdiler: "Siz de bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi yüz geri çevirmek istiyorsunuz. Hadi açık bir kanıt getirin bize!"
eyitti yalavaçları “Tañrı’da mıdur gümān gökler yaradıcısı daħı yirüñ? oķır sizi tā yarlıġaya sizi yazuķlaruñuzdan daħı girü ķoya sizi bir zamāna degin ādanılmış. eyittiler “degülsiz siz illā ādemį bizcileyin. dilersiz kim yıġasız andan kim oldı ŧapar atalarumuz getürüñ bize ḥüccet bellü.”
Eyitdi peyġamberleri: Tañrıda mıdur gümān gökler yaradıcısı daḫı yirleri?Oḳur sizi tā yarlıġaya günāhlaruñuzdan. Daḫı girü ḳoya sizi bir zamānadegin adanılmışdur. Eyitdiler: Degülsiz siz illā ādemī bizçileyin.