Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2457, sondan 3780. ayet; 20. sure ve Tâhâ Suresinin 109. ayetidir. Tâhâ Suresi 109. ayetinin kelime sayisi 12, harf sayısı 44 ve toplam ebced değeri ise 4309 olarak hesaplanmıştır. Tâhâ Suresinin toplam ebced değeri 387758 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طه hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) ه (2) bulunuyor.
Arapça Metin
يومئذ لا تنفع الشفاعة الا من اذن له الرحمن ورضي له قولا
İnsanlara dünya hayatının sonlu olduğunu ve kendilerini bekleyen bir hesap gününün kaçınılmazlığını anlatan Hz. Peygamber’e kıyametle ilgili sorular yöneltiliyordu. 105. âyette bu çerçevede Resûlullah’a yöneltilmiş veya zihinleri kurcalayan bir soruya değinilip kıyamet tasviri yapılmaktadır (kıyamet hakkında bk. A‘râf 7:187). Burada yeryüzünde ilk göze çarpan, en belirgin yükselti unsurları olan dağların ne olacağı sorusuna cevap verilerek, bugünkü tasavvurlarımıza sığmayacak bir değişimin söz konusu olacağı belirtilmekte, fakat ardından asıl önemli olan şeyin insanın kendi göreceği muamele olduğuna dikkat çekilmektedir.107. âyette geçen iki kelimenin Arap dilindeki anlamları dikkate alınarak âyet, “Orada artık ne bir kıvrım ne de bir tümsek görürsün” şeklinde tercüme edilebileceği gibi, âyete “Orada artık iniş-yokuş / eğrilik-yumruluk / eğrilik-pürüz göremezsin” mânaları da verilebilir (Taberî, XVI, 212-213; Şevkânî, III, 435).108. âyetin “... çağırıcıya uyar; ondan kaçıp kurtulma imkanı yoktur” şeklinde çevirdiğimiz kısmına “kendisinden kaçıp kurtulmanın mümkün olmadığı veya hemen kendisine uyacakları davetçi” mânalarının yanı sıra (Taberî, XVI, 214), “eğip bükmeyen, pürüzsüz bir çağrıda bulunan davetçi” anlamı da verilmiştir; bazı müfessirler davetçiden maksadın kıyametin kopmasında özel görevi bulunan İsrâfil olduğunu söylemişlerdir (Râzî, XXII, 118; Şevkânî, III, 435). Kamer sûresinin 8. âyetinin de delâletiyle bu âyeti, “O gün bütün varlıklar karşı konamaz ilâhî çağrıya uymak ve mahşerde toplanmak zorunda kalacaklardır” şeklinde anlamak uygun görünmektedir (İbn Atıyye, IV, 64). Aynı âyette geçen ve “çok hafif sesler” diye tercüme ettiğimiz hems kelimesinin “hışırtı, fısıltı, ayak sesi, alçak sesle konuşma” gibi anlamları da vardır (Taberî, XVI, 215).109. âyette, böylesine dehşetli bir günden söz edilince insanın hatırına gelebilecek ilk ihtimal olan başkalarından medet umma eğilimine işaret edilerek, şefaatin de ancak Allah’ın izni ve rızâsına bağlı olduğu hatırlatılmaktadır (şefaat ve 110. âyette değinilen Allah’ın ilminin kuşatılamazlığı hakkında bk. Bakara 2:48, 255).112. âyette geçen ve dilimizde “hazım” şeklinde telaffuz edilen hadm kelimesi tefsirlerde genellikle, midenin yiyeceği sindirmesi sırasında onda meydana getirdiği eksiltmeden hareketle “eksiltme, zayi etme” veya eylemin mahiyetine bakarak “çiğneme, gaspetme” gibi mânalarla açıklanmıştır (Taberî, XVI, 218; Şevkânî, III, 436). Râgıb el-İsfahânî bu âyeti delil göstererek hadm kelimesinin istiare yoluyla “zulüm” anlamında kullanıldığını belirtir (el-Müfredât, “hdm” md.). Fakat âyette her iki kelimenin (zulm ve hadm) yer aldığı ve iki farklı durumu anlatan bir yapı içinde kullanıldığı dikkate alınırsa, burada hadmı zulmün eş anlamlısı olarak çevirmek cümlenin mânasını daraltır. Bu sebeple ve iki kelime arasındaki nüansı (bk. İbn Âşûr, XVI, 313) dikkate alarak âyetin son kısmına, “O ne büsbütün, hatta ne de kısmen haksızlığa uğramaktan korkar” şeklinde mâna vermeyi uygun bulduk.
Mehmet Okuyan
O gün Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğundan başkasına şefaat yarar sağlayamayacaktır.
1- Yani, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseye şefaat/yardım edilecek. Diğer bir anlatımla; ayette, “şefaat edecek” kimselerden değil, kimlere “şefaat edileceğinden” söz edilmektedir. Şefaat edilecek, yani bağışlanacak olan kimseler, yüzlerce ayette de ifade edildiği gibi “iman eden ve salihatı yapan” kimseler olacaktır. Ayette sözü edilen, “Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseler,” dünya hayatlarında inanan ve salihatı yapan kimselerden başkası değildir. Diğer bir ifade ile ayette, “torpilin” olacağından değil, olmayacağından söz edilmektedir. Bu ayete, çevirilerin büyük bir çoğunluğunda: “O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.” Şeklinde anlam verilmektedir. “Birilerinin şefaat edeceği” şeklinde verilen bu anlam kesinlikle bir ön yargının sonucudur. Lafız olarak da anlam olarak da birilerinin “şefaat edeceğinden” değil; Allah'ın kimlere şefaat edeceğinden, yani işlerini kolaylaştıracağından, yardım edeceğinden söz edilmektedir.
Ahmet Akgül
O gün, Rahman (olan Allah) 'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati de bir yarar vermeyecektir. (Demek ki mahşerde, Allah’ın razı olduğu ve müsaade buyurduğu kimseler şefaat edeceklerdir.)
O gün, Rahmet sahibi Rahmanın şefaat edilmesine izin verdiği ve sözlerinden hoşnut olduğu kimselerden başkalarına şefaat fayda sağlamayacak; şefaat etmesine izin verdiği ve sözlerinden hoşnut olduğu kimselerden başkasının şefaati de fayda vermeyecek.
Bkz.2:123, 255, 6:51, 70, 10:3, 21:28, 34:23 ve dipnotu, 53:26Âyet: “Rahman’ın hoşnut olduğu ve izin verdiği kimseye şefaat/yardım edilecek.” diyor. Diğer bir anlatımla şefaat edecek kimselerden değil, şefaate mazhar olacak, bağışlanacak kimselerden bahsediyor ki bunlar daha pek çok ayette de ifade edildiği gibi iman eden, imanın gereklerini yerinde getiren ve Allah’ın razı olduğu kimseler olacaktır. “Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler.” (Enbiya 21:28) Özetle ifade etmek gerekirse; bu ayette Allah’ın kimlere yardım edeceğinden ve kimlerin işlerini kolaylaştıracağından söz ediliyor. Bu ve bunun gibi ayetlerle “birileri şefaat edecektir” düşüncesiyle kimse kendisini kandırarak başkalarına kulluk etmesin ve birilerine Allah’ın niteliklerini yükleyerek şirke bulaşmasın! Şefaat bütünüyle Allah’a aittir. (Zümer 39:44) Allah’a ait olan bir şeyi yine Allah’ın gönderdiği ayetleri çarpıtarak başkalarına transfer etmeye kalkmak hem şirktir hem de küfürdür.
Diyanet İşleri (Eski)
O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.
Kuran, sadece Tanrı'nın kararına uygun olarak konuşanlara söz verileceğini bildirerek, müşriklerin elçilere ve erdemli kişilere yüklediği "kurtarıcı" fonksiyonu reddeder. 2:48; 19:87.
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez.
O Gün hiç kimse, bir başkasının kurtuluşu için Allah katında aracılık edemeyecek, dolayısıyla hiç kimseye kayırmanın, arka çıkmanın ve şefaatin faydası olmayacaktır; ancak Rahmân’ın izin verdiği ve konuşmasına rıza gösterdiği kimseler —yine O’nun izin verdiği kimselere— şefaat edebilecektir.
O Gün, hakkında sınırsız rahmet Sahibi'nin izin verdiği, sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasına kayırmanın, arka çıkmanın bir yararı olmayacaktır. 92
O gün, Rahman’ın izin verdiği ve sözünden/iman ve ikrarından razı olduğu kimseden başkasına şefaat fayda vermeyecek. 10/3, 19/85...87, 21/26…28, 34/23, 43/86, 53/26
Mustafa İslamoğlu Tâhâ Suresi 109. Ayet Açıklaması
[2633] Allah’ın razı olmadığına şefaat edilmeyeceği, farzî muhal edilse bile bunun kabul edilmeyeceği ifade edilmektedir. Bu âyet 21:28; 34:23 ve 74:48 ve ilgili notlar ışığında anlaşılmalıdır (Şefaatle ilgili ayrıntılı bir sayım-döküm için bkz: 39:44, not 47).
Ömer Nasuhi Bilmen
O gün şefaat faide vermez, ancak Rahmân kime izin verirse ve kim için söylemeğe razı olursa o müstesna.
Süleymaniye Vakfı Tâhâ Suresi 109. Ayet Açıklaması
[*] Bunlar, günahları sevaplarından çok olduğu halde şirk günahı işlememiş olanlardır. Allah Teâlâ şöyle demiştir: "Tartıları (sevapları) ağır gelen mutlu bir yaşayış içine girer.Kimin de tartıları (sevapları) az olursa onun da anası Haviye olur. Haviye nedir, nereden bileceksin? O, kızgın bir ateştir." Allah, şirk günahı işlememiş olanlara bağışlanma sözü vermiştir. İlgili ayetlerden biri şöyledir: "Allah, kendisine ortak koşulmasını (şirki) bağışlamaz. Bunun altında olan günahları, düzenine uygun gördüğü kişi için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa, O'na büyük bir iftirada bulunmuş olur." (Nisa 4:48) Allah'ın koyduğu düzen günahı sevabından çok olanın ceza çekmesidir. Cehenneme gidenlerle ilgili şu iki âyet konuya son noktayı koymaktadır: "Günahkarları, suya koşarcasına cehenneme sevk edeceğiz. (Orada) Rahman'dan söz almış olanlar dışında kimse şefaat hakkına sahip olamayacaktır" (Meryem 19:86-87) Rahman'dan söz alanlar, şirke düşmemiş olanlardır. Şefaat, bunların bir süre cezalarını çektikten sonra bağışlanıp Cennetteki yakınlarının yanına yerleştirilmeleridir.
Şaban Piriş
O gün, Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimselerden başkasına şefaat fayda vermez.