Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 13, sondan 6224. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 6. ayetidir. Bakara Suresi 6. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 47 ve toplam ebced değeri ise 4468 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (7) ل (4) م (6) bulunuyor.
Arapça Metin
ان الذين كفروا سواء عليهم ءانذرتهم ام لم تنذرهم لا يؤمنون
Küfür (küfr) kelimesinin lugat mânası “örtme”dir, kâfir de “örten” demektir. Ektiği tohumun üzerini toprakla örttüğünden dolayı çiftçi için de kâfir kelimesi kullanılmıştır. Din dilinde küfür, “hak dinin getirdiği gerçekleri kabul etmemek, onların üstünü örtmek, yok saymak”tır. Dilimizdeki “inkâr etmek” tabiri bu mânaya, diğer kelimelerden daha uygun düşmektedir. Ayrıca Türkçe’de küfür kelimesi terim anlamı yanında “sövme, hakaret etme” mânasına da geldiği için gerek burada gerekse meâl ve tefsirin diğer yerlerinde çoğunlukla “küfür” yerine “inkâr”, “kâfir” yerine de “inkârcı” veya “inkâr eden” kelimeleri tercih edildi.
Fâtiha sûresinde doğru yolda olanlar, doğru yoldan sapanlar ve Allah’ın gazabına uğrayanlardan söz edilmişti. Bakara sûresinin ilk âyetlerinde doğru yolda olanların (müttaki müminler) en önemli özellikleri dile getirildi. Bu âyetlerden itibaren de doğru yoldan sapanların, Allah’ın gazabına uğrayanların ahlâk ve tutumlarıyla âkıbetleri anlatılıyor.
Âyetin niteliklerini verdiği “inkâr edenler”, hak din karşısındaki olumsuz düşüncelerini ve tutumlarını gizlemeyen, tercihlerini açıkça inançsızlık ve red yönünde kullanan, zaman geçtikçe inkârcılıkla şartlanan, başka düşüncelere ve inançlara (bu arada hak dine) kulaklarını, göz ve gönüllerini kapayan kimselerdir. Kulakları, dikkat ve idrakleri ilâhî irşada kapalı olan inkârcılara nasihat ve uyarının fayda vermeyeceği, uyarıların ancak gerçeği arayan ve Allah kelâmını dinleyenler üzerinde etkili olacağı açıktır. Hz. Peygamber inkârcılarla çok meşgul olmuş, onların iman ehline katılmalarını istemiş, gayretlerinin fayda vermediğini gördükçe de üzülmüştür. Bu sebeple Allah Teâlâ zaman zaman peygamberine iman-küfür gerçeğini anlatarak onu teselli ve teskin edip âdeta şöyle demiştir: “Habîbim! Bütün gayretlerine rağmen onların inkârdan vazgeçip imana gelmemelerinin kusuru sende ve tebliğ ettiğin dinde değildir, kusur kendi irade ve tercihleriyle inkârlarında ısrar eden, kulaklarını hak söze kapalı tutanlardadır. Sen ne kadar uğraşırsan uğraş böyle kâfirler iman etmeyeceklerdir.”
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki kâfir olanları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, iman etmezler.
Muhakkak ki küfre varanlar, (yani iman nurunu şirk karanlığı ve inad yüzünden örtenleri) azâb ile korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; onlar iman etmezler.
Onlar, inanmak gibi bir niyet ve gayrette olmadıkları ve Hakk’ı inkâra şartlandıkları için inanmazlar. Ama “Nasıl olsa inanmayacaklar!” diye tebliğden asla vazgeçemezsin. Senin vazifen sadece tebliğdir. (Ra’d, 13:40; Nahl, 16:82; Şura, 42:48 ayetlerinde gösterildiği gibi)
Diyanet İşleri (Eski)
Şüphe yok ki, inkar edenleri, başlarına gelecekle uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
6-7 Tanrı'yı ve/veya mesajını reddetmek için karar verenler, seçtikleri o yönde yardım görürler. Onlar böyle bir ön karara bağnazca sarıldıkları sürece hiç bir kanıtı ve hidayeti göremezler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar.
(1)“Küfür üzerine ölen bir kâfir, ebedî bir ömür ile yaşayacak olursa, o gayr-ı mütenâhî (sonsuz)ömrünü behemehâl (her hâl ü kârda) küfür ile geçireceği şübhesizdir. Çünki kâfirin cevher-i rûhu bozulmuştur.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 74)
İlyas Yorulmaz
Hakkı ve gerçek doğruları kabul etmeyenlere gelince! Sen onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için fark etmez, Rablerinden gelen gerçeklere asla inanmazlar.
Allah’tan gelen bu mesajı örtbas ederek, hakîkati bile bile inkâr edenlere gelince, sen onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. Çünkü kibir, ihtirâs, bencillik, inatçılık gibi psikolojik saplantılar, kendileriyle hakîkat arasında aşılmaz bir engel olmuştur.
1 Bu âyetin tercümesi mecâzen, “Sana asla îman etmeyecek olan o kâfirleri, uyarsan da uyarmasan da hiç fark etmez.” şeklinde de anlaşılabilir. Burada (لَا يُؤْمِنُونَ) ifadesi meallerde genellikle “geniş zaman” formunda “etmezler” ifadesiyle tercüme edilmiştir. Esasen bu ifade “nefy-i istikbal” yani “gelecek zamanın olumsuzu” kipidir. Bu sebeple iman etmeyecekleri sadece Allah tarafından bilinenler için kullanılması en uygunudur. Yoksa imansızların iman etmelerine mani olma gibi bir yoruma sebep olur ki bu da kulun iradesine tahakküm gibi “cebri bir mantığa” sebebiyet verir. En doğrusunu Allah bilir.
Muhammed Esed
UNUTMA Kİ hakikati inkara şartlanmış olanlar 6 için kendilerini uyarıp uyarmaman fark etmez: onlar inanmazlar.
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 6. Ayet Açıklaması
[21] Ellezine keferûdaki geçmiş zaman yapısı çeviriye “saplanmış” veya “şartlanmış” olarak yansıtılmıştır. Burada da görüldüğü gibi Kur’an’a göre kâfir, kendisine açık ve net olarak gelen vahyin çağrısını açık ve net olarak inkâr eden kimseye denir. (İçinden inkâr edip dışından kabul etmiş görünene münafık denir.) Bu anlamıyla kâfir “gayr-ı müslim” ile eşanlamlı olarak kullanılamaz. Burada “iman etmiyorlar” denilenlerin başında, bundan yaklaşık 12 yıl önce inmiş olan Kâfirun sûresinde (109) “inanmayacağı” haber verilen kimseler gelir. Zımnen: Asla Allah’a kulluk etmeyeceklerini söylemiştik, nitekim öyle de oldu. Âyetteki dikkat çekici nükte şudur: uyarmanın ya da uyarmamanın her ikisinin de bir oluşu Rasulullah için değil “onlar için”dir. Kime fayda vereceğini sadece Allah bilir. Allah Rasûlü de dahil hiçbir insan bilemez. Dolayısıyla, Allah Rasûlü ve risalet mirasını omuzlayanlara düşen, uyarmayı sürdürmektir (Bkz: 87:9, not 11).
Ömer Nasuhi Bilmen
Muhakkak o kimseler ki kâfir olmuşlardır, onları korkutsan da, korkutmasan da onlar için müsavîdir, onlar imâna gelmezler.
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 6. Ayet Açıklaması
[*] Küfür, örtme; kâfir, örten demektir (Müfredât). Kur'ân'ın Allah'ın kitabı olduğunu anlayan bir kişi, ondaki âyetlerden birini bile görmek veya duymak istemeyince onun üstünü örtmüş ve kâfir olmuş olur.
Şaban Piriş
Kafirlere gelince, onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
Taḥḳīḳ ol kimseler ki nūr‐ı īmānı, ẓulmet‐i şirk‐ile ‘inād yüzinden setr eyledi‐ler, [küfr] idenleri bir ‘aẕāb‐ı elīm ile iżāfe eylemişsin eylememişsin berāberdir. Onlar īmān itmezler.