Ey Peygamber! Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) ol; kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Şüphesiz ki Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Benzer mesaj: Ahzâb
33:48.
Rabbinden sana vahyedilene uy! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Vahye uymayla ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân
3:103, dipnot 1.
Allah’a güven! [Vekil] (güven kaynağı) olarak Allah yeter.
Allah hiçbir erkeğin (insanın) göğsünde iki kalp yaratmamıştır. [Zıhar]yaptığınız eşlerinizi anneleriniz kılmamış ve evlatlıklarınızı da öz çocuklarınız yapmamıştır. Bunlar sizin ağızlarınızdaki (boş) sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve (doğru) yola O ulaştırır.
[Zıhâr], kişinin “Sen bana annemin sırtı gibisin!” diyerek eşinin sırtını annesine benzetmesi ve böylece eşini boşanmış sayması ahlaksızlığıdır. Bu konuda ayrıca bkz. Mücâdele
58:1-4
Kur’an’da evlatlık çocukların kişilerin kendi çocukları olmadığı açıkça ve özellikle belirtilmektedir. O kadar ki Ahzâb
33:37’de de dile getirildiği gibi evlatlıkların boşadığı kadınlarla söz konusu kişilerin evlenmesinde herhangi bir sakınca görülmemektedir. Çünkü evlatlıklar kişilerin kendi çocukları olmadığı için onların eşleri de kişilerin gelini durumunda değildir.
Onları (evlatlıklarınızı, kendi) babaları(nın adıyla) çağırın! Allah katında en doğrusu budur. Babalarını bilmiyorsanız, (bu takdirde) onlar, din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanlışlıkla yaptıklarınızda size vebal yoktur fakat kalplerinizin kastettiği(nde vebal vardır). Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Kalbin kazanımları hakkında bkz. Bakara
2:225, 283; Nahl
16:22, 106.
Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır; eşleri de onların (ümmetin) anneleridir. Allah’ın kitabına göre yakınlık sahibi olanlar, (vârislik bakımından) birbirlerine (diğer) müminler ve muhacirlerden daha uygundurlar. Ancak, dostlarınıza uygun bir (vasiyet) yapmanız hariçtir. Bu (uygulamamız), Kitapta yazılı bir (hükmümüz)dür.
Hz. Muhammed’in eşleri ümmetin annesi sayıldığı için, Ahzâb
33:53’te belirtildiği üzere Hz. Muhammed’den sonra onun eşleriyle evlenilmesi kesinlikle yasaklanmıştır.
Hani biz, peygamberlerden söz almıştık; senden de, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan da. Onlardan sağlam bir söz almıştık.
Burada “peygamberler” denmesine rağmen daha sonra beş peygamberin isminin ayrı olarak belirtilmesinin sebebi onların o dönemde yaşayanlar tarafından bilinmesidir. Peygamberlerden alınan sözün, surenin başında yer alan “Allah’a karşı [muttakî] oluş”, “kâfirlere ve münafıklara itaat etmeme”, “kendilerine Rablerinden vahyedilen mesajlara tâbi olma” ve “sadece Yüce Allah’a güvenme, O’na [tevekkül] edip güven kaynağı olarak Allah’ın yeteceği” şeklindeki esaslar olduğunu söyleyebiliriz. Zira bu esasların hepsi bütün peygamberler için söz konusu edilmiştir.
(Allah bu sözü), doğru kişilerin doğruluklarını sorgulasın diye (almıştı). Kâfirler için de elem verici bir azap hazırlamıştır.
Ey iman edenler! Allah’ın size olan (şu) nimetini hatırlayın: Hani size ordular gelmişti de biz onlara (düşmanlarınıza) karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah yaptıklarınızı görendir.
Hendek Gazvesi: “Savaşa, şehrin müdafaası çevresine kazılan hendeklerle sağlandığı için Hendek Gazvesi denilmiştir. Saldıran tarafta yer alan birçok grubu ifade etmek için Kur’an-ı Kerîm’de kullanılan “[ahzâb]” (hizipler, gruplar) tabirinden dolayı bu savaşa Ahzâb Gazvesi adı da verilir. Surenin 20 ve 22. ayetlerinde Medine’yi kuşatmaya gelen müttefik düşman kuvvetlerinden “ahzâb” şeklinde bahsedilmekte, sure de adını bu kelimeden almaktadır” (Muhammed Hamidüllah, “Hendek Gazvesi”, [DİA,] cilt: XVII, sayfa: 194-195).,Benzer mesajlar: Tevbe
9:26, 40.
Onlar hem yukarınızdan hem aşağı tarafınızdan üzerinize geldikleri zaman, gözler kaydığı (yıldığı), yürekler boğazlara geldiği ve siz Allah hakkında türlü türlü şeyler düşündüğünüz zaman,
İşte orada müminler imtihan edilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı.
Hani münafıklar ile kalplerinde hastalık bulunanlar “(Meğer) Allah ve Elçisi bize aldatmadan başka bir vaatte bulunmamışlar!” diyorlardı.
Onlardan bir grup da şöyle demişti: “Ey Yesribliler (Medineliler)! Sizin için durmanın sırası değil, dönün!” İçlerinden bir grup ise evleri savunmasız olmadığı halde “Şüphesiz ki evlerimiz savunmasızdır!” diyerek Peygamber’den izin istiyordu; (savaştan) kaçmaktan başka bir şey istemiyorlardı.
[Yesrib], Medine’nin eski adıdır.
(Medine’nin) her yanından (kendi) üzerlerine saldırılsaydı da kendilerinden [fitne] (savaş) istenseydi, şüphesiz ki hemen bunu yaparlar; onunla ilgili gecikmezlerdi.
Bu mesaj Nisâ
4:91. ayetle birlikte okunmalıdır.
Yemin olsun ki daha önce onlar, arkalarını dönmeyeceklerine (kaçmayacaklarına) dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz sorumluluk gerektirmektedir.
Bu ayetlerde münafıkların savaş ortamında nasıl davrandıkları ve ikiyüzlülükleri hatırlatılmaktadır.,Benzer mesaj: İsrâ
17:34.
(İzin isteyenlere) de ki: “Ölümden veya savaştan kaçıyorsanız, kaçmanın size asla yararı olamaz!” (Kaçsanız) bile zaten az yaşatılacaksınız.
Yüce Allah gerek tabiî bir şekilde ölümden, gerekse savaşta öldürülmekten korktukları için savaştan kaçsalar da bu kaçışın çok uzun sürmeyeceği, kendilerine takdir edilen hayatın dünya ile ilişkili olması nedeniyle zaten kısa olduğu ifade edilmektedir.
De ki: “Allah size herhangi bir kötülük dilerse, sizi O’na karşı kim koruyabilir veya size herhangi bir merhamet dilerse (size kim zarar verebilir ki)!” Onlar kendileri için Allah’a rağmen hiçbir dost da yardımcı da bulamayacaklardır.
Allah içinizden (savaştan) alıkoyanları ve yandaşlarına “Bize gelip (katılın)!” diyenleri elbette bilmektedir. Zaten bunlar savaşa çok az gelir.
Kur’an’da sadece bu ayette geçen [el-mu‘avvıkîne] kelimesi “engellemeye çalışanlar”, “alıkoyanlar”, “caydırmak isteyenler”, “savsaklayanlar” gibi anlamlar içermekte ve münafıkların Ahzâb Savaşı günlerindeki olumsuz tavırlarını ifade etmektedir. Ayette yer alan [li ıhvânihim] ifadesi “kendi kardeşlerine”, yani akrabalarına veya yandaşlarına, kafadarlarına, dostlarına demektir.
(Gelseler de) size karşı cimri olarak (gelirler). Korku geldiğinde, üzer(ler)ine ölüm baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince, iyiliği kıskanarak sizi sivri dilleriyle incitirler. Onlar iman etmiş değillerdir; (bu yüzden) Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah’a çok kolaydır.
Kur’an’da sadece bu ayette [eşıhhaten] kelimesi, hayır konusunda “cimrilik yapmak”, “hırslı olmak”, “kıskançlık yapmak” vs. anlamlar içermektedir. Münafıkların cimri olduklarıyla ilgili olarak Tevbe
9:67 ve Münâfikûn
63:7 gibi ayetlerde çeşitli noktalar üzerinde durulmaktadır. Bu anlam doğrultusunda münafıkların savaş harcamalarına katkı vermedikleri, cimri davrandıkları veya katıldıkları savaşlarda gereken özveride bulunup omuz omuza savaşmadıkları anlamı elde edilmiş olur.
(Münafıklar, düşman) birliklerinin gitmediğini sanıyorlardı. O birlikler (tekrar) gelse, sizin haberlerinizi (uzaktan) soracak şekilde göçebe Arapların arasında çölde olmak isterler. Zaten içinizde bulunsalardı bile pek savaşacak değillerdi.
Şüphesiz ki Allah’ın Elçisinde sizin için, (yani) Allah’a ve ahiret gününe (kavuşmayı) umanlar ve Allah’ı çok hatırlayanlar için güzel bir örnek vardır.
Hz. Muhammed Kur’an’ın nasıl uygulanacağını gösteren [üsve-i hasene] (en güzel örnek)tir, rol modeldir. Hz. İbrahim ve beraberindeki müminlerin örnekliği için de ayrıca bkz. Mümtehine
60:4, 6.
Müminler ise (düşman) birliklerini gördüklerinde “İşte bu, Allah ve Elçisinin bize vadettiğidir! Allah ve Elçisi doğru söylemiştir.” demişlerdi. Bu (orduların gelişi), onların ancak imanlarını ve Allah’a bağlılıklarını artırmıştı.
Müminlerden, Allah’a verdikleri sözde duran nice adamlar (yiğitler) vardır.Onlardan kimi, adağını (Allah’a sözünü) yerine getirmiş; kimi de (yerine getirmeyi) beklemektedir. Onlar (sözlerini) asla değiştirmemişlerdir.
Ayetteki [ricâl] kelimesi Tevbe
9:108 ve Nûr
24:37’de de olduğu gibi “erkekler” anlamına gelse de kastedilen “yiğitler”, “erler” şeklinde “cinsiyet” merkezli değil de fedakarlık içerikli “şahsiyet” odaklı anlaşılmalıdır. Tefsirlerimizde bu noktada Yüce Allah’a verdikleri sözde sadık olanlarla ilgili olarak Hz. Osman, Talha b. Ubeydillâh, Sa‘îd b. Zeyd, Hz. Hamza, Mus‘ab b. Umeyr gibi sahâbîlerin isimleri yer almaktadır.
Sonunda Allah doğru olanlara, doğruluklarına karşılık (ödül) verecektir; münafıklara dilerse azap edecek veya (tevbe ederlerse bu) tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Allah o kâfirleri hiçbir menfaate ulaşamadan öfkeleri ile geri çevirmişti. Savaş (konusun)da Allah(ın yardımı), müminlere yeter. Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
Allah kitap ehlinden (olup) onlara (müşrik ordularına) yardım edenleri kalelerinden indirmiş ve kalplerine korku düşürmüştü. (Siz direnenlerin) bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir alıyordunuz.
(Allah) onların yer(ler)ine, yurtlarına, mallarına ve ayak basmadığınız topraklar(ın)a sizi mirasçı yaptı. Allah her şeye gücü yetendir.
Burada sözü edilen yer, bazı alimlerimiz tarafından Kurayza oğullarının kaleleri, Rumların ve İranlıların toprakları, Hayber, Yemen vs. şeklinde yorumlanmıştır. Esasında maksadı daha kapsamlı düşünerek, ayetteki mesajı ve müjdeyi “Müslümanların ayak basmadığı nice toprak parçaları” manasında “daha sonra kıyamete kadar fethedilecek yerler” şeklinde anlamak daha doğru olsa gerektir.
Ey Peygamber! Eşlerine de ki: “Dünya hayatını ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım (mehrinizi vereyim) ve sizi güzellikle bırakayım (boşanalım).”
Hz. Muhammed’in eşlerinin kendisinden zinetler, süslü elbiseler, daha çok nafaka, yiyecek bedeli geçimlik şeyler istedikleri aktarılmaktadır. Bunun üzerine, Rasûlullah Hz. Ayşe’den başlayarak hepsini kararlarında serbest bırakmıştı. Başta Hz. Ayşe olmak üzere hepsi de tercihlerini Yüce Allah’tan, Elçisi’nden ve ahiret yurdundan yana yapmışlardı.
Allah’ı, Elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, (bilin ki) şüphesiz ki Allah içinizden güzel davrananlar için büyük bir ödül hazırlamıştır.
Ey Peygamber’in kadınları (hanımları)! Sizden kim açık bir çirkinlik yaparsa, ona iki kat azap uygulanır. Bu, Allah’a çok kolaydır.
Bu ve bir sonraki ayette, Hz. Muhammed’in eşlerinin ayrıcalığına dikkat çekilmekte, ödüllerinde olduğu gibi cezalandırılmalarında da diğer hanımlara olanın iki katının uygulanacağı ifade edilmektedir. Bu bir uyarıdır. Çünkü annelerimiz olan bu hanımlar asla ve asla böyle bir çirkinlik yapmamışlardır.
Sizden kim Allah’a ve Elçisine gönülden itaat eder ve iyi bir iş yaparsa ona da ödülünü iki kat veririz. Ona (cennette) bol rızık hazırlamış (olacağız).
Ayette Hz. Muhammed’in hanımlarının ayrıcalığına dikkat çekilmekte, ceza gibi ödülün de iki kat olacağı hükme bağlanmaktadır.
Ey Peygamber’in kadınları (hanımları)! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. (Allah’a karşı) [takvâ]lı (duyarlı)ysanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir üslup ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Uygun söz söyleyin!
Hz. Muhammed’in hanımları toplumun yani müslüman kadınların örnekleridirler; dikkatli davranmak zorundadırlar. Dahası Ahzâb
33:6’da belirtildiği gibi, onlar ümmetin anneleri konumunda kabul edildikleri için, apayrı bir saygınlığı temsil etmektedirler. Öyle ki Hz. Muhammed’den sonra onlarla evlenmek ebediyen yasaklanmıştır.
Evlerinizde oturun; eski Cahiliye (âdetinde olduğu) gibi açılıp saçılmayın! Namazı kılın, zekâtı verin; Allah’a ve Elçisine gönülden itaat edin! Ey (Peygamber’in) evinin halkı! Allah sizden, günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
Bu cümlelerde namaz, zekât vs. dini yükümlülüklerin kadın-erkek bütün müminlere yönelik buyruklar olduğu anlaşılmaktadır.,[Ehl-i beyt] tamlaması Hûd
11:73’te de Hz. İbrahim’in ailesi için geçmekte ve “ev halkı” anlamına gelmektedir
Bu ayetlerde hitap, Hz. Muhammed’in hanımlarına yöneliktir. Ayette ihtiyaç kadar konuşmak veya dışarı çıkmak yasaklanmamaktadır. Buradan hareketle kadınların sosyal hayattan dışlanması şeklinde herhangi bir sonuç çıkartılmamalıdır.
Evlerinizde [tilavet] edilmekte (okunup aktarılmakta) olan Allah’ın ayetlerini ve [hikmet]i (doğru hükümleri) hatırlayın! Şüphesiz ki Allah en ince işleri görüp bilendir, haberdardır.
Hz. Muhammed’in hanımlarının “Yüce Allah’ın ayetlerine” ve onların uygulanma ve hükme dönüştürülme biçimi olan “hikmet”e kulak vermeleri kendilerinden ve elbette ümmetin bütün fertlerinden istenmektedir. Bu birliktelik Kur’an buyruklarının insanlar tarafından uygulanabilir oluşunun en önemli ispatıdır.
Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, (Allah’a) itaatkâr erkekler ve (Allah’a) itaatkâr kadınlar, doğru olan erkekler ve doğru olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (Allah’a saygı gösteren) mütevazı erkekler ve (Allah’a saygı gösteren) mütevazı kadınlar, [sadaka] veren erkekler ve [sadaka] veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkekler ve (namuslarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çok hatırlayan erkekler ve (Allah’ı çok) hatırlayan kadınlar var ya, işte Allah bunlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül hazırlamış (olacak)tır.
Ayetin sonundaki [hum] zamiri, burada kadınlara özel bir hüküm söz konusu olmadığı için erkek ve kadın bütün müminleri içermektedir. Yani cennet, sadece erkeklerin değil, aynı zamanda sayılan özelliklere sahip kadınların da ödül yeridir.
Allah ve Elçisi bir işe hükmettiği zaman, mümin erkek ve kadına işleri konusunda tercih hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Elçisine isyan ederse elbette apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur.
Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de nimet verdiğine (Zeyd’e) “Eşini yanında (nikâhında) tut; Allah’a karşı [takvâ]lı ol!” diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi insanlardan korkarak içinde gizliyordun. Oysa kendisinden korkmana layık olan Allah’tır. Zeyd, ondan (eşi Zeynep’ten) ilişiğini tamamen kesince, biz seni onunla (Zeynep’le) eşleştirdik (nikâhladık) ki evlatlıklar eşlerinden tamamen ayrıldıklarında müminlere (ayrılan o kadınlarla evlenmek isterlerse) herhangi bir zorluk olmasın! Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
Hz. Muhammed, halası Ümeyme’nin kızı olan Zeyneb binti Cahş’ı Hz. Zeyd ile evlendirmişti. Amacı toplumdaki zengin-fakir gibi ayrımları kaldırmaktı ve bunu kendi evinden başlattı. Denklik olmadığı gerekçesiyle başta taraflar istemese de Ahzâb
33:36. ayetteki hüküm gelince tarafları razı ederek, Hz. Zeynep ile Hz. Zeyd’i evlendirmişti. Evliliğinin yürümediği hususunda Hz. Zeyd, Hz. Muhammed’e müracaat edince Hz. Muhammed kendisine ayetteki bu cümleyi söylemiş ve boşanmaya engel olmaya çalışmıştı. Ancak evlilik yürümeyip, Hz. Zeyd eşinden ayrılınca Yüce Allah Hz. Peygamber ile Hz. Zeynep’i evlendirdiğini bildirmiştir. Buradaki amaç, evlatlıkların biyolojik olarak çocukları olmadığına dikkat çekmektir. Boşanma sonrasında mağdur olan Hz. Zeynep’in mağduriyetini gidermek de temel amaçlardandı
“Hz. Muhammed’in insanlardan çekindiği için içinde sakladığı şey”, evlatlığın boşadığı eşle evlenilmesi konusunda toplumsal hayattaki olumsuz baskıdır. ,Burada verilmek istenen asıl mesaj, evlatlıkların kişinin kendi çocuğu olmadığıdır.
Allah’ın, kendisine farz kıldığı (bu) şeyde Peygamber’e herhangi bir vebal yoktur. Daha önce geçenler arasında da Allah’ın kanunu (buydu). Allah’ın emri belirlenmiş bir ölçüdür.
O (peygamberler ki) Allah’ın mesajlarını tebliğ eder; Allah’a saygı duyarlar. Allah’tan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah (herkese) yeter.
Muhammed, sizin (yetişkin) erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.
Buradaki mesaj, Hz. Muhammed’in hiçbir erkek çocuğun babası olmadığı değil, azatlı kölesi ve evlatlığı olan Hz. Zeyd’in “Hz. Muhammed’in oğlu” olmadığını vurgulamaktır. Zira Hz. Muhammed’in üç oğlu olduğu bilinmektedir.
Ey iman edenler! Allah’ı çok hatırlayın!
O’nu sabah akşam [tesbih] edin (yüceltin)!
O ve melekleri sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size [salât] ediyor (destek veriyor). (Allah) müminlere karşı çok merhametli olandır.
Benzer mesajlar: Bakara
2:257; Mâide
5:16; İbrâhîm
14:1; Hadîd
57:9; Talâk
65:11.,Buradaki [yüsallûne] fiili, tıpkı Ahzâb
33:56’da olduğu gibi “yardım etmek, destek olmak” demektir. Bunun delili Enfâl
8:62’dir.
Kendisine kavuşacakları gün, (Allah’ın) onlara (müminlere) esenliği ‘selam’dır.(Allah) onlara çok değerli bir ödül hazırlamış (olacak)tır.
Benzer mesaj: Yûnus
10:10.
45,46. Ey Peygamber! Şüphesiz ki biz seni şahit, müjdeleyici, uyarıcı, O’nun izniyle Allah’a davet eden ve [münîr] (ışık saçan) bir kandil olarak gönderdik.
Benzer mesajlar: Furkân
25:56; Sebe’
34:28; Fâtır
35:24; Fetih
48:8.,Hz. Muhammed’in bu göreviyle ilgili olarak “davet eden kişi” anlamında [dâ‘î] kelimesi kullanılmaktadır. Yapılacak iş “davet”tir; zorlama değildir. Zaten Bakara
2:256, Yûsuf
12:108, Nahl
16:125, Kasas
28:87, Şûrâ
42:48, Kâf
50:45, Ğâşiye
88:22 gibi ayetlerde dikkat çekilen husus da budur. Hz. Muhammed’in “davetçi” olduğunun ifade edildiği Yûsuf
12:108 ve Ahzâb
33:46’da onun davet ettiği makam [ilellâhi] ifadesi gereği “Yüce Allah” olarak belirlenmektedir. Fussilet
41:33’te yer alan “Allah’a davet edenden daha güzel sözlü kim olabilir ki!” ifadesi de oldukça belirleyicidir. Hacc
22:67 ve Kasas
28:87’de verilen mesaj da bu doğrultudadır. Yüce Allah davetin kime veya neye yapılması gerektiğini ifade bağlamında Nahl
16:125’te “Rabbinin yoluna” ifadesine yer vermektedir. Yüce Allah Hz. Muhammed’e hitap ederek davetinin “Rabbine, Rabbinin yoluna” olması gerektiğini hükme bağlamıştır. Benzer mesajlar: Âl-i İmrân
3:193; Yûnus
10:25; Yûsuf
12:108; Ra‘d
13:36; İbrâhîm
14:1; Nahl
16:125; Hacc
22:67; Kasas
28:87; Fussilet
41:33; Cinn
72:20.
45,46. Ey Peygamber! Şüphesiz ki biz seni şahit, müjdeleyici, uyarıcı, O’nun izniyle Allah’a davet eden ve [münîr] (ışık saçan) bir kandil olarak gönderdik.
Benzer mesajlar: Furkân
25:56; Sebe’
34:28; Fâtır
35:24; Fetih
48:8.,Hz. Muhammed’in bu göreviyle ilgili olarak “davet eden kişi” anlamında [dâ‘î] kelimesi kullanılmaktadır. Yapılacak iş “davet”tir; zorlama değildir. Zaten Bakara
2:256, Yûsuf
12:108, Nahl
16:125, Kasas
28:87, Şûrâ
42:48, Kâf
50:45, Ğâşiye
88:22 gibi ayetlerde dikkat çekilen husus da budur. Hz. Muhammed’in “davetçi” olduğunun ifade edildiği Yûsuf
12:108 ve Ahzâb
33:46’da onun davet ettiği makam [ilellâhi] ifadesi gereği “Yüce Allah” olarak belirlenmektedir. Fussilet
41:33’te yer alan “Allah’a davet edenden daha güzel sözlü kim olabilir ki!” ifadesi de oldukça belirleyicidir. Hacc
22:67 ve Kasas
28:87’de verilen mesaj da bu doğrultudadır. Yüce Allah davetin kime veya neye yapılması gerektiğini ifade bağlamında Nahl
16:125’te “Rabbinin yoluna” ifadesine yer vermektedir. Yüce Allah Hz. Muhammed’e hitap ederek davetinin “Rabbine, Rabbinin yoluna” olması gerektiğini hükme bağlamıştır. Benzer mesajlar: Âl-i İmrân
3:193; Yûnus
10:25; Yûsuf
12:108; Ra‘d
13:36; İbrâhîm
14:1; Nahl
16:125; Hacc
22:67; Kasas
28:87; Fussilet
41:33; Cinn
72:20.
Allah’tan (gelecek) büyük bir lütfa ereceklerini müminlere müjdele!
Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma! Allah’a güven! [Vekil] olarak Allah yeter.
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da onlara (cinsel olarak) dokunmadan onları boşarsanız, onların aleyhine sizin lehinize sayacağınız hiçbir (bekleme) süresi yoktur. Onlara, geçimlik ([mehr]in yarısını) verin ve onları güzel bir şekilde bırakın (boşanın).
Bu ayet Bakara
2:237 ile birlikte okunmalıdır.,Bu ayetin öncesi ile ilgili konu bağlantısı hakkında geniş bilgi için bkz. Râzî, [Mefâtîhu’l-Ğayb], c. XXV, s. 218-219.
Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanları, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle birlikte hicret eden kızlarını sana helal kıldık. (Bir de) kendisini ([mehir]siz bir şekilde) Peygamber’e hibe eden, Peygamber’in de nikâhlamak istediği mümin bir hanımı diğer müminlere değil, sadece sana özel olmak üzere (helal kıldık). Elbette biz sana bir zorluk olmasın diye eşleri ve ellerinin altında bulunanlar hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Bu cümle ümmete helal olan evliliklerin Hz. Muhammed için hicret şartına bağlı kılındığını, yani onun evliliklerinin keyfe göre değil, daha zor şartlara bağlandığı mesajını içermektedir.,Bu ve İsrâ
17:79. gibi ayetler Hz. Muhammed’e inen her vahyin Kur’an’da yer aldığının delilidir. Zira, sadece ona özel olarak inen bir hükmün Kur’an’da bulunuyor olması bunun en önemli göstergesidir.
Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. (Bir süre) ayrı kaldığın (hanımlar)ından (yolculuğa çıkarken gelmelerini) istemende sana herhangi bir vebal yoktur. Böyle (yapman), onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah kalplerinizde olanı bilmektedir. Allah bilendir, hoşgörülüdür.
Bu cümle Hz. Muhammed’in mevcut eşleriyle ilgili özel bir durumu içermektedir. Boşanıp aynı hanımla tekrar evlenmeyi değil, geçici ayrılık yaşananlarla birleşmesi ve savaş yolculuklarında yanına alma konusunda mevcut eşleriyle ilgili bir serbestiyi ortaya koymaktadır.
Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen de sağ elinin sahip oldukları (mevcut eşlerin) hariç, güzellikleri senin hoşuna gitse bile bunları başka eşlerle değiştirmen de sana helal değildir. Allah her şeyi gözetleyicidir.
Bu ayette Hz. Muhammed’in yeni bir evlilik yapması yasaklanmaktadır.
Ey iman edenler! Siz (yemeğin hazırlanma) zamanını gözetmeksizin -bir yemek için size izin verilmesi hariç- Peygamber’in evlerine girmeyin; sadece davet edildiğiniz zaman girin! Yemeği yediğinizde başka bir konuya girmeyerek hemen dağılın! (Çünkü) şüphesiz ki bu durum Peygamber’i üzmekte fakat o (size bunu söylemeye) utanmaktadır. (Ancak) Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Onlardan (Peygamber’in hanımlarından) herhangi bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin! Bu (durum) hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Allah’ın Elçisini üzmeniz ve kendisinden sonra onun eşlerini nikâhlamanız sizin için asla söz konusu olamaz. Şüphesiz ki bu durum, Allah katında büyük (bir günah)tır.
Ahzâb
33:45. ayette geçtiği üzere, Yüce Allah Hz. Muhammed’i ümmetine şahit olarak görevlendirdiğini ifade etmekte, böylece şahitliğin örneklik anlamı gereği, onun evinin de toplumun örnek alması gereken bir durumda olması zorunluluğu üzerinden mesaj verilmek istenmektedir.,Bu buyruk Hz. Muhammed’in hanımlarıyla ilgili özel bir emirdir; evlerin içindeki şartlar namahrem insanlara uygun olmayabileceği için Hz. Peygamber’in eşlerinden bir şeyler isteneceği zaman bunun bir perdenin, bir örtünün arkasından istenmesi gerektiği hükme bağlanmaktadır. Ancak bu ayetteki evrensel mesaj ise kadın-erkek ilişkilerinde mahremiyete özen gösterilmesi, hiçbir yasağın bulunmadığı zannının reddedilmesi, tesettür, nezaket, rahatsızlık vermemek vs. noktalarda dikkatli davranılması gerektiğiyle ilgili uyarılar olarak anlaşılmalıdır. ,Bu cümle Ahzâb
33:6. ayetle birlikte okunmalıdır. Müminlerin annesi olan ve bu yüzden başka bir evlilik düşünmeyen annelerimizle evlenme “düşüncesi” bile gündemden düşürülmüştür.
Bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir.
Onlara (Peygamber’in hanımlarına) babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, (tanıdık) kadınları ve sağ ellerinin sahip olduklarından dolayı herhangi bir vebal yoktur. Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Şüphesiz ki Allah her şeye şahittir.
Burada Hz. Muhammed’in hanımlarının yanına kimlerin rahatça girebileceği, dolayısıyla hanımlarının bu noktada sorumlu olmayacaklarıyla ilgili bilgiler gündeme getirilmektedir.
Allah ve melekleri, Peygamber’e [salât] ediyorlar (destek veriyorlar). Ey iman edenler! Siz de ona [salât] edin (destek verin) ve tam teslimiyet gösterin!
Bu cümleye “Allah ve melekleri Peygamber’e [salavat] getiriyor/dua ediyor” şeklinde anlam vermek büyük bir hatadır. Buradaki [yüsallûne] fiili ile [sallû] emir kalıbı, tıpkı Tevbe
9:103 ve Ahzâb
33:43’teki ilgili kelimelerde olduğu gibi “yardım etmek, destek olmak” demektir. Bu anlamın delili Enfâl
8:62’dir. Ayetteki buyruk Yüce Allah’ın ve meleklerinin yaptığı gibi müminlerin de Hz. Muhammed’e destek vermeleridir; ayrıca bütün müminlerin ona teslimiyet ve samimiyet göstermeleridir.
Allah’ı ve Elçisini incitenlere Allah dünyada da ahirette de lanet etmiş ve onlar için küçük düşürücü bir azap hazırlamış (olacak)tır.
Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, elbette bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (dışarı çıktıklarında) dış örtülerini üzerlerine salmalarını söyle! Bu, onların tanınması ve incitilmemesi için en uygunudur. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Bu buyruk, bir dış örtü veya giysinin gerekliliği hükmünü içermektedir. Ayrıca bu ayette dış giysi giyilmesinin gerekçesi “tanınmak ve eziyete uğratılmamak”tır. İddia edildiği gibi “tanınmamak” şeklinde bir gerekçe ayetin metnine açıkça aykırıdır.
60,61. Şüphesiz ki münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde çirkin haber yayanlar vazgeçmezlerse, seni onların üzerine salarız; sonra lanetlenmiş olarak, orada senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler. Nerede ele geçirilirlerse yakalanır ve (şiddetli bir) ölümle öldürülürler.
Ayetteki [el-murcifûne] kelimesi, “sarsıntı” gibi anlamlarda “Son Saat” için kullanılan [er-racfeh] kelimesiyle aynı kökten gelmekte ve “sosyal hayatta sarsıntılara sebep olan haberleri yayanlar” anlamını içermektedir. Âl-i İmrân
3:173’e göre, Medine’de bu gibi kişilerin daha çok yahudiler olduğu bilinmekte, savaşlarda müslümanların yenilip düşmanlarının galip geldiği şeklinde yalan haberler yaymaktan vazgeçmeleri gerektiği kendilerine bildirilmektedir.,Burada sözü edilenler müslümanları içerden yıkmak için saldıranlarla işbirliği yapanlardır.
60,61. Şüphesiz ki münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde çirkin haber yayanlar vazgeçmezlerse, seni onların üzerine salarız; sonra lanetlenmiş olarak, orada senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler. Nerede ele geçirilirlerse yakalanır ve (şiddetli bir) ölümle öldürülürler.
Ayetteki [el-murcifûne] kelimesi, “sarsıntı” gibi anlamlarda “Son Saat” için kullanılan [er-racfeh] kelimesiyle aynı kökten gelmekte ve “sosyal hayatta sarsıntılara sebep olan haberleri yayanlar” anlamını içermektedir. Âl-i İmrân
3:173’e göre, Medine’de bu gibi kişilerin daha çok yahudiler olduğu bilinmekte, savaşlarda müslümanların yenilip düşmanlarının galip geldiği şeklinde yalan haberler yaymaktan vazgeçmeleri gerektiği kendilerine bildirilmektedir.,Burada sözü edilenler müslümanları içerden yıkmak için saldıranlarla işbirliği yapanlardır.
Daha önce geçenler arasında da Allah’ın kanunu (buydu). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
İnsanlar sana o (Son) Saat’ten soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi yalnızca Allah katındadır.” Belki de o (Son) Saat çok yakın olacak. Onu sana bildirecek olan ne olabilir ki!
Şüphesiz ki Allah kâfirlere lanet etmiş ve onlar için çılgın bir ateş hazırlamış (olacak)tır.
(Onlar) orada [ebedî] kalacaklar, (kendilerini azaptan koruyacak) herhangi bir dost da yardımcı da bulamayacaklardır.
Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün “Ah (eyvah), yazık bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Elçi’ye de itaat etseydik!” diyecekler.
(İnkârcılar) “Rabbimiz! Biz, liderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik (ama) onlar bizi yoldan saptırdılar.
Kur’an’da sadece bu ayette geçen [Sâdetenâ] ifadesi “önderlerimiz”, “liderlerimiz” demektir. Burada geçen [sâdeh] sözcüğü [seyyid] kelimesinin çoğuludur. Kur’an’da sadece burada geçen [küberâenâ] ifadesi ise “büyüklerimiz”, “ileri gelenlerimiz” anlamını vermektedir. Şirk, inkar ve küfürde efendilerine ve büyüklerine itaat edenler, onların kendilerini saptırdığını Yüce Allah’ın huzurunda şikayete konu edineceklerdir.
Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onlara büyük (bir şekilde) lanet et!” demiş (olacaklar)dır.
Bu iki ayet A‘râf
7:38-39, Sâd
38:61 ve Fussilet
41:29 ile birlikte okunmalıdır.
Ey iman edenler! Siz de Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın! (Sonunda) Allah onu, dedikleri şeyden temize çıkarmıştı. O, Allah katında itibarlıydı.
Benzer mesaj: Nisâ
4:153.
Ey iman edenler! Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun ve doğru söz söyleyin!
(Böyle davranırsanız) Allah sizin için işlerinizi düzeltir ve sizin için günahlarınızı bağışlar. Kim Allah’a ve Elçisine gönülden itaat ederse elbette büyük bir kurtuluşa ulaşmış olur.
Biz emaneti (sorumluluğu) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler, (sorumluluğundan) korkmuşlardı. Onu insan yüklenmişti. Şüphesiz ki o (insan), çok zalimdir, çok cahildir.
Buradaki “korkmak” fiili gökler ve yer için elbette mecazdır; sorumluluğun büyüklüğünü gösteren bir kullanımdır. Zira sorumluluğun ne olduğu fark edebilmek için onu idrak etmek gerekir. Aklı, iradesi, bilgisi, bilinci vs. olmayan varlıkların bu türden korkularla anılması mecaz olarak anlaşılmalıdır
Burada sözü edilen insan, sorumluluğunun gereğini yerine getirmeyendir. Bu nedenle [zalûm] (çok zalim) ve [cehûl] (çok cahil) sıfatlarıyla anılmıştır.
Allah münafık erkeklere ve münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara azap edecek; iman eden erkeklerin ve iman eden kadınların da tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Benzer mesaj: Fetih
48:5-6.