Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ı [tesbih] eder (yüceltir). O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Kitap ehlinden kâfir olanları, ilk sürgünde yurtlarından çıkartan O’dur. Siz onların (yurtlarından) çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. (Ancak) Allah onlara beklemedikleri yerden (azabıyla) geldi ve yüreklerine korku düşürdü. (Onlar) evlerini (yurtlarını) hem kendi elleriyle hem de müminlerin elleriyle tahrip ediyorlar(dı). Ey öngörü sahipleri! İbret alın!
Benzer mesaj: Nahl
16:26.
Allah onlara (yaptıklarına karşılık ceza olarak) sürgünü yazmamış olsaydı, elbette onları dünyada (başka bir şekilde) cezalandıracaktı. Ahirette de onlar için ateş azabı vardır.
Nadiroğulları, müslümanlar Uhud’da hezimete uğrayınca onlarla anlaşmalarını bozmuşlardı. Bir süre sonra Hz. Muhammed’in ‘Medine’den çıkın’ sözüne karşı müslümanlara savaş ilan etmişlerdi. Ancak Hz. Peygamber onları 21 gün kuşatmıştı ve daha sonra ondan barış talebinde bulunmuşlardı. Hz. Muhammed de ancak her üç evin, diledikleri eşyaları seçip sadece bir deveye yüklemeleri şartı ile sürgüne gitmelerine razı olmuştu (Râzî, [Mefâtîhu’l-Ğayb], XXIX, 278-279).
Bu (uygulama), onların Allah’a ve Elçisine karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah’a karşı gelirse, şüphesiz ki Allah azabı şiddetli olandır.
Benzer mesaj: Enfâl
8:13.
Hurma ağaçlarından herhangi birini kesmeniz veya kökleri üzerinde ayakta bırakmanız hep Allah’ın izniyledir. Sonunda (Allah) yoldan çıkanları rezil eder.
Allah’ın, onlardan (mallardan sorumluluğunu Elçisine) verdiği şeyler için siz at ve deve koşturmamıştınız. Fakat Allah elçilerini dilediği kişilere üstün kılar. Allah her şeye gücü yetendir.
Allah’ın (fethedilen) şehirler(in) halkından (sorumluluğunu) Elçisine verdiği şeyler, içinizden sadece zenginler arasında (dolaşan) bir devlet olmasın diye Allah, Elçi, yakınlık sahibi (olanlar), yetimler, yoksullar ve yolcu(lar) içindir. Elçi size ne verdiyse onu alın; size neyi yasakladıysa ondan da kaçının! Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Şüphesiz ki Allah azabı şiddetli olandır.
İslam’ın servete bakışını özetleyen bu cümlede Yüce Allah fakirlerin gözetilmesini, onları kendi hallerine terk etmemek gerektiğini, işleyen ekonominin bir parçası haline gelmelerini sağlamayı, hayatın sadece zenginlerin hakkı değil, aynı zamanda fakirlerin de hakkı olduğu gerçeğini haykırmamız gerektiğini Hz. Muhammed zamanındaki bir örnekle öncelikle bizim dikkatlerimize, ardından bütün insanlığın bilgisine sunmaktadır. Zaten zengin olanların zenginliğine yeniden katkı vermek yerine, fakir olanların ellerinden tutulması, üstelik bunu Yüce Allah’ın bir emri halinde dini bir zorunluluk olarak uygulamak gerektiği öğretilerek, bizzat devlet tarafından gözetilerek fakirlere büyük bir moral kazandırılması da sağlanmış olacaktır
Bu cümle bağlam gereği [fey’] denen ve savaşsız elde edilen “ganimet”lerle ilgili olarak Hz. Muhammed’in verdiklerinin alınması, engellediklerinden de kaçınılması gerektiği mesajını içermektedir. [Rasûl] yani Yüce Allah’ın kendisine gönderdiği mesajları ileten kişi olarak Hz. Peygamber’in vahiy adına söylediklerini kabul etmek iman gereğidir. Bu çerçevede Hz. Muhammed’in sözleri de uygulaması da Kur’an’a aykırılık teşkil etmez. Kur’an’a herhangi bir zıtlığın bulunduğu söz ve eylemlerin Hz. Peygamber’e ait olamayacağı aşikârdır.
(Bu ganimet malları), yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan, Allah’tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah’(ın dinin)e ve Elçisine yardım eden muhacir fakirlerindir. İşte doğru olanlar sadece bunlardır.
Daha önceden (Medine’yi) yurt edinmiş ve kalplerine imanı yerleştirmiş olanlar ([ensar]), kendilerine hicret edenleri ([muhacir]leri) severler. Onlara verilenlerden dolayı göğüslerinde (kalplerinde) herhangi bir ihtiyaç hissetmezler. Kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim [nefs]inin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtulanların ta kendileridir.
[Îsâr] kavramı, “kendisi muhtaç olmasına rağmen kardeşini kendine tercih edebilmektir.” Bunu müslümanların bir hayat tarzına dönüştürmesi gerektiğini Hz. Muhammed de sözlerine konu edinerek bizleri uyarmıştır. Hz. Peygamber’den şöyle nakledilmektedir: “Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de isteyinceye kadar iman etmiş olmaz” (Müslim, İmân, 71).,Benzer mesaj: Teğâbun
64:16.
Bunların arkasından gelenler şöyle dua ederler: “Rabbimiz! Bizi ve imanda bizi geçmiş (bizden önce iman etmiş) kardeşlerimizi bağışla! İman edenlere kalplerimizde hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatlisin; çok merhametlisin!
Bu dua, müminler için yapılması gereken en güzel dualardan birisidir. Çünkü mümin mümine öfke duymamalı, onun da kendisinin de bağışlanması için dilekte bulunmalıdır.
Münafıkların, kitap ehlinden kâfir olan kardeşlerine “Siz (yurdunuzdan) çıkartılırsanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız. Sizinle savaşılırsa mutlaka size yardım ederiz.” dediklerini görmedin mi?’ Allah onların yalancı olduklarına şahitlik eder.
Şüphesiz ki onlar (yurtlarından) çıkarılsalar, onlarla birlikte (evlerinden bile) çıkmazlar. Savaşa tutuşmuş olsalar, onlara yardım etmezler. Yardım etseler bile arkalarını dönüp kaçarlar; sonra kendilerine de yardım edilmez.
Onların göğüslerinde (içlerinde) size karşı duydukları korku, Allah’a olan korkularından daha şiddetlidir. Bunun sebebi, onların (gerçeği) anlamayan bir topluluk oluşudur.
Onlar, korunaklı şehirlerde veya duvarlar (siperler) arkasında bulunmadan sizinle toplu hâlde savaşamazlar. Kendi aralarındaki savaşları ise şiddetlidir. Sen onları derli toplu sanırsın, (oysa) kalpleri darmadağındır. Bunun sebebi, onların akıl etmeyen bir topluluk oluşlarıdır.
Münafıklar sadece müslümanlara karşı değil, kendi aralarında da birbirlerine karşı münafık oldukları için onların birlikteliğinden, birlik ve beraberliğinden söz edilemez. Tevbe
9:67’de belirtildiği üzere, her ne kadar birbirlerinden görünseler de aralarında korkunç uçurumlar ve ayrılıklar bulunduğu işte bu cümlede dile getirilmektedir. Öyleyse müslümanların her halükârda birbirleriyle dayanışma içerisinde bulunması bir zorunluluktur.,Bu cümle “Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur” şeklinde de tercüme edilebilir.
(Onların durumu), kendilerinden az önce geçmiş ve yaptıklarının cezasını tatmış olanların örneği gibidir. Onlara elem verici bir azap vardır.
(Münafıkların durumu) tıpkı şeytan(ın durumu) gibidir. Hani şeytan, insana “İnkâr et!” der. (İnsan) inkâr edince de “Şüphesiz ki ben senden uzağım; şüphesiz ki ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım!” der.
Benzer mesaj: Enfâl
8:48. Burada verilmek istenen mesaj şeytanın da aslında Yüce Allah’ı bildiği, tanıdığı ve O’ndan korktuğudur. Hz. Âdem için Yüce Allah’a secde emrine karşı kibirlilik gösterdiği için huzurdan kovulmuştur. Bazı nankör, azgın ve sapkın insanlar şeytanı bile geride bırakacak şekilde isyana ve azgınlığa düşünce şeytan onlardan uzak olduğunu ilan etmektedir.
(Sonunda) içinde [ebedî] kalacakları ateş ikisinin de sonu olacaktır. İşte bu, zalimlerin cezasıdır.
Ey iman edenler! Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın! Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Çeşitli ayetlerde geçen [ğad] kelimesi “yarın” demektir. Bu kelime gün olarak 24 saat sonrasını değil, çok yakın bir zaman anlamını içermektedir ve kastedilen “ahiret”tir. Ahirete “yarın” denmesinin muhtemel sebebi, Me‘âric
70:7 ve Nebe’
78:40. ayetler gereği çok yakın olduğu bilincini vermektir. Son Saat’in ne zaman geleceğini Yüce Allah’tan başka hiç kimse bilemediği için ölüm de Son Saat de “yarın” denecek kadar yakındır
Bu ayet müslümanın hayata ve mahşere karşı hazırlıklı ve bilinçli olması gerektiği mesajını içerir.,Benzer mesaj: Mâide
5:8.
Allah’ı unutan ve (bu yüzden Allah’ın da) onlara kendilerini unutturduğu kişiler gibi olmayın! Onlar yoldan çıkanların ta kendileridir.
Ateş halkı ile cennet halkı bir olmaz. Cennet halkı elbette kurtulanlardır.
Bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, şüphesiz ki onu Allah’a saygı(sı)ndan dolayı boyun eğmiş bir şekilde, paramparça olmuş görürdün. İşte biz düşünsünler diye şu örnekleri insanlar için veriyoruz.
Bu ayet Enfâl
8:24, Yâsîn
36:70 ve Şûrâ
42:52. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Mesaj, vahyin dirilticiliğini öğretmeyi amaçlamakla ilgilidir.,Benzer mesajlar: İsrâ
17:41, 89; Kehf
18:54; Furkân
25:33; ‘Ankebût 29: Rûm
30:58; Zümer
39:27. Şûrâ
42:52 gibi ayetler gereği, Kur’an’ın bir adının da [rûh] oluşu, Enfâl
8:24’te onun diriltici etkinliği, Âl-i İmrân
3:179’daki vahyin dönüştürücülüğü düşünülürse, bu ayette “Kur’an’ın dağı canlandırması ifadesi”nde kastedileni ortaya koymaktadır.
O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Görünmeyeni de görüneni de bilendir. O [Rahmân]’dır, [Rahîm]’dir.
Bu iki sıfatla ilgili bkz. Fâtiha
1:1, dipnot 1.
O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Hükümdardır, kutsallığın kaynağıdır, esenlik kaynağıdır, güven verendir, gözetip koruyandır, güçlüdür, istediğini yaptırabilendir, büyüklüğünü gösterendir. Allah onların ortak koştuklarından yücedir.
O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren, en güzel isimler sadece kendisine ait olan Allah’tır. Göklerde ve yerde olanlar O’nu [tesbih] eder (yüceltir). O, güçlüdür, doğru hüküm verendir.
[Esmâ-i Husnâ] “en güzel isimler”le ilgili benzer mesajlar: A‘râf
7:180; İsrâ
17:110; Tâhâ
20:8
Benzer mesajlar: Bakara
2:255; Âl-i İmrân
3:2, 26-27; En‘âm
6:101-103; Nûr
24:35; Şûrâ
42:11; İhlâs
112:1-4. Yüce Allah’ın birkaç örnek hariç sıfatları arasında bağlaç kullanılmamasının sebebi O’nun doğru anlaşılması ve sıfatlarının birbiriyle bağlantılı olmasıdır.