21. Enbiyâ Suresi Meali

İNSANLAR için yaptıklarının hesabını verme vakti oldukça yaklaştı; fakat onlar hâlâ gaflet içerisinde (bu gerçeğe) sırt çeviriyorlar.[2673]
Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir uyarı[2674] gelse, onu da sadece alaya alarak dinliyorlar.
Onların aklı fikri oyunda oynaştadır; üstelik bilinci altüst olan bu kimseler[2675] el altından şöyle fiskos yapıyorlar:[2676] “Bu da sizin gibi ölümlü bir insan değil mi? Şu halde siz, göz göre göre büyüye kapılıp gidecek misiniz?”[2677]
(Ve) dedi ki:[2678] “Rabbim gökte ve yerde söylenen her sözü, her düşünceyi[2679] bilmektedir: zira O her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.”
“Hayır!” dediler; “(Bunlar) karma karışık düşler... Yok yok, onu kendisi uydurmuştur!.. Bu da değilse, o bir şair olmalı… İyi ama, önceden gönderilen (elçiler) gibi bize ilâhî bir kudret delîli getirse ya!..”[2680]
Onlardan önce kendilerini (inkârda ısrarlarından dolayı) helâk ettiğimiz nice kentler iman etmemişlerdi, şimdi bunlar mı iman edecekler?
Biz senden önce de kendilerine mesajlarımızı ilettiğimiz (ölümlü) insanlardan[2681] başka birilerini elçi olarak göndermedik. Hem eğer (bu konuda bir şey) bilmiyorsanız, (geçmiş) vahiylerin mensuplarına sorun!
Biz onları yemeğe bile ihtiyaç duymayan varlıklar olarak göndermedik;[2682] dahası onlar ölümsüz de değildiler.[2683]
Neticede Biz onlara verdiğimiz sözü tuttuk; bunun sonucunda onları ve tercih ettiklerimizi kurtarıp, (hayatlarını) amaçsızca harcayanları ise helâk ettik.[2684]
DOĞRUSU Biz size, içinde size şeref ve itibar kazandıran bir mesaj[2685] indirmiş bulunuyoruz: şu halde, hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?
Üstelik Biz, zulümde ısrarcı olan nice beldeleri kırıp geçirdik; ve (bunun) ardından onların (yerine) başka bir toplum ikame ettik.[2686]
Ve onlar Bizim ezici gücümüzü hissettikleri zaman, derhal oradan kaçmaya yeltendiler.
Durun, kaçmayın! Haydi, sizi küstahça şımartan konforlu yaşantınıza ve konaklarınıza geri dönün! Ne yani, herhalde hesaba çekilecektiniz![2687]
Onlar “Vah bize!” diyecekler; “Şu kesin ki, bizler hep zulümde ısrar ettik!”
Ve onların bu yazıklanmaları, Biz kendilerini biçilmiş ekin haline getirip sönmüş köze çevirinceye kadar devam edip gidecek.
(EY İNSANLAR!) Biz göğü, yeri ve bunların arasındakileri bir oyun olsun diye yaratmadık.[2688]
Eğer Biz bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik;[2689] ne ki bunu asla yapacak değiliz.[2690]
Aksine Biz, mutlak hakikate atıf olan (amaçlı ve anlamlı yaratılış) gerçeğini,[2691] malum[2692] amaçsız ve anlamsızlığın başına çalarız da, o berikinin beynini parçalar; işte o zaman beriki de yok olup gider.[2693] İşte (Yaratan ve yaratılan) konusunda bu türden tanımlamalarınızdan[2694] dolayı yazıklar olsun size!
Zira, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’na aittir; nitekim O’nun tarafında yer alanlar, O’na kulluk etmede ne kibre kapılırlar, ne de bıkıp usanırlar:[2695]
Onlar, gece gündüz demeden aralıksız O’nun aşkın ve yüce olan zatını anarlar.
YOKSA onlar yeryüzünden bir takım tanrılar peydahladılar da, onlar mı yapacak can verme işini?[2696]
Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka[2697] ilâhlar olsaydı, (gökler ve yer) kaos içinde mahvolurdu: işte bu nedenle O her şeyden yüce olan Allah, O mutlak otorite sahibi, onların yakıştırdıkları her şeyin ötesindedir.
O, yaptıklarından dolayı asla sorgulanamaz; fakat onlar her daim sorgulanırlar.[2698]
Yoksa onlar (bu gerçeğe rağmen) O’nun dışında[2699] ilâhlar edinmekte ısrar mı edecekler? De ki: “Haydi, siz de kendi delilinizi getirin! İşte bu, hem benimle birlikte olanların hem de benden öncekilerin dile getirdikleri (ortak) mesajdır”. Ama hayır, onların çoğu bu (açık) gerçeği bilmiyorlar; bu nedenle (ondan) yüz çeviriyorlar.
Halbuki Biz, senden önce gönderdiğimiz rasullerin tümüne bir mesajı ısrarla ilettik; o da şu: “Benden başka ilâh yok, o halde yalnız Bana kulluk edin!”[2700]
Ama (onların takipçileri arasından) yine de “Rahmân çocuk edindi” diyenler çıktı.[2701] O şanı yüce olan, (ölümlü varlıklara has bu tür) tanımlamalardan sonsuzca uzaktır; aksine, (Allah’ın soyundan geldiğini iddia ettikleri o kimseler), İlâhî ikrama[2702] mazhar olan kullardır:[2703]
Onlar, kendi sözlerini O’nun sözünün önüne geçirmezler:[2704] yani onlar sadece O’nun talimatıyla hareket ederler.
O, onların bildiklerini de bilmediklerini de bilir.[2705] Ki zaten onlar, O’nun hoşnut ve razı olmadığı hiç kimseye şefaat edemezler:[2706] zira onlar O’nun yüceliği karşısında derin bir saygıyla titrerler.[2707]
Kaldı ki onlardan biri “O’ndan bir alt basamakta da olsa, sonuçta ben de bir ilâhım demiş olsaydı, bu takdirde onu cehennemle cezalandırırdık:[2708] Çünkü bilinci altüst olmuş kimseleri Biz böyle cezalandırırız.[2709]
İNKÂRDA ısrar eden o kimseler görmezler mi ki; gökler ve yer başlangıçta bitişikken Biz onları ayırdık[2710] ve (hareket edebilen) her canlıyı[2711] sudan var ettik?[2712] Buna rağmen hâlâ inanmayacaklar mı?
Ve yeryüzünde kendilerini sarsar diye sağlam ve sarsılmaz dağlar var ettik;[2713] ve onların aralarında, yollarını bulabilsinler diye vadiler açtık.[2714]
Ve göğü güvenlikli bir kubbe olarak tepelerine diktik; ama onlar, bu tür göstergelerle işaret ettiğimiz (hakikatlere) sırt çeviriyorlar.
Oysa geceyi ve gündüzü, güneşi ve Ay’ı yaratan da O’dur; (ama yıldız ve gezegenlerin) hepsi de (kendileri için tesbit edilen) bir yörüngede akıp durmaktadırlar.[2715]
(EY NEBÎ!) Biz, senden önce yaşamış hiçbir insana ölümsüzlük bahşetmedik.[2716] Hem sanki sen öleceksin de, onlar ebediyyen yaşayacaklar mı?[2717]
Her can ölümü tadıcıdır; şu da var ki, Biz sizi seçip ayırmak için hayır ve şer ile sınava tâbi tutuyoruz:[2718] zaten sonunda Bize döneceksiniz.
Ve o küfre saplanmış olanlar ne zaman seni görseler, sadece alaya almak amacıyla “Bu muymuş sizin ilâhlarınızı diline dolayan?” diye (dudak bükerler); ama iş, Rahmân’ın zikrine gelince: onu ısrarla tanımazdan gelen de yine onlar olur.[2719]
İNSANOĞLU aceleci bir yaratılışa sahiptir;[2720] zamanı gelince size mesajlarımın (gerçek olduğunu) göstereceğim; dolayısıyla, acele etmenize hiç gerek yok.[2721]
Buna rağmen onlar diyorlar ki: “Eğer sözünüze sadıksanız (cevap verin bakalım): bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?”
İnkârda ısrar eden bu kimseler, yüzlerini ve sırtlarını ateşten koruyamayacakları, dahası hiçbir yardım da alamayacakları anın (dehşetini) keşke bir bilseler!
Ama hayır, o (an) birdenbire gelecek ve onları şaşkına çevirecektir; artık ne onu geri çevirebilecekler, ne de kendilerine zaman tanınacaktır!
Doğrusu (ey Muhammed)! Senden önceki elçilerle de alay edilmişti; fakat alay eden kimseleri bizzat alay edegeldikleri şey perişan etti.[2722]
De ki: “Sizi O sınırsız rahmet kaynağına karşı, gece ya da gündüz kim koruyacak?”[2723] Ama hayır, onlar Rablerinin zikrinden yüz çeviriyorlar.
Yoksa onların Bizim dışımızda kendilerini savunacak birtakım ilâhları mı var? O (sahte ilâhlar) kendilerine dahi yardım edecek güçten yoksunlar; üstelik onlara katımızdan hiçbir himaye de ulaşmayacak.
Hayır, Biz onları ve atalarını geçici zevklere daldırdık; ta ki ömrün kendileri için böyle uzayıp gideceği (zehabına kapılsınlar):[2724] İyi ama, onlar görmüyorlar mı ki Biz yeryüzüne müdahil olup, ona (ait değerleri) her bir tarafından eksiltiyoruz?[2725] Bir de kalkıp kazanacaklarını umuyorlar, öyle mi?
(Ey Muhammed!) “Ben sizi sadece vahiyle uyarıyorum!” de. Ama, ne kadar uyarılsalar da (kalbi) sağır olanlar bu çağrıyı işitmeyecekler.
Fakat, Rabbinin azap rüzgârından onlara bir efilti dokunsa, hemen “Yazıklar olsun bize!” derler, “Meğerse biz, zulmü karakter haline getirmişiz!”[2726]
Ve Biz, Kıyamet Günü dosdoğru tartan teraziler kurarız da, hiçbir kişi en küçük bir haksızlığa uğratılmaz; hatta hardal tanesi ağırlığında bir şey olsa, onu dahi gündeme getiririz:[2727] Biz, hesap görücü olarak yeter de artarız bile…[2728]
DOĞRUSU Biz, Musa ve Harun’a, hakkı bâtıldan ayıran, karanlıkları aydınlatan[2729] ve sorumluluk bilincine sahip olanlara (yabancılaştıkları özlerini) hatırlatan bir mesaj vermiştik;[2730]
onlar ki, idrak sınırını aşan bir hakikat olsa da Rablerinden korkarlar; yine onlar (görürcesine inandıkları) Son Saat’ten dolayı titrerler.[2731]
İşte bu da, Bizim indirdiğimiz mübarek bir hatırlatıcı mesajdır:[2732] Peki, bu durumda siz onu tanımazdan gelmekte hâlâ ısrarcı mısınız?[2733]
DOĞRUSU Biz, (Musa’dan) çok daha önce İbrahim’e de doğru işleyen bir muhakeme vermiştik; (İbrahim’in) bununla (doğru yolu bulacağını) daha baştan biliyorduk.[2734]
Hani o babasına ve kendi toplumuna “Sizin (tapınmak için) başına üşüştüğünüz bu heykeller de neyin nesi?” dediği zaman,
onlar şöyle cevap verdiler: “Atalarımızı onlara kulluk eden birileri olarak bulduk!”
Dedi ki: “Doğrusu siz de, atalarınız da başından beri açık bir sapıklık içindeymişsiniz.”
Dediler ki: “Sen (bunları söylerken) gerçekten ciddi misin, yoksa bize (şakacıktan) bir oyun mu oynuyorsun?”
(İbrahim): “Asla!” dedi, “Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları O yaratmıştır; ve ben de bu gerçeğe tanıklık etmek için (size gönderilen) biriyim.”
Derken, (İbrahim içinden şu kararı aldı): “Allah’a yemin olsun ki, siz dönüp gittikten sonra, putlarınız için tasarladığım şeyi mutlaka gerçekleştireceğim!”[2735]
Nihayet, onların tümünü paramparça etti; dönüp de kendisine başvurabilsinler diye (!)[2736] onların en iri-yarı olanına dokunmadı.
(Olan bitene vâkıf olunca, birbirlerine) dediler ki: “Kim yaptı bunu ilâhlarımıza? Her kimse, onun haddini bilmez biri olduğu[2737] apaçık ortada.”
(Onlardan bazıları) “Adına İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığı kulağımıza kadar geldi” dediler.
(Diğerleri) dediler ki: “Onu insanların önüne çıkarın; belki görgü şahitliği yapacak birileri çıkar!”
(Getirerek) “İlahlarımıza bunu sen mi yaptın ey İbrahim?” diye sorguladılar.
(İbrahim) “Hayır!” dedi, “Bunu yapsa yapsa, şu en iri-yarı olanı yapmıştır; en iyisi mi siz kendilerine sorun; tabî ki eğer cevap verebilirlerse!”[2738]
Bunun üzerine kendi iç dünyalarına döndüler ve (kendi kendilerine) “Siz var ya, siz” dediler, “işte asıl haddini bilmezin ta kendisisiniz!”
Fakat daha sonra, baş aşağı çevrilmiş bilinç haline (geri dönerek);[2739] “Doğrusu, onların konuşamayacağını kendin de çok iyi biliyorsun!” (dediler).
(İbrahim) “Ne yani” dedi, “şimdi siz Allah’ı bırakıp da, size hiçbir yarar sağlayamayan ve hiç bir zarardan (da sizi koruyamayan) nesnelere mi kulluk ediyorsunuz?
Size de, Allah’ı bırakıp taptığınız bütün bu nesnelere de yuh olsun! Siz hiç mi akıllanmayacaksınız?!”
“Onu yakın!” diye bağrıştılar; “İlle de bir şey yapacaksanız (böyle yapın) ki, ilâhlarınızı desteklemiş olasınız!”[2740]
Biz “Ey ateş!” dedik; “İbrahim’e zarar verme, ona karşı serin ve selamet ol!”[2741]
İşte onlar (İbrahim’e) karşı komplo ve tuzak kurarak suikast yapmak istediler; fakat Biz onları hüsrana uğrattık.
Dahası onu ve (yeğeni) Lût’u (oradan) kurtararak, bütün milletler için[2742] mübarek kıldığımız yurda ilettik.[2743]
Ve ona bir armağan olarak İshak’ı[2744] ve (onun oğlu) Yakub’u bahşettik; ve onların hepsini kişilik ve erdem sahibi kıldık;
ve onları talimatlarımız çerçevesinde herkese doğru yolu gösteren önderler yaptık; nitekim onlara hayırlı işler yapmalarını, Allah’a ibadetin hakkını vermelerini,[2745] arınmak ve yücelmek için gerekli bedeli ödemelerini vahyettik: Nihayet, onların tümü de sadece Bize kulluk eden kimselerdi.
LÛT’A da sağlam bir muhakeme ve (seçip ayırma yeteneği kazandıran) bir ilim bahşettik;[2746] ve onu çirkin eylemleriyle tanınan kentten kurtardık: çünkü onlar yoldan çıkmış yoz bir kavimdi.
Ama (Lût’a bir şey olmadı), onu rahmetimizle kuşatmıştık; zira o dürüst ve erdemli kimselerdendi.[2747]
ONLARDAN çok daha önce Nûh da Bize yalvarmış, bunun üzerine Biz de onun duasını kabul etmiş, onu ve onun yakınlarını büyük bir beladan kurtarmıştık.[2748]
Yine onu, âyetlerimizi yalanlamakta ısrar eden bir topluma karşı desteklemiştik: zira onlar da ahlâken yozlaşmış bir toplumdu; bu yüzden Biz de tümünü boğulmaya terk ettik.
Dâvud ve Süleyman’ı da (gündeme taşı)![2749] Hani o ikisi, bir topluluğa ait çobansız ve dağınık koyun sürüsünün gece yayıldığı tarla konusunda karar vereceklerdi; ve Biz de onların kararına şahit idik;[2750]
fakat bu konuda Süleyman’a (daha) derin bir kavrayış vermiştik.[2751] Bununla beraber Biz, her birine sağlam bir muhakeme ve (seçip ayırma yeteneği kazandıran) bir ilim bahşettik.[2752] Zaten Dâvud ile birlikte, emrimize âmâde kıldığımız dağlar da O’nun kudret ve ihtişamını dillendiriyordu, kuşlar da…[2753] Zira Biz, her zaman istediğimizi gerçekleştiririz.
Ve Biz ona, sizi korku ve zilletten kahredecek her belaya karşı koruyacak (mânevî) savunma araçları geliştirmeyi öğrettik:[2754] Hal böyleyken siz (gereği gibi) şükrediyor musunuz?
Kendisini bereketli kıldığımız ülkeye doğru esip O’nun emriyle (çalışan gemileri) yüzdürsün diye şiddetli rüzgârları Süleyman’a (âmâde kıldık):[2755] zira Biziz her şeyin (yasasına) vâkıf olan.
Yine dik başlı birileri,[2756] hem onun için dalgıçlık yapıyorlar, hem de bunun dışında başka hizmetler görüyorlardı. Aslında onlara mukayyet olan da Bizdik.
EYYUB’U da (gündeme taşı)! Hani o bir zamanlar; “Bu dert gelip beni buldu, ama Sen merhametlilerin en merhametlisisin!” diye Rabbine yalvarmıştı.
Biz de onun duasını kabul etmiş ve onu bizar eden dertten kurtarmıştık; dahası katımızdan bir rahmet ve gereği gibi kulluk edenlere bir öğüt olmak üzere, ona yakınlarını bir kat daha artırarak geri vermiştik.[2757]
İSMAİL’İ, İdris’i[2758] ve yükümlülük alan kişiyi de (gündeme taşı);[2759] hepsi de sıkıntıya karşı direnen kimselerdendi:
bu yüzden onları rahmetimize gark ettik: Zira onlar dürüst ve erdemli kimselerdendi.
VE balık olayının kahramanını da (gündeme taşı)! Hani bir zamanlar o, hakkında işlem yapmayacağımızı zannederek, öfkeyle (görev yerinden) çekip gitmişti.[2760] Derken o (düştüğü) zifiri karanlığın içerisinde “İbadete lâyık başka ilâh yok; sadece yüceler yücesi olan Sen varsın: hiç şüphesiz ben (bu tavrımla) zalimlerden biri olup çıktım!” diye yakarmıştı.[2761]
Bunun ardından Biz de onun yakarışını kabul ettik ve onu içine düştüğü sıkıntıdan kurtardık: işte Biz, inanıp güvenenleri böyle kurtarırız.
ZEKERİYYA’YI da (gündeme taşı)! Hani bir zamanlar o “Rabbim!” diye yalvarmıştı; “Beni (evlatsız) tek başına bırakma! Şu da var ki, Sen vârislerin en hayırlısısın!”[2762]
Ve Biz onun yakarışını da kabul ettik ve onun eşini kendisi için çocuk doğurmaya elverişli hale getirerek ona Yahyâ’yı armağan ettik. İşte bunların (üçü) de birbirleriyle hayırlarda yarışan kimselerdi; Bize bollukta da darlıkta da yalvarıp yakarırlardı: zira onlar Bize karşı derin bir saygı duyarlardı.[2763]
BİR de iffetini koruyan o kadını (gündeme taşı)! “Kuşkusuz ona da[2764] ruhumuzdan üflemiş;[2765] onu ve oğlunu (çağının) bütün insanları için[2766] kudretimizin bir delili kılmıştık.
(EY İNSANLAR!) İşte (burada kısaca anlatılan nebîler tarihinin de gösterdiği gibi) sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim: O halde sadece Bana kulluk edin![2767]
Ama onlar aralarındaki birliği paramparça ettiler: (oysa ki) hepsi de sonunda yine Bize dönecekler.[2768]
Neticede, kim iman etmiş olarak o imanla uyumlu davranışlar göstermeye gayret ederse, onun bu gayreti asla görmezden gelinmeyecektir: zira Biz, onun lehine bütün bunları kaydediyoruz.
Ne ki, Bizim helâkine karar verdiğimiz bir toplum mecburi (istikamete girmiştir);[2769] artık onların geri dönmesi mümkün değildir;
ta ki[2770] Ye’cuc ve Me’cuc’un salınıp,[2771] her bir köşeden boşalacakları zamana dek…[2772]
İmdi, mutlaka gerçekleşecek olan sözün vakti yaklaşmıştır: işte o zaman, küfürde ısrar edenler, gözleri yuvalarından fırlamış[2773] bir halde “Yazıklar olsun bize!” (diyecekler), “Doğrusu biz bu (söze) karşın gaflete dalmışız; dahası (böyle yapmakla) kendi kendimize kıymışız!”
Şu kesin ki, siz de, Allah’tan başka taptıklarınız da cehennemin yakıtısınız: sizler ona mutlaka uğrayacaksınız!
Eğer (tanrılaştırdıkları) gerçek ilâh olsalardı, oraya asla girmezlerdi: (ama) hepsi orada temelli kalacaklar:
orada onların payına inim inim inlemek düşecek; ve onlar orada (iniltiden başka bir ses) duymayacaklar.
Ne var ki, katımızdan kendilerine iyilik-güzellik ihsan ettiğimiz kimselere gelince: işte onlar (cehennem)den uzak tutulacaklar.[2774]
Onlar oranın uğultusunu bile duymayacaklar. Ve onlar canlarının çektiği şeyler arasında kalıcı bir hayat sürecekler.
Onları, (kıyamete mahsus) o benzeri görülmemiş dehşetli panik dahi tasalandırmayacak;[2775] zira melekler kendilerini “Bu, işte size vaad edilen o (mutlu) gündür!” diye karşılayacaklar.
O gün Biz gökleri, kitap sayfalarını rulo yapar gibi dürüp katlayacağız;[2776] mahlukat (evrenini) ilk defa nasıl yaratmışsak, onu öylece tekrar yaratacağız.[2777] Bu üstlendiğimiz bir sözdür: zira Biz, evet Biz her istediğimizi gerçekleştirmişizdir.
Ve doğrusu Biz, hatırlatıcı mesajların ardından,[2778] bütün İlâhî vahiylerin hikmet yüklü sayfasına[2779] “(Tekrar yarattığımız) bu yerin vârisi sâlih kullarım olacak” diye yazmışız.[2780]
Hiç şüphesiz bunda, Allah’a gereği gibi kulluk etmek isteyenler için nice[2781] mesajlar vardır.
İşte bu yüzden (ey Rasul), Biz seni bütün insanlığa,[2782] sadece bir rahmet olarak gönderdik.[2783]
De ki: “Bana vahyolunan her şeyin (özü) yalnız ve yalnızca ‘ilahınızın bir tek ilâh olduğu’ yalın gerçeğidir: şu halde artık siz O’na teslim olacak mısınız?”
Fakat eğer (bu davetten) yüz çevirirlerse, o zaman da de ki: “Ben bu daveti hiçbir ayrım gözetmeden hepinize duyurdum;[2784] ne var ki ben tehdit edildiğiniz (Hesap Günü’nün) yakın mı uzak mı olduğunu da bilemem.”
Fakat (Allah) açıktan söyleneni nasıl bilirse, gizlediklerinizi de öylece bilir.
Ama ben; (bu ertelemenin) sizin için bir sınama ve kısa süreliğine verilmiş bir mühlet olup olmadığını herhalde bilemem.”
(Allah’a yönel ve) de ki:[2785] “Rabbim! Aramızda hakkaniyetle hüküm ver!” (Onlara dön) ve (de ki): “Kendisine yakıştırdığınız tüm (gerçek dışı) nitelemelere karşın kendisinden yardım istenecek tek merci, (yine) O sınırsız merhamet sahibi olan Rabbimizdir.”