Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2042, sondan 4195. ayet; 17. sure ve İsrâ Suresinin 13. ayetidir. İsrâ Suresi 13. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 58 ve toplam ebced değeri ise 3204 olarak hesaplanmıştır. İsrâ Suresinin toplam ebced değeri 473063 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وكل انسان الزمناه طائره في عنقه ونخرج له يوم القيمة كتابا يلقيه منشورا
“Sorumluluk” diye çevirdiğimiz 13. âyetteki tâir kelimesi sözlükte “kuş” demek olup burada mecaz olarak sorumluluk anlamında kullanılmıştır. İslâm’dan önce Araplar, bir işi yapmanın hayırlı olup olmayacağını anlamak için bir kuşu salıverirlerdi. Kuşun sağ tarafa doğru uçması hayra, sol tarafa doğru uçması şerre işaret sayılırdı. Bu sebeple tâir kelimesi “şans, uğur, talih” anlamında da kullanılmaya başlandı. Buradan hareketle tefsirlerde tâir kelimesine “kader” mânası verildiği gibi, “hayır ve şer, mutluluk ve mutsuzluk, amel, rızık, yükümlülük” gibi değişik açıklamalar da getirilmiştir (bk. Kurtubî, X, 233-234). Bize göre bunlar içinde tercihe en uygun olanı “amel ve yükümlülük” anlamıdır; bunu “sorumluluk” diye ifade etmek daha uygun düşmektedir. Âyetin devamında gelen “kitap” yani amel defteri kavramı da bunu desteklemektedir. Buna göre herkes kendinden sorumludur; her insan yaptığı ile kendini bağlamış, sorumluluk altına girmiştir, sonucunu da önüne amel defteri konularak görecektir.
Bundan önceki âyetlerde İsrâiloğulları’nın tutumlarına, ardından da Kur’an’ın işlevine atıfta bulunuldu; İslâmî literatürde tevhid, nübüvvet ve âhiret şeklinde özetlenen dinî hakikatler üzerinde durularak inanıp iyi işler yapanların büyük ecir alacakları, inanmayanları da “elem verici bir azap” beklediği; Allah’ın, bildirilmesi gerekli her konuyu ayrıntılarıyla açıkladığı ifade edildi. Bütün bunlardan sonra 13. âyette artık insanlar için mazeret kalmadığı belirtilmek üzere, mahşer meydanında toplanan herkesin sorumluluğunun kendi omuzunda olacağı; 14. âyette de her insana, “Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter!” denileceği bildirilmektedir.
Mehmet Okuyan
Her insanın uçup (gittiğini sandığı davranışlar)ını boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, (önünde) açılmış bir kitap (amel defteri) çıkartacağız.
Her insanın amelini boynuna doladık yani mahşere amelleri boynuna takılı olarak gelecektir. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
1- Cahiliye döneminde insanlar kuş uçurarak bir şeyin kendileri için iyi mi kötü mü olacağına karar veriyorlardı. Ayet, bir benzetme ile kişinin başına ne geleceğini bilmesi için kuşunun hangi yöne gittiğine bakmasına gerek olmadığını, zira herkesin kuşunun kendi boynuna asıldığını söylemektedir. Bu kuş, insanın çalışıp çabalamasından, yaptıklarından başka bir şey değildir.
Ahmet Akgül
Biz her insanın kuşunu (ruhunu ve amel durumunu) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
Her insanın yaptığı işleri boynuna astık, kıyamet günü de apaçık yazılmış bir kitap olarak meydana çıkaracağız onları, herkes, ne yapmışsa hepsini o kitapta yazılmış bulacak.
Her insanın yaptığı işlerden dolayı, bir pay bir nasip takdir ettik. Kıyamet günü de apaçık yazılmış bir kitap olarak, onları meydana çıkaracağız. Herkes ne yapmışsa, hepsini o kitapta yazılmış bulacak.
Her insanın, uğurlu ve uğursuz saydıklarının, işledikleri hayır ve şerden paylarının sorumluluklarını, rızıklarını kazanma mükellefiyetlerini, kendi iradî tercihleri sebebiyle boyunlarına yükledik. Kıyamet günü, karşılaşacakları amel defterlerini açılmış halde önlerine çıkarırız.
Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
Her insanın yaptıklarını kaydeden hayat defterini (Hard Diskini) boynuna taktık. Kıyamet günü herkes için onu, (önünde) açılmış olarak (dünyada yaptıklarını) bulacağı bir kitap (hayat filmi) halinde çıkaracağız.
Bkz. 4:123, 23:62, 52:16, 75:12-14, 99:7-8Aslında ayetin ilk cümlesi “her insanın kuşunu, kendisinin boynuna bağladık.” şeklinde tercüme edilmesi gerekirdi, ancak daha iyi anlaşılsın diye biz bu şekilde tercüme ettik. Çünkü Cahiliye döneminde insanlar kuşların uçuşlarından kaderlerinin belirlendiğine inanırlardı. Kur’an bu batıl inancı yıkarak onların anlayacağı üslupla her insanın kaderinin kendi çabasına bağlı olduğunu ve herkesin ancak kendi yaptıklarına göre muamele göreceğini bildiriyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Her insanın boynuna işlediklerini dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı Kitap'ı önüne çıkarırız.
Herkesin (dünyâdaki) amel (ve hareket) ini kendi boynuna doladık. Kıyamet günü onun için bir kitab çıkaracağız ki neşredilmiş olarak kendisine kavuş (ub şöyle çat) acak:
Ve her insanın amelini, kendi boynuna bağladık. Kıyâmet günü onun için (oamellerinin yazıldığı) bir kitab çıkarırız ki, onu açılmış olarak önünde bulur.
Biz her insanın yapıp ettiklerini bir liste halinde boynuna dolarız. Kıyamet gününde de tutulmuş kayıtlarını çıkartırız ve basılmış kitap halindeki kayıtlarını o’na yapıştırılır.
Biz her insanın cennet veya cehennemle noktalanan kaderini, onun kendi boynuna bağladık. Dolayısıyla her insan, yaptığı tercihlerle, kendi yazgısını bizzat kendisi belirler, sonucundan da yalnızca kendisi sorumludur. İşte bu yüzden, Mahşer Günü onun karşısına, dünyada yapmış olduğu her şeyin bir bir kaydedildiği ve önünde açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkaracağız. Ve o gün ona:
1 Bu ifadenin zahiri anlamı, “Her insanın kuşunu boynuna taktık” demektir. Mecâzen “kaderini, sorumluluğunu kendi zimmetine verdik ve vebalini kendi nefsine bağladık” anlamlarında kullanılır.
Muhammed Esed
Öte yandan, Biz her insanın kaderini (kendi) boynuna dolamışızdır; 17 öyle ki, Kıyamet Günü onun önüne, her şeyi açık açık kaydedilmiş bulacağı bir sicil çıkaracağız;
Ve Biz, her bir insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.[2239] Nitekim Kıyamet Günü onun önüne, (dünyada yapıp ettiği)[2240] her şeyi kayıtlı bulacağı bir sicil koyacak (ve diyeceğiz ki):
[2239] Lafzen: “Ve Biz, her bir insanın kuşunu kendi boynuna geçirdik”. Tâir, “uçan varlık” anlamına gelir. Aynı kökten türetilen tayr, “kuş” türünün ortak adıdır. İslâm öncesi Arap toplumu, bir şey yapmaya niyetlendiklerinde kuş uçururlar, o kuşun sağa-sola ya da yukarı-aşağı uçuşuna göre anlamlar çıkarırlardı. Bu işleme, kader ve kısmeti belirlemek ve geleceği okumak için başvururlardı (Râzî). Allah Rasûlü de tıyerayı “uğurluluk-uğursuzluk” ile ilgili bir bâtıl inanç olarak tarif etmiş ve bunu şirkin kardeşi olan cibtten saymıştır (Hadis için bkz: 4:51, not) Bâtıl inanca dayalı bu uygulamada kullanılan aracın adı ya da niteliği (tâir, tetayyur, tıyera) daha sonra “şans, talih, uğur, kader ve kısmet” anlamlarında kullanılmaya başlandı. Ebu Ubeyde tâiri “nasip, pay” (haz) olarak açıklamıştır (Krş: 3:49; 5:110; 7:131; 17:13; 27:47; 36:19). Tâir’i çevirimiz bu verilere dayanmaktadır. Âyette geçen ‘unuk (bir başka okuyuşta ‘unk), kinayeten “sorumluluk alma, yük taşıma”yı ifade eder. Bunu göz önüne alan Elmalılı, ibareye alternatif anlam olarak “mesuliyetini kendi talep ve ameline tahsis ettik” veya “vebalini kendi nefsine bağladık” karşılığını verir. Râzî de, ‘insanın boynuna takılanın “tasma” mı, “madalya” mı; ya da “yular” mı, “gerdanlık” mı olacağını yine kendi tercih ve eylemlerinin belirlediğine’ dikkat çeker. Bizim tercihimiz olan “kendi çabasına” karşılığı, ‘unuk’un bu çağrışımlarına dayanmaktadır. Zaten âyetin son kısmı, insanın kişisel tercihleriyle maddî ve mânevî yazgısı arasındaki doğrudan bağı vurgulamaktadır.
[2240] Parantez içi açıklamamız, Taberî’nin tercihine dayanmaktadır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve her insanın amelini boynuna dolayıverdik ve Kıyamet günü onun için bir kitap çıkarırız ki, onu neşredilmiş olduğu halde karşılar.
Her insanın vebalini, kendi nefsine bağladık, (her insan yaptıklarına göre muamele görür). Nitekim kıyamet günü önüne açılan bir defter çıkaracağız. [99, 7-8; 52, 16; 4, 123; 75, 12-14] [İşaya 65, 6; Daniel 7, 10; Vahiy 20, 12}
Âyet: “Her insanın kuşunu, kendisinin boynuna bağladık.” buyurmaktadır. Cahiliye arapları kuşların uçuşlarının kendi mukadderatlarını belirlediklerine inanırlardı. Kur’ân bu batıl inancı yıkıp, insanın ancak yaptıklarına göre muamele göreceğini bildiriyor. Âyet-i kerime insanın yaptığı her hareketle, âdeta bir kalem gibi, daha doğrusu tuşa dokunmuş gibi, kendi ekranında hayat boyunca bir şeyler yazıp durduğunu, kıyamet günü de, âdeta bunun çıktısını alacağı izlenimini vermektedir. Dünya hayatında nefsin ihtirasları, gafletli insanın iyi ve kötüyü değerlendirmesini önlemektedir. Ama âhirette her şey göz önüne serilecektir.
Süleyman Ateş
Her insanın tair(kuş)ini boynuna bağladık, kıyamet günü onun için, açılmış olarak bulacağı bir Kitap çıkarırız:
Her insanın tâirini (uçup gider sandığı işlerini) boynuna bağladık. (Mezardan) kalkış günü ona ait bir defter çıkarırız. Açılmış bir şekilde onu karşılar.