Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 12, sondan 6225. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 5. ayetidir. Bakara Suresi 5. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 33 ve toplam ebced değeri ise 896 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu ayetle aynı/benzer 1 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar; 31:5 ayetleridir. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (3) ل (5) م (4) bulunuyor.
Allah Teâlâ’dan vahiy yoluyla geldiğinde ve takvâ sahipleri için doğru yolun kılavuzu olduğunda şüphe bulunmayan Kur’an-ı Kerîm’i kendilerine rehber edinen müttakilerin (âyet ve hadislerde açıklanan iman, ibadet ve ahlâk yolunu benimseyenlerin, yaşayanların) doğru yolda olmaları mantık gereği ve tabiidir. “Rablerinden gelen doğru yol üzerinde olanlar ancak onlardır” cümlesi bu tabii ve mantıkî sonucu açıklamakta ve teyit etmektedir. Her yolun ulaştığı bir son, bir menzil, bir hedef vardır; burası yolu takip edenlerin ulaşmak istedikleri yerdir, yolu seçenler buraya ulaşmak için seçmişlerdir. Dünyada her bir yolun, oradan gideni nereye götüreceği bellidir, bilenlerden sorulur, öğrenilir ve yol takip edilerek istenilen yere ulaşılır. Fert ve topluluklar olarak davranışlarımızın, yapıp ettiklerimizin ne sonuç vereceği, bizi nereye götüreceği, hem geçici hem de ebedî âlemde bize neleri kazandırıp neleri de kaybettireceği konusunu bilmek için yalnızca insanî bilgi kaynakları yeterli değildir. Bu sebepledir ki, girilen yollar çok kere çıkmaz olmuş, iyi sanılıp umulan sonuçlar elde edilememiş, elde edilenlerin iyi olmadığı anlaşılmış, fertler ve gruplar mutsuz olmuş; sıkıntılar, krizler, olumsuzluklar birbirini kovalamıştır. İnsanın Allah, kâinat ve diğer insanlarla ilişkisinde tutacağı doğru yol –dinin rehberliğinin dışlandığı durumların çoğunda– bulunamamıştır, bulunamayacaktır. Yalnız takvâ sahiplerinin bu yolda olduklarını bildiren âyet işte bu gerçeği dile getirmektedir. Yol doğru seçilmişse ve insanlar o yolda usulünce yürüyorlarsa hedefe ulaşılacaktır, bu hususta şüpheye yer yoktur. Dünya hayatı bir yolculuk olarak düşünülürse yolcunun amacı mutluluktur; korktuklarından kurtulup umduklarına nâil olmaktır. İşte kurtuluş budur, zafer ve felâh buna denir. İslâm, her gün beş kere ezanda “haydin felâha!” diyerek insanları kurtuluşa, iki cihan saadetine çağırmaktadır. Kur’an-ı Kerîm’i rehber edinenlerin buna erişecekleri müjdesini ise birçok benzeri gibi konumuz olan âyet de en güçlü üslûpla açıklamaktadır: “Kurtuluşa erenler ancak onlardır.”
Bakara sûresinin bu ilk beş âyetinin hüküm ve mâna bakımından büyük önemi yanında, hadislerde mânevî özellik ve şifa hususiyetlerinin bulunduğu da bildirilmiştir (meselâ bk. Dârimî, “Fezâilü’l-Kurân”, 13-15).
Mehmet Okuyan
İşte onlar Rableri tarafından doğru yol üzerindedir ve onlar kurtulanların ta kendileridir.
İşte bunlar yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden Rablerinin kitap ve peygamberle gösterdiği hidayet yolunda yürüyen, sorumluluklar yüklenen, faaliyet gösteren erlerdir. İşte bunlar kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa erenlerdir.
İşte onlar (3. ayette anlatılanlar) Rablerinden edindikleri doğru bir yol üzeredirler. (Bunlar daha çok Müslüman muttakilerdir) Ve (4. ayette anlatılan) kurtuluşa erenler onlardır. (Bunlar daha çok Kur’ana inanıp da kendi dinlerini yaşayan ehl-i kitaptırlar.)
Kur’an sûrelerinden bazılarının başında «el-hurûfu’l-mukattaa» denilen birtakım harfler vardır ve bunlar bulunduğu sûreden bir âyettir. Böyle manası açık olmayan âyetlere «müteşâbih» denir. Müteşâbih olan âyetin gerçek manasını ancak Allah bilir. Bazı âlimler ise onları «tevil» ederler. Buna göre Elif, Lâm, Mîm harflerine şu manalar verilmiştir:
a) İşte elinizdeki Kur’an’ın kelimeleri bu harflerden teşekkül etmiştir. Buyurun, siz de benzerini yapın!
b) Dikkatleri toplamak için bir edebî sanattır. Zira söze üstü kapalı olarak başlamak sonra onu açmak daha fazla ilgi uyandırır.
c) Öğrenmenin harflerle başladığına işarettir.
Müttakî, takvâ sahibi demektir. Allah’ın azabından hakkıyla korkan, O’nun buyruklarına karşı gelmekten sakınan, rahmetine güvenip gerektiği gibi kulluk eden kimselere Kur’an’da hep «müttakîler» denmiştir.
Gayba iman, İslâm’ın «Âmentü»sünün kısaltılmış ifadesidir. Manası: Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır. Kur’an’ın pek çok yerinde «Gayba iman eder» veya «ederler» cümlesi gelecektir. Bunların hepsi, iman esaslarının kısaltılmış şeklidir.
Bakara sûresinde söze, önce dikkatleri çeken harflerle başlanılmış, hemen arkasından Kur’an’dan söz edilmiştir. Demek ki, şu elinizdeki kitap (Kur’an) kendisinde şek ve şüphe bulunmayan Allah kelâmı ve iyiler için doğru yol rehberidir. Kur’an, bir rehberdir, yol göstericidir. Ancak kime yol gösterir, kime rehberlik eder? İşte âyetlerde bu soruya cevap verilmiş, öncelikle müttakî olup gayba inananlara yol gösterdiği anlatılmıştır. Kur’an gerçekte bütün insanlığa indirilmiştir. Ancak, sadece ona yönelen ve onunla doğru yolu bulmak isteyenlere rehber olacaktır.
Burada gayba imandan sonra «Kelime-i Şehâdet, namaz, zekât, oruç ve hac»dan ibaret olan İslâm’ın beş temelinden sadece «namaz ile zekât» zikredilmiştir. Bu iki temelin zikri, örnekleme yoluyla diğerlerine de işarettir. Bu itibarla Kur’an’da «namaz ile zekât» bu âyette olduğu gibi beraber anıldığı vakit, beş temele işaret edilmektedir.
Edip Yüksel
İşte, Rableri tarafından yol gösterilenler ve mutluluğa erenler bunlardır.
(6)“*اُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحوُنَ [Kurtuluşa erenler işte ancak onlardır]’da bir sükût var, bir ıtlak(belirsizlik) var. Neye zafer bulacaklarını ta‘yîn etmemiş (belirlememiş). Tâ, herkes istediğini içinde bulabilsin. Sözü az söyler, tâ uzun olsun. Çünki bir kısım muhâtabın maksadı ateşten kurtulmaktır. Bir kısmı yalnız Cenneti düşünür. Bir kısım, saâdet-i ebediyeyi arzu eder. Bir kısım yalnız rızâ-yı İlâhîyi (Allah’ın râzı olmasını) ricâ(ümîd) eder. Bir kısım, rü’yet-i İlâhiyeyi (Allah’ı görmeyi) gāye-i emel bilir (arzu eder). Ve hâkezâ, bunun gibi pek çok yerlerde Kur’ân, sözü mutlak bırakır (sınırlamaz), tâ âmm (umûmî) olsun. Hazf eder (kısaltır), tâ çok ma‘nâları ifâde etsin. Kısa keser, tâ herkesin hissesi bulunsun. İşte اَلْمُفْلِحوُنَ [Felâha erenler] der. Neye felâh bulacaklarını ta‘yîn etmiyor. Güyâ o sükûtla der: ‘Ey Müslümanlar, müjde size! Ey müttakī (günahtan sakınan)! Sen Cehennemden felâh bulursun. Ey sâlih! Sen Cennete felâh bulursun. Ey ârif! Sen rızâ-yı İlâhîye nâil olursun. Ey âşık! Sen rü’yete mazhar olursun.’ Ve hâkezâ.” (Zülfikār, 25. Söz, 26)
İlyas Yorulmaz
İşte onlar Rablerinin belirlediği doğru yol üzerinde olanlar ve kurtuluşa erenler de onlardır.
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 5. Ayet Açıklaması
[*] Rab kelimesinin en uygun karşılığı "sahip"tir. Evin sahibine rabb'ud- dâr (Müfredât), sermaye sahibine de rabb'ül-mal denir. Yusuf aleyhisselam, kralın gönderdiği köleye şöyle demişti: "Rabbine dön de sor bakalım, ellerini kesen kadınların derdi neymiş? Benim Rabbim onların oyunlannı bilir. " (Yusuf 12:50) Bu âyette rab kelimesinin hem Allah hem de kölenin sahibi olan kral için kullanılması tercihimizin doğru olduğunu gösterir.
Şaban Piriş
İşte, Rab'lerinin yolunda olanlar ve kurtuluşa erecek olanlar onlardır.