Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2669, sondan 3568. ayet; 22. sure ve Hacc Suresinin 74. ayetidir. Hacc Suresi 74. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 31 ve toplam ebced değeri ise 1192 olarak hesaplanmıştır. Hacc Suresinin toplam ebced değeri 364750 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
İnsanların tek bir tanrısı bulunduğunu ikna edici biçimde ortaya koyan ve Allah’tan başkasına ibadet etmenin boş bir davranış olduğunu hatırlatan delillerden, öğüt ve uyarılardan sonra burada da, sahte tanrıların ve onlara tapanların durumunu özlü biçimde anlatan bir misal getirilmiştir. Bu temsilî anlatımda, öncelikle muhataplar bir an için, aklî muhâkemelerini kısıtlayan önyargılardan ve esiri oldukları alışkanlıklardan sıyrılıp akıllarını kullanmaya, verilen örneği can kulağıyla dinlemeye davet edilmektedir. Örnek şudur: Allah’tan başka kendilerine tapılan, yalvarılan bütün varlıklar birleşseler yine de bir sinek dahi yaratamazlar, hatta onlar sineğin kapıp götürdüğünü bile geri alma kudretine sahip değildirler. Kendinden istenen âcizdir, çünkü temizliği ve bakımı için dahi başkasına muhtaçtır; isteyen de âcizdir, çünkü yalvardığı varlığın kendisine bile hayrı yoktur, o halde isteyen de eli boş kalmaya mahkûmdur. Buradaki misalin kimin tarafından verildiğine dair değişik yorumlar yapılmış olmakla beraber (bk. Taberî, XVII, 202-203; Şevkânî, III, 529), genellikle bunun Allah tarafından getirilmiş bir misal olduğu kabul edilir. Yine, müfessirler arasındaki genel kanaate göre, “Allah’tan başka kendilerine yalvarılıp yakarılanlar”dan maksat, müşriklerin tapındıkları putlardır. Bazılarına göre burada, insanları Allah’a itaatten alıkoyan lider kesimi kastedilmiştir; bazılarına göre ise maksat, Allah’a âsi olmaya teşvik eden şeytanlardır (Şevkânî, III, 529). “İsteyen” (tâlip) ve “kendisinden istenen” (matlûp) kelimeleriyle kastedilenler hakkında da değişik yorumlar yapılmıştır: Bir görüşe göre sineği yaratmak veya onun kaptığını kurtarmak isteyen konumunda olduğu için tâlipten maksat putlar, matlûptan maksat sinektir; diğer bir yoruma göre tâlipten maksat putlara tapanlar, matlûptan maksat putlardır (Taberî, XVII, 203; Şevkânî, III, 529). “Allah’ı gereği gibi tanımamaları”, O’na gereğince kulluk etmemeleri ve O’na lâyık olduğu biçimde tâzimde bulunmamaları, Allah’ın verdiği nimetlerin kıymetini bilmemeleri, putlara ve süflî arzulara kulluk etmeleri gibi anlamlarla açıklanmıştır (ayrıca bk. En‘âm 6:91).
Mehmet Okuyan
Onlar (inkârcılar), Allah’ı gerektiği gibi tanımadılar. Şüphesiz ki Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
Putları Allah'a ortak koşmak suretiyle hataya düşenler, Allah'ın güç ve kudretini gereği gibi kavrayıp değerlendiremiyorlar. Çünkü Allah, herşeyi hükmü altında tutan, en yüce iktidar sahibidir.
Onlar, Allah'ın, yüceliğini, kudretini, kadrini, zâtını vasfının, sıfatlarının tecellisinin ifade ettiği şekilde künhüyle kavrayamadılar, Allah'ı hakkıyla tanıyıp saygıyla hafsalalarına yerleştiremediler. Allah güçlü, kudretli, üstün ve hükümrandır.
“Onlar, Allah’ın gücünü gereği gibi kavrayamadılar” ifadesi, “Onlar, Allah’ın kıymetini idrâk edemediler” demektir. Yani Allah’ın büyüklüğünü, azametini, kudretini tanıyarak O’nun kuvvetinden, ilminden, desteğinden, rahmet deryasından yararlanamadılar. O’na gerektiği gibi iman ederek ve güvenerek ebedi saadeti elde etmek yerine; inanç dünyalarını sahte tanrılarla körelterek azaba müstahak oldular. Cennete varis olmak yerine, cehennemin yerlisi olmayı yeğlediler. Böylece kendilerine zulmettiler.İnananların bazıları da sadece Allah’a inanmakla, Hz. Peygamberi tanımakla ve Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğunu bilmekle mü’min olunacağını sandılar. İlahi mesajın ön gördüğü prensipler doğrultusunda Hz. Peygamberi örnek alan bir hayat tarzı ortaya koymadılar. Kur’an’ın sunduğu dini yaşamak yerine gelenekleri din haline getirerek onlarla hayatlarına devam ettiler. Battıkça battılar, kan gölünde boğuldular, savaşsız ve kavgasız günleri olmadı, huzuru ve barışı lügatlarından çıkardılar ama bu duruma neden geldiklerini merak etmediler. Araştırmayı, sorgulamayı, yüzleşmeyi, detaya inmeyi, tefekkür etmeyi bir vecibe olarak değil küfür olarak gördüler. Öyle ki uydurulan hadislerle, menkıbelerle, hurafelerle Kur’an’dan ve Hz. Peygamberin hayatından uzaklaştırıldılar. Kur’an’ı kutsal bir Mushaf, Hz. Peygamberi de itibar ve iftiharlarına vesile olarak gördüler. Kur’an’daki evrensel ahlaki değerlerle doğru ve erdemli yaşamak yerine tutarsız, ilkesiz, gayesiz ve sorumsuz bir hayat ortaya koydular. Kurtuluşlarını kendi amellerine değil, başkalarının himmetine ve şefaatine bağladılar.
Diyanet İşleri (Eski)
Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
Onlar, Allah’ı gereği gibi tanıyamadılar. O’nun sınırsız ilim, hikmet ve kudret sahibi tek rab ve ilah olduğunu bilemedikleri için kendilerine başka yol göstericiler aradılar; mutlak adâlet sahibi olduğunu kavrayamadıkları için âhireti inkâr ettiler; sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olduğunu anlayamadıkları için başkalarının egemenliği altına girdiler; izzet ve şerefin yalnızca O’nun elinde olduğunu idrâk edemedikleri için üstünlük ve itibarı başka yerlerde aradılar. İşte bunun içindir ki Kur’an, sürekli olarak Allah’ı anlatır: Gerçekten Allah çok güçlüdür, üstündür.
1 Yani, Allah’ı ya kendi arzularına göre tanımladılar veya birilerinin uydurma ilah tanımlarını kabullenerek Allah’ı tanıyoruz diye başaka başka ilahlar uydurdular.
Muhammed Esed
Bu [konuda hataya düşe]nler Allah'ın gücünü gereği gibi kavrayıp değerlendiremiyorlar; çünkü Allah, her şeyi hükmü altında tutan en yüce iktidar Sahibidir.