Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5100, sondan 1137. ayet; 57. sure ve Hadîd Suresinin 25. ayetidir. Hadîd Suresi 25. ayetinin kelime sayisi 28, harf sayısı 138 ve toplam ebced değeri ise 6208 olarak hesaplanmıştır. Hadîd Suresinin toplam ebced değeri 189037 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
لقد ارسلنا رسلنا بالبينات وانزلنا معهم الكتاب والميزان ليقوم الناس بالقسط وانزلنا الحديد فيه بأس شديد ومنافع للناس وليعلم الله من ينصره ورسله بالغيب ان الله قوي عزيز
Lekad erselnâ rusulenâ bilbeyyinâti ve enzelnâ me’ahumu-lkitâbe velmîzâne liyekûme-nnâsu bilkist(i)(s) ve enzelnâ-lhadîde fîhi be/sun şedîdun ve menâfi’u linnâsi ve liya’lema(A)llâhu men yensuruhu ve rusulehu bilġayb(i)(c) inna(A)llâhe kaviyyun ‘azîz(un)
Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resûllerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
İlk iki âyette insanın hayata bakışını belirlemede çok önemli bir gerçeğe ve bunun hikmetine değinilmektedir: Olan ve olacak her şey Allah’ın ezelî ilminde kayıtlıdır; bunu böylece bilen ve kabul eden insan kaçırdığı fırsatlara hayıflanarak veya Allah’ın kendisine verdiği imkânların sarhoşluğuna kapılarak ömrünü tüketmez. Çünkü bunların ikisi de olmuş bitmiştir. Bu bir musibetse kendisinin bundaki payını düşünüp sonuç çıkarmalı ve bu sonucun gelecekteki davranışlarına ışık tutmasını sağlamalı, şayet bu bir nimetse asıl kaynağının kendi bilgi, beceri ve çabası değil yüce Allah olduğunu dikkate alıp övünme ve böbürlenmesi için bir sebep bulunmadığı, bilâkis bu nimetin kendisine sorumluluk getirdiği bilinci içinde hareket etmelidir. Buna karşılık insanın asıl yükümlülüğü kaçırılanlar ve elde edilenlerden sonrasında, yani “olacak”lar ve “olması gereken”ler sınırında başlamaktadır. İmtihan gereği olarak başa gelecekleri (musibet) önlemek insanın gücü dahilinde değildir; fakat insan bunları bilemeyeceği için, bu onun yükümlülüğünü etkilemez ve koyu kaderci bir anlayışı haklı kılmaz. Çünkü onun yükümlülüğü, yapılması irade ve tercihine bırakılan davranışlarla ilgilidir, bir başka anlatımla onun görevi hür iradesiyle buyruk ve yasaklara uygun davranmaktır. Nitekim 23. âyetin sonunda ve 24. âyette, kendini beğenmiş, böbürlenen ve elindeki imkânları sırf kendisine ait gibi görüp cimrilik yapan, üstelik başkalarının da öyle davranmasını isteyen kimseler ağır bir dille eleştirilmiştir. 25. âyette de insanın sorumluluk gerekçesi açıklanıp bunun kendisine getirdiği yükümlülükler genel bir ilke halinde ifade edilmiştir: İnsanın sorumluluğu, kanıtları değerlendirebilme melekesine yani akıl ve muhakeme gücüne sahip olma temeline dayalıdır ve yüce Allah ona doğru yolu bulması için yeterli kanıt ve aydınlatıcı vahiy göndermiştir; sorumlu tutmanın amacı, Allah’ın gayb yoluyla iman edip gereğini yapanları ortaya çıkarması yani insanın sınanmasıdır. Bu statünün getirdiği yükümlülük de adaleti yani olması gerekeni gerçekleştirmeye çalışmak ve bu uğurda Allah’ın lutfettiği imkânları en iyi şekilde kullanmaktır (musibet konusunda değerlendirme için ayrıca bk. Şûrâ 42:30-35; bu bağlamda daha çok “adalet” anlamıyla açıklanan mîzan kelimesinin anlamları için bk. Rahmân 55:7-9). 22. âyetin “biz onu yaratmadan” diye çevrilen kısmındaki “o” zamirinin “musibet, nefisler veya yeryüzü”nün yahut hepsinin yerini tuttuğu yorumları yapılmıştır (Şevkânî, V, 204). 25. âyette, hem güç sembolü olan hem de insanlara çeşitli faydalar sağlayan demirin de bir nimet olarak yaratıldığından söz edilmektedir. “İndirme” anlamına gelen kelime, Zümer 39:6. âyetinde olduğu gibi “yarattı, lutfetti, insana onu kullanabilme yeteneğini ilham etti” anlamındadır (İbn Âşûr, XXVII, 416-417). Âyetin üslûbundan, Allah’ın dinine ve peygamberlerine yardım eden, hak ve adaleti ayakta tutmak isteyenlerin bu gayelerini gerçekleştirebilmek için demirle sembolize edilen maddî güce ve siyasî otoriteye sahip olmaları gerektiği anlaşılmaktadır (Emin Işık, “Hadîd Sûresi”, DİA, XV, 14). Kimyasal element olarak birçok bileşiği bulunan ve değişik endüstri kollarında önemli işlevleri olan demir, metaller arasında da kullanımı en yaygın ve en ucuz olanıdır. Bir bütün olarak yerküreyi meydana getiren elementler arasında yaklaşık üçte birlik oranla ilk sırayı tutan demirin güneşte ve başka yıldızlarda da bolca bulunduğu tesbit edilmiştir. Teknolojinin gelişmesinde demirin tuttuğu yeri özellikle modern çağın insanı günlük hayatının hemen her adımında yaşar ve hisseder. Hayatı kolaylaştıran pek çok ürün demire dayalı olduğu gibi, gerek beşerî zaafların vahşete dönüşmesinden ibaret olan haksız saldırılarda gerekse varlığını koruma amacıyla bunlara karşı koymada, gerek yıkmada gerekse yapmada demir insanın asırlardan beri vazgeçemediği unsur olagelmiştir. Kısacası demir, kontrollü kullanımı insanlık için büyük yararlar, kontrolsüz kullanımı ise büyük tehlikeler taşıyan bir madde olduğu gibi bu özellikleri taşıyan başka nesneleri ve imkânları da güçlü bir biçimde temsil eden bir örnektir. Başka elementlerle birleşmiş durumda pek çok mineralde de bulunan demir insan vücudu bakımından özel bir önemi haizdir. İnsan vücudunda demir eksikliğinin yol açtığı kansızlık, en sık rastlanan kansızlık tipidir. Demirin özellikleri ve insan hayatındaki önemiyle ilgili bu ve benzeri bilgiler ışığında âyetin “Onda büyük bir güç ve insanlar için yararlar vardır” diye tercüme edilen kısmı daha iyi anlaşılabilmektedir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki biz, elçilerimizi apaçık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde Kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik (kullanımını öğrettik) ki onda, büyük bir güç ve insanlar için yararlar vardır. Bu, Allah’(ın dinin)e ve elçilerine yalnızken yardım edenleri bil(dir)mesi (ortaya çıkarması) içindir. Şüphesiz ki Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
Ayetteki [el-kitab] kelimesine “ilahî mesaj”, [el-mîzân] kelimesine ise “denge kanunu, adalet, ölçü” anlamları verilebilir.,“Yüce Allah’ın bilmesi” ifadesiyle ilgili izahımız ve ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân 3:140, dipnot 11.
Bayraktar Bayraklı
Andolsun biz peygamberlerimizi açık seçik delillerle gönderdik. İnsanlar adaleti ayakta tutsunlar diye beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik. Onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'a ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah güçlüdür; üstündür.[612]
[612] Mîzan, kitab, demir ve adalet ilişkisi hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIX, 63-66.
Erhan Aktaş
Ant olsun ki resûllerimizi beyyinelerle¹ gönderdik. Ve insanlar haktan yana olsunlar diye resûllerle birlikte Kitap'ı ve mizanı² indirdik. Ayrıca kendisinde büyük bir güç ve insanlar için pek çok yararlar bulunan³ demiri indirdik, Kendisine⁴ ve resûllerine, onların gıyabında5 destek olan kimseler açıkça bilinsin! Kuşkusuz Allah, Mutlak Güç Sahibi'dir, Mutlak Üstün Olan'dır.
1- Kanıt içeren açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgilerle. 2- Ölçüyü, adalet ölçüsünü. Doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, yararlı olanla zararlı olanı ayırt etme ölçüsünü. Hak, adalet ve yaşamın dengesini sağlayacak ölçüyü. 3- Savaşta saldırı ve koruma amaçlı gerekli olan kılıç, zırh vb. savaş araç ve gereçleri gibi. 4- Dinine, tevhide. 5- Onları görmedikleri halde, onlar yanlarında değillerken de.
Ahmet Akgül
Andolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle (ayetler ve mucizelerle) gönderdik; ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte Kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de (meteorlar ile sonradan gökten) indirdik. (İnsanlara demir ve benzeri madenlerdeki gizli kuvveti teknolojide kullanma yeteneğini bahşettik.) Öyle ki Allah, gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin Kendisine (Dinine) ve elçilerine yardım edeceğini belli etsin (ve açığa çıkarıversin). Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir, üstünlük ve izzet O’na aittir.
[Not: En son bilimsel araştırma neticeleri, DEMİR madeninin Dünya’nın bünyesinde var edilmediğini, sonradan göktaşları vasıtası ile uzaydan indirildiğini tespit etmiştir. Böylesine ciddi ve ilmi gerçekleri, 1400 yıl öncesinden Hz. Peygamberin kendiliğinden bilip haber vermesi mümkün değildir. Öyle ise Kur’an-ı Kerim Onun sözleri olamaz, bunlar Allah’ın kelimeleridir. Ve bu nedenle Kur’an’ın diğer haber ve hükümleri de Hakk’tır ve mutlaka gerçekleşecektir.]
Abdulbaki Gölpınarlı
Andolsun ki biz, peygamberlerimizi, apaçık delillerle gönderdik ve onlarla beraber de kitap ve terazi indirdik, insanlar adaletle doğru muamele etsinler diye ve demiri de indirdik ki onda çetin bir azap var ve insanlara faydalar; ve bu da, Allah'ın kendisine ve peygamberlerine, henüz tapısına varmadan yardım edenleri bildirmesi için; şüphe yok ki Allah, üstündür ve pek kuvvetlidir.
Andolsun ki biz elçilerimizi, açık açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti ayakta tutmaları için, beraberlerinde kitabı ve adalet ölçülerini indirdik. Bir de size içinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan, demiri kullanma yeteneği bağışladık ki, mü'minler o demirden yaptıkları aletlerle, düşmanlarına karşı savaşsınlar. Bu, Allah'ı görmeden O'nun dinine ve peygamberlerine yardım edenleri ortaya çıkarması içindir. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, çok kuvvetlidir.
Andolsun, biz Rasullerimizi, apaçık âyetlerle, mûcizelerle, vahyin içeriğini açıklayan beyanlarla, tavsiyelerle, hak peygamber olduklarını tasdik eden delillerle özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderdik. İnsanlar insaf ve adâleti uygulayarak sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî bir düzen kurarak yaşasınlar, sosyal adaleti, sosyal güvenliği temin etsinler, refah payını artırarak dengeli dağıtsınlar diye peygamberlerle beraber kutsal kitapları ve adaleti, dengeyi, ölçüyü, tartıyı yerleştirecek ilkeleri indirdik.
Bir de sebeplerini-şartlarını yaratarak indirdiğimiz, oluşturduğumuz demiri yerküreye yerleştirdik, varlığını bildirdik. Onda büyük bir güç vardır. İnşaatta, ziraatta, sanayide, savaşta, barışta insanlara birçok faydaları vardır. Allah, kendisine ve gönderdiği Rasulüne, görmedikleri halde, gıyaben yardım edenleri, dinine sahip çıkan mü'min nesilleri tesbit etsin de, mükâfatlarını versin diye bütün bunları size verdi. Allah güçlü, kudretli ve hükümrandır.
Andolsun ki, elçilerimizi açık delillerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik. Ve Allah'ın kendisine ve elçilerine görmediği halde (gıyaben) kimin yardım edeceğini ortaya çıkarması için, kendisinde büyük sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri indirdik. [3] Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir.
Andolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisine çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri indirdik; öyle ki Allah, kendisine ve elçilerine gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir, üstün olandır.
Celâlim hakkı için, biz peygamberlerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde (Allah'ın hükümlerini bildiren) kitab ve adalet indirdik ki, insanlar adaletle ayakta dursunlar. Bir de demiri indirdik. Onda hem çetin bir sertlik, hem de insanlar için bir çok menfaatler vardır. Çünkü (demirden yapılan silâhları düşmanlara karşı kullanmak suretiyle) Allah, kendisine (dinine) ve peygamberlerine; kendisini görmedikleri halde, yardım edenleri belli edecek. Şübhe yok ki Allah çok kuvvetlidir, her şeye gâlibdir.
Andolsun! Biz elçilerimizi mucizeler ile gönderdik. Onlarla beraber kitap ve yargıyı indirdik ki insanlar adaleti ayakta tutsunlar ve demiri de indirdik. Onda şiddetli bir azap ile insanlar için birçok menfaatler vardı. (Allah bunları indirmiş ki) kimin gıyaben Allah’a ve elçisine yardım ettiğini görsün. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, izzet ve üstünlük sahibidir.
Peygamberlerimizi belgelerle gönderdik, insanları adaletle tutsun diye, onlarla birlikte kitap indirdik, tartı indirdik, bir de demir indirdik, onda katı sertlik var, insanlara faydalar da var, görmeksizin hem Allaha, hem de peygamberine yardım eden kimseyi bilmek için indirdik; Allah güçlü, Allah emredir
Andolsun, biz resullerimizi apaçık delillerle/kanıtlarla gönderdik ve beraberlerinde kitaplar indirdik ve insanlar arasında adaleti ve hukukun üstünlüğünü sağlayacak değer ölçüleri koyduk. Ayrıca insanlar için çok faydaları bulunan ve güçlü bir madde olan demiri indirdik (yarattık ki insanlar ondan yararlansın). Böylece Allah, Kendisini görmedikleri halde hem Kendi davasına hem de resullerine yardım edenleri ortaya çıkarsın. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, her işte üstün ve mutlak galiptir.
Ayette, “haleknâ” ya da “cealnâ” fiili yerine “indirdik” anlamına gelen “enzelnâ” terimi kullanılıyor. Bunun bir benzeri Zümer suresinin 39:6. ayetinde geçiyor “Sizin için hayvanlardan sekiz çift (indirdi) yarattı. Her iki ayette de bu deyimler ayetlerin anlam akışına uyarak nesneleri yaratmada Allah’ın iradesine ve planına işaret ediyor.Âyette “demir” in gücüne ve faydalarına vurgu yapılarak ehemmiyetli bir metal olduğu anlatılmaktadır. Bilindiği gibi demir, tüm metaller içinde en çok kullanılan ve dünyada üretilen metallerin ağırlıkça %95′ini oluşturan bir maddedir. Demirin ilk kullanımı, mızrak uçları, bıçak ve süs eşyası şeklinde olup Sümerlere ve eski Mısırlılara, MÖ yaklaşık 4000’li yıllara kadar dayanır. Demir, sadece inşaat sektöründe ve kap-kacakta değil, aynı zamanda, insanın, makineyi insan varoluşunun temeli sayan ve insanın fıtratı ile bütün bağlantılarını koparan yüksek teknolojinin gelişmesinde de kendini gösterir. Ve modern hayattaki bu makineleşme süreci, cemiyetteki manevî ve ahlakî değerlerin yozlaşmasına sebep olur. Kur’an, insanı bu tehlikeye karşı uyarmak için, yanlış kullanıldığı takdirde “demir” in taşıdığı potansiyel kötülüğe dikkat çekerek, insanın “demir” i kullanarak bireysel ve sosyal mutluluk alanlarını yok etmesine yol açacak girişimlerden uzak durması ve ondan mutlaka hayır yolunda faydalanması gerektiğini anlatmaktadır.
Diyanet İşleri (Eski)
And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
Âyette geçen demir mecâzi olarak «maddi müeyyide» anlamında da yorumlanmıştır. Demir hakiki manada yorumlandığında âyette onun insan hayatındaki önemine dikkat çekildiği söylenebilir.
Edip Yüksel
Elçilerimizi apaçık kanıtlarla gönderdik, onlarla birlikte kitabı ve yasayı indirdik ki halk adaleti gözetsin. Büyük bir kuvvete ve halk için yararlara sahip olan demiri de indirdik ki ALLAH kendisini ve elçisini inançla destekleyenleri ayırsın. ALLAH Güçlüdür, Üstündür.
Demirin öneminden ve özelliğinden söz eden biricik ayetin yer aldığı Demir Suresi, demir elementinin bazı kimyasal özelliklerini sayısal ilişkilerle vermektedir. HHaDYD (demir) kelimesinin ebced, yani sayısal değeri, 8+4+10+4=26 olup demir elementinin atom numarasına denktir. EL-HHaDYD (belli bir demir) kelimesinin sayısal değeri de, 1+30+8+4+10+4=57 olup demirin belli bir izotopunun atom ağırlığına eşittir. Kuşkusuz, bunu, Kuran'dan da önce varolan Arapça dilinin ilginç bir rastlantısı olarak değerlendirenler olacaktır. Ne var ki aynı kelimeyle isimlendirilen bu Surenin sıra numarasının 57 olması Kuran'ı düzenleyenin bu "rastlantı"dan haberli olduğuna işaret ediyor. Demir elementinden sözeden bu ayet, Besmele dahil edilirse, Surenin 26'ıncı ayetidir; yani demirin atom numarasına denktir. (Kuran'ın 19 kodlu matematiksel sisteminde, numarasız Besmeleler kelime sayımlarına katılmamakta ancak Kuran ayetlerinin sayımına katılmaktadır). Bu Suredeki toplam ayetler Besmele'siz 29, Besmele dahil 30 olup, herbiri demir atomunun dört izotopundan ikisinin nütron sayılarına denktir. Tanrı isminin Sure içindeki tekrar sayısı da geride kalan izotopun nütron sayısını vermektedir. Surenin başından itibaren 26'ıncı Tanrı ismi demirden söz eden ayetin içindedir. Ayetteki "indirdik" kelimesinin kullanılışı da ilginçtir. Yıldızların ve gezegenlerin oluşumu konusunu inceleyen modern astronomi kitaplarına bakarsanız, gezegenlerin yaratılışında demir elementinin rolunu ve "yarattık" yerine "indirdik" sözünün tercih edilme nedenini öğrenebilirsiniz. Bu konu üzerindeki gözlemlerim ve yorumlarım, 1986 yılında "Kuran'da Demirin Kimyasal Esrarı" adlı kitapçıkta yayımlandı. Bak 4:82.
Elmalılı Hamdi Yazır
Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
Celâlim hakkı için biz Resullerimizi beyyinelerle gönderdik ve beraberlerinde kitab ve miyzân indirdik ki insanlar adaletle tutunsunlar, bir de demiri indirdik, onda hem çetin bir sertlik hem de insanlar için bir çok menfeatler vardır, ve çünki Allah kendisine ve resullerine gıyabında yardım edenleri belli edecek, şübhe yokki Allah kavîdir azîzdir
Andolsun ki biz elçilerimizi açık açık bürhanlarla gönderdik ve insanların adaleti ayakda tutmaları için, beraberlerinde de kitabı ve mîzânı indirdik. Bir de kendisinde hem çetin bir sertlik, hem insanlar için menfaatler bulunan demiri indirdik. Çünkü (bununla) Allah, kendisine ve peygamberlerine gıyaben kimlerin yardım edeceğini belli edecekdir. Şübhesiz ki Allah, en büyük kuvvet saahibidir, yegâne gaalibdir.
Celâlim hakkı için, peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik ve onlarla berâber kitâbı ve mîzânı (adâleti) indirdik ki, insanlar adâleti ayakta tutsun (ve yaşatsınlar)! Hemkendisinde büyük bir kuvvet ve insanlar için (birçok) menfaatler bulunan hadîd'i (demiri, birni'met olarak) indirdik;(1) hem böylece Allah, kendine ve peygamberlerine gıyâben (Allah'ı görmedikleri hâlde îmân ederek dînine) kimin yardım edeceğini ortaya çıkarsın! Muhakkak kiAllah, Kavî (çok kuvvetli olan)dır, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen)dir.
(1)“Suâl: Deniliyor ki, demir yerden çıkıyor; yukarıdan inmiyor ki اَنْزَلْناَ [İndirdik] denilsin. Nedenاَخْرِجْناَ [Çıkardık] dememiş; zâhiren (görünüşte) muvâfık (uygun) görülmeyen* اَنْزَلْناَ demiş? El-cevab: Evvelâ Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân اَنْزَلْناَ kelimesiyle, demirdeki azîm (büyük) ve çok ehemmiyetli ni‘met cihetini ihtâr etmek (hatırlatmak) için اَنْزَلْناَ demiş. Çünki demirin zâtını nazara vermiyor ki, اَخْرِجْناَ desin! Belki ni‘met-i azîmesini (büyük ni‘met oluşunu) ve nev‘-i beşerin (insan nev‘inin) demire ne derece muhtaç olduğunu ihtâr içindir. Ni‘met ciheti ise ni‘met aşağıdan yukarı çıkmıyor, belki rahmet hazînesinden geliyor. Rahmet hazînesi ise elbette âlî (yüce) ve yukarı ve ma‘nen yüksek mertebededir. Elbette ni‘met yukarıdan aşağıyadır ve muhtaç olan beşerin mertebesi aşağıdadır. Elbette in‘âm (ni‘metlendirme), ihtiyâcın fevkindedir(üstündedir). Onun için ni‘metin rahmetten beşerin ihtiyâcına imdâd için gelmesinin hak ta‘bîri, اَنْزَلْناَdir,اَخْرِجْناَ değildir.” (Lem‘alar, 28. Lem‘a, 295)
İlyas Yorulmaz
Şüphesiz ki, biz elçilerimizi açıklayıcı delillerle göndermişizdir. O elçilerle beraber kitabı ve doğru ile yanlışı ayırma ölçüsünü indirdik ki, insanlar arasında adaleti yerine getirsinler. Biz çok sert ve dayanıklı demiri indirdik ve o demirde insanlar için pek çok faydalar var. Böylece Allah, kendisini görmediği halde, kendisine ve elçisine yardım edenleri bilmesi içindir. Şüphesiz ki Allah, mutlak kuvvetin ve gücün sahibidir.
Biz peygamberlerimizi açık mucizelerle göndermişiz. Onlarla beraber Kitap ve tartı da indirdik ki insanlar insafla muamelede bulunsunlar. Biz demiri, şiddetli bir kavga aleti olmak, insanlar hakkında başka menfaatlerde bulunmak üzere indirdik [¹]. Ta ki Allah kendi dinine ve peygamberlerine, görmeden yardım edenleri ayırdetsin. Allah kuvvetlidir, yegâne galiptir. [²]
İsmail Hakkı İzmirli Hadîd Suresi 25. Ayet Açıklaması
[1] Veya madenlerinden çıkardık.[2] Allah yardıma muhtaç değildir. Fakat dine yardım eden menfaat görür.
Kadri Çelik
Şüphesiz biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah'ın, kendisine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
Biz insanlık tarihi boyunca elçilerimizi, hakîkati gözler önüne seren apaçık mûcizelerle ve apaçık belgelerle gönderdik ve insanların adâleti ayakta tutmalarını sağlamak için, elçilerle birlikte kutsal Kitabı ve bu kitap sayesinde, doğruyu eğriden ayırt etmeye yarayan en mükemmel adâlet ölçüsünü indirdik. Ayrıca, içinde müthiş bir potansiyel güç ve insanların hayatı için bir çok faydalar barındıran demir madenini yarattık, emrinize sunduk. Bütün bunlar size bahşedildi ki, Allah, —Kendisini gözleriyle görmedikleri hâlde— O’nun dinini ve elçilerini destekleyen fedâkâr müminleri, zulme arka çıkan veya ona seyirci kalan gâfillerden seçip ayırsın. Gerçi Allah’ın kendi dinini üstün kılmak için sizin yardımınıza ihtiyacı yoktur. O bu düzenlemeyi, insanlar imtihândan geçip yükselsinler diye yapmıştır. Hiç kuşkusuz Allah güçlüdür, mutlak otorite sahibidir.
And olsun, rasûllerimizi Beyyineler / Açık Belgeler ile gönderdik!
İnsanlar “Tam Adalet” ile uygulasınlar diye onlarla birlikte Mîzân’ı ve Kitab’ı indirdik.
İçinde İnsanlar’a yararlı şeyler ve şiddetli bir sertlik bulunan DEMİR’i de indirdik.
Allah da O’na ve O’nun rasûlüne Gayb ile (Görmeden) yardım edenleri bilsin!
Allah, azîz kaviyy (kuvvetli)dir.
Biz Peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik ve insanları adil bir düzen ile yönetsinler diye onlarla birlikte kitabı ve en adaletli kanunları, indirdik.1 Ayrıca büyük caydırıcılığı ve sertliği yanında insanlara yönelik birçok faydaları olan demiri2 de kimin, Allah’ı ve Peygamberi görmediği halde destekleyeceğini ortaya çıkarmak için indirdik.3 Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok şereflidir.
1 “Mizan” kelimesi sadece “terazi” olarak tercüme edildiği zaman, âyet tam anlaşılamadığı için yukarıdaki tercüme daha uygun görülmüştür.2 Çünkü silâhlar ve harp âletleri demirden yapılır ve onda insanlar için iğneden ipliğe her konuda pek çok menfaatler, vardır. Bu âyette, Peygamberlerin Allah’tan getirdikleri sistemin, demir ve demirle yapılan savaş araçlarıyla korunması ve bu savaş araçlarının da ancak Allah’ın dinini ayakta tutmak için kullanılması gerektiğine veya adaletin, kitap ve mizanla temin edilip, demirle yani “devlet gücüyle” ayakta tutulmasına işaret edilmektedir. Zîrâ yaptırım gücü bulunmayan ve insanların gönüllerine hapsedilen bir din, asla ayakta duramaz.3 Bu âyetteki “indirdik” ifâdesinden; demirin, yeryüzünün yaratılışında mevcut olmayıp, daha sonra yeryüzüne indirildiği de anlaşılabilir. Nitekim bu konu ile ilgili bazı bilimsel verilerin de olduğu tartışılmaktadır.
Muhammed Esed
Doğrusu, [daha önce de] elçilerimizi [bu] hakikatin bütün kanıtları ile gönderdik; ve onlar aracılığıyla 41 vahyi bağışladık [ve böylece, doğru ile eğriyi tartabilmeniz için size] bir terazi [verdik] ki insanlar adaletle davranabilsinler; ve [size] içinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri 42 [kullanma yeteneği] bağışladık: [bütün bunlar size verildi ki] Allah, O'nun ve Elçisi'nin yolunda yürüyenleri 43 ayırabilsin, [Kendisi] insan kavrayışının ötesinde olsa bile. 44 Şüphesiz Allah güçlüdür, kudret sahibidir.
Andolsun ki biz elçilerimizi, hakikatin apaçık belgeleriyle gönderdik. Onlarla beraber kitaplar indirdik ve o kitapla insanlar arasında adaleti ve hukukun üstünlüğünü tesis edecek değer ölçüleri koyduk, ayrıca biz, insanlar için faydalı ve çok güçlü bir madde olan demiri indirdik ki bu sayede Allah kendisinin ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçilerinin davasına içten yardım edenleri ortaya çıkarsın. Hiç şüphe yok ki Allah çok güçlüdür üstün ve yüce olandır. 4/163...165, 33/56
Doğrusu Biz elçilerimizi hakikatin apaçık belgeleriyle gönderdik; onlarla birlikte Kitab’ı ve insanlığı adâletle ayakta tutsun diye mizanı indirdik;[4968] ve içinde hem kahredici bir güç hem de insanlar için sayısız faydalar bulunan demiri indirdik:[4969] Ki böylece Allah, kendisine ve elçilerine gıyapta destek çıkanları seçip ayırsın: Şüphesiz Allah tarifsiz bir güç ve kuvvet, üstünlük ve yücelik sahibidir.[4970]
Mustafa İslamoğlu Hadîd Suresi 25. Ayet Açıklaması
[4968] Zira, devletin imanı adâlettir.
[4969] Kitap, mizan ve demir, dengeli bir hayatın üç ayağıdır: Kitap vahyi, mizan (terazi, ölçme-değerlendirme yetisi) adâleti, demir kuvveti temsil eder. Bu üçü de “indirilmiş”, yani ilâhî bir “ikram” olarak sunulmuştur. Demirin hem yararı hem de zararı dile getirilerek, kitapsız ve adâletsiz kalan bir gücün tahribatına gönderme yapılıyor. Mizan aynı zamanda din anlayışındaki dengeye tekabül eder. Zımnen: Hıristiyanlıktaki Ruhbanlık, terazisiz ve endazesiz bir aklın eseridir.
[4970] Âyetin sonundaki esma, bir önceki âyete düştüğümüz notla birlikte değerlendirilmelidir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Andolsun ki, peygamberlerimizi açık açık bürhanlar ile gönderdik ve onlar ile beraber kitabı ve mizanı indirdik, nâs, adâletle kâim olsunlar için ve demiri de indirdik, onda hem çetin bir sertlik vardır ve nâs için menfaatler de vardır ve Allah, kendisine ve peygamberlerine gıyaben yardım edecek olanları belli etmesi için, şüphe yok ki Allah, kuvvetlidir ve her şeye galiptir.
Şu kesindir ki Biz resullerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti gerçekleştirmeleri için, resullerle beraber kitap ve adalet terazisi indirdik. Mahiyetinde büyük bir kuvvet ve insanlara birçok fayda bulunan demiri de, kullanmaları ve Allah'ı görmedikleri halde O'nun dinini ve peygamberlerini, kimlerin bu kuvvet ile destekleyeceğini bilip ortaya çıkarmak için, büyük bir nimet olarak indirdik. Unutmayın ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak galiptir (kimsenin desteğine ihtiyacı yoktur). [11, 17; 30, 30; 55, 7; 6, 115; 7, 43]
Medeniyetin ve sanayinin en temel mâdeni demirdir. Bu mâden, barış ve savaş durumunda kuvvetin esası ve sembolüdür. Burada hem buna, hem de hakikati yayıp onu savunmanın maddî kuvveti gerektirdiğine dikkat çekilmektedir. Allah Teâlâbeyyinatı (hak dinin delillerini), kitap ve mizanı (hakla batıl arasındaki ölçüyü, adalet terazisini) göndererek insanları mutlu kılmak istemiştir. Allah’ın hak dini üstün kılmak için, elbette insanların kudretlerine ihtiyacı yoktur. Fakat müminler, dünya ve âhiret mutluluğunun vesilesi olan İslâm’ı anlatmak için çalışıp emek sarf etmezlerse, mükâfatı nasıl hak edeceklerdir? Onları münafıklardan ayırd etmek nasıl mümkün olacaktır? Oysa biraz rahatlayan, veya fırsat kollayıp tehlike zamanları ortada görünmez olan veya malını Allah rızasında harcamaktan geri duran münafıkların elenmeleri neticesinde, sahâbe orduları samimî ve birbirleriyle kenetlenmiş bir kuvvet teşkil ederek, İslâm’ı Hindistan’dan İspanya’ya kadar yaymışlardı.
Süleyman Ateş
Andolsun biz elçilerimizi açık kanıtlarla gönderdik ve onlarla beraber Kitabı ve (adalet) ölçü(sün)ü indirdik ki insanlar adaleti yerine getirsinler. Ve kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlara birçok yararlar bulunan demiri indirdik ki Allah, kimin (ondan yararlanarak) gaybda (görmediği halde) kendisine ve elçilerine yardım edeceğini bilsin, (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
Şurası kesin ki elçilerimizi açık belgelerle gönderdik; beraberlerinde Kitab’ı ve dengeyi (mîzanı)[1] indirdik ki insanlar her şeyin hakkını versinler. Pek sert olan ve insanlara bir çok faydası olan demiri de Biz indirdik[2]. Bunlar, dinine ve elçilerine kimin içten[3] destek olduğunu Allah’ın bilmesi içindir. Allah güçlüdür, her işin üstesinden gelir.
Süleymaniye Vakfı Hadîd Suresi 25. Ayet Açıklaması
[1] Mizan, Allah'ın tüm varlıklara koyduğu ve insanların uymasını istediği dengedir. Bu ayetteki mizan, ayetlerin ayetleri açıkladığı Kur'an yöntemi olarak da anlaşılabilir. Geniş bilgi için bkz. Al-i İmran 3:7, Hud 11:1-2, Fussilet 41:3 ve dipnotları [2] Demirin indirilmiş olduğu bildirilmektedir. Öyleyse demir dünyanın var olması aşamasında kendi bünyesinde meydana gelen bir madde değildir. Günümüz çalışmaları dünya çekirdeğinde yüksek miktarda demir olduğu görüşündedir. Allah'ın yazılı ayetleri ile yaratılmış ayetlerini birlikte okuyacak bilim insanları sayesinde bu ilim dallarında çok ileri keşifler yapılabilir. [3] "İçten" diye anlam verdiğimiz kelime (الغيب) El-ğayb'dır. Gayb; gizli olan, akılla ve duyularla bilgi edinilemeyen varlıktır. B'il-ğayb'daki el (ال) takısı, muzafun ileyhten ıvazdır. Yani isim tamlamasında tamlayanın yerine geçmiştir. بغيبهم/biğaybihim = kendi gayblarıyla demektir. Herkesin içi, başkası için gayb olduğundan Medine'deki bazı münafıkları, Nebîmiz, iyi bir Müslüman sanıyordu (Münafikun 63:1-4). İçten inanmak gerektiği için buradaki gayb'a "içten" anlamı verilmiştir.
Şaban Piriş
Peygamberlerimizi, açık belgelerle göndermişizdir. Onların yanında kitabı ve ölçüyü indirdik ki insanlar adaletle yerine getirsinler. Demiri de indirdik. Görmediği halde kendisine ve peygamberine yardım edenleri Allah'ın belirlemesi için onda, şiddetli bir azap ve insanlar için faydalar vardır. Şüphesiz Allah, güçlüdür, her şeye galiptir.
Biz peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik ve onlarla beraber kitabı ve ölçüyü indirdik ki,(16) insanlar adaleti ayakta tutabilsinler. Bir de demiri indirdik ki, onda çetin bir güç ve insanlar için yararlar vardır.(17) Bütün bunları, görmedikleri halde Allah'a ve peygamberlerine yardım edenleri(18) ortaya çıkarmak için Allah size verdi. Zira Allah, karşı konulmaz kuvvet sahibi ve herşeyin mutlak galibidir.
(16) 55:7-9 ve açıklamalarına bakınız.(17) Bugün bizi ve dünyamızı teşkil eden elementlerin tamamı, vaktiyle gökteki yıldızlardan birinin bir parçasıydı; bu anlamda, sadece demir değil, yeryüzünde ne varsa hepsi gökten indirilmiştir. Çekirdeğinde tek bir proton bulunan hidrojenden yukarıdaki elementler, yıldızların merkezlerindeki nükleer reaksiyonlarda üretilir. Bu reaksiyonlarda önce hidrojenden helyum yapılır, sonra sırasıyla daha ağır elementler inşa edilir. Demir ise bu üretim zincirinde kritik bir aşamayı teşkil etmektedir. Ancak çok büyük yıldızların merkezlerindeki reaksiyonlar demir üretimine kadar ilerler. Bu arada yıldız, defalarca kendi üzerine çöker, defalarca fırın yeniden ateşlenir. Demire ulaşıldığında ise, uzaydaki en büyük yıldızların kütleleriyle ortaya çıkan akıl almaz basınç bile, daha ağır elementlerin üretimine yetmez. Bu defa yıldız kendi üzerine çöker; merkezdeki bütün atom çekirdekleri birbiri içine girer; çekirdek bir nötron yıldızına dönüşür. Yıldızın geri kalan maddesi ise, süpernova adı verilen ve bir defada bir milyar yıldızın enerjisini ortaya çıkaran bir patlamayla uzaya saçılır. İşte demir ile ondan daha yukarıdaki elementler bu patlama sırasında meydana gelen nükleer reaksiyonlarda yaratılır. (Yıldızın merkezindeki demir çoktan nötronlara dönüşmüş ve orada kalmıştır.) Bundan sonrası, bugün uzayın çeşitli yerlerinde gördüğümüz bulutsulardan bir bulutsudur. İçinde, yıldızın sağlığında ve ölümü sırasında üretilen elementleri barındıran bu bulutsular, daha sonra yeni yıldızları ve gezegenleri meydana getirirler. İşte, demirle beraber, gerek onun yaratılışı sırasında, gerekse bizim kullanımımızda ortaya çıkan çetin güç de, onun gökten indirilmiş olması da, âyetin tasviriyle uyumluluk arz etmektedir.(18) 47:40’ın açıklamasına bakınız.
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, biz, resullerimizi açık-seçik delillerle gönderdik ve onlarla birlikte Kitap'ı ve ölçüyü de indirdik ki, insanlar adaleti ayakta tutsunlar/adaletle doğrulsunlar. Ve demiri de indirdik. Onda zorlu bir kuvvet ve insanlar için birçok yarar vardır. Allah bu sayede, kendisine ve resullerine, gayba inanarak kimin yardım edeceğini bilecektir. Allah Kavî'dir, Azîz'dir.