Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1490, sondan 4747. ayet; 11. sure ve Hûd Suresinin 17. ayetidir. Hûd Suresi 17. ayetinin kelime sayisi 39, harf sayısı 146 ve toplam ebced değeri ise 6608 olarak hesaplanmıştır. Hûd Suresinin toplam ebced değeri 537792 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (20) ل (11) ر (7) bulunuyor.
Arapça Metin
افمن كان على بينة من ربه ويتلوه شاهد منه ومن قبله كتاب موسى اماما ورحمة اولئك يؤمنون به ومن يكفر به من الاحزاب فالنار موعده فلا تك في مرية منه انه الحق من ربك ولكن اكثر الناس لا يؤمنون
Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur’an) ve bir de ondan (Kur’an’dan) önce bir önder ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Mûsâ’nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir.[273] İşte bunlar ona (Kur’an’a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkâr ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
Tefsir bilginlerine göre burada sözü edilen delil akıldır. Buna göre âyette, aklını gereği gibi kullanan ve bu sayede Allah’ın varlığına ve birliğine inanan kimse ile, her şeyi dünya hayatından ibaret kabul edip fıtrata aykırı olarak, inkâr yoluna sapan kimselerin bir olmadığı; üstelik insanın doğru bir inanca sahip olma yolunda aklıyla baş başa bırakılmayıp, aklın ilâhî vahiyle de desteklendiği vurgulanmış olmaktadır.
Diyanet İşleri (Yeni) Hûd Suresi 17. Ayet Tefsiri
“Açık delil” diye tercüme ettiğimiz beyyine kelimesi, “gerçeği kanıtlayan kesin delil” anlamına gelir. Müfessirlerin bir kısmına göre buradaki beyyineden maksat, İslâm’ın hak din olduğuna dair kişinin, kendi varlığından, göklerin ve yerin yapısından ve kâinatın nizamından çıkardığı aklî delildir. Şahitten maksat vahyin ilâhî oluşunu ispat eden Kur’an-ı Kerîm, Mûsâ’nın kitabından maksat ise Tevrat’tır. Âyetle ilgili farklı yorumları nakleden Râzî bu görüşü tercih eder (XVII, 201).
Bazı müfessirlere göre ise “açık delil”den maksat Kur’an-ı Kerîm, “şahit”ten maksat da Cebrâil’dir. Buna göre âyet şöyle yorumlanır: İslâm’ın hak din olduğunu tebliğ eden Muhammed aleyhisselâmın elinde delil olarak Allah’ın indirdiği Kur’an bulunmakta, Cebrâil de şahit olarak bu Kur’an’ı Hz. Peygamber’e okumakta ve tasdik etmektedir. Mûsâ’nın kitabı Tevrat ise Hz. Muhammed’in peygamber olarak geleceğini müjdelemiş, vasıflarını anlatmıştır. Taberî bu âyetin yorumu ile ilgili farklı görüşleri verdikten sonra en uygun yorumun bu olduğunu belirtmektedir (XII, 14-17).
“Çeşitli gruplar” şeklinde çevrilen ahzâb kelimesi, İslâm’a ve Kur’an’a veya genel olarak peygamberlere inanmayan grupları ifade ediyor. Nitekim başka bir âyette bu şekilde örgütlenerek Hz. Peygamber’e karşı savaşan topluluklardan “ahzâb” diye söz edildiği gibi (bk. Ahzâb 33:22), bunlardan bahseden 33. sûreye de “Ahzâb” adı verilmiştir. Bu gruplar yahudi ve hristiyanlar gibi kitabî bir dine mensup olanlardan meydana gelebileceği gibi putperest veya dinsizlerden de olabilir.Bu âyette, Kur’an’ın Hz. Peygamber tarafından uydurulmuş bir kitap olduğunu iddia eden ve sadece dünya hayatını tercih edip onun için çalışan inkârcılarla sağlam delillere dayanarak peygamberlere ve dine inananların eşit olmadığı ifade edilmektedir. Çünkü birinci grup Allah’ın varlığına, yaratıcılığına ve evrenin yöneticisi olduğuna, O’nun peygamberine, âhirette Allah huzurunda hesap vereceğine, sonunda ceza veya mükâfat göreceğine inanmış, dolayısıyla dünya ve âhiret saadetini kazanmış kimseler olduğu halde, diğer grup bu değerleri inkâr ederek sadece dünya nimet ve zevklerini elde etmeye gayret etmiş, yeteneklerini bu yönde kullanmış, âhirete inanmadığı için bu alanda hiçbir gayret göstermemiş, dolayısıyla ebedî azaba müstahak olmuş kimselerdir.
Mehmet Okuyan
Rabbi tarafından apaçık bir delil üzere olan ve kendisini O’ndan (Rabbinden) bir şahidin [tilavet] (takip) ettiği, ayrıca kendisinden önce önder ve rahmet olarak Musa’nın Kitabı (elinde) bulunan kimse (inkârcılar gibi) midir? Bunlar, ona (Kur’an’a) inanırlar. O gruplardan hangisi onu inkâr ederse işte cehennem ateşi onun varacağı yerdir. Bundan şüphen olmasın! Şüphesiz ki bu, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir fakat insanların çoğu inanmazlar.
Burada geçen [tilavet/yetlû] kelimesi, bilinen anlamda “okumak, aktarmak” değil, “takip etmek, izini sürmek” olarak anlaşılmalıdır.
Bayraktar Bayraklı
İşte böyleleri, şu kimseler gibi olabilir mi?: Rabbinin katından bir belgesi ve onun ardından O'ndan gelen bir tanığı bulunanlar ve ondan önce de önlerinde Mûsâ'nın kitabı önder ve rahmet olarak duranlar; işte onlar Kur'ân'a inanırlar. Hangi topluluk onu inkâr ederse, ona söz verilen yer ateştir. Senin de bundan şüphen olmasın. Doğrusu, o, Rabbinden bir gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmaz.
Rabb'inden, kanıt içeren bir bilgi üzerinde olan kimse ile böyle olmayan kimse bir olur mu? Bunu Rabb'inden bir tanık ve bir de ondan önce rehber ve rahmet olarak Musa'nın kitabı desteklemektedir. İşte bunlar, ona iman ederler. Hangi grup onu inkâr ederse, varacağı yer ateştir. Ondan kuşkun olmasın. Kuşkusuz o Rabb'inden bir gerçektir. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine Ondan (Allah tarafından görevli) bir şahit (her amelini kaydedici melek) izleyip duran ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı (kendisini doğrulamakta) olan kimse, (Hz. Muhammed A.S ve ümmeti artık onlar) gibi midir? (İnkarcılarla bir midir?) İşte onlar (Müslümanlar) Buna (Kur'an'a) iman etmektedir. Artık hangi topluluk (hangi hizip ve ekip) Onu (Kur’an’ı ve Resulüllah’ı tamamen veya kısmen) inkâr ederse, ona va’ad edilen yer (cehennem) ateştir. Öyleyse bundan hiç kuşkun olmasın, çünkü o Rabbinden olan bir Hakk’tır. Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar. (İnanmayacaklardır.)
Rabbinden apaçık bir delile sahip olan, bundan başka bir de tanığı olup daha önce din ve dünya işlerinde uyulan ve aynı rahmet olan Musa'nın kitabında da bildirilen kişi, yalnız dünyayı dileyene benzer mi? Rablerinden açık bir delile sahib olanlar, Kur'an'a inanırlar; topluluklardan onu inkar edenlere vaadedilen yerse ateştir. Artık bu hususta şüpheye düşme, çünkü o, Rabbinden gelmedir, gerçektir, fakat insanların çoğu inanmaz.
Yalnız dünya hayatını ve konforunu isteyenler, şu kimse gibi olur mu? O Rabbinden bir delil üzere bulunmaktadır. Ayrıca Allah'tan bir şahit olarak da Kur'ân onu, destekliyor. O Kur'ân'dan önce de, bir önder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı var. İşte gerçekleri anlayanlar, Kur'ân'a inanırlar. Hangi zümre onu örtbas eder ve tanımamazlık yaparsa, onun yeri ateştir. Bu Kur'ân'dan hiç şüphen olmasın; çünkü o gerçektir ve Rabbinden gelmiştir. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
Sadece dünya hayatını isteyenler, ötesini umursamayanlar Rabbinden gelen apaçık hak bir delile, bir şeriata dayanarak amel eden, görevini yapan kimse gibi midir? O delili, Allah'tan gelen bir şâhit Kur'ân izliyor. Ondan önce de, bir imam, bir rehber ve bir rahmet olan kitap, Mûsâ'nın kitabı onu destekliyor. İşte bunlar Kur'ân'a iman ederler. Sana karşı birleşen gruplardan hangileri olursa olsun, Kur'ân'ı inkâr ederlerse onların varacakları yer ateştir. Aman ha, Kur'ân ile ilgili şüphe içinde olma. O gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça bir düzen gerçekleştirmen için Rabbin tarafından indirilmiş hak bir kitaptır. Fakat insanların çoğu iman etmeyecekler.
(Böyleleri ile) Rabbinin katından açık bir delil üzere bulunan, bunu yine O'nun tarafından (hakkında) bir şahit izleyen ve ondan önce de bir rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Musa'nın kitabı ile doğrulanan kimse bir olur mu? İşte bunlar ona (Kur'an'a) iman ederler. Topluluklardan hangisi onu inkar ederse kendisine vaadedilen yer ateştir. Bundan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz bu, Rabbinin katından bir gerçektir. Ancak insanların çoğu iman etmezler.
Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahid izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı (kendisini doğrulamakta) bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir? İşte onlar, buna (Kur'an'a) inanırlar. Gruplardan biri onu inkâr ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. Öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların çoğu inanmazlar.
Bir mümin ki, Rabbi tarafından verilen açık bir delil (gerçek dâvasını isbat eden selim bir akıl) üzeredir ve bunu, Allah'dan bir şâhid olan Kur'ân, bir de Kur'ân'dan evvel kendisine uyulan ve büyük bir nimet bulunan Mûsa'nın kitabı (Tevrat) da teyîd ediyor; hiç o, sırf dünya hayatını istiyen asiler gibi olur mu? İşte bu vasıfta olanlar, Kur'ân'a iman ederler. Herhangi bir topluluk da Kur'ân'ı inkâr ederse, artık ateş, onun vaadedilen yeridir. Sen de, sakın bunda bir şüpheye düşme. Çünkü bu Kur'ân ve onun vaadi. Rabbin tarafından hakdır. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
İşte böyleler ile şu kimse bir olur mu? Ki, Rabbinden gelen bir delile dayanır, ardından gelen İlahî bir şahit onu destekler. Daha önce önder ve rahmet olarak inen Musa’nın kitabı da onu destekler. İşte bunlar (belgelere dayanarak Müslüman olan ehl-i kitap,) ona (bu Kur’ana) inanır. Artık hangi gruptan olursa (olsun,) kim bunu yalanlarsa şüphesiz onun varacağı yer ateştir. Sakın sen bu Kur’an hakkında bir şüphe içinde olma! O Rabbinden gelen bir haktır. Fakat insanların çoğu inanmayacaklardır.
Tanrısı katından gelmiş olan bir belge üzere duran, ardınca da bir tanığı bulunan, önceden de Musa'nın bir rahmet, bir öncül dahi olan kitabiyle de pekitilen kimse, başkaları gibi midir? Onlar, O'na inanırlar, birtakımı O'na inanmazsa, onların yerleri ateş, bundan şüphe eyleme, bu, Tanrınızdan gelen bir haktır, pek çoğuysa insanların inanmaz!
Rabbi tarafından gönderilen kesin delile (Kur'an'a) dayanan, ayrıca da o delili destekleyen daha önce de rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Musa'nın kitabı ile tasdik edilen kimse, yalnız dünya hayatını arzu eden gibi olur mu? İşte bu kesin delile dayananlar Kur'an'a iman ederler. Hangi toplum onu inkâr ederse, onun yeri ateştir. O Kur'an'dan hiç kuşkun olmasın! Muhakkak o, Rabbinden gelen gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
Bkz. 61:6, 7:157Burada Allah’ın kitabı olan Kur’an’la hayatını dizayn eden kimselerin tanıklığı ve Hz. Musa’ya gönderilen Tevrat’ın da tasdiki ile peygamberliği kanıtlanmış olan Hz. Muhammed’le bunları inkâr eden ve sadece dünyayı düşünen bir inkârcının karşılaşacakları muamele bakımından eşit olamayacağı anlatılmaktadır.
Diyanet İşleri (Eski)
Rabbinin katından bir belgesi ve onun arkasından da bir şahidi olanlar, önlerinde de Musa'nın Kitap'ı önder ve rahmet olarak bulunanlardır ki, işte onlar Kuran'a inanırlar. Hangi topluluk onu inkar ederse yeri ateştir; senin de bundan şüphen olmasın. Doğrusu o, Rabbinden bir gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.
Rabbin tarafından (gelmiş) açık bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir şahidin izlediği, ayrıca kendisinden önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa'nın Kitab'ı (elinde) bulunan kimse (inkârcılar gibi) midir? Çünkü bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Zümrelerden hangisi onu inkâr ederse işte cehennem ateşi onun varacağı yerdir, bundan şüphen olmasın; zira bu, senin Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir; fakat insanların çoğu inanmazlar.
Bu âyet-i kerimede bir mukayese yapılmaktadır. Şöyle ki: Kur’an-ı Kerim gibi pek parlak bir delile, bu delili teyit eden bir şahide yani mucizeye ve inançlarının sağlamlığını gösteren semâvî kitaplardan biri olan Tevratın şahitliğine sahip olan Peygamber ile bunları inkâr eden ve sadece dünya hayatından başka bir şey istemeyen bir kâfirin eşit olamayacağı bildirilmektedir. Çünkü bunların biri Allah’ın seçkin kulu ve Allah’a inanmış, dolayısıyla dünya ve ahiret saadetini kazanmış kimsedir; diğeri ise inkâr etmiş, dolayısıyla ebedî azaba müstehak olmuştur.
Edip Yüksel
Daha önce Musa'nın kitabı bir önder ve rahmet iken, şimdi Rab'lerinden gelen bir tanığın ilettiği kesin bir kanıta sahip olanlar varya işte onlar ona inanırlar. Hangi grup onu inkar ederse yeri ateştir. Ondan hiç bir kuşkun olmasın. O, Rabbinden gelen bir gerçektir. Ne var ki halkın çoğunluğu inanmaz.
"Kesin kanıt" anlamına gelen "Beyyine" kelimesi Kuran boyunca 19 kez geçer. Musa'nın kitabı da aynen Kuran gibi 19 kodu üzerine kurulu matematiksel bir yapıya sahipti (Bak: 46:10). Bu konudaki deliller için "Üzerinde 19 Var" adlı kitabımıza bakabilirsiniz
Elmalılı Hamdi Yazır
O dünyayı isteyenler, hiç Rabbinden açık bir belge üzere olan kimse gibi midir? O belgeyi yine Allah'dan gelen bir şahid olarak Kur'ân izliyor, ondan önce de bir rehber ve rahmet olan kitap, Musa'nın kitabı yine onu destekliyor. Böyle olanlar Kur'ân'a inanırlar. Hangi hizipten olursa olsun kim onu inkâr ederse, ona vaad edilen yer ateştir. İşte bütün bunlardan dolayı sen de bu Kur'ân'dan şüphe içinde olma. Kesinlikle o haktır, Rabbindendir. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
Ya onlara benzer mi? artık o kim rabbından bir beyyine üzerinde bulunmuş hem bunu ondan bir şâhid ta'kıb ediyor hem de önünden bir imam ve rahmet olarak Musânın kitabı var, işte bunlar ona iyman ederler, hiziblerden her kim de ona küfrederse artık ateş onun mev'ıdidir, sakın bunda şüpheye düşme, çünkü bu haktır rabbındandır ve lâkin nâsın ekserisi iymana gelmezler
(Yalınız dünyâ hayaatını arzu eden kimse); Rabbinin açık bir delîli üzerinde bulunub da ardınca yine Ondan bir şâhid gelen, ondan önce de bir rehber ve bir rahmet olmak üzere Musânın hitabı (ile tasdıyk edilmiş) olan kimse gibi midir ki böyle olanlar ona (Kur'ana) inanırlar. Her hangi bir güruh onu tanımazsa ateş onun va'd edilen yeridir. Sen de bundan şübhe içinde olma. Çünkü o, hakdır, Rabbindendir. Fakat insanların çoğu îman etmezler.
Şimdi (dünya hayâtını isteyen bir kimse, hiç Resûlümüz olan) şu kimse (gibi) olur mu ki(o), Rab binden apaçık bir delil (olan Kur'ân) üzere bulunur. Ki kendisine (o Kur'ân'ı)O'ndan (Rab binden) bir şâhid (olan Cebrâîl) okuyor. Ondan (o Kur'ân' dan) önce de bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ'nın Kitâb'ı (olan Tevrât) vardır.İşte bunlar, ona (Kur'ân'a) îmân e der ler. (Muhtelif) topluluklardan kim onu inkâr ederse, artık ateş onun va'd edilen yeridir. Öyle ise ondan (Kur' ân dan) bir şübhe içinde olma! Şübhesiz ki o, Rabbin den (gelen) haktır; fakat insanların çoğu îmân etmezler.
(Dünya hayatını tercih edenlerle) Rabbinden gelen açık deliller üzerinde olan, bu delilleri okuyup onun doğruluğuna inanan ve insanlara önder olan ve Allah’dan rahmet olarak gönderilen Musa’nın kitabına şahitlik yapanlar, eşit midir? İşte onlar bu açık delillerin doğruluğuna inanıyorlar. İnsan topluluklarından kim vahyin doğruluğunu inkâr ederse, artık böyleleri için vaat edilen yer ateştir. Sakın ola ki, vahyin doğruluğundan şüphe etme. Zira o vahiy Rabbin tarafından indirilmiş gerçeklerdir. Ama insanların çoğu buna inanmıyorlar.
Rabbinden açık bir delile [⁴] mazhar olan, ardınca da Rabbi tarafından bir şahit gelen [⁵], ondan evvel Musa/nın pişüva, rahmet olan Kitabı da kendisini tasdik eden kimse [⁶] başkaları gibi midir? Böyle olanlar Kur/an/a inanırlar, herhangi bir güruh onu tanımazsa ateş onun vâdegâhı olur. Artık sen de ondan şüphelenme; çünkü o doğrudur. Rabbin tarafındandır, fakat nâs/ın pek çoğu ona iman etmezler.
İsmail Hakkı İzmirli Hûd Suresi 17. Ayet Açıklaması
[4] Delil-i akliye.[5] Onu Kur'an teyit eden.[6] Peygamber veya mü'min.
Kadri Çelik
Rabbinden apaçık bir delil (basiret) üzere bulunan, onu kendisinden bir şahidin izlediği ve (şahit olarak) ondan önce bir de önder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı bulunan kimse, (böyle olmayan kimse) gibi midir? İşte onlar, buna inanırlar. Hangi topluluk onu inkâr ederse vaat edilen yeri ateştir. Öyleyse, bundan şüphen olmasın. Doğrusu o, Rabbinden bir gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.
(Tarih-u Medinet’id Dimeşk s.420–421 ve Feth’ul Kadir c.2 s.466’da belirtildiğine göre bu ayet hakkında, Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Rabbinden apaçık bir delil üzere bulunan” benim ve “kendinden bir şahit” ise Ali’dir.”)
Mahmut Kısa
Düşünün; arzu ve ihtirâslarının kölesi olan ve menfaatleri uğrunda Allah’ı ve âhireti unutan bu insanlar mı daha hayırlıdır, yoksa Rabb’inden gelen Kur’an mûcizesi gibi apaçık bir delile dayanan ve ayrıca, yine O’nun tarafından gönderilen İncil adındaki bir şahidin şehadetiyle desteklenip doğruluğu belgelenen Hz. Peygamber (61. Saff: 6 ve 7. Araf: 157) ve onun izinden yürüyen bahtiyâr müminler mi? Üstelik ondan önce, Mûsâ’nın bir öncü ve bir rahmet kaynağı olarak gönderilen ve Son Elçinin cihanı aydınlatacağını insanlığa müjdeleyen Tevrat adındaki Kitabı da ortada iken...İşte onlar, vahyin sapasağlam verileri ışığında olayı değerlendiren bu insanlar, Kur’an’a şeksiz şüphesiz iman ederler. Hangi dine, hangi millete, hangi ideolojiye mensup olursa olsun, yeryüzündeki mevcut dinî, siyâsî veya etnik gruplar içerisindenher kim de onu inkâr edecek olursa, onun varacağı yer cehennemdir! O hâldeey Müslüman, sakın bu Kur’an’dan yana bir kuşkuya kapılma! Elbette o, Rabb’in tarafından gönderilmiştir ve gerçeğin ta kendisidir! Fakat insanların çoğu iman etmezler.
Rabb’lerinden bir açık belge / beyyine üzerinde olan kimse mi?
Bir rahmet ve önder olmak üzere Musa’nın kitabı, onun öncesinden ve ondan bir şahid onu izliyor.
Ona onlar inanıyor.
Onu, Hızipler / Takımlar / Partiler’den kim inkâr ederse, ona vaad edilen yer Ateş’tir.
Bundan şüphe içinde olma!
O, senin rabbinden gelen Hakk’tır; ama İnsanlar’ın çoğu inanmaz.
Rabbi tarafından bir önder ve rahmet olarak gönderilen, Allah’tan bir şâhit (olarak Kur’an)’ın1 ve Mûsa’nın kitabının kendisinden bahsettiği ve apaçık bir mûcize üzere bulunan (Peygamber2 dünya hayatını isteyenlerle) hiç aynı olur mu? Çünkü onlar o (Peygambere) îman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, varacağı yer cehennemdir. Sakın Rabbinden bir hak olan bu (Kur’an)dan, şüphe etme.3 Fakat insanların çoğu (bunu anlayıp) îman etmiyorlar.
1 Veya Cebrâil’in… (Kurtubi)2 Yani Hz. Muhammed (a.s)… (Kurtubi)3 Burada hitâp Peygamberimizin üzerinden Kur’an’a inanan her Müslüman’adır. Zîrâ inanılan şeyden asla şüphe etmemek gerekir.
Muhammed Esed
O halde, [hiç dünya hayatından ötesini umursamayan biriyle 28] Rabbinin katından apaçık bir kanıta dayanan kimse bir tutulabilir mi? O kanıt ki, O'nun katından olan [bu] tanıklık belgesiyle 29 ulaştırılmaktadır, hem de ondan önce [bir tanıklık belgesi], bir rehber ve rahmet olarak Musa'ya vahyedilen kitap da ortada iken. Onlar, [bu mesajı anlayan kimseler, işte yalnız onlar] o mesaja inanırlar; 30 ama [düşmanlık için] örgütlenmiş 31 inkarcılarınsa [ahirette] varacakları yer ateştir. Bunun içindir ki, 32 bu [vahyin gerçekliğinden] asla bir şüphen olmasın: o elbette Rabbinden (gelen) bir ger-çektir, insanların çoğu ona inanmasa da. 33
(Böyle birisi ile) Rabbinden gelen kesin bir bilgiye dayanan ve O’nun katından bir şahidin (İncil’in) izlediği ve ondan önce de bir önder ve rahmet olarak Musa’ya indirdiğimiz kitabı tasdik eden bir olur mu? İşte bunlar ilahi hakikatlere iman edenlerdir. Bu gruplardan kim bu hakikate inanmazsa onun varış yeri ateştir. Sakın sen bu Kuran’dan şüphe etme! Zira bu Rabbinden gelen hakkın ta kendisidir. Fakat insanların çoğu iman edip mümin olmuyorlar. 6/57, 21/24, 47/14, 10/94, 2/147, 6/114, 49/15
Şu hâlde, hiç (böyleleri), Rabbinden (gelen) hakikatin apaçık belgesine dayanan kimseyle bir tutulabilir mi? Şimdilerde[1706] O’nun katından bir şahidin duyurduğu o belgeyi, daha önce de bir önder ve bir rahmet olarak Musa’nın Kitabı temsil ediyordu. İşte, ancak (hakikatin birliğini fark eden) o kimseler bu vahye inanırlar. Küfür ittifakı mensuplarından[1707] her kim bu hakikati inkâr ederse, iyi bilsin ki onun son durağı ateştir. Sen (ey Nebi); sakın ola onun kaynağı hakkında tereddüde düşeyim deme;[1708] iyi bil ki o, Rabbin katından gelen hakikatin ta kendisidir: ve fakat insanların çoğu (henüz bu gerçeğe) inanmıyorlar.
[1706] Bu ilavenin gerekçesi, yetlûhu fiilinin -min kablihî (daha önce) ile karşıtlık oluşturacak şekilde- şimdiki zamanı göstermesidir.
[1707] Ahzâb genelde Kur’an’da “küfürde ittifak etmiş müttefikler” mânasında kullanılmaktadır.
[1708] Mirye: “Bir şeyde iki arada bir derede kalmak”. Türetildiği kök, “atın huylandığı için eşelenmesini” ifade eder. Ayrıca “süt sağmak” kök anlamı da vardır. Türevleriyle birlikte kelime, hep birbirine yakın anlamlarda ve tüm vahiy süreci boyunca kullanılır (İlk kullanıldığı yer 53:12). Cehaletten kaynaklanan “mutlak şüphe” anlamındaki şekk’ten ve “yakine ulaştırmayan bilgiye dayalı ya doğruysa endişesi taşıyan kuşku” anlamındaki rayb’den farklı olarak “birbirine karşıt iki şey arasında gidip gelmeyi, bocalama ve tereddüt durumunu” ifade eder (Külliyyât). Önce ilk muhatap olan Hz. Nebi’ye, sonra tüm muhataplara bir uyarıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
İmdi Rabbinden bir açık delil üzere olan ve onun, onun tarafından bir şahid takip eden ve onun evvelinden de Mûsa'nın bir rehber ve rahmet olarak bulunan zât (dünya hayatını ve ziynetini dileyip duran kimse gibi olur mu?) O zâtlar O'na imân ederler. Ve muhtelif tâifelerden her kim onu inkâr ederse o kimselerinde vaadedilmiş olan yeri cehennemdir. Artık ondan bir şüphede bulunma. Şüphe yok ki, o Rabbinden bir haktır, velâkin insanların ekserisi imân etmezler.
Rabbi tarafından gönderilen kesin delile (Kur'ân'a) dayanan, peşinden de o delili destekleyen (diğer mûcizelerden şahitleri) bulunan, daha önce de rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Mûsâ'nın kitabı ile tasdik edilen kimse, yalnız dünya hayatını arzu eden gibi olur mu? İşte bu kesin delile dayananlar Kur'ân'a iman ederler. Hangi zümre de onu reddederse bilsin ki varacağı yer ateştir. Bunda hiç şüphen olmasın. Çünkü o Rabbinden gelen hakikatin ta kendisidir; fakat insanların çoğu buna iman etmezler. [30, 30; 6, 19; 2, 1-2; 12, 103]
Bunda hiç şüphen olmasın. Yani Kur’ân’ın Allah tarafından gönderildiğinde şüpheye yer yoktur.
Süleyman Ateş
Hiç böyleleri, şu kimse gibi olur mu ki, o Rabbinden bir delil üzerinde bulunur, ayrıca O'ndan bir şahid de onu takib eder. O(Hak şahidi Kur'a)n'dan önce de bir önder ve rahmet olarak Musa'nın Kitabı var. İşte onlar O(Kur'a)n'a inanırlar. Topluluklardan kim onu inkar ederse, onun yeri ateştir! O(Kur'a)n'dan hiç kuşkun olmasın. Muhakkak o, Rabbinden gelen gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
Bunlar, Rabbinin açık belgesine uyanlar gibi olurlar mı? O belgeyi Rabbinden bir şahit[1] okur, ondan önce de bir öncü ve ikram olarak Musa’nın kitabı vardır. Kur’ân’a işte bunlar[2] inanırlar. Hangi kesim onu görmezlikten gelirse varıp kalacağı yer ateştir. Ondan şüphen olmasın. O Kur’ân, senin Rabbinden gelen bir gerçektir ama insanların çoğu ona inanmazlar.
[*] Allah'ın kitabını okuyup anlatan kişi. Bkz. Beyyine 98:1-2. Şu ayet, ilim sahiplerini de şahit saymaktadır: [003.018] [E0] Şahadet eyledi Allah şu hakikate: «başka Tanrı yok ancak o», bütün Meleklerle İlim uluları da adl-ü hakkaniyyetle durarak şahid: başka Tanrı yok ancak o, azîz o hakîm o [2] İşte bunlar; diğer bir ifadeyle ona şahitlik edenler Kur'an'a inanırlar. Şahitlik görerek veya ilim ile olur. Al-i İmran 3:18.
Şaban Piriş
Rabbinden bir belgesi olup, onu izleyen bir şahit ve ondan önce Musa'nın önder ve rahmet kitabı -Ki onlar, o kitaba inanırlar.- olan kimse ile gruplardan onu inkar eden kimse bir midir? Ateş, onlara vaat edilen yerdir. Ondan şüphen olmasın. Şüphesiz O, Rabbinden gelen haktır. Fakat, insanların çoğu inanmazlar.
Dünya hayatını isteyen kimse, Rabbinden bir delil(5) üzere bulunan kimse gibi olur mu? Üstelik onu, bir de Rabbi tarafından bir şahit(6) okumakta; onun öncesinde de bir rehber ve rahmet olarak Musa'nın kitabı bulunmaktadır. Rabbinden bir delil üzere bulunanlar, ona inanırlar. Hangi bir güruh onu inkâr ederse, ona vaad edilen yer ateştir. Bundan şüphen olmasın; çünkü o Rabbinden gelen hakkın tâ kendisidir; fakat insanların çoğu inanmıyor.
Böyleleri şu kimse gibi olur mu: Rabbinden bir beyyine üzerinedir, O'ndan bir tanık da kendisini izler. Tanıktan önce de bir kılavuz ve rahmet olarak Mûsa'nın kitabı var. Onlar ona inanırlar. Hiziplerden onu inkâr edenin varış yeri ateştir. Ondan asla kuşkuya düşme; o Rabbinden bir haktır ama insanların çokları inanmıyorlar.
pes ol kim oldı ya'nį muḥammed ḥüccet üzere çalabı’sından daħı ardınca olur anuñ ŧanuķ ya'nį cebreyil andan daħı andan ilerü mūsā kitābı ya'nį tevrįt įmām iken daħı raḥmet iken. şunlar ya'nį śaḥabeler inanurlar aña. daħı her kim kāfir ola aña bölüklerden od va'desi yiridür pes olma şek içinde andan. bayıķ ol ḥaķdur çalabuñdan velįkin ādemįlerüñ eyregi inanmazlar.
Ol kimse ki ṭoġru yol üstinedür özini yaradan Tañrıdan, daḫı tābi‘ olan añaṭanuḳ Tañrıdan ḥaḳlıġına ki Ḳur’āndur. Daḫı Ḳur’āndan burun Mūsā kitābıki imāmdur, daḫı raḥmetdür ḫalḳa. Ol kişiler ki doġru yol üstinedür, īmān getürürler aña. Daḫı kim kāfir olsa ki ṭāyifelerden pes anuñ varacaḳ yiriṭamudur. Pes şek içinde olma ḳıyāmetden, yā Ḳur’āndan. Ol ḥaḳdur, seniyaradandur. Lākin ḫalḳuñ çoġı īmān getürmezler.