Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5169, sondan 1068. ayet; 61. sure ve Saf Suresinin 6. ayetidir. Saf Suresi 6. ayetinin kelime sayisi 32, harf sayısı 130 ve toplam ebced değeri ise 6878 olarak hesaplanmıştır. Saf Suresinin toplam ebced değeri 61776 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
واذ قال عيسى ابن مريم يا بني اسرايل اني رسول الله اليكم مصدقا لما بـين يدي من التورية ومبشرا برسول يأتي من بعدي اسمه احمد فلما جاءهم بالبـينات قالوا هذا سحر مبين
Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah’ın size, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince, “Bu, apaçık bir sihirdir” dediler.[543]
Diyanet İşleri (Yeni) Saf Suresi 6. Ayet Açıklaması
Bu âyet şu şekilde de tercüme edilebilir: “Fakat İsa’nın müjdelediği peygamber onlara apaçık âyetleri getirince, “Bu apaçık bir sihirdir, dediler.”
Diyanet İşleri (Yeni) Saf Suresi 6. Ayet Tefsiri
İsrâiloğulları’nın tutarsız söz ve davranışları ve beraberlik ruhunu yitirmeleriyle ilgili hatırlatmalar yapılarak, 2-4. âyetlerdeki uyarılar canlı örneklerle pekiştirilmektedir. 5. âyette Mûsâ’nın kavmi tarafından kendisine karşı sergilenen dönek ve vefasız tutuma gönderme yapılmaktadır. Birçok sûrede ve özellikle Bakara sûresinin 40 ve devamındaki âyetlerde İsrâiloğulları’nın Hz. Mûsâ öncesi durumları ve onun önderliğinde yaşadıkları uzun serüven, sözlerinden caymaları, nimete hıyanet ve nankörlükle karşılık vermeleri geniş biçimde açıklanmıştır. Bu âyetteki eleştiri ve uyarının anlamını kavramak açısından, Allah’a verdikleri bağlılık sözüne rağmen, kendilerini Allah’ın yardımıyla Firavun’un zulmünden ve büyük bir zilletten kurtaran peygamberlerine bile şu şekilde küstahça bir ifade kullanabilmiş olmalarını hatırlamak yararlı olacaktır: “Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukları sürece biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız!” (Mâide 5:24). Kendilerine peygamber gönderilen diğer toplumlarda öncelikli ve temel sorun peygamberin bu görevinin kabullenilmeyip yalancılıkla itham edilmesi olduğu halde, Hz. Mûsâ’nın kavmiyle yaşadığı asıl sorun bu toplumun inatçılığı, vefasızlığı ve had bilmezliği idi (Kitâb-ı Mukaddes’te de onlar hakkında “sert enseli kavim” tabiri kullanılır, bk. Çıkış, 32:9; Tesniye 9:6). Âyetteki “size Allah tarafından gönderilmiş elçi olduğumu gayet iyi bildiğiniz halde” ifadesi de muhtemelen Hz. Mûsâ’nın kendi kavminden peygamber olduğu hususunda bir yalancılık ithamıyla karşılaşmadığını göstermektedir (ayrıca bk. Hac 22:44). 6. âyette ise İsrâiloğulları’nın Hz. Îsâ tarafından kendilerine bırakılan ilâhî emanete sahip çıkmayıp sözlerinden caymalarına gönderme yapılmaktadır. Hz. Îsâ bir yandan kendisinden önceki Tevrat’ın Allah katından geldiğini belirtirken bir yandan da vahiy zincirinin kendisiyle son bulmadığını ve kendisinden sonra bir elçinin geleceğini müjdelemişti. Daha önce Tevrat’ta da bu yönde bilgi bulunmaktaydı. Bu sebeple İsrâiloğulları bu peygamberin gelmesini hararetle bekler oldular ve geldiğinde ona en büyük destekçinin kendileri olacağını söyleyip durdular. Fakat Medine’deki yahudiler bu peygamber kendi içlerinden çıkmayınca –buradaki menfaatleri gereği Resûlullah’la antlaşma yapmış olmalarına rağmen– türlü iftira ve bahanelerle ona karşı çıktılar (bk. Haşr 59:2-5, 14). Her ne kadar Bedir zaferinden sonra tavır değiştirip Tevrat’ta özellikleri belirtilen âhir zaman peygamberinin Hz. Muhammed olduğuna kanaat getirdiklerini açıkça ifade etmeye başladılarsa da Mekke putperestlerine karşı verilen Uhud Savaşı’nın başarısızlıkla sona ermesini takiben hem bu beyanlarından döndüler hem de müşrikler ve münafıklarla iş birliği içine girip Resûlullah’la yaptıkları antlaşmaları ihlâl ettiler (eski kutsal kitaplarda Hz. Muhammed’in peygamberliğini müjdeleyen bilgiler İslâm kaynaklarında “beşâiru’n-nübüvve” veya kısaca “beşâir” diye anılır; geniş bilgi için bk. Bakara 2:146; A‘râf 7:157; Hz. Îsâ ve yaptığı tebliğ görevi hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:45). Âyette belirtildiği üzere Hz. Îsâ kendisinden sonra gelecek elçinin adının Ahmed olduğunu haber vermişti. Bazı hadislere de dayanan bir görüşe göre Hz. Muhammed’in diğer bir adı Ahmed’dir; fakat Muhammed ismiyle aynı kökten gelen Ahmed kelimesinin onun sıfatı olduğu görüşü de vardır. Her iki ihtimale göre bu kelime, “çok hamdeden” veya “çok övülen, yüksek ahlâk sahibi” mânalarına gelmektedir ve Muhammed kelimesiyle yakın anlamdadır. İbn Âşûr Resûl-i Ekrem’in peygamberliğinden önce veya sonra bu adla çağrıldığının bilinmediği noktasından hareketle âyetin “Onun ismi Ahmed’dir” şeklinde çevrilen kısmının doğru anlaşılabilmesi için buradaki “isim” kelimesi üzerinde de durulması gerektiğini belirtir. Ona göre Arap dilinde bu kelimenin kullanıldığı üç anlamı da bu âyetin tefsirinde dikkate almak uygun olur; bu anlamlar da şunlardır: a) Müsemmâ (bir adın ifade ettiği gerçek mâna, içerik), b) İyi şöhret, c) Özel ad. Şu halde bu ifadeyle Hz. Îsâ, hem Resûl-i Ekrem’in risâlet görevinin kendisininkinden daha üstün olduğunu hem onun kendi döneminde ve sonraki dönemlerde hep hayırla anılacak bir şahsiyet olduğunu hem de onun özel adının (Muhammed) bu mânaya geldiğini belirtmiş bulunuyordu. Öte yandan İbn Âşûr –bazı erken dönem hikmet ve tasavvuf eserlerine de dayanarak– bu ifadenin hikmet ehlinin ve –dinî hükümlerin bildirilmesi dışında kalan konularda– peygamberlerin kullandığı sembolik anlatım üslûbu taşıdığını, böylece Ehl-i kitap’tan ilim sahiplerinin uyulması istenen peygamberi iyi ayırt edebilmelerinin hedeflendiğini yazmaktadır (XXVIII, 182-185). Bazı erken dönem İslâm âlimleri ve zamanımız araştırmacıları Yuhanna İncili’nde geçen –Hz. Îsâ’nın geleceğe yönelik müjde ifadesinde kullandığı– “faraklit” (Grekçe pareklêtos) kelimesinin Hz. Îsâ’nın konuştuğu dil olan Ârâmîce’deki karşılığını araştırmışlar ve bu kelimenin Ahmed kelimesiyle anlamca örtüştüğü sonucuna ulaşmışlardır (geniş bilgi için bk. İbn Âşûr, XXVIII, 185-186; Mehmet Aydın, “Faraklit”, DİA, XII, 165-166). Öte yandan, Latince’ye paracletus şeklinde geçen ve kilise dilinde “teselli etmek” anlamına gelen bu kelimenin “yanına çağırmak” mânası içeren bir fiilden gelmesi ile 7. âyette yer alan “yalnız Allah’a kul olmaya (İslâm’a) çağırılıp dururken” meâlindeki ifadede Hz. Peygamber’in temel görevinin “çağırma” anlamına gelen bir fiille ifade edilmiş olması da dikkatimizi çekmiştir (İslâm terimi hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:19). Yine 6. âyette altı çizilen hususlardan biri Hz. Îsâ’nın “peygamber” olma özelliğidir. O, “Bilin ki (...) size Allah tarafından gönderilmiş elçiyim” ifadesiyle kendisinin ancak Allah’ın elçisi olduğunu bildirmişti. İsrâiloğulları’nın bir kısmı –14. âyette belirtildiği üzere– Îsâ’nın bu sıfatını kabul etmek istemediler, onun bildirdiklerini inkâr ettiler. Îsâ’ya inananlar onun öğretilerini yaymaya çalışmakla beraber kısa bir süre sonra onun bağlıları olduklarını iddia eden hıristiyanlar kendisine tanrılık yakıştırmak sûretiyle gerçekte Hz. Îsâ’nın bildirimlerini temelinden sarsmış ve ona dolaylı olarak karşı çıkmış oldular. Âyette Hz. Îsâ’nın hitabı İsrâiloğulları’na yönelik olmakla beraber bu o esnadaki muhataplarının onlar olması sebebiyledir. Daha sonraki dönemler açısından bu hitabın öncelikle onun bağlıları konumunda olan hıristiyanları ilgilendirdiği açıktır. Kur’an’ın hıristiyan teolojisini reddedişinin hareket noktası da Îsâ’nın mahiyeti ve görevi konusudur. Elmalılı’nın 8-9. âyetlerle ilgili –bizim de önemli bulduğumuz– açıklamalarını şöyle özetlemek mümkündür: Yüce Allah, hak dini bütün dinlerin üzerindeki yerini alsın diye gönderdiğini Kur’an’ın değişik yerlerinde bildirdiği gibi Nasr sûresinde de bu vaadini pekiştirmiştir. Bunun böyle defalarca ifade ve vaad edilmesi, bu üstünlüğün de bir kere değil birçok kere gerçekleşeceğini gösterir. Böyle olması için de bu dinin yükselme ve gerileme zamanları olacak; beşeriyetin geçireceği inkılâplar ve değişmeler arasında bütün düşüşlerin seyri fısk, zulüm, küfür, şirk yüzünden gazap ve helâke doğru gideceği gibi bütün gelişmelerin seyri de tevhid inancı ile hak dinin tecellileri olan ebedî hayatın esenliği ve mutluluğu amacına doğru yükselme biçiminde olacaktır. Gelip geçici heves ve arzuların ardında koşanların, günahkârların, haksızların, dinsizlerin başına kıyamet koparken, hak ehli olanlar Cenâb-ı Hakk’ın himayesinde arşın gölgesi altında büyük murada erecektir. Tarih gözden geçirilecek olursa görülür ki İslâm’ın bu âyetlerde vaad olunan üstünlüğü her şeyden önce Resûlullah zamanında, “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslâmiyet’i beğendim” anlamındaki âyetin (Mâide 5:3) nâzil olduğu sırada bütün Arabistan’da başlamış ve Abbâsî halifeliğinin çöküşüne kadar da doğudan batıya çok geniş bir alana yayılmıştı. Araya bir gerileme dönemi girdikten sonra çok geçmeden Türkler’in öne çıkışı ve İstanbul’un fethi ile ikinci yükseliş başlamış, bu da bir taraftan Kafkas dağlarından Atlas Okyanusu’na, bir taraftan da Lehistan’dan Habeşistan’a kadar zirvesine ulaşmıştı. Zamanımızın geçirmekte olduğu inkılâp bunalımlarının neticesinde kim bilir dünya ne gibi değişmeler, gelişmeler görecektir; neler yıkılıp neler yapılacaktır. Her ne olursa olsun mevcut çağın fikrî ve fennî ilerlemeleriyle, gerek İslâm âlemindeki toplumların gerekse diğer muhtelif milletlerin kamu vicdanlarında meydana gelecek uyanışların gelecekte, dünyayı alt üst etmekte bulunan haksızlıkların giderilmesiyle genel yaşantıda hakkın daha yüksek bir tecellisine erme gayesini hedefleme şeklindeki değişmeyi beraberinde getireceğine, bu ise tevhid fikri ile hak dinin inkişafına bağlı bulunduğundan İslâm’ın yeni bir yükselme ve inkişaf kaydedeceğine inanmak gerekir. Şu halde, fâni hayatın icabı olarak her şeyin günden güne daha kötüye gideceğine, bir zaman gelip emanet düşüncesinin kalkacağına, dinin zaafa uğrayacağına ve İslâm’ın yalnız adının kalacağına değinen ve gerileme devirlerini haber veren hadis ve sahâbe sözlerinden ötürü ümitsizliğe düşülmemeli; Allah Teâlâ’nın geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığını, “iyi sonun Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacağı”nı (Hûd 11:49; Kasas 28:83) bilerek, Allah’ın bu kesin vaadlerine inanarak ve âhiretle ilgili ümidini daima koruyarak çalışılmalıdır (VII, 4937-4940; ayrıca bk. Tevbe 9:32-33; Fetih 48:28). Bu âyetlerde, müminlere de dinlerini ve uygarlıklarını yüceltip insanlığın tevhid ve adalet çizgisinde gelişmesine öncülük edecek konuma gelmeleri hususunda kaçınılmaz görevler düştüğüne işaretler bulunduğu da unutulmamalıdır.
Mehmet Okuyan
Hani Meryem oğlu İsa “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ki ben size önümdeki Tevrat’ı(n aslını) doğrulayıcı, adı Ahmet olup benden sonra gelecek elçiyi de müjdeleyici olarak Allah’ın (gönderdiği) elçiyim.” demişti. Ne zaman ki o, kendilerine apaçık deliller getirince “Bu(nlar) apaçık bir büyüdür!” demişlerdi.
Meryem oğlu İsâ da, “Ey İsrâiloğulları! Ben, Allah'ın size gönderilmiş peygamberiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak gönderildim.” Fakat İsa'nın müjdelediği peygamber onlara apaçık kanıtlar getirince, “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.[636]
[636] Hz. İsa’nın Hz. Muhammed’i müjdelemesi ve İslam hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIX, 246-252.
Erhan Aktaş
Hani Meryem oğlu Îsâ: “Ey İsrailoğulları! Ben, elinizdeki Tevrat'ı doğrulayan ve benden sonra gelecek olan, adı ahmed¹ olan bir resûlü müjdeleyen Allah'ın Resûl'üyüm.” demişti. Fakat onlara beyyineler² getirince, onlar: “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler.
1- Ahmed, özel isim olmayıp; “övgüye daha layık olan” anlamında sıfattır. Bu nedenle, nebimizin bir isminin de Ahmed olduğu iddiası yanlış bir iddiadır. 2- Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgiler.
Ahmet Akgül
Hani o vakit Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, kesinlikle ben, Allah'ın size (gönderdiği) bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı tasdik edici ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat O, onlara kesin belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" demişlerdi.
Ve an o zaman ki hani Meryem oğlu İsa, ey İsrailoğulları demişti, şüphe yok ki ben, size, elimdeki Tevrat'ı gerçekleyen ve benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah elçisiyim; fakat o, onlara, apaçık delillerle gelince bu dediler, apaçık bir büyü.
Abdulbaki Gölpınarlı Saf Suresi 6. Ayet Açıklaması
Ahmed, Hz. Muhammed (s.a.a)'in bir adıdır. "Benim adlarım vardır. Ben Ahmed'im, Muhammed' im Mâhi'yim, Tanrı benimle küfrü mahveder. Hâşir'im, Tanrı halkı benim yanımda haşreder. Akıb' ım, peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber yoktur dedikleri rivâyet edilmiştir (al-Câmı, 1, 81).
Abdullah Parlıyan
Ve vaktiyle Meryem oğlu İsa şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ki ben, size gönderilen Allah'ın peygamberiyim. Tevrattan geriye kalmış, hakikat adına ne varsa, hepsini doğrulamak ve benden sonra gelecek olan, Ahmed adındaki bir peygamberi müjdelemekteyim.” Ama ne vakit ki, O müjdelenen peygamber, onlara açık belgelerle gelince; “Bu apaçık bir sihirdir” dediler.
Hani Meryem'in oğlu Îsâ:
“Ey İsrâiloğulları, ben size gönderilen Allah'ın Rasulüyüm. Önümdeki kitapta yazılı ve şifahi bilgileri, sünneti içeren Tevrat'a ait olanları tasdik ediyor ve benden sonra gelecek Ahmed adındaki peygamberi (Muhammedi) müjdeliyorum.” demişti. Fakat o, Muhammed kendilerine açık seçik deliller, mûcizelerle gelince getirdiği Kur'ân'a:
“Bu, apaçık büyüleyerek aklı etki altına alan bir söz.” dediler.
Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları! Ben Allah'ın size, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek adı da Ahmed olan bir peygamberi müjdeleyici olarak gönderilmiş bir peygamberiyim" demişti. Ancak o kendilerine apaçık delillerle gelince: "Bu apaçık büyüdür" dediler.
Hani Meryem oğlu İsa da: 'Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi 'Ahmed' olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim' demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: 'Bu, açıkça bir büyüdür' dediler.
Bir vakit Meryem'in oğlu İsa, şöyle demişti: “- Ey İsrailoğulları! Ben, size (gönderilen) Allah'ın peygamberiyim. Önümde (benden önceki) Tevrat'ın tasdikçisi ve benden sonra gelecek bir peygamberin müjdecisi olarak geldim ki, o peygamberin ismi “Ahmed= Muhammed”dir. Sonra İsa, onlara mucizelerle gelince: “- Bu, apaçık bir sihirdir.” dediler.
Ve hatırlayın ki Meryemoğlu İsa şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Ben, size gönderilen Allah’ın elçisiyim. Elimdeki Tevratı doğrulayıcı olarak ve benden sonra ismi Ahmed olan bir peygamberi müjdelemek üzere geldim. Fakat o Peygamber, onlara mucizeler ile gelince: “Bu, apaçık bir sihirdir” dediler.
Hani Meryem oğlu İsa: «Ey Yakup oğulları! Benden önce inmiş olan Tevratı, gerçeklemek, adı Ahmet olup, benden sonra gelecek olan bir peygamberi müjdelemek üzere, Allahın sizlere gönderdiği peygamberiyim!» demiş idi ya; birtakım belgelerle onlara geldiğinde: «Bu açık bir büyüdür!» demiş idiler
Bir zamanlar Meryem oğlu İsa: “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, övülmüş bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsa) onlara akli ve nakli deliller getirince: “Bu, apaçık bir sihirdir” demişlerdi.
Yuhanna İncili’nde (16:7) Hz. İsa’dan sonra geleceği belirtilen ve “Faraklit” olarak geçen “daha çok övülmüş” anlamındaki “Ahmed” kelimesi, Türkçe’ye “teselli edici” olarak tercüme edilmiştir. Orada şöyle denilmektedir: “Size gerçeği söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü gitmezsem, teselli edici gelmez.” Bu söylem, M.S. 496 yılına kadar kiliselerde okunan Barnabas İncili’nde yer almıştır. Ancak bu İncil’in orijinal metni şimdi ortada olmayıp sadece 16. yüzyılın sonlarındaki bir İtalyanca tercümesi bulunmaktadır.Ayette geçen “Ahmed” kelimesini isim olarak değil de “övülmüş” anlamında sıfat olarak alırsak daha doğru olur. Çünkü Kur’an’da bulunan “isim” kelimeleri genelde sıfat olarak geçer. “Azamet ve ikram sahibi olan Rabbinin ‘adı’ ne yücedir” (Rahman, 55:78) derken, yüce olan Rabbin kendisidir, sıfatlarıdır. “Kudret sahibi Rabbinin ‘ismini’ tesbih et!” (Vakia, 56:74, 96, Hakka, 69:52) ayetlerinde tesbih edilen Allah’ın ismi değil, kendisidir. “Eğer O’nun ayetlerine iman ediyorsanız, Allah’ın adı anılarak kesilen hayvanlardan yiyin.” (En’am, 6:118) Ayette geçen; Allah’ın adından maksat Allah’ın şanıdır, kendisidir. Yani “Allah için kesilen hayvanlardan yiyin” demektir. “Rabbinin adını anıp namazı dosdoğru kılan kurtuluşa ermiştir.” (Â’la, 87:15) Ayette “Rabbinin adını anmak” ifadesi “Rabbiyle beraber olmak” anlamındadır. “İsim” kelimesinin çoğulu olan “Esma” da Kur’an’da genelde “sıfatlar” olarak kullanılmıştır. “Allah, Âdeme bütün varlıkların isimlerini öğretti.” (Bakara, 2:31) burada Âdeme öğretilen varlıkların adları değil, sıfatlarıdır, nitelikleridir, özellikleridir. “En güzel isimler/sıfatlar O’nundur.” (Taha, 20:8) derken burada güzel olan Allah’ın sıfatlarıdır.Nitekim Hz. Peygamberin adı “övülmüş” anlamında “Muhammed” dir. Muhammed ismi Kur’an’da dört ayrı yerde Hz. Peygamber için kullanılmıştır. Ali İmran 3:144, Ahzab 33:40, Muhammed 47:2 ve Fetih 48:29
Diyanet İşleri (Eski)
Meryem oğlu İsa: "Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah'ın size gönderilmiş bir peygamberiyim" demişti. Ama o elçi, kendilerine belgelerle geldiği zaman: "Bu, apaçık bir sihirdir" demişlerdi.
Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler.
Hani İsa, halkına: "Ey İsrail oğulları, ben, size gönderilmiş ALLAH'ın bir elçisiyim. Benden önceki Tevrat'ı onaylayıcı ve benden sonra gelecek ve ismi daha çok övülen bir elçiyi müjdeliyorum." Sonra kendilerine apaçık delilleri gösterdiğinde, "Bu apaçık bir büyüdür," dediler.
Ayetteki "Ahmed" kelimesi, Arapça'da "daha çok övülen" anlamında bir betimlemedir. Bunu özel bir isim olarak yansıtan geleneksel yorumlar, tarih ve realite ile çelişmektedirler. İsa'dan sonra gelen peygamberin ismi Muhammed idi. Yüzyıllar sonra Muhammed'i putlaştıranlar, sadece Allah'a ait olan "İlk, Son, Hesaba Çeken..." gibi isimleri ve Ahmed'i de içeren 99 ismi peygambere yakıştırmışlardır. "Ahmed" kelimesi, İncil'de de özel isim olarak geçmemekte, İbranice karşılığı olan "paraklitos" olarak geçmektedir. Ayrıca, İsa, kendisinden sonraki elçiyi ismiyle haber verseydi, İsa'yı izleyen analar ve babalar çocuklarına bu ismi verecekler ve binlerce Ahmed'in yaşadığı bir dünyada bu müjdenin önemi kalmayacaktı. Nitekim bu kelimenin İbranice karşılığı bir isim olarak yaygınlaşmamıştır. Muhammed isminin "ahmed" (övülen) kelimesiyle aynı kökü paylaşması veya yakın anlam taşıması İsa'nın haber verdiği elçinin Muhammed olduğunu gösteriyor.
Elmalılı Hamdi Yazır
Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları! ben size Allah'ın elçisiyim. benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak (geldim)." demişti. Fakat onlara apaçık delillerle gelince "Bu, apaçık bir büyüdür." dediler.
Bir vakıt da Meryemin oğlu Isâ şöyle dedi: Ey İsraîl oğulları! Ben size Allahın Resulüyüm, önümdeki Tevratın musaddıkı ve benden sonra gelecek bir Resulün müjdecisi olarak geldim ki onun ismi Ahmeddir, sonra o onlarla beyyinelerle gelince «bu ap açık bir sihir» dediler
Meryem oğlu Îsâ da bir zaman (şöyle) demişdi: «Ey İsrâîl oğulları, ben size Allahın peygamberiyim. Benden evvelki Tevrâtı tasdıyk edici, benden sonra gelecek bir peygamberi de — ki adı Ahmed dir — müjdeleyici olarak (geldim)». Fakat o, kendilerine açık açık bürhanlar getirince «Bu, apâşikâr bir büyüdür» dediler.
Hani Meryemoğlu Îsâ: “Ey İsrâiloğulları! Muhakkak ki ben, benden önce(gönderilmiş) olan Tevrât'ı tasdîk edici ve benden sonra gelecek ismi Ahmed olan bir peygamberi müjdeleyici olmak üzere size Allah'ın (gönderdiği) bir peygamberiyim!” demişti.(1) Fakat (Îsâ) onlara mu'cizelerle gelince: “Bu, apaçık bir sihirdir!” dediler.
(1)“İncîl-i Yuhanna, On altıncı Bâb ve yedinci âyeti şudur: ‘Amma ben, size hakkı söylüyorum. Benim gittiğim, size fâidelidir. Zîrâ ben gitmeyince, tesellîci size gelmez.’ İşte bakınız! Reîs-i âlem ve insanlara hakīkī tesellî veren, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’dan başka kimdir? Evet Fahr-i Âlem (âlemin iftihâr ettiği) odur ve fânî insanları i‘dâm-ı ebedîden (ebedî yok olmak düşüncesinden) kurtarıp tesellî veren odur. Hem İncîl-i Yuhanna, On altıncı Bâb, sekizinci âyeti: ‘Ol dahi geldikte; dünyayı günâha dâir, salâha dâir ve hükme dâir ilzâm (mağlûb) edecektir.’ İşte dünyanın fesâdını salâha çeviren ve günahlardan ve şirkten kurtaran ve siyâset ve hâkimiyet-i dünyayı tebdîl eden (değiştiren) Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’dan başka kim gelmiş? Hem İncîl-i Yuhanna, On altıncı Bâb, on birinci âyet: ‘Zîrâ bu Âlemin Reîsi’nin gelmesinin hükmü gelmiştir.’ İşte ‘âlemin Reîsi’ elbette seyyidü’l-beşer (insanların efendisi) olan Ahmed, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dır. (...) Evet, o Zât, öyle bir reis ve sultandır ki; bin üç yüz elli senede ve ekser asırlardan her bir asır, lâekal (en az)üç yüz elli milyon tebaası ve raiyeti (bağlıları) var. Kemâl-i teslim ve inkıyadla (tam teslim olup bağlanmakla), evâmirine (emirlerine) itâat ederler, her gün ona selâm etmekle tecdîd-i bîat ederler (bağlılıklarını yenilerler).” (Zülfikār, 19. Mektûb, 71)
İlyas Yorulmaz
Meryem’in oğlu İsa “Ey İsrail oğulları! Ben, Allah’ın size gönderdiği elçi olarak, benden önceki Tevrat’ın doğruluğunu tasdik eden ve benden sonra müjdeci olarak gelecek, ismi Ahmet olan bir elçiyi müjdeleyen Allah’ın elçisiyim” demişti. O elçi (Muhammed) getirdiği açıklayıcı ayetlerine (İsrailoğullarını) çağırdığında, “Bu bir açıkça aldatmaca (sihir)” dediler.
Hani Meryem oğlu İsa «— İsrail oğulları! Ben evvel nâzil olan Tevrat/ı tasdik, benden sonra «— Ahmed» isminde gelecek peygamberi de tebşir etmek üzere Allah/ın size gönderilmiş peygamberiyim» demişti. İsa [¹] onlara açık mûcize getirince; onlar: «— Bu, belli bir büyücülüktür» dedilerdi.
İsmail Hakkı İzmirli Saf Suresi 6. Ayet Açıklaması
[1] Veya Ahmed.
Kadri Çelik
Bir zamanlar Meryem oğlu İsa da, “Ey İsrail oğulları! Ben size gönderilmiş Allah'ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak geldim” demişti. Ama o elçi, kendilerine belgelerle geldiği zaman, “Bu, apaçık bir sihirdir” demişlerdi.
Hani Meryem oğlu İsa halkına seslenerek, “Ey İsrail Oğulları!” demişti, “Hiç kuşkusuz ben, benden önceki Tevrat’ın tahrif edilmemiş olan bölümlerini onaylamak ve benden sonra gelecek ve kıyâmete kadar övülüp yüceltilecek olan Ahmed adındaki bir Peygamberi müjdelemek üzere size Allah tarafından gönderilmiş bir Elçiyim!” (7. Araf: 157)Fakat İsa’nın müjdelediği Son Peygamber onlara apaçık delillerle gelince, İsa’ya ve Mûsâ’ya inandıklarını iddia edenler, “Bu Kur’an, düpedüz bir aldatmaca, apaçık bir büyüdür!” dediler. Öyleyse:
Hani, Meryem oğlu İsa: -“Ey İsrail’in oğulları! Ben, benden sonra gelecek bir rasûlü, "Adı Ahmed’dir" diye müjdeleyici ve Tevrat’tan ellerinizdekileri tasdik edici olmak üzere size Allah’ın rasûlüyüm” dedi.
Onlara Beyyineler / Açık Belgeler getirdiğinde:
-“Bu açıkça bir sihir!” dediler.
Hani Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrâil Oğulları! Gerçekten ben, hem benden önce gelen Tevrât’ı doğrultucu1 hem de benden sonra gelecek olan Ahmed2 adındaki Peygamberi müjdeleyici olarak, Allah’ın size gönderdiği bir Peygamberim.” demişti. Fakat o (Peygamber,) onlara açık delil (olan Kur’an’ı) getirince: “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler.
1 (مُّصَدِّقٌ) “Doğrultucu” ifâdesini “onaylayan” anlamında anlamamak gerekir. Zîrâ Hz. İsa döneminde tevrat denilen kitabın, gerçek Tevrât olmadığı gibi bizim elimizdeki Zebûr, Tevrât ve İncil’ler de Peygamberlerine gönderilen kitaplar değildir. Bunların içerisinde bir kısım hakikatlerin bulunmasının hiç önemi yoktur. Zîrâ bunlarda bulunması gereken hakikatler, zâten bir sonraki kitapla gönderilmiştir. Bunlar için ancak, “Zebur, Tevrât ve İncil olduğu iddiâ edilen kitaplar” demek mümkündür. Bk. (Bakara: 41, Âlu İmraân: 3, Mâide: 43, 48, En’am: 91, Yûnus:37, Fâtır:31, Hâkka:43, Ahkaf:12)2 Cübeyr b. Mut’ım (r.a)’den; Nebî (s.a.v); “Benim birçok ismim vardır. Ben Muhammed’im ben Ahmed’im, ben Hâşir’im ki insanlar benim yolum üzere haşr olunacaklardır. Ben Mâhîy’im ki Allah küfrü benimle mahvedecektir. Ben kendisinden sonra Peygamber gelmeyecek olanım.” buyurmuştur. (Buharî, Müslim, Tirmizî) Ayrıca İncil olduğu iddiâ edilen kitaplarda Hz. İsa’dan sonra geleceğinden bahsedilen Peygamberin ismi, orijinal lafzıyla değil de “Paraklit” şeklinde zikredilmektedir. Bu da daha sonra tekrar tercüme edilerek “teselli edici” şekline dönüştürülmüştür. Tabii ki bu kitapların nazarımızda bir değeri olmadığı için bunlarda Efendimizin isminin geçip geçmemesinin de hiçbir önemi yoktur. Bu konudaki tartışmalar bu uydurma kitaplara meşruiyet kazandırmaktan başka bir şey değildir.
Muhammed Esed
Ve vaktiyle Meryem oğlu İsa: “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz, ben, Tevrat'tan geriye kalmış 5 hakikat adına ne varsa hepsini doğrulamak ve benden sonra gelecek olan Ahmed adındaki bir elçiyi müjdelemek 6 için size gönderilmiş olan Allah'ın elçisiyim” dedi[ğinde de aynı şey geçerliydi.] Ama, [gelişini İsa'nın önceden haber verdiği] elçi hakikatin bütün kanıtlarıyla onlara 7 geldiğinde: “Bu [doğruluğunu iddia ettiğin mesaj], göz boyayan bir büyü[den başka bir şey değil]!” 8 demişlerdi.
Bir zamanlar Meryem oğlu İsa da şöyle demişti: Ey İsrailoğulları, elbet benden önceki Tevrat’ta olan hakikatleri tasdik eden ve benden sonra gelecek Ahmet adındaki elçiyi müjdeleyen Allah’ın size gönderdiği elçisiyim. Fakat İsa onlara apaçık belgelerle gelince: – Bu, apaçık bir sihirdir, demişlerdi. 5/116-117, 7/157
Yine bir zamanlar Meryem oğlu İsa’nın; “Ey İsrâiloğulları! Elbet ben, Tevrat’tan bana kadar gelen tüm hakikatleri doğrulamak ve benden sonra gelecek Ahmet adındaki[5083] bir elçiyi müjdelemek için size gönderilen Allah elçisiyim” dediğini hatırlatıyor.[5084] O onlara hakikatin apaçık belgeleriyle geldiğinde, “Bu ayan açık bir sihirdir!” dediler.[5085]
[5083] Veya ism ile müsemma kastedilerek “övgüye daha lâyık olan”; ya da ismuhûya zikruhû anlamı vererek “övgüye mazhar olarak anılan”; ya da, muzari fiil olarak “adını en çok övdüğüm” mânaları verilebilir (Krş: İbn Âşûr).
[5084] Şu soru akla gelebilir: ‘Allah Rasûlü yaşarken “Ahmed” ismiyle anılmış mıdır?’ Evet, rasul şairi Hassan b. Sabit bir şiirinde onu “Ahmed” ismiyle anmıştır. Kur’an, Tevrat ve İncil’in Allah Rasûlü’nü müjdelediğini haber verir (7:157). Burada verilen haberi, beş husus teyit eder:
1) Yuhanna incilinde Hz. İsa’dan sonra geleceği ifade edilen Periklytos’a (bozulmuş şekli: Parakletos) yapılan müteaddit atıflar (14:16-17, 25-26, 30; 15:26; 16:17, 12-15). İncil(ler)in ilk 4 asırda kaynak dilden Grekçe’ye, oradan da Latince’ye taşınırken yolda geçirdiği sayısız kazanın bir benzerini, bu kelimenin de Ârâmcadan Süryâncaya, oradan da Grekçeye taşınırken geçirdiğini görürüz. Uğradığı ağır hasarlı yol kazası, kelimenin aslını tanınmaz hale getirmiştir. Kelime’nin Süryânca aslına ulaşmak için yoğun çaba harcayanlar, karşılarında “çok övülen, övülmüş” anlamına gelen Munhamenna’yı bulmuşlardır. Bunun sıfat ve isim olarak karşılığı Ahmed ve Muhammed’dir. Habeş kralı Necaşi, daha Nebi hayattayken onu kendi kaynaklarında bulduklarını itiraf etmiştir. Kaynaklarımızdaki şekliyle Faraklit problemi, daha 2. yüzyılın başında fark edilmiştir (es-Sira I, 251).
2) Yuhanna İncilinde, zamanının büyük hahamları Hz. Yahyâ’nın Mesih mi, İliyah mı yoksa ‘o elçi’ mi olduğunu öğrenmek isterler. Yahyâ üçü de olmadığını söylediğinde şu cevabı verirler: “Madem ki sen ne Mesih, ne İliyah, ne de ‘elçi’sin, o zaman ne diye insanları takdis edersin?” (1:19-25). Burada Mesih’le İsa, İliyah’la İlyas kastedilmektedir. “O Elçi” için tek şık kalmaktadır: “övülmüş olan” Ahmed. İslâm tarihinde Allah Rasûlü’nden sonra ilk “Ahmed” isminin ünlü dilci Halil’in (ö 175) babasına verildiğini biliyoruz. Sahabe’de bu isme rastlamıyoruz. Bu da Ahmed’in isimden çok vasıf olarak görüldüğünü teyid eder.
3) Luka incilinde “Eudokia” diye bir karşılık vardır. Bu hedef kelimenin kaynak dildeki karşılığını bulmak istediğinizde, tam bir sağır duvarla karşılaşırsınız. Gerçek mânada bir İncil uzmanı olan Abdülehad Dâvud (Benjamin Keldani), bu kelimenin kaynak dildeki karşılığını “Ahmed” olarak tesbit etmiştir (İncil ve Salib, İstanbul-1999).
4) M.S. 496 yılına kadar doğruluğu kabul edilip kiliselerde okunduğu halde, hangi endişeyle bilinmez, Papa Gelasius tarafından “zındıkça” ilan edilip yasaklanan Barnabas İncili’nde Allah Rasûlü’nün ismi, hem de Arapça aslıyla zikredilmiştir. Ne ki bu İncil’in orijinal metninin başına diğerlerinden daha ağır bir yol kazası gelmiş, elde kala kala 14 veya 16. yüzyıldan kalma bir İtalyanca tercüme kalmıştır. Varlığı 18. yüzyılda tesbit edilen İspanyolca bir nüsha, daha sonra esrarengiz biçimde yok olmuştur. Bu orijinalden istinsah edilerek Oxford Universty Press tarafından 1907’de basılan eser, iki nüshası hariç piyasadan kaybolmuştur (M. Aydın, DİA, ilgili md). Barnaba İncili’nden, Kilisenin 1500 yıllık yok etme siyasetinden her seferinde aldığı ağır yaralarla gizli-saklı birkaç tercüme nüsha bugünlere kadar gelebilmeyi başarmıştır. Kilise’nin bu konudaki son siyaseti, kendi açtığı yok etme savaşının bu İncil üzerindeki ağır darbe izlerini göstererek, “bakın, bunun aslı faslı belli değil” demekten ibârettir.
5) İncil kelimesinin kökeni meselesi... Başka mânaları olsa da, bu konuda tüm araştırmaların varıp dayandığı nokta “müjde” mânasıdır. Müjde, “gelmesi beklenen sevindirici habere” denir. Peki, İncil’in müjdelediği geleceğe ilişkin sevindirici haber nedir? Bu soruya Kur’an “Ahmed’dir” diyor (Bkz: İncil ve Salib).
[5085] Bu cümle, her iki rasûlü de gösterecek şekilde yerleştirilmiştir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Bir vakit ki Meryem'in oğlu İsa dedi ki: «Ey İsrailoğulları! Şüphe yok ki ben, benden önce olan Tevrat'ı tasdik edici ve benden sonra Ahmed isminde gelecek bir peygamber ile müjdeleyici olarak sizlere Allah'ın ResûIüyüm». Vaktâ ki onlara açık mûcizeler ile geldi. Dediler ki: «Bu apaçık bir sihirdir.»
Vakti geldi, Meryem'in oğlu Îsâ da: “Ey İsrail oğulları! dedi, “Ben size Allah'ın Resûlüyüm. Benden önceki Tevrat'ı tasdik etmek, benden sonra gelip ismi “Ahmed” olacak bir resulü müjdelemek üzere gönderildim. Ne zaman ki o peygamber, açık açık delillerle kendilerine geldi: ”Bu, kesin bir büyüden ibarettir! ” dediler. {KM, Yuhanna 14, 16; 16, 13; Matta 4, 15-16; İşaya 42, 1-4}
Hz. Peygamber (a.s.) bir hadisinde: “Benim adım yerde Muhammed, göklerde ise Ahmed’dir!” buyurur. Bu iki isim de çok övülen mânasında olup mânaları birbirine yakındır. Yuhanna İncîli 14,16 cümlesi, Hz. Îsâ’nın: “Ben de Baba’dan dileyeceğim ve O size başka bir Parakletos verecek!” sözünü nakleder. Bu kelimeyi Hıristiyanlar “teselli edici” diye çevirirler. Bu kelime, Hz. Îsâ’nın yaşadığı çevrenin dili olan Aramice’de Mawhamana’nın tam Yunanca karşılığı olan Periklitos (çok övülen) isminin bozulmuş şeklidir. (Hz. Îsâ zamanında Yahudiler İbranîce değil, Aramîce konuşurlardı.)Periklitos ile Parakletos fonetik olarak birbirine yakın olduğundan bazı çevirmenlerin veya sonraki dönemlerdeki kâtiplerin bu iki kelimeyi birbirine karıştırdıkları anlaşılıyor. Müslümanlar burada, Hz. Muhammed (a.s.)’ın müjdelendiğini görürler. 8. asır tarihçilerinden İbn İshak mezkûr İncîl cümlesini naklederken “Biriklitus” diye yazmış ve bunun Rumcada “Muhammed” mânasına geldiğini söylemiştir. Kim bilir, muhtemelen onun devrindeki İncîllerde Parakletos yerine Periklitos yazılı idi.
Süleyman Ateş
Meryem oğlu Îsa da: "Ey İsrail oğulları, ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir elçiyi müjdeleyici olarak gönderildim" demişti. Fakat (Îsa'nın müjdelediği elçi) onlara apaçık deliller getirince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.
Meryem oğlu İsa da şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Ben, Allah’ın elçisiyim; size, önümde bulunan Tevrat’tan olanıı onaylamak ve benden sonra gelecek ve ayırıcı özelliği[1] Ahmed[2] olan elçiyi müjdelemek için geldim.” İsa onlara açık belgelerle gelince: “Bu, açık bir büyüdür” demişlerdi.
[1] Ayet metninde geçen isim kelimesi varlıkları birbirinden ayırmaya yarayan kelime anlamında olduğu ve Nebîmiz adı Muhammed olduğu için kelimeye bu anlam verilmiştir. [2] Ahmed, hamd kökünden ism-i tafdil'dir; işini daha iyi yapan demektir.
Şaban Piriş
Hani Meryem'in oğlu İsa:-Ey İsrailoğulları, Ben Tevrat'ı tasdik eden, benden sonra gelecek Ahmet adındaki Peygamberi müjdeleyen Allah'ın size gönderdiği elçiyim, demişti. Onlara, belgelerle gelince:-Bu, apaçık bir büyüdür, demişlerdi.
İsa da “Ey İsrailoğulları,” demişti. “Ben de size, daha önce indirilen Tevrat'ı doğrulamak ve benden sonra gelecek Ahmed adındaki peygamberi müjdelemek üzere Allah tarafından gönderilmiş peygamberim.” Fakat kendilerine apaçık deliller getirdiğinde, “Bu düpedüz büyü” dediler.
Meryem oğlu İsa'nın da şöyle dediğini hatırla: "Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim. Benden önce Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir elçiyi müjdeleyici olarak gönderildim." Fakat İsa'nın müjdelediği elçi onlara apaçık deliller getirdiğinde: "Bu, katıksız bir büyüdür!" dediler.
daħı ol vaķt kim eyitti 'įsā! meryem oġlı “iy benį isrāyil! bayıķ ben Tañrı yalavacıvan sizdin yaña girçek dutıcı-y-iken anı kim ileyümdedür tevrįt daħı muştılayıcı iken bir yalavacı kim gele benden śoñra adı anuñ aḥmed'dür.” pes ol vaķt kim geldi anlara ḥüccetler ile eyittiler “uşbu cādūlıķdur bellü.”
Daḫı ẕikr eyle ol vaḳtı ki Meryem oġlı ‘Īsā eyitdi Benī İsrā’īle: Ben sizeTañrı Ta‘ālā resūli‐men, girçekleyici‐men ileyümce gelen Tevrāta. Daḫıbeşāret idici‐men bir peyġamberi ki benden ṣoñra gelecekdür. AdıAḫmeddür. Pes ol vaḳt ki geldi özlerine ḥüccetler‐ile. Eyitdiler: Bu ulucāẕūluḳdur, didiler.