Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3692, sondan 2545. ayet; 35. sure ve Fâtır Suresinin 32. ayetidir. Fâtır Suresi 32. ayetinin kelime sayisi 21, harf sayısı 99 ve toplam ebced değeri ise 9520 olarak hesaplanmıştır. Fâtır Suresinin toplam ebced değeri 244606 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ثم اورثنا الكتاب الذين اصطفينا من عبادنا فمنهم ظالم لنفسه ومنهم مقتصد ومنهم سابق بالخيرات باذن الله ذلك هو الفضل الكبير
Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed’in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.
İlk âyette Kur’an’ın kendinden önceki ilâhî kitapların aslî durumlarını onaylayan ve Allah katından geldiğinde kuşku bulunmayan bir kitap olduğu belirtilmektedir (bu konuda bilgi için bk. Âl-i İmrân3:3-4). Müfessirlerin çoğunluğu 32. âyette geçen “kitap”tan maksadın Kur’ân-ı Kerîm ve “mirasçı kılınanlar”dan maksadın da müminler olduğu kanaatindedirler. Buna göre âyette zikri geçen üç grup insan da hep müminler olmaktadır. Allah’ın, kendilerine peygamberler aracılığı ile kitabını göndermek için seçtiği kulların tamamı ondan eşit derecede yararlanmış değillerdir. Râzî, bu yoruma göre âyette belirtilen üç mertebe için yapılmış izahları aktardıktan sonra kendi tercihini şöyle açıklar: Birinci gruptakiler, Allah’ın buyruklarını terkedip yasaklarını işleyenlerdir. Bunlar “bir işi yerli yerince yapmayan” kimseler oldukları için (meâlde “kendine kötülük eder” diye çevrilen) zalim kelimesiyle ifade edilmiştir. “Orta bir durumdadır” (muktesıd) diye söz edilenler, –sonuç almada tam başarılı olmasalar da– ilâhî buyruklara karşı gelmemek için çaba harcayanlardır. “Allah’ın izniyle hayır işlerinde yarışır” (sâbık bi’l-hayrât) diye anılanlar ise hem belirtilen çabayı harcayan hem de Allah’ın izniyle bunu başaranlardır. Taberî de mirasçı kılınanlar ile müminlerin kastedildiği kanaatini taşımaktadır, fakat kitap ile ilgili yorumlar arasından tercih ettiği şudur: Burada Kur’an’dan önceki ilâhî kitaplar kastedilmektedir; nitekim müslümanlar onlara inanmayı da iman esaslarından sayarlar. Âyetin sonundaki “büyük lutuf” da, “kitaba mirasçı kılma, hayır işlerinde yarışma veya Allah’ın buna muvaffak kılması” mânalarıyla açıklanmıştır (diğer yorumlarla birlikte bk. XXVI, 24-26; Taberî, XXII, 133-137; Zemahşerî, III, 275-276; Şevkânî, IV, 400).
Mehmet Okuyan
Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Kimi kendisine haksızlık eder; kimi ortadadır; kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öndedir. Asıl büyük lütuf işte budur.
Kur’an’a vâris olmayanlar, cennete mirasçı olamazlar. Bu ayette müslümanların Kur’an ile iletişimi gösterilmektedir. “İlâhî kelamın vârisleri ümmet-i Muhammed’dir. Hz. Muhammed’in vahye ilişkin sorumluluğu, onun vefatından sonra ümmetine miras bırakılmıştır. Kur’an’ın Hz. Muhammed’in şahsı için zikrettiği her fazilet ve ödülü ümmeti için de zikretmiş olması bunu pekiştirmektedir. Hz. Muhammed’in vefatından sonra ferdi risalet içtimai olana geçmiştir” (İslamoğlu, [Hayat Kitabı Kur’an], s. 867’de 3. not). Buna göre vâris kılınan şey son ilâhî mesajın bütün insanlığa tebliğ görevidir.,Ayette “kendine zulmedenler”den kasıt, inkarcılar değil, “yapılmaması gereken bir işi yapan, böylece kendine yazık edenler” demektir. Nitekim bazı peygamberler için de bu türden zulüm ifadesi söz konusudur. Bkz. A‘râf 7:23; Enbiyâ 21:87; Kasas 28:16.
Bayraktar Bayraklı
Sonra bu kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan bazısı kendilerine haksızlık ettiler. Bazıları orta yolu tuttular. Kimileri de hayır işlerinde Allah'ın izniyle öne geçtiler. İşte bu en büyük fazilettir.
Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimselere Kitap'ı miras bıraktık. Onlardan bir kısmı kendilerine zulmederler, onlardan bir kısmı ortalama bir yol tutarlar, onlardan bir kısmı da Allah'ın izniyle hayırlarda önde giderler.¹ İşte büyük fazilet budur.
1- Bazıları Kitap'ın buyruklarına, yaradılış amaçlarına uygun davranmamakla aslında kendi kendilerine haksızlık ederler, bazıları Kitap'ın buyruklarına uymada yeterli ve gerekli özeni göstermemekte, bazıları ise tam bir uygunluk ve uyum içinde Kitap'ın buyruklarını yerine getirmektedirler.
Ahmet Akgül
Sonra Kitabı kullarımız arasında seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimisi nefislerine zulmederler. Onlardan kimisi orta bir yol izlerler. Onlardan kimisi de Allah'ın izniyle, hayırlarda ileri geçmek için yarış ederler. İşte bu (üstün ve) büyük fazilettir. (Kur’an’a yoğunlaşan, onu araştıran ve anlayıp uygulayanlar seçkin ve nasipli kimselerdir.)
Sonra kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık; derken onlardan nefsine zulmeden var ve onlardan mutedil hareket eden var ve onlardan, hayırlarda herkesten ileri giden var Allah izniyle; işte bu, pek büyük bir lütuf ve ihsandır.
Sonra kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık, derken onlardan, yaratılış gayesi dışında yaşayan da var ve onlardan orta yolda hareket eden de var ve onlardan Allah'ın izniyle hayırlarda herkesten ileri giden de var, bu ise en büyük fazilettir.
Sonra kitabı, Kur'ân'ı kullarımız arasından seçtiklerimize, Muhammed ümmetine, âlimlerine, imamlarına, mürşitlerine, miras olarak devrettik. Kullarımız arasında, helâlleri terkederek, bir kısım meşrû haklarını kullanmayarak, nefislerine zulmedenler var. Onların içinde, orta yolu, maksada ulaştıran hak yolu tutan, sâlih amellerin yanında ara sıra günah işleyenler var. Yine onların arasında, Allah'ın planı, iradesi dahilinde dünya ve âhiret için en hayırlı olanda, Kur'ân öğretiminde, Kur'ân ilkeleriyle yaşamada, uygulamada, Allah'ın emirlerini yerine getirmede öne geçenler var. İşte böyle bir sorumluluğa sahiplenmek büyük bir lütfudur.
bk. Fütuhat-ı Mekkiyye, II/22-23. (Osman Yahya tarafından tahkikli baskı, 11:379-383).
Ahmet Varol
Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Onlardan kimi nefsine haksızlık eder, kimi orta yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçer. İşte büyük lütuf budur.
Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir.
Sonra biz Kur'an'ı, kullarımızdan (diğer ümmetler üzerine) seçtiklerimize, (Hz. Muhammed aleyhissâlatü vesselâm'ın ümmetine) miras kılmağa hüküm verdik. Onlardan da kimi, (Kur'an'la amelde kusur etmekle) nefislerine zulüm edicidir, kimi kötülük ve iyiliği müsavi gidendir, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçendir. İşte bu (Kur'an'a varis olmak), büyük ihsandır.
Sonra o Kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi nefsine zulmeder, kimi de ortadadır, kimisi de Allah’ın izniyle iyilikler hedefine varandır. İşte en büyük üstünlük budur:
Kullarımız içinden, seçmiş olduğumuz kimselere kitabı miras verdik, onların içlerinden, kendilerine kıyanlar var, taşkınlık etmiyen de var, Allahın izniyle iyiliklere koşanlar da var; bu, büyük bir erdemdir
(Resulden) sonra o Kitab'ı (Kur'an'ı) kullarımızdan (tebliğ için) seçtiklerimize miras olarak bahşettik. Onlardan bazısı (onun ilkelerine uymayı terk ederek) kendilerine zulmeder, bazısı orta yolu tercih eder, bazıları da Allah'ın izniyle (Kur'an'dan ilham alarak) iyilikte başı çekenlerden olur ki, işte bu en büyük fazilettir.
“İnsanın kendine zulmetmesi”, kendine haksızlık etmesi demektir. Bir insan, isyan ederek, günah işleyerek ve fıtratıyla çelişen davranışlar sergileyerek Allah’tan uzaklaşır ve cehenneme yaklaşırsa bu insan kendine zulmetmiş demektir. Çünkü onu cehennemden uzaklaştıracak ve layık olduğu cennete varis kılacak irade ve bu iradeyi besleyen ilahi mesajlar kendine verilmiştir. Kur’an’ın öğretisine göre insan, Allah’ın özel olarak yarattığı cennete (ebedi nimetlere) layık bir varlıktır ve cennet de onun hakkıdır. Hakkı olan bir şeyi kendi iradesiyle kaybetmesi ve buna karşı kendisine cehennemi dayatması büyük bir zulümdür.“(Kur’an’dan ilham alarak) iyilikte başı çekenlerden” olmak her Müslümanın hedefi olmalıdır. Zira bu iş doğrudan peygamberlerin işidir. Nitekim âyetin ilk cümlesinde de “Kur’an (kendisine hizmetle) seçkin hâle gelmiş erdemli insanlara miras olarak bırakılmıştır” buyruluyor. Hz. Peygamberden sonra peygamber gelmeyeceğine göre bu görevi birileri üstlenmelidir. Hz. Peygamberin son ve alemlere peygamber olarak geldiğini söylemek kolay ama onun mirasçısı olmak o kadar kolay değil. Doğru olan, kolay olmayan bu göreve talip olmaktır.
Diyanet İşleri (Eski)
Sonra bu Kitap'ı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de, Allah'ın izniyle, iyiliklere koşar. İşte büyük lütuf budur.
Sonra Kitab'ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.
Kendisine zulmetmek, Kur’an’a göre amel etme yönünde kusur etmek; ortada olmak, günahı sevabına denk olmak; hayırda öne geçmek, Kitab’a uygun olan davranışa başkalarını da yöneltmek şeklinde tefsir edilmiştir.
Âyette geçen «zalim» ve «muktesid» kelimeleri muhtelif manalarda yorumlanmış olmakla birlikte, cumhura göre her ikisi de müminlerde bulunabilen sıfatlardır. Kâfirlerin sıfatları sonraki âyetlerde belirtilecektir.
Edip Yüksel
Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba varis kıldık. Onlardan kimi kendilerine zulmedenlerdir, kimi orta yolu tutar, kimi de ALLAH'ın izniyle iyi işlerde öncüdür. İşte büyük lütuf budur.
Sonra biz o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan da nefislerine zulmeden var, orta yolu tutan var, Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var. İşte bu büyük lütuftur.
Sonra biz o kitabı kullarımızdan süzdüklerimize mîras kıldık, onlardan da nefislerine zulmeden var, muktesıd: orta giden var, Allahın izniyle hayırlarda ileri geçenler var, işte büyük fadıl o
Sonra biz o kitabı kullarımızdan (beğenib) seçdiklerimize mîras bırakdık. İşte onlardan kimi nefsine zulmedendir, onların ba'zısı mu'tedildir, onlardan bir kısmı da Allahın izniyle hayrat (ve hasenat yarışların) da öncü ol (up kazan) andır. İşte bu, büyük fazl (-u kerem) in ta kendisidir.
Sonra o kitâbı, kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (senin ümmetine) mîras verdik. Artık onlardan nefsine zulmeden de var, içlerinden muktesid (orta yolda giden) de var. Bir de onlardan Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçen var.(1) İşte büyük lütûf budur!
(1)Burada geçen zâlim, muktesid ve sâbikūn için farklı îzahlar yapılmıştır. Zâlim: günahları ağır basan, içi dışından da kötü olan, büyük günahları olan, ashâb-ı meş’eme (amel defteri sol eline verilenler)dir. Muktesid: günahları ve sevâbı denk olan, içi dışı bir olan, küçük günahları olan, ashâbı meymene (amel defteri sağ eline verilenler)dir. Sâbikûn ise: Allah katında en önde bulunan mukarreb kullardır. (Râzî, c. 13:26, 26)
İlyas Yorulmaz
Biz kitabı kullarımızdan seçtiklerimize mirasçı yaptık. Onların içinde kendilerine zulmedenler olduğu gibi, yalnızca orta yolu takip edenler (Allah’ın koyduğu sınırları aşmayan ve geride kalmayanlar) var. Birde Allah’ın izniyle hayırlarda yarışanlar var. Bu, Allah’ın en büyük lütfu dur.
Sonra kullarımızdan seçip ayırdıklarımız Muhammed ümmetine miras olarak Kitap verdik, onların içinde öz nefsine zulmeder, orta gider, Allah/ın izniyle hayır işlerde ileri gider [¹] adamlar vardır. İşte büyük bir inayet budur.
İsmail Hakkı İzmirli Fâtır Suresi 32. Ayet Açıklaması
[1] Amelde kusur eder, seyyiatı hasenatına galip olur; seyyiatı hasenatına müsavi olur; hasenatı seyyiatına galip olur veya cahil, müteallim, âlim. Mağfiret gören, kurtulan, Cennete ilk giren - hesabını görüp sonra mağfiret gören, hafif hesaba tutulan, hesaba uğramaksızın giren.
Kadri Çelik
Sonra kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışıp öne geçer. İşte bu, büyük lütfün ta kendisidir.
İnsanlık tarihi boyunca, her devirde Kitap ve elçi göndererek insanlığa yol gösterdik. İşte şimdi de son kutsal Kitabı, kullarımız arasındanbu göreve lâyık görüp seçtiğimiz kimselere emânet ettik. Fakat onlardan kimileri Allah’ın kendilerine verdiği kulluk imkanlarını yeterince kullanamayan, kendilerine zulmeden, yazık eden günahkar Müslümanlar; kimileri bunlardan daha iyi durumda, Müslümanca dengeli bir hayatı yaşamaya çalışanlar; kimileri de Allah’ın izniyle hayır ve iyiliklerde en önde giden gayretli Müslümanlardır. İşte en büyük lütuf, bu sonuncusudur.
Sonra kullarımızdan süzerek seçtiğimiz kimseleri Kitab’a mirasçı kıldık.
Onlardan kendi nefsine zulmeden vardır; orta yolu izleyen de vardır.
Onların arasında Allah’ın izniyle Hayırlar’da yarışan da vardır.
İşte bu Büyük Lütuf’tur.
Sonra bu Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize1 miras olarak bıraktık. Artık onlardan kimisi (onu yaşamayarak) kendi nefsine zulmeder, kimisi orta yoldadır,2 kimisi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır.3 İşte en büyük üstünlük, budur.
1 Yani Kur’an’ı seçilmiş ümmet olan Muhammed ümmetine miras olarak bıraktık.2 Yani kimisi de Kur’an’ı bazen yaşar bazen yaşamaz, okur ama okuduğunu bazen anlar bazen anlamaz...3 İşte Kur’an’a asıl vâris olanlar, bu önder şahsiyetlerdir. Öyleyse sadece Muhammed ümmeti olmak yetmez, onlardan olmaya çalışmak gerekir.
Muhammed Esed
Biz, bu ilahî vahyi kullarımızdan seçtiklerimize miras olarak bahşettik: onlardan bazısı kendilerine zulmeder; bazısı [doğru ile eğri arasında] ara yolu tercih eder, 22 bir kısmı da Allah'ın izniyle iyilikte başı çekenlerden olur: bu [ise] en büyük fazilettir!
Ardından bu ilahi kelamı, kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bıraktık. Onlardan bazıları bu mirasın hakkını vermeyerek kendine yazık edip zalim oldu. Bazıları orta bir yol izler. Bazıları da Allah’ın izniyle bu emanetin hakkını vermede en önde gider. İşte en büyük fazilet budur. 2/159-160, 3/187, 9/124, 56/10
Derken, bu ilâhî kelâmı (tebliğ işine) kullarımızdan seçtiklerimizi vâris kıldık:[3913] fakat onların içerisinden kimisi kendisine zulmeder, kimisi orta ve dengeli bir yol tutar, kimisi de Allah’ın izniyle her iyi şeyde öncülük eder: bu, işte bu sonuncusudur büyük erdem![3914]
Mustafa İslamoğlu Fâtır Suresi 32. Ayet Açıklaması
[3913] Bencil seçkinler, kendilerine benzeyenlerin azlığını isbat etmek için çırpınırlar. Bu âyet, elçilerin çokluğunu dillendiriyor. İşte fark bu. Bir önceki âyetten anlıyoruz ki, “ilâhî kelâm”a önceki vahiylerden bugüne kalan da dahildir. Bu ilâhî kelâmın vârisleri ümmet-i Muhammed’dir (Hz. Ali ve İbn Abbas’tan Taberi). Buna göre Allah Rasûlü’nün vahye ilişkin sorumluluğu, onun vefatından sonra ümmetine miras kalmıştır. Kur’an’ın Allah Rasûlü’nün şahsı için zikrettiği her fazilet ve ödülü ümmeti için de zikretmiş olması bunu pekiştirmektedir (Kıyaslayıp karşılaştırınız: 21:107; 3:110; 48:1-18; 5:3; 30:47; 33:43, 46; 8:62; 58:20; 22:75; 35:32). Şu takdirde, Allah Rasûlü’nün ardından risalet kesintiye uğramamış, sadece ferdi risaletten içtimaî risalete geçilmiştir. “Öyleyse sizler hayra çağıran, meşru ve iyi olanı öneren, kötü ve yanlış olandan da sakındıran bir ümmet olun!” (3:104) âyeti bunu ifade eder.
[3914] Benzer bir üçlü tasnif ve bu zümrelerin değerlendirilmesi için bkz: 56:8-11, 27, 41 ya da 56:88-94. Bu sonuncuların sevincini 34. âyet yansıtmaktadır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Sonra o kitabı kullarımızdan seçip ayırtettiklerimize miras kıldık. İmdi onlardan nefsine zulmeden vardır ve onlardan mutedil olan vardır ve onlardan izn-i ilâhî ile hayırlarda ileri geçen vardır. İşte bu, en büyük bir keremdir.
Sonra Biz, kitabı seçtiğimiz kullarımıza miras verdik. Kullarımızdan kimi nefsine zulmeder. Kimi mûtedildir, orta yolu tutar. Kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçer. İşte büyük lütuf budur.
Sonra Kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçendir. İşte büyük lutuf budur.
Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimseleri Allah'ın izniyle bu Kitaba mirasçı yaparız. Onlardan kimi kendine kötülük yapar, kimi orta yolda gider, kimi de iyilikler konusunda en önde olur. İşte büyük üstünlük en önde olmaktır.
Sonra bu kitaba, kullarımızdan seçtiğimizi mirasçı kılarız. Onlardan kendine zulmeden de olur, onu tasdik eden de. Onların arasında Allah'ın izniyle hayırlarda yarışanlar vardır. En büyük fazilet budur.
Sonra kitaba kullarımızdan seçtiklerimizi vâris kıldık. Onlardan kimi vardır, nefsine zulmeder. Kimi vardır, orta yolu tutar. Kimi de vardır, Allah'ın izniyle hayırda öne geçer. Bu ise pek büyük bir lütuftur.(4)
(4) Âyette sayılan üç sınıfın üçü de mü’minlerdendir; ancak bunlardan herbiri farklı bir mertebeyi ifade etmektedir. Bunlarla kimlerin kastedildiği konusunda çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. En geniş anlamıyla, “nefsine zulmedenler” ile kastedilenin Kur’ân’a uygun hareket etmekte kusur edenler, “orta yolu tutanlar” ile kastedilenin Kur’ân’a uygun hareket edenler, “hayırda öne geçenler” ile kastedilenin de Kur’ân’a en güzel şekilde uyduktan başka, diğer insanları da bu yola teşvik edenler olduğu söylenebilir. Peygamberimizin bu âyeti okuduktan sonra “Bu sayılanların hepsi de aynı yerde, Cennettedirler” buyurduğu rivayet edilmiştir. (Tirmizî, Tefsir 35:1.) Nitekim bir sonraki âyet de bunu bildirmektedir. Ancak bundan, kıyamet gününde hepsinin birden aynı kolaylıkla hesap verecekleri ve Cennette aynı mertebeyi paylaşacakları anlamı çıkarılmamalıdır. Aksi takdirde, az çalışan ile çok çalışan arasında bir fark kalmazdı.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra, kullarımız arasından seçtiklerimizi Kitap'a mirasçı kıldık. İçlerinden öz nefsine zulmeden var. Orta yolda gideni var. Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçeni var. İşte bu, büyük lütfun ta kendisidir.
andan virdük ķur’ān’ı anlara kim üyürdük ķullarumuzdan. pes bir nicesi žālimdür gendüzine ya'nį žāhiri yigdür bāŧınından daħı bir ŧaşı içi berāberdür; daħı bir nicesi anlaruñ ilerü geçicidür ħayırlar-ıla Tañrı buyruġı-y-ıla. şol ol fażludur ulu.
Andan mīrāẟ itdürdük kitābı ol kişilere ki iḫtiyār itdük ḳullarumuzdan.Anlaruñ niçesi ẓālimdür öz nefsine ve niçesi orta ‘amel eyler ve niçesi ilerüiletüpdür ḫayrlarını Tañrı Ta‘ālā buyruġı‐y‐la. Oldur ulu fażl ve kerem.