Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3268, sondan 2969. ayet; 28. sure ve Kasas Suresinin 16. ayetidir. Kasas Suresi 16. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 46 ve toplam ebced değeri ise 6433 olarak hesaplanmıştır. Kasas Suresinin toplam ebced değeri 399353 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) س (1) م (2) bulunuyor.
Arapça Metin
قال رب اني ظلمت نفسي فاغفر لي فغفر له انه هو الغفور الرحيم
Hz. Mûsâ sarayda iyi bir eğitim gördü. Olgunluk çağına ulaşınca Allah tarafından kendisine “hikmet ve ilim” verildi (krş. Çıkış, 2:2-10). Mûsâ, kendisine daha peygamberlik gelmeden Firavun’un yanlış yolda olduğunu biliyor ve İsrâiloğulları’na baskı uyguladığını görüyordu. O sebeple bu konudaki düşüncesini yakınlarına açmış, muhalefeti ağızdan ağıza yayılınca da gözden kaybolup kendini gizlemişti. Şehre ancak geceleri çıkıyordu. Ahalisinin haberi olmadığı bir sırada girdiği şehrin neresi olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber müfessirlerin çoğunluğuna göre Mısır’da Firavun’un ikamet ettiği şehirdir. Müfessir Dahhâk buranın geçmişte müstakil bir yerleşim merkezi olan bugünkü Aynişems olduğunu söylemiştir (Râzî, XXIV, 233); Şevkânî’ye göre ise Kahire’dir (IV, 158); Kuzey Mısır’ın merkezi Menfis olabileceğini söyleyenler de vardır (İbn Âşûr, XX, 88). Rivayete göre Hz. Mûsâ, öğle vakti halkın istirahate çekilmiş olduğu bir sırada bu şehre girmiş, şehirde biri İsrâiloğulları’ndan, diğeri Kıptîler’den olan iki kişinin kavga ettiğini görmüş, İsrâilli’nin kendisinden yardım istemesi üzerine Kıptî’ye bir yumruk vurarak ölümüne sebep olmuştur. Tefsirlerde Hz. Mûsâ’nın günahsız olduğunu göstermek için 15. âyeti çeşitli şekillerde yorumlayanlar olmuştur. Şevkânî bu yorumların, “Peygamberler günah işlemekten mâsumdur” prensibine dayandığını, ancak peygamberlerin (küçük günah değil) büyük günah işlemekten mâsum bulunduklarını, Mûsâ da adamı kasten öldürmediği için bu olayın büyük günah sayılmayacağını ifade etmektedir (IV, 158). Esasen bu sırada Hz. Mûsâ’ya peygamberliğin gelmemiş olduğu da göz önüne alınmalıdır. Muhammed Esed’in yorumunda ise olayın sâiki hakkında önemli bir iddia vardır. Esed’e göre “16-17. âyetler göstermektedir ki, yukarıda anlatılan olayda Mısırlı değil, İsrâiloğulları’ndan olan adam suçludur. Görünüşe bakılırsa Hz. Mûsâ hangi tarafın haklı olduğunu anlamaya çalışmadan, İsrâiloğulları’ndan olan adamın yardımına koşmuş; ama hemen sonra, sadece bir adam öldürdüğü için değil, fakat bunu kabilevî bir gayretle yaptığı için ciddi bir suç işlemiş olduğunu farketmiştir. Açıkça görülmektedir ki, Kur’an’ın Hz. Mûsâ’nın kıssasının bu bölümünde asıl işaret etmek istediği husus budur” (II, 785). Bize göre Hz. Mûsâ’nın kavgaya müdahalesi hor görülen ve ezilen topluluktan birinin imdat istemesi üzerine olmuştur ve bunda kusur yoktur. Yaptığı şey, sadece tedbirsizlikle bir tokat veya yumruk vurmaktı. Böyle bir darbenin ölüm sonucunu doğurması nâdirdir. Şu halde Mûsâ’nın yaptığı, “istemeden ölüme sebep olmak” şeklinde ifade edilebilir. Irk bağının müdahele sebebi olduğu delilsiz bir yakıştırmadır. Mûsâ’nın yaptığı, zayıfın yanında yer almak şeklinde bir erdem olarak da değerlendirilebilir. Kavga esnasında haklıyı haksızdan ayırmak güçtür. Onun kendisini günahkâr görmesi, fiilinin ölüme sebep olmasındandır. 15. âyete göre Mûsâ’nın şeytana gönderme yapması da kötü kastının olmadığını gösterir. İleride gelecek âyetlere bakılırsa bu sırada Mûsâ’ya peygamberlik de gelmiş değildir. Özellikle Tevrat’ın çok daha sonra, İsrâiloğulları’nı Mısır’dan Sînâ çölüne geçirmesinin ardından inzâl edildiği bilinmektedir.
Mehmet Okuyan
(Musa) “Rabbim! Doğrusu kendime haksızlık ettim; beni bağışla!” demiş, (Allah) da onu bağışlamıştı. Şüphesiz ki O çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
“Rabb'im! Doğrusu ben kendime haksızlık yaptım. Artık beni bağışla.” dedi. Böylece onu bağışladı. Gerçekten O; Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
(Bunun üzerine Musa:) “Rabbim, gerçekten, ben kendi nefsime zulmettim (istemeyerek ve ölmesini kastetmeyerek, ama hızla vurup itelediğim kişinin ölümüne sebebiyet verdim), artık beni bağışla” demişti. Böylece (Allah) onu bağışlayıvermişti. Şüphesiz O, Bağışlayandır, Esirgeyendir.
Ve “Ey Rabbim!” diye dua etti. “Ben kendime yazık ettim! Beni bağışla.” Ve Allah da O'nu bağışladı. Çünkü O çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır.
Mûsâ:
“Rabbim, bir insan öldürmekle kendime zulmettim, kendime haksızlık ettim. Beni bağışla” dedi. Allah Mûsâ'yı bağışladı, affetti. O çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.
(Mûsa yaptığına pişman olarak Allah'dan afv diledi ve şöyle) dedi: “- Ey Rabbim! Doğrusu ben nefsime (onu öldürmekle) yazık ettim. Artık günahımı bağışla.” Bunun üzerine Allah da onu bağışladı. Çünkü O, Gafûr'dur= çok bağışlayıcıdır, Rahîm'dir= çok merhametlidir.
“Ey Rabbim! Şüphesiz ben kendime zulmettim. Sen beni bağışla!” dedi. O’nun terbiyecisi ve sahibi olan Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayan ve çok acıyandır.
(Musa:) “Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet!” diye dua etti. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Hz. Musa haklı haksız bakmaksızın kendi soyundan olan kişinin tarafında yer almakla yani haklıya karşı haksızı savunmakla yanlış yapmıştır. Bir sonraki ayetten de Musa’nın yanında yer aldığı kişinin suçlu olduğunu anlıyoruz. Zira suçludan yana taraf tutmak ve suçluya yardımcı olmak da suçtur. Onun için Hz. Musa pişmanlık duyarak Allah’tan af talebinde bulunuyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Musa: "Rabbim! Doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla" dedi. Allah da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir.
Musa: Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim (başıma iş açtım). Beni bağışla dedi, Allah da onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olan ancak O'dur.
Musa, "Rabbim! Doğrusu kendimi ziyana uğrattım. Beni bağışla!" dedi; Allah da, onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olan ancak O'dur.
Dedi: «Rabbim, ben cidden kendime yazık etdim. Artık beni yarlığa». Bunun üzerine (Allah) onu yarlığadı. Çünkü O, çok yarlığayıcı, çok esirgeyici olanın ta kendisidir.
(Mûsâ:) “Rabbim! Doğrusu ben nefsime zulmettim; artık beni bağışla!” dedi. Bunun üzerine (Allah da) onu bağışladı. Çünki Gafûr (çok bağışlayan), Rahîm (çok merhamet eden) ancak O'dur.(1)
(1)“Cenâb-ı Hakk’ın ‘Gafûr’ (çok bağışlayan) ve ‘Rahîm’ (çok merhamet eden) gibi iki ismi, tecellî-i a‘zamla (en büyük tecellî ile) ehl-i îmâna teveccüh ediyor (yöneliyor). Ve Kur’ân-ı Hakîm’de peygamberlere en mühim ihsânı, mağfiret (bağışlama) olduğunu gösteriyor ve onları, istiğfâr (tevbe)etmelerine da‘vet ediyor. ********بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمَنِ الرَّح۪يمِ kelime-i kudsiyesini her sûre başında tekrâr ile ve her mübârek işlerde zikrini emretmesiyle, kâinâtı ihâta eden (kaplayan) rahmet-i vâsiasını (geniş rahmetini) melce’ ve tahassungâh (sığınacak ve korunacak bir yer) gösteriyor ve فاَسْتَعِذْ [Sığın!] emriyle اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطاَنِ الرَّج۪يمِ kelimesini siper yapıyor.” (Lem‘alar, 13. Lem‘a, 75)
İlyas Yorulmaz
“Rabbim kendime zulmettim beni bağışla” diye dua etti. Rabbi onu bağışladı. Çünkü O bağışlayan ve merhamet edendir.
Dedi ki: “Rabbim! Şüphesiz ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla.” Böylece (Allah) onu bağışladı. Hiç şüphe yok O, bağışlayandır, esirgeyendir.
Ve “Ey Rabb’im!” diye yalvardı, “Doğrusu ben, bu suçu işlemekle kendime gerçekten yazık ettim fakat senin merhametinden asla ümit kesilmez, o hâlde beni bağışla Allah’ım!” İçtenlikle yaptığı bu tövbeden dolayı, Allah da onu bağışladı; çünkü O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
Mûsa: “Ey Rabbim! Doğrusu ben, kendime zulmettim. Beni bağışla” dedi. Allah da onu bağışladı. Çünkü çok bağışlayıcı, gerçekten merhametli olan ancak O (Allah)’tır.
[Ve] “Ey Rabbim!” diye dua etti, “Ben kendime yazık ettim! Beni ba-ğışla.” Ve [Allah] da o'nu bağışladı. Çünkü O çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır.
Musa: “Rabbim, ben gerçekten kendime zulmedip yazık ettim, beni bağışla” dedi. Allah da onu bağışladı. Çünkü O, eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet kaynağıdır. 7/23
(Ardından) “Rabbim!” dedi, “Ben kendime kötülük ettim! Ne olur beni affet!”[3384] Bunun üzerine Allah onu affetti: çünkü O, evet O’dur mutlak bağış sahibi, sonsuz merhametin kaynağı da O’dur.[3385]
Mustafa İslamoğlu Kasas Suresi 16. Ayet Açıklaması
[3384] Hakkı gözeterek değil, sırf mensubiyete bakarak taraf tutmuştu. Bu, kişinin gerçeğe karşı işlediği bir suçtu. Gerçeğe karşı işlenmiş her suç, aslında kişinin kendisine karşı işlenmiş bir suçtu. Burada dikkat çekilen bir kaza eseri olduğu açık olan ölüm değil, Hz. Musa’nın “bizden” gerekçesiyle haklıya karşı haksızı savunmasıdır. Zira 17. âyet İbranî’nin haksız olduğunu gösteriyor. Bu âyet zımnen her türlü asabiyeti reddediyor.
[3385] Belirlilik takısıyla gelen ilâhî esma, ismin eyleme dönük yüzünden daha çok öznesinin zâtına aidiyyetiyle alâkalıdır. “Mutlak” ve “sonsuz” vurgusu bunu göstermek içindir (Belirsiz gelen esma için bkz: 9:102; 22:61, ilgili notlar).
Ömer Nasuhi Bilmen
Dedi ki: «Yarabbi! Ben şüphe yok ki, nefsime zulmettim, artık bana mağfiret buyur.» Bunun üzerine ona mağfiret buyurdu. Muhakkak ki, çok bağışlayan, çok merhamet buyuran O'dur, O.