Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1337, sondan 4900. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 102. ayetidir. Tevbe Suresi 102. ayetinin kelime sayisi 17, harf sayısı 74 ve toplam ebced değeri ise 6722 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
واخرون اعترفوا بذنوبهم خلطوا عملا صالحا واخر سيئا عسى الله ان يتوب عليهم ان الله غفور رحيم
Diğer bir kısmı ise, günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Esasen samimi bir imana sahip olmakla beraber, zaman zaman hakla bâtıl arasında med cezirler yaşayan ve bu yüzden dış dünyaya yansıyan davranışlarında gerçek mümine yaraşan ve yaraşmayanları birbirine karıştıran, hem iyi hem kötü şeyler yapan tipler de vardır. Bunlar dış etkilerin uzağında bir nefis muhasebesi yaptıklarında davranışlarındaki bu uyumsuzluğu farkedip pişmanlık duyarlar. Yukarıdaki bazı âyetlerde belirtildiği üzere, bunlar gerçek mânada inanmadığı halde inanmış gibi görünenlerin girdiği yola girmeyip kendilerini mâzur göstermeye çalışmazlar, günahlarını itiraf ederler. İşte âyette bunların bu pişmanlıklarının kendilerine fayda sağlayacağı, yüce Allah’ın onları bağışlayacağı ifade edilmiştir. “Umulur ki” şeklinde tercüme edilen “asâ” yardımcı fiilinin Cenâb-ı Allah hakkında kullanılması, belirtilen hususun gerçekleşeceği anlamındadır; zira Allah’ın keremine sınır yoktur, O bir işle ilgili ümit verici ifade kullanmışsa, bu o işin olacağını gösterir (Taberî, XI, 12; Şevkânî, II, 454).
Âyetin inmesine vesile olan olayla ilgili rivayetlerin ayrıntılarında farklılıklar bulunmakla beraber bunlar, âyette, durumları müsait olduğu halde Tebük Seferi’ne katılmaktan kaçınıp sonra samimi olarak pişmanlık duyan ve mazeret üretme cihetine gitmeksizin hatalarını itiraf eden kişilere işaret edildiği noktasında birleşirler. Sayıları ve kimlikleri ile ilgili farklı rivayetler bulunan bu kişiler sefere çıkmaktan geri kalanlarla ilgili âyetleri duyunca öylesine bir vicdan azabı ve pişmanlık hissetmişlerdi ki, kendilerini Mescid-i Nebevî’nin direklerine bağlamışlar ve Resûlullah kendilerini çözmedikçe orayı terketmeyeceklerine yemin etmişlerdi. Hz. Peygamber seferden döndüğünde âdeti üzere önce mescide gitti, onları bu halde görünce sebebini sordu. Çevredekiler durumu açıklayınca, Resûlullah vahiy gelinceye kadar kendisinin de onları çözmeyeceğine ve özürlerini kabul etmeyeceğine yemin etti. Bunun üzerine bu âyet nâzil oldu ve Hz. Peygamber adam gönderip onları çözdürdü ve özürlerini kabul etti (Taberî, XI, 12-16).
Mehmet Okuyan
Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler; iyi işi diğer kötü olanla karıştırdılar. Umulur ki Allah onların tevbesini kabul eder. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler; iyi bir ameli, kötü bir amelle karıştırdılar. Umulur ki Allah onların tövbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır; çok merhamet sahibidir.
Diğer bir kısmı da suçlarını itiraf ettiler. Onlar, iyi bir ameli kötü bir amelle karıştırmışlardı. Belki Allah, onların tevbesini¹ kabul eder. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
1- Tevbe, sözle yapılan pişmanlık ifadesi değil, yapılan kötülükten vaz geçmektir.
Ahmet Akgül
(Mü’min oldukları halde gevşek davranıp Tebük seferine ve kıyamete kadar farz-ı ayın olan cihad hizmetlerine katılmadığına pişman olan) Diğer bir kısmı da günahlarını itiraf edip (özür beyanında bulunmuşlardır ki), bunlar salih amellerini, diğer (bazı) kötüleriyle karıştırmışlardır. (İyilikleriyle beraber -cihaddan kaytarmak gibi- kötülüklere de bulaşmışlardır.) Umulur ki Allah tevbelerini kabul eder. Hiç şüphesiz Allah Bağışlayandır, Esirgeyendir.
Bedevilerle Medinelilerden başka bir bölüğü de günahlarını itiraf etmiştir, onlar, iyi bir işi bir başka kötü işe katmışlardır. Allah'ın, onlara tövbe nasib etmesi ve tövbelerini kabul eylemesi umulur. Şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahimdir.
Tebük seferine katılamayanlardan diğer bir kısmı da, günahlarını itiraf ettiler, iyi işle kötü işi birbirine karıştırdılar. Belki Allah bunların tevbesini kabul eder. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok acıyandır.
Bir diğerleri de günahlarını itiraf ettiler. Bunlar orduya katılmayarak, hâlis niyet ve amaçlarla hayata geçirilen İslâm esaslarını ve İslâmî düzeni, kamuya zararları dokunacak şekilde sarstılar, gevşettiler, daha önce sevap hanelerine yazılan hayırları ve sâlih amelleri değersiz hale getirdiler. Üstelik savaş ve savunma harcamalarını desteklemeyerek bir suç-bir günah daha işlediler. Ümit edilir ki, Allah tevbelerini, günah işlemekten vazgeçmelerini, kendisine itaate yönelişlerini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.
Diğerleri de günahlarını itiraf ettiler. Onlar iyi ameli kötü amele karıştırdılar. Olur ki Allah, onların tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah bağışlayıcı, rahmet edicidir.
102-103.İbnu Merdeviye ve İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.) Tebük savaşına çıkınca Ebu Lübabe ve onunla birlikte beş kişi savaştan geri kaldılar. Daha sonra Ebu Lübâbe ile iki arkadaşı pişman oldular ve bu hareketlerinin kendilerinin helaklerine sebep olabileceğini düşünerek: "Biz gölgeler altında, rahat içinde ve kadınlarla beraberiz. Allah`ın Resulü ve onunla birlikte olan mü`minler ise cihaddalar" dediler ve Resulullah (a.s.) gelip kendilerini çözmeden kendi kendilerini çözmemeye karar vererek kendilerini Mescid`in direklerine bağladılar. Söz konusu beş kişiden üçü ise böyle bir şey yapmadılar. Resulullah (a.s.) Tebük seferinden dönünce o direklere bağlı kişilerin kimler olduğunu sordu. Kendisine olanlar haber verilince Resulullah (a.s.): "Onların çözülmesiyle emredilmedikçe ben onları çözmeyeceğim" diye buyurdu. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi. Geriye kalan üç kişi hakkında ise Yüce Allah önce bu surenin 106. ayeti kerimesini indirdi. Onlar da yaptıklarına pişman olmuşlardı ve kendilerinin bağışlanmalarını Allah`tan diliyorlardı. Daha sonra Yüce Allah onlar hakkında bu surenin 118. ayeti kerimesini indirdi.İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan naklettiği rivayette de şöyle bir fazlalığa yer verilmiştir: "Ebu Lübabe ve arkadaşları çözülünce mallarını getirip Resulullah (a.s.)`a teslim ederek: "Ey Resulullah (a.s.)! İşte bunlar mallarımız! Bunları bizim adımıza sadaka olarak ver ve bizim için bağışlanma dile" dediler. Resulullah (a.s.) ise: "Ben sizin mallarınızdan bir şey almakla emrolunmadım" diye buyurdu. Bunun üzerine Yüce Allah: "Onların mallarından sadaka al..." diye başlayan ayeti kerimesini (yani 103. âyeti) indirdi."
Ali Bulaç
Diğerleri günahlarını itiraf ettiler, onlar salih bir ameli bir başka kötüyle karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tevbelerini kabul eder. Hiç şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
Münafıklardan diğer bir kısmı da, günahlarını itiraf ettiler ve (evvelce yapmış oldukları) iyi bir ameli, sonradan yaptıkları başka bir kötü (Nifak) ile karıştırdılar. Olur ki Allah, onların tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
Diğerleri de, (savaşa gelmemekle) kazandıkları günahlarını itiraf ettiler. Uygun bir iş ile çirkin bir işi karıştırdılar. Belki, Allah bunların tevbesini kabul eder. Çünkü Allah, Gafur ve Rahim’dir.
(Müslümanlardan Tebük seferine katılmayan) diğerleri ise (tevbe ederek) günahlarını itiraf ettiler ve iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. Umulur ki Allah onların tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Cemal Külünkoğlu Tevbe Suresi 102. Ayet Açıklaması
Tembellik ederek Tebük seferinden geri kalan fakat münafıklar gibi yalandan mazeret uydurmayan bir grup, yaptıklarının yanlış olduğunu ve sefere çıkmamakla çok büyük hata ettiklerini anladıktan sonra, kendilerini mescidin direklerine bağlayarak cezalandırdılar. Allah Resulü çözmedikçe kendilerini çözmeyeceklerine dair yemin ettiler. Seferden dönen Hz. Peygamber, onların pişmanlığını görünce vahyin gelmesini bekledi. Bu ayet nazil olunca da onların çözülmesi talimatını verdi.
Diyanet İşleri (Eski)
Savaştan geri kalanların bir kısmı da, suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onların tevbesini kabul etmesi umulur; çünkü O bağışlayandır, merhamet edendir.
Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. (Tevbe ederlerse) umulur ki Allah onların tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
Tebük seferinden geri kalan bir gurup, hatalarını anlayıp pişman olduktan sonra, kendilerini caminin direklerine bağladılar ve Allah Resûlü çözmedikçe kendilerini çözmeyeceklerine yemin ettiler. Resûlullah (s.a.) seferden döndükten sonra onların durumunu öğrenince, buyurdu ki: Haklarında emir alıncaya kadar ben de onları çözmeyeceğime yemin ederim. Sonra bu âyet inince onları çözdü.
Edip Yüksel
Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi işlerle kötü işleri birbirine karıştırdılar. Umulur ki ALLAH kendilerini affetsin. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
Onlardan bir kısmı günahlarını itiraf ettiler. Ve iyi bir amelle kötü bir ameli karıştırdılar. Ola ki, Allah tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir.
Diğer bir takımı ise günahlarını itiraf ettiler ve iyi bir amel ile diğer bir kötüyü karıştırdılar, ola ki Allah tevbelerini kabul ede, çünkü Allah gafurdur, rahîmdir
(Onlardan) diğer bir kısmı da günâhlarını i'tiraf etdiler. Onlar iyi bir ameli başka bir kötü ile karışdırmışlardır. Olur ki Allah onların tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah hiç şübhesiz ki yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Diğerleri de günahlarını i'tirâf ettiler; sâlih bir ameli, kötü olan bir başkasıyla karıştırdılar. Umulur ki Allah, onların tevbesini kabûl eder. Şübhesiz Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.
Birde, günahlarının farkında olduğu halde, iyi ve doğru olan yapılması gerekli şeylerle, kötü ve çirkin yapılmaması gerekenleri birbirine karıştıranlar var. Allah’ın, onların tövbelerini kabul etmesi umulur. Muhakkak ki Allah bağışlayan ve merhamet edendir.
Diğerleri ise günahlarını itiraf etmişler, iyi ameli başka bir kötü amel ile karıştırmışlardır [⁵]. Olabilir ki Allah onların tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah gafurdur, rahimdir.
İsmail Hakkı İzmirli Tevbe Suresi 102. Ayet Açıklaması
[5] Nedamet izharı, cürümlerini itirafları gibi iyi amelî Tebük'ten geri kalmak, münafıklara uymak gibi kötü amele.
Kadri Çelik
Diğerleri de günahlarını itiraf ettiler. Onlar salih bir ameli bir başka kötüyle karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tevbelerini kabul eder. Hiç şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Bir de, tembellik ederek savaştan geri kalan, fakat ikiyüzlüler gibi yalandan mâzeretler uydurmaya kalkışmayıp, günahlarını itiraf eden ve vicdan azâbıyla kendilerini mescidin direğine bağlayıp cezalandıran, affedilinceye kadar bu şekilde kalacaklarına yemin eden diğerleri de var ki; bunlar iyi bir davranışı, kötü olan başka bir davranışla karıştırmışlardı. Sefere çıkmamakla kötü bir iş yapmış, fakat daha sonra günahlarının farkına varıp içtenlikle tövbe ederek iyi bir davranış göstermişlerdi. Dürüst ve samîmî birer Müslüman olarak bilinen bu insanlar, —ki içlerinde Bedir savaşına katılmış olanlar bile vardı— her nasılsa gevşeklik gösterip bu savaşa katılmamışlardı. İşte bunlar, affedilmek için biraz daha bekleyecekler. Bu zaman zarfında, işledikleri günahın acısını bir süre daha içlerinde duysunlar. Fakat Allah’ın rahmetinden de asla ümit kesmesinler. Zira Allah, yakında onları bağışlayacaktır. Unutmayın ki Allah, çok bağışlayıcı, pek merhametlidir.O hâlde, ey Peygamber ve onun bıraktığı mirası devralan İslâm önderi!
Diğerleri de salih bir ameli ve kötü bir diğerini karıştırdılar; günahlarını itiraf ettiler.
Allah’ın, onlara tevbe kabul etmesi umulur.
Allah, rahîm gafûrdur.
Onlardan bir kısmı da iyi işle, kötü bir işi karıştırdıklarını (söyleyerek) günâhlarını itiraf ettiler. (Eğer tevbe ederlerse) Allah onların tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah gerçekten çok bağışlayıp, çok esirgeyendir.
Bir de, iyi davranışlarını kötü olanlarla karıştırdıktan sonra günahlarının farkında olan 135 başkaları 136 [var]: Allah'ın onların tevbelerini kabul etmesi umulabilir. Çünkü Allah, hiç şüphesiz, çok acıyıp-esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır.
Ve günahlarını itiraf etmiş olan diğer bir grup var. Onlar iyi işleri kötü işlere karıştırmışlar. Umulur ki Allah onların tövbelerini kabul eder, zira Allah eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet sahibidir. 4/146, 16/63, 47/14
Bir de ilkin iyi olan işini, kötü olan ötekisiyle karıştırıp (diğerlerine katıldığı halde Tebük’e katılmayan ve) günahını itiraf eden berikiler var. Allah’ın onların af taleplerini kabul etmesi beklenir; çünkü Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.[1526]
Mustafa İslamoğlu Tevbe Suresi 102. Ayet Açıklaması
[1526] Âyet sonlarında gelen el-esmâu’l-husnâ’nın iki tür kullanımı vardır: Birincisi ğafûrun rahîmun gibi belirsiz form, ikincisi el-ğafûru’r-rahîm gibi belirli form. Belirsiz formlar sıfattırlar. Fâilin zâtını değil vasfını ifade ederler. Yani zâta değil sıfata delâlet ederler. İşte bu yüzden belirsiz geldiği yerlerde bu sıfatlar özellikle o niteliklerin kullanıldığı âyet ya da âyetler grubunda anlatılan fiille doğrudan ilişkili olarak anlaşılmalıdırlar. Yani Îlâhî esmadan mücerret bir isim olarak değil, sonunda geldiği âyette anlatılan olayla bire bir ilişkili bir vasıf olarak. Fakat belirli geldiklerinde yukarıdakinin tersine sıfatlar isme dönüşür. Fâilin fiilini değil, zâtî özelliğini gösterirler. Sabittirler, zamana ve mekâna delâlet etmezler. Bunun delili huve zamirine isnat eden hiçbir ismin belirsiz gelmemesidir (Msl: Huve’l-ğafuru’r-rahîm). Zira huve mutlak Zât’a delâlet eder. Bu yüzden O’na isnat edilen sıfat, el takısı alarak isme yaklaşır. Bu farkın çeviriye şu ya da bu biçimde yansıması elbet gereklidir. Biz genellikle belirsiz formda kullanılan sıfatları, “tarifsiz bir bağışlayıcı eşsiz bir merhamet kaynağıdır” şeklinde, belirli kullanılan isimleri ise “mutlak bağış sahibidir, sonsuz merhamet kaynağıdır” şeklinde çevirmeye çalıştık (Bkz: 28:16, not 22; krş: 9:71, not 90).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve günahlarını itiraf eden başkaları da iyi bir ameli diğer bir kötü ile karıştırmışlardır. Umulur ki, Allah Teâlâ onların tevbelerini kabul eder. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ gafûrdur, rahîmdir.
Diğer bir kısmı ise günahlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işlerle kötü işleri birbirine karıştırdılar. Onlar tövbe ederlerse umulur ki Allah da onların tövbelerini kabul buyurur. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (affı, merhamet ve ihsanı boldur).
Bunlar daha önceki seferlere katıldıkları halde son Tebük seferine gelmemişlerdi.
Süleyman Ateş
Başka bir kısmı da günahlarını itiraf ettiler, iyi işle kötü işi birbirine karıştırdılar. Belki Allah, onların tevbesini kabul eder. Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
İyi ile kötüyü karıştıranlardan (münafıklardan) bir kesimi de günahlarını itiraf ettiler. (Bunlar dönüş yaparlarsa) Allah da dönüşlerini kabul edebilir. Çünkü Allah bağışlar, ikramı boldur.
Geri kalanlar günahlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüsüyle karıştırdılar. Allah'ın onların tevbesini kabul etmesi umulur.Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhametlidir.
Günahlarını itiraf eden diğerleri ise, güzel işlerine kötü bir iş karıştırmışlardır. Bakarsın, Allah onların tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Diğer bazıları da günahlarını itiraf ettiler. Bunlar, iyi bir işle kötü olan diğer bir işi birbirine karıştırdılar. Belki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.