Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5081, sondan 1156. ayet; 57. sure ve Hadîd Suresinin 6. ayetidir. Hadîd Suresi 6. ayetinin kelime sayisi 12, harf sayısı 50 ve toplam ebced değeri ise 2601 olarak hesaplanmıştır. Hadîd Suresinin toplam ebced değeri 189037 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
يولج اليل في النهار ويولج النهار في اليل وهو عليم بذات الصدور
Evrendeki bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiklerinin belirtilmesini takiben, O’nun eşsizliğini ve benzersizliğini gösteren niteliklerine dikkat çekilerek bu tesbihin gerekçesi sayılabilecek bir açıklama yapılmaktadır: O, üstün güç ve engin hikmet sahibidir (azîz ve hakîmdir); göklerde ve yerde mutlak egemenlik O’nundur; O, hem hayat verme hem hayatı sona erdirme kudretini haizdir ve gücünün yetmeyeceği iş yoktur; O, evvel ve âhir, zâhir ve bâtındır, ilmi her şeyi kuşatmıştır; belli hikmetlerle gökleri ve yeri yaratmıştır, kendisi ise zamandan ve mekândan münezzehtir, ama her yerde hâzır ve nâzırdır. Yerde ve gökte cereyan eden her şeyi ve yapılanları görmektedir. Göklerin ve yerin egemenliği öylesine O’nundur ki onların ve oralarda bulunanların âkıbetine hükmedecek olan da yalnız O’dur ve bütün işler dönüp dolaşıp O’na varır. Kulların içinde yaşadığı zamanın gece ve gündüz şeklinde dilimlere ayrılması da O’nun kudretinin eseridir, dolayısıyla O’ndan gizlenebilecek hiçbir şey yoktur. O kalplerin derinliklerinde bulunanları dahi bilmektedir. Tesbih, kısaca, bir yandan şuurlu varlıkların iradî olarak Allah Teâlâ’nın her türlü noksanlıktan uzak olduğunu söz ve davranışlarla ortaya koymaları diğer yandan da evrendeki bütün varlıkların ilâhî yasalara zorunlu olarak boyun eğip O’nun hükümranlığını itiraf etmeleri anlamına gelir (ayrıca bk. İsrâ 17:44). 3. âyette zikredilen “evvel, âhir, zâhir, bâtın” isimleri Hz. Peygamber’in, Allah’ın doksan dokuz isminin sayıldığı “esmâ-i hüsnâ” ile ilgili hadisin yanı sıra, onun şu şekilde başlayan bir münâcâtında da yer alır: “Allahım! Sen evvelsin, senden önce olan yoktur; sen âhirsin, senden sonra da hiçbir şey yoktur. Sen zâhirsin, senden daha açık ve üstün olan yoktur; Sen bâtınsın, senden daha gizli ve senden öte hiçbir şey yoktur...” (Müslim, “Zikr”, 61; Tirmizî, “Da‘avât”, 19). Bunların anlamları kısaca şöyledir: a) Evvel: Allah Teâlâ kadîmdir, ezelîdir; varlığının başlangıcı yoktur; O, her şeyin başlangıcı ve başlatıcısıdır. b) Âhir: Allah Teâlâ bâkidir, ebedîdir; varlığının sonu yoktur; her şey sonludur ve sonunda O’na ulaşmak üzere vardır. c) Zâhir: Allah Teâlâ’nın varlığı ve varlığının kanıtları, kudretinin eserleri açıktır. O açıkta olanları bilir; üstündür, yücedir, hikmet sahibidir. d) Bâtın: O’nun zâtının mahiyeti gizlidir, yaratılmışlarca bilinemez; gözler O’nu göremez, akıllar O’nu idrak edemez, muhayyileler O’nu kuşatamaz. O ise bütün gizlilikleri bilir, her şeye nüfuz eder (bilgi için bk. Bekir Topaloğlu, “Âhir”, “Bâtın”, “Evvel” maddeleri, DİA, I, 542, V, 187, XI, 545). Âyeti “O evveldir, âhirdir, zâhirdir, bâtındır” veya “O evvel, âhir, zâhir ve bâtındır” şeklinde de çevirmek mümkündür; meâlde, “ve” bağlaçlarının rolüyle ilgili olarak Zemahşerî’nin yaptığı açıklama (IV, 63-64) esas alınıp bu isimlerden ilk ikisiyle son ikisi arasındaki bağı belirginleştiren bir tercüme yapılmıştır. İbn Âşûr ise bu yaklaşımı isabetli bulmaz (bk. XXVII, 363; bu konudaki bazı mâna incelikleri ve kelâm problemleri hakkında bilgi için bk. Râzî, XXIX, 209-214; Allah’ın gökleri ve yeri altı günde yaratması ve arşa istivâ etmesi hakkında bilgi için bk. A‘râf 7:54; “gökten inen ve ona yükselen” ifadesi için bk. Sebe’ 34:2; Allah’ın geceyi gündüze, gündüzü geceye katması hakkında bk. Âl-i İmrân 3:27).
Mehmet Okuyan
Geceyi gündüzün içine koyuyor, gündüzü de gecenin içine koyuyor. O göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.
Geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar. (Güneş’in, gezegenlerin ve yerkürenin sürekli ve düzenli dönüşlerini bizzat Allah yaratıp yönetmektedir.) O, göğüslerin özünde (gönüllerde saklı) olanı Bilendir.
(1)“*يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهاَرِ وَيُولِجُ النَّهاَرِ فِي الَّيْلِ**[(O,) geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar] âyetinin sarâhatıyla (açık ifâdesiyle) zemîni döndürüp, gece ve gündüz sahîfelerini yapan ve çeviren ve yevmiye hâdisâtıyla (günlük hâdiseleriyle) yazan ve değiştiren aynı Zât, aynı anda, en gizli ve en cüz’î olan kalblerin hâtırâtlarını (kalblerden geçenleri) dahi bilir ve irâdesiyle idâre eder. Ve mezkûr(bahsedilen) fiillerin herbiri bir tek fiil olduğundan, zarûrî (mecbûri) olarak, onların fâili dahi bir tek Vâhid (bir)ve Kadîr (sonsuz kudret sâhibi) olan Fâil-i zü’l-Celâl’lerinin (o fiilleri yapan celâl sâhibi Allah’ın), bedâhetle(açıkça) öyle bir kibriyâ ve azameti (büyüklüğü) var ki, hiçbir yerde, hiçbir şeyde, hiçbir cihetle, hiçbir şirkin(Allah’a ortak koşmanın) hiçbir imkânını, hiçbir ihtimâlini bırakmıyor, köküyle kesiyor. Mâdem böyle bir kibriyâ(büyüklük) ve azamet-i kudret (kudretin büyüklüğü) var ve mâdem o kibriyâ nihâyet kemâldedir (sonsuz mükemmelliktedir) ve ihâta ediyor (herşeyi kuşatıyor). Elbette o kudrete acz veya ihtiyaç ve o kibriyâya kusur ve o kemâle (mükemmelliğe) noksâniyet (eksiklik) ve o ihâtaya (kuşatmaya) kayıd (sınır) ve o nihâyetsizliğe nihâyet veren bir şirke meydan vermesi ve müsâade etmesi, hiçbir vecihle mümkün değildir. Fıtratını (yaratılışını) bozmayan hiçbir akıl kabûl etmez.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 141-142)
İlyas Yorulmaz
Geceyi gündüzün içine, gündüzü de gecenin içine sokar ve sinelerde olanları da yalnızca O bilir.
O Allah ki, mükemmel bir düzen içinde ve düzenli aralıklarla bazen geceyi kısaltıp gündüze ekliyor; bazen gündüzü kısaltıp geceye ekliyor. Unutmayın; O, kalplerin içindeki bütün gizli niyet ve düşünceleri bilmektedir.
[4936] “Bizi sadece Dehr/Zaman yok eder” (45:24) diyen inkârcı aklın reddi ve Allah’ın zamana her an müdahil oluşunun ifadesi. Tıpkı gece ve gündüz gibi, varlık ve yokluk, darlık ve bolluk, açlık ve tokluk, azlık ve çokluk da O’nun müdâhalesiyledir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Geceyi gündüze çevirir, gündüzü de geceye çevirir ve O, sinelerde gizli olanları da bihakkın bilendir.