Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1009, sondan 5228. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 55. ayetidir. A'raf Suresi 55. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 35 ve toplam ebced değeri ise 3228 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (2) م (2) ص (0) bulunuyor.
Yukarıdaki âyette Kur’an’ın ulûhiyyet öğretisi veciz bir şekilde verildikten sonra bu iki âyette, tam yeri gelmişken, insanlara çok önemli iki hatırlatma yapılıyor: a) 55. âyette insanlardan, rablerine yakarır bir tarzda, gizli gizli veya alçak sesle dua etmeleri istenmekte; Allah’ın, aşırı gidip buyruğundan çıkanları, bu cümleden olmak üzere duada yakarış ve gizlilik sınırını aşanları sevmediği bildirilmekte; bu suretle, hadiste “ibadetin özü” diye nitelenen (Tirmizî, “Du‘â”, 1) dua münasebetiyle insanın rabbi ile ilişkisine bir disiplin getirilmektedir. Nitekim bazı müfessirler buradaki “Dua ediniz” buyruğunu “İbadet ediniz” şeklinde açıklamışlardır (Râzî, XIV, 128; dua hakkında bilgi için bk. Bakara 2:186). b) 56. âyette ise, Allah arzı yani dünyayı veya ülkeyi ıslah etmiş, düzene koymuşken, insanların orada fesat çıkarıp düzeni bozmaları yasaklanmakta; böylece insanın tabii ve beşerî çevresiyle ilişkisi düzenlenmektedir. Râzî âyetin bu bölümünü özetle şöyle açıklar: Dünyadaki hiçbir düzenli şeyi bozmayın. Öldürme, yaralama, gasp ve hırsızlık gibi insana verilen zararlar; inkâr ve bid‘atlarla dine verilen zararlar; zina, livata, zina iftirası gibi insan onuruna, namusuna ve aileye verilen zararlar; sarhoş edici şeylerle akla verilen zararlar bu yasağın kapsamına girer. Çünkü dünya hayatında insanlara ait beş temel hak ve menfaat konusu vardır: Can, mal, nesep, din ve akıl. “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!” buyruğu bütün bu hak ve menfaatlerle bunların kapsamına giren diğer şeylerin korunmasını öngörür. Zira Allah’ın yeryüzünü ıslah ettiğini, düzene soktuğunu belirten ifade, Allah tarafından dünyaya bütün yaratılmışların menfaatlerini en uygun biçimde karşılayacak düzenlerin verildiğini bildirir. Öte yandan yüce Allah, peygamberler göndermek, kitaplar indirmek ve hüküm ve yasalar koymak suretiyle de dünyayı ıslah etmiş olup bu âyette, bir bakıma, insanlara “Peygamberleri yalanlamaya, kitapları inkâr etmeye, yasalara karşı gelmeye kalkışmayın!” denilmiştir. Zira bu isyanlar dünyada karışıklıklar çıkmasına, düzenin bozulmasına yol açar (XIV, 133).
İnsanın çevresiyle sağlıklı ilişkiler kurup fesattan korunması iyi bir kullukla mümkün olacağı için âyetin sonunda tekrar dua konusuna dönülerek hem korku hem de ümit duygularıyla dua edilmesi istenmiş; nihayet “Muhakkak ki iyilik edenlere Allah’ın rahmeti çok yakındır” buyurulmuştur. Buradaki “iyilik edenler” (muhsinîn) kelimesi hem Allah’a kulluk ve dua ödevini hem de her türlü bozgunculuktan uzak durma, dünyanın düzenini yaşatma, kısaca iyi kul ve iyi insan, iyi komşu, iyi ana-baba, iyi vatandaş... olma yükümlülüklerini yerine getirenleri kapsar.
Mehmet Okuyan
Rabbinize boyun eğerek ve gizlice dua edin! Şüphesiz ki O, haddi aşanları sevmez.
1- Allah'ın yüceliği karşısında küçülerek, basitliğinin, muhtaçlığının bilincinde olarak, acziyetini ifade ederek tevazu üstüne tevazu göstererek istekte bulunmak. 2- “Hufyeten,” “açıkça ve gizlice” anlamında iki zıt anlama gelen bir sözcüktür.
Ahmet Akgül
Rabbinize yalvararak ve gönülden gelen hafif bir sesle (ve edeplice) dua edin. Çünkü O, aşırı gidenleri sevmez. (Zikir ve yakarışta ölçüyü taşırmayın.)
Bkz. 7:205Duada gönüllülük, sessizlik ve acziyet duygusu esastır. Bağırıp çağırarak, feryad-ü figan ederek dua edilmez. Lokman, 31:19. ayetinde eşek sesine benzetilen yüksek ses tonuyla, ne anlama geldiği bilinmeden kalıplaşmış ve ezberlenmiş dualarla Allah’a yakarmak doğru değildir. Dua eden, ne istediğini bilmeli ve isterken de Allah’ın huzurunda bulunduğu hissiyatıyla acziyetini ortaya koymalı. Bakara 2:186’da duanın mahiyeti ve makbuliyetinin yolu açıkça anlatılmaktadır. Ayrıca Cin 72:18’de; yapılan duada hangi saikle olursa olsun Allah’la kul arasına başkalarının sokulması da şiddetle yasaklanmaktadır.
Diyanet İşleri (Eski)
Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez.
(3)“İnsanın vazîfe-i fıtriyesi (yaratılış vazîfesi) taallümle (öğrenerek) tekemmüldür(mükemmelleşmektir), duâ ile ubûdiyettir (kulluktur). Yani: ‘Kimin merhametiyle böyle hakîmâne (hikmetle)idâre olunuyorum? Kimin keremiyle (lütfuyla) böyle müşfikāne (şefkatlice) terbiye olunuyorum? Nasıl bir lütufla böyle nâzenînâne (nazlı nazlı) besleniyorum ve idâre ediliyorum?’ bilmektir. Ve binden ancak birisine eli yetiştiği hâcâtına (ihtiyaçlarına) dâir, Kâdıyü’l-hâcât’a (ihtiyaçları gideren Allah’a) lisân-ı acz ve fakr ile yalvarmaktır ve istemek ve duâ etmektir. Yani aczin fakrın cenahlarıyla (kanatlarıyla) makām-ı a‘lâ-yı ubûdiyete (kulluğun en yüce mertebelerine) uçmaktır. Demek insan bu âleme ilim ve duâ vâsıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.” (Sözler, 23. Söz, 105-106)
İlyas Yorulmaz
Gönülden, boyun eğerek ve gizlice Rabbinize yalvarın. O haddi aşanları sevmez.
Rabb’inize, gönülden bir yakarışla ve gizlice duâ edin.Duâ ederken, zikir yaparken bağırıp çağırarak veya bunu bir gösteriye dönüştürerek saygı sınırlarını aşmayın! Kuşkusuz O, sınırı aşanları sevmez!
Mustafa İslamoğlu A'raf Suresi 55. Ayet Açıklaması
[1195] Tadarru‘an, muhtemelen nüzûl sürecinde ilk burada geçer. Hayvanın süt dolu memesi yere en yakın organ olduğu için dar’ adını alır. Dikenli bir çöl bitkisi olan şibrık, iyice kuruduğu zaman darî’ ismini alır (Lisân, şibrık md.). Ona bu adın verilmesinin nedeni, develerin onu dikenlerinden etkilenmeden koparmak için başlarını yere yatırmaları olsa gerek. Dara‘a kökünden gelen sekiz kelimenin tümü de Mekke döneminin sonlarında indirilen A’râf, En’âm, Ğâşiye ve Mü’minûn sûrelerinde yer almıştır. Dilimize “tazarru ve niyaz” biçiminde girmiş olan sözcüğe bu bağlamda verilebilecek en uygun anlam “alçak gönüllü” olacaktır. (Aynı kökten gelen darî’in âhirete ilişkin kullanımına dair bir not için bkz: 88:6, not 4.)
[1196] Hufyetene verdiğimiz karşılık (Krş: 11:70), sözcüğün “acziyetini bilmekten dolayı oluşan korku” anlamına gelen havf köküne dayanır. Haşyetle farkı için bkz: 10:62, not 83. Burada söz konusu olan yalınkat bir “korku ve endişe” değil, insanın kendi acizliğini ve yetersizliğini bilme duygusudur.
Ömer Nasuhi Bilmen
Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Şüphe yok ki, o haddi tecavüz edenleri sevmez.
Yüksek sesle dua etmek, makul olmayan şeyler (mesela nübüvvet istemek gibi) veya günah olan şeyleri istemek, duayı uzatmak “duada haddi aşmak” kabilindendir.
Süleyman Ateş
Rabbinize yalvararak ve gizlice du'a edin, çünkü O, haddi aşanları sevmez.