Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1264, sondan 4973. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 29. ayetidir. Tevbe Suresi 29. ayetinin kelime sayisi 29, harf sayısı 123 ve toplam ebced değeri ise 7782 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
قاتلوا الذين لا يؤمنون بالله ولا باليوم الاخر ولا يحرمون ما حرم الله ورسوله ولا يدينون دين الحق من الذين اوتوا الكتاب حتى يعطوا الجزية عن يد وهم صاغرون
Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.
Bu âyetin yahudi kabileleri olan Kurayza ve Benî Nadîr hakkında indiğine dair rivayet, âyetin Mekke’nin fethinden sonra indiği bilgisiyle bağdaşmadığı için isabetli bulunmamıştır. Çünkü Hz. Peygamber tarafından bu kabilelerden ilkinin cezalandırılması ve diğerinin sürgün edilmesi hicrî 3 veya 5. yılda gerçekleşmiştir. Taberî’nin, bu âyetin inmesini, önceki âyette müşriklere getirilen yasağın müslümanlarda geçim kaygısına yol açması, Allah’ın da onlara cizye elde etmek üzere Tebük Seferi’ne çıkmalarını emretmesiyle izah eden yorumu da (X, 106), her şeyden önce cizyenin amacına ilişkin İslâmî öğretilerle bağdaşmadığı için eleştirilmiştir. Ayrıca bu yorum gerek bu seferde cizye alınmadığı yönündeki tarihî bilgilerle gerekse cizyeden kimlerin yararlanabileceğine ilişkin hükümlerle de çelişmektedir (Derveze, XII, 109-110).
Resûlullah’ın hayatına dair eserler incelendiğinde, bu âyetin geldiği dönemde, Bizans hâkimiyetindeki Suriye bölgesinde ve bu yol üzerinde bulunan gerek yahudi gerekse hıristiyan topluluklar ile müslümanlar arasında hicrî 5-6. yıldan beri süregelen gerginliklerin varlığını koruduğu ve bu taraflar arasında devletlerarası hukuk bakımından hasmane münasebetlerin hâkim olduğu görülür. Bu âyetin devamında hem yahudilere hem de hıristiyanlara açık bir biçimde temas edilmesi ve onların insanlık yolunu aydınlatan meşaleyi söndürme niyet ve çabası içinde olduklarının bildirilmesi bu tesbiti doğrulamaktadır. İşte bu durum ve İslâm tebliğinin geldiği nokta dikkate alındığında, bu kesime karşı da güçlü bir cihad çağrısının yapılmasının sebebi kolayca anlaşılabilmektedir. Buradaki “resulünün yasakladığını” ifadesini Hz. Muhammed’in haram kıldığını şeklinde açıklayanlar olduğu gibi, kendi peygamberlerinin ve kitaplarının haram saydığını şeklinde anlayanlar da olmuştur. “Hak dine uymayan kimseler” ifadesini de bazı müfessirler İslâm dinini benimsemeyenler şeklinde anlarken, bazıları da Allah’a tam mânasıyla itaat etmeyenler veya hak ehline yaraşır bir biçimde itaat etmeyenler şeklinde yorumlamışlardır. Bu yorumların bazılarından, âyetin müslümanları, Hz. Muhammed’in yasak olduğunu bildirdiği şeyleri yasak saymayan ve İslâm dinini benimsemeyen bütün Ehl-i kitap mensuplarına karşı savaşmakla yükümlü kıldığı anlamı çıkabilmektedir. Fakat bu anlayış, meselâ Nisâ sûresinin 90-91, Mümtehine sûresinin 8-9. âyetlerinde ifadesini bulan temel Kur’an ilkeleriyle ve Resûlullah’ın savaş halinde bile muharip olmayan kadın, çocuk, yaşlı ve din adamlarının öldürülmemesi buyruğuyla bağdaşmaz. Âyette “Ehl-i kitap’tan” ifadesi kullanılarak onlardan bir kısmına işaret edildiği anlaşıldığı gibi, “Allah’a ve âhiret gününe inanmayanlar” nitelemesinin yapılmış olması da bu anlayışı desteklemektedir. Zira bu niteleme ister o günkü ister günümüzdeki Ehl-i kitabın tamamına uyan bir ifade değildir (Derveze, XII, 110-114).
Ehl-i kitap’tan olanlar Allah’a ve âhiret gününe inanan kimseler olarak bilindiği halde, âyette “Ehl-i kitap’tan Allah’a ve âhiret gününe inanmayanlar” ifadesinin kullanılmış olmasını, bazı müfessirler, yahudilerin ve hıristiyanların bir kısmında görülen itikadî bozukluklarla açıklamaya çalışmışlardır. Bu izahları şöyle özetlemek mümkündür: Bazı yahudi ve hıristiyanlar Allah inancına şirk unsurları katmışlar, âhiret inancını da (meselâ Âl-i İmrân sûresinin 24. âyetinde belirtildiği şekilde) âhiret hayatının özüne ters düşen kayıtlara bağlamışlardır; dolayısıyla gerçek mânada Allah’a ve âhiret gününe inanmış sayılmadıklarından böyle nitelendirilmişlerdir (İbn Atıyye, III, 21; Zemahşerî, II, 147; Râzî, XVI, 28-29; İbn Âşûr, X, 163). İbn Âşûr bunların hepsinin zorlama yorumlar olduğunu belirtir ve kendi kanaatini şöyle açıklar: Burada esas maksat hıristiyanlarla savaş konusudur; fakat sırf onlarla savaşılacağı ve müşriklerle savaştan vazgeçileceği sonucunun çıkarılmaması için arada “Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve resulünün yasakladığını yasak saymayan” şeklinde müşriklerin vasıflarına yer verilmiştir. Ehl-i kitap dahil bütün bu kesimleri kapsayan nitelik ise “hak dine uymayan kimseler” olmalarıdır (X, 163-166). Biz İbn Âşûr’un bu mütalaasını kuvvetli bulmakla beraber, şu anlayıştan hareketle meâlde lafza bağlı kalmayı tercih ettik: Âyetin nüzûlü zamanında yaşayan Ehl-i kitap mensupları genellikle hak dinlerin aslında mevcut gerçek ve sahih bir Allah ve âhiret inancından, yine bu dinlerin getirdiği hayat ve ahlâk düzeninden uzaklaşmış bulunuyorlardı. Eldeki bilgi ve belgelerine dayanarak kendi dinlerinin aslına dönmeleri de mümkün değildi. Bu sebeple İslâm’a girmeleri teşvik edilmeli ve girmedikleri takdirde müslümanlara zarar vermemeleri için kontrol altına alınmaları gerekli idi.
Cizye, İslâm devletindeki gayri müslim tebaanın erkeklerinden alınan baş vergisinin adıdır. İslâm ülkesinde zimmî (gayri müslim vatandaş) statüsünde bulunan kişilerden kendilerine din hürriyeti, can ve mal güvenliği sağlanması karşılığında alınan bu verginin Kur’an’daki dayanağı tefsir etmekte olduğumuz âyettir. Müslümanlardan alınan zekât bir yönüyle vergi niteliğinde olmakla beraber bir yönüyle de dinî vecîbe (ibadet) olduğu için gayri müslimlerden zekât alınmaz; onlar bunun yerine cizye öderler. Âyetin “yenilmiş olarak” diye çevirdiğimiz kısmı için değişik yorumlar yapılmıştır. Bunlar arasında, cizye mükelleflerinin küçük düşürülmesi anlamına ağırlık veren yorumlar bulunmakla beraber, bu anlayış birçok İslâm âlimi tarafından eleştirilmiş, gerek Resûlullah’ın tâlimat ve uygulamalarına gerekse Kur’an’ın ilkelerine aykırı bulunmuştur. Sağlam bilgi kaynakları da, müslümanların bu ilkeler ışığında gayri müslimlere ne kadar insanî muamele yaptıklarını ve onların da müslümanların bu âlicenap tavırlarına karşı duydukları hayranlığı ortaya koyan rivayetlerle doludur. Bazı Ehl-i kitap mensuplarıyla yapılan antlaşmalara Hz. Ömer tarafından onları tahkir edici hükümler konulduğuna dair rivayetler ise zayıf olup, Resûlullah’ın tatbikatı ve Kur’an’ın ilkeleriyle örtüşmemektedir (Derveze, XII, 114-118). İmam Şâfiî âyetin bu kısmını “hükme bağlanma ve boyun eğmeleri” şeklinde anlamıştır (Mehmet Erkal, “Cizye”, DİA, VIII, 42). Kanaatimizce âyetin bağlamı ve Hz. Peygamber’in tatbikatı ışığında Şâfiî’nin bu görüşünü şöyle açmak mümkündür: Burada vergi veren tarafın uyrukluğu kabul etmesi gerektiğine işaret edilmektedir. Bir başka anlatımla, bu vergiyi ödeyen gayri müslimler kendilerini sadece düşmana karşı koruma antlaşması yapmış, bir anlamda müslümanları parayla istihdam eden taraf gibi görmeyecekler, aynı ülkeyi paylaşıyorlarsa karşılıklı hak ve vecîbe anlayışı içinde ülkenin yasal düzenine tâbi olduklarını kabul edecekler, kendi ülkelerinde müslümanlarla bu antlaşmayı yapmışlarsa, düşmana karşı, onların egemenliğini kabul etmiş olmanın icaplarına uyacaklardır.
Resûlullah’ın ve ilk halifelerin uygulamaları da dikkate alınarak âyet üzerinde yapılan yorumlar neticesinde kimlerden cizye alınabileceği hususunda farklı kanaatlere ulaşılmıştır. Şâfiî hukukçuları sadece yahudi, hıristiyan ve Mecûsîler’den cizye alınabileceği görüşündedirler. Hanefîler Arap olmayan müşriklerden, Mâlikîler ise bütün müşriklerden cizye alınabileceğini, dolayısıyla bunların da zimmî statüsü içinde mütalaa edilebileceğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca Hanefîler’e göre İslâm devleti sınırları içinde bir yıldan fazla ikamet eden gayri müslimlerden de (müste’men) bu verginin tahsil edilmesi gerekir.
Cizyenin miktarı ve yükümlüsünde aranacak şartlar konusunda Resûlullah’tan ve ilk halifelerden nakledilmiş açık ve kesin ifadeler bulunmamaktadır. Hz. Peygamber’in ve halifelerinin miktar konusundaki uygulamaları zamana, alındığı bölgeye ve bireysel veya toplu oluşuna göre farklılık göstermektedir. İslâm hukukçularının da bu miktarları belirlerken kendi bölgelerindeki uygulamalardan etkilendikleri anlaşılmaktadır. Fakat bu hususun yapılan zimmet sözleşmesi sırasında belirlenmiş ve taraflarca kabul edilmiş olması esastır. Bu konuda bir fikir vermek üzere kişi başına cizye miktarıyla ilgili olarak şu bilgilere işaret edilebilir: Hanefîler zengin, orta halli ve fakirler için olmak üzere 48, 24 ve 12 dirhemlik üç ayrı cizye miktarı belirlemişlerdir; Mâlikîler’e göre cizyenin üst sınırı altın paranın hâkim olduğu yerlerde 4 dinar, gümüş paranın hâkim olduğu yerlerde 40 dirhemdir; Şâfiîler’e ve Hanbelîler’deki bir görüşe göre cizyenin en düşük miktarı 1 dinardır. Bu bilgiler ışığında günümüz değerleri ile, kişi başına cizye miktarının en az 4,5, en çok 20 gram civarında altına tekabül ettiği söylenebilir. Gerek Resûlullah döneminde gerekse sonrasında cizye tahsilinin hem nakit hem de aynî olarak yapıldığı görülmektedir. Kadınlar ve çocuklarla hali vakti müsait olmayan din adamları, âmâ, kötürüm ve yaşlılar cizyeden muaf tutulmuşlardır. Tarih ve kamu maliyesiyle ilgili ilk dönem kaynaklarında, Kur’an’daki bu hükmün ruhuna nüfuz etmiş olan halifeler ve müslüman yöneticilerin bunu katı bir biçimde uygulama yönüne gitmeyip gerekli hallerde büyük bir tolerans gösterdiklerine ve gayri müslim tebaa tarafından şükranla ve hatta hayranlıkla karşılanan uygulamalar yaptıklarına dair birçok olay zikredilir. Cizye gelirlerinin nereye harcanacağı Kur’an’da bildirilmemiştir. Bunun sebebi, muhtemelen, âyetin henüz tahakkuk etmemiş bir gelirden söz etmiş olmasıdır. İslâm hukukçuları Resûlullah’ın uygulamalarını göz önüne alarak bunu fey grubuna giren bir vergi olarak kabul etmişlerdir. Buna göre cizye gelirlerinin belirli yerlere harcanması zorunlu değildir; kamu yararına uygun olarak ihtiyaç duyulan alanlara harcanabilir (geniş bilgi için bk. Mehmet Erkal, “Cizye”, DİA, VIII, 42-45; Derveze, XII, 119-123; Osmanlı’da cizye uygulaması için bk. Halil İnalcık, “Cizye”, DİA, VIII, 45-48).
Mehmet Okuyan
Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Elçisinin haram kıldığını haram saymayan ve gerçek dini din edinmeyen kişilerle, küçülerek elden (peşin) cizye verinceye kadar savaşın!
[Cizyeh] kelimesi “antlaşma yapanın antlaşmasına göre verdiği şey”, bir anlamda “güvenlik vergisi”, “vatandaşlık borcu” gibi anlamlar içermektedir.,Burada savaş, sadece iman yoksunluğu sebebine değil, diğer şartların da gerçekleştirilmesine bağlıdır.
Bayraktar Bayraklı
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve Peygamber'inin haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, boyun büküp kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşınız.
Kendilerine Kitap verilenlerden, Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanmayan; Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve Hak Din'i, din edinmeyen kimselerle, üstünlüğünüzü kabul ettirinceye, kendi elleriyle size belli bir cizye¹ verinceye kadar savaşın.²
1- Belli bir ceza. Savaş hukuku çerçevesinde esirlerden alınan fidye. Bu “cizyenin” (cezanın) gelenekte Müslüman olmayan “tebadan” alınan “baş vergisiyle” bir ilgisi yoktur.
2- Bu ayet, önceki ayetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi doğrudan savaş durumu ile bağlantılı bir ayettir. Yoksa birçok ayette hangi inançtan olurlarsa olsunlar, saldırmadıkları sürece hiç kimse ile savaşılmayacağı açıkça ifade edilmektedir. Örneğin 2:190. Ayet)
Ahmet Akgül
Kendilerine kitap verilenlerden; Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve Hakk Dini (İslam'ı) din edinip (teslim olmayan) larla, onlar küçük düşürülüp kendi elleriyle cizyeyi (zillet ve teslimiyet vergisini) verinceye kadar savaşın (ki izzet ve hâkimiyet mü’minlerin şerefidir.)
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayanlarla, Allah'la Peygamberinin haram ettiğini haram saymayanlarla ve hak dinini kabul etmeyenlerle savaşın cizye vermeye razı olup bizzat kendi elleriyle ve alçalarak gelip verinceye dek onlar.
Bize de kitap verildi diyenlerden Allah'a da, ahiret gününe de inanmayan Allah'ın ve peygamberinin haram ettiği şeyleri haram tanımayan, gerçek din olan İslâm'ı din olarak kabul etmeyen kimselerle Allah'ın dininin egemenliğini kabul edinceye kadar, savaş yoluyla baş eğdirilip kendi elleriyle cizye denilen mal ve canlarını koruma bedeli olan vergiyi ödeyinceye kadar savaşın.
Kendilerine verilen kutsal kitapların hükmünce sorumlu tutulanlardan Allah'a, Allah'a imanın gerektirdiği esaslara ve âhiret gününe iman etmeyenler, Allah'ın ve Rasulünün haram kıldığı şeyleri haram saymayanlarla, Hak Dini, şeriatı, din, şeriat ve medeniyet olarak kabul etmeyenlerle, kendi rızalarıyla boyun eğip, İslam devletinin otoritesini, şer'î hükümleri kabullenerek, kendilerine sağlanan imkânların karşılığı cizyeyi verir hale gelinceye kadar savaşın.
Kendilerine kitap verilmiş olanlardan Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve Peygamber'inin haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyenlere karşı, küçük düşürülmüş bir halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.
Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resûlü'nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam'ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.
O kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve âhiret gününe inanmıyan, Allah'ın ve Peygamberin haram ettiği şeyi haram tanımıyan ve hak dinini (İslâmı) din edinmiyen kimselerle; onlar hor ve küçülmüş oldukları halde kendi elleriyel (boyun eğerek) cizye verinceye kadar harb edin.
Kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve elçisinin haram ettikleri şeyleri haram saymayan, hak dine itaat etmeyenlerle, boyun eğip elden cizye verinceye kadar savaşın.
Hem Allaha, hem de sonraki güne inanmayan kimselerle, Allah ile peygamberin haram kıldığı şeyi, haram bilmiyenlerle, hak dine girmiyenlerle, boyun eğip elleriyle haraç verene değin vuruşasınız
Allah'a ve ahiret gününe inanmayanlarla, Allah'ın ve O'nun elçisinin haram kıldığını haram kabul etmeyenlerle, kendilerine kitap verilenlerden hak dini din olarak benimsemeyenlerle (size karşı savaş başlatırlarsa), boyun eğerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın!
Bkz. 2:190, 9:12“Cizye” sözcüğü “bedel” anlamında bir nevi güvenlik vergisidir. Bu vergi, İslâm devleti ya da toplumu bünyesinde yaşayan gayri Müslim vatandaşların mükellef olan erkeklerinden can ve mallarını koruma bedeli olarak yılda bir defa alınmaktadır. Cizyenin miktarı, yükümlülerin ekonomik durumları dikkate alınarak belirlenir. Akıl hastaları, bunaklar, çocuklar, kadınlar, köleler, körler, topallar ve yaşlılar cizye ödemezler. Cizye veren kişi İslâm’a girer ve Müslüman olursa cizye vermekten kurtulurdu. Bu uygulama aynı zamanda gösteriyor ki; kimse dinini değiştirmeye zorlanamaz. Öyle olsaydı cizye vermek kaydıyla dinini yaşamaya devam eden insanlara dinlerini yaşama müsaadesi verilmezdi. Cizye vermelerinin sebebi; kendilerinin korunma konusunda herhangi bir sorumlulukları olmadığı halde İslâm devleti ya da toplumu tarafından korunmalarının sağlanmasıdır. Bu ayeti, daha iyi anlamak için Muhammed 47:4 ayetiyle bir araya getirmek gerekir: “(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen (onlar sizi öldürmeden siz onların) boyunlarını vurun. Onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayın (onları esir alın). Savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak ya da fidye ile salıverin…” (Muhammed 47:4)
Diyanet İşleri (Eski)
Kitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.
Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.
Kendilerine kitap verilenler arasından, ALLAH'a ve ahiret gününe inanmıyan, ALLAH'ın ve elçisinin yasakladığını yasaklamıyan ve gerçek dine uymayan kimselerle boyunlarını eğip elleriyle vergi verinceye kadar savaşın.
Burada sözü edilen grup müslümanlara savaş açmış Kitap halkıdır. Daha önceki 9:1-5 ayetlerine bakınız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allah'a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savaş yapın.
O kendilerine kitab verilenlerden oldukları halde ne Allaha ne Âhıret gününe inanmıyan, Allahın ve Resulünün haram ettiğini haram tanımıyan, ve hak dinini din edinmiyen kimselere küçülmüş oldukları halde elden cizye verecekleri hale kadar harbedin
Kendilerine kitab verilenlerden ne Allaha, ne âhiret gününe inanmayan, Allahın ve peygamberinin haraam etdiği şeyleri haram tanımayan, hak dînini dîn olarak kabul etmeyen kimselerle, zelîl ve hakıyr kendi el (ler) iyle cizye verecekleri zamana kadar, muhaarebe edin.
Kendilerine kitab verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe îmân etmeyen, Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dîni din edinmeyen kimselerle, zelil bir hâle düşmüş kimseler olarak kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın!
Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyenlerle, Allah ve O nun elçisinin haram ettiklerini yasaklamayanlarla, kendilerine kitap verilenlerden, doğru ve gerçek olan Allah’ın dinini din olarak kabul etmeyenlerle, kendi elleriyle size boyun eğerek, cizye verinceye kadar savaşın.
Kitab/a mazhar olanlardan olup Allah/a ve âhiret gününe inanmayan, Allah/ın ve peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dini tutmayan kimselerle, boyun eğerek elleriyle cizye [⁴] verinceye kadar mukatele edin.
İsmail Hakkı İzmirli Tevbe Suresi 29. Ayet Açıklaması
[4] Üzerlerinde takarrür eden vergi.
Kadri Çelik
Kitab verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve peygamberinin haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyenlerle, küçülerek kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.
Kendilerine Tevrat, Zebur, İncil gibi kutsal Kitap verilen Hıristiyan ve Yahudilerden, Allah’a ve âhiret gününe gereğince inanmayan, Allah’ın ve son Elçisinin haram kıldığını haram kabul etmeyen ve Kur’an’da özellikleri belirtilen Hak Dini din olarak benimsemeyen kimselerle, alçalmış ve gururları kırılmış bir hâlde, size kendi elleriylevergi verinceye dek Allah yolunda savaşın! Onlar, Peygamberlerin emânet ettiği hak dini o kadar değiştirip tanınmaz hâle getirdiler ki:
Küçük düşmüş olarak elden Cizye ödeyene kadar, Kitap verilenlerden Allah’a ve Âhir Gün’e iman etmeyen, Allah’ın ve O’nun rasûlünün haram kıldığını haram saymayan, Hakk’ın Dini’ni din edinmeyenler ile savaşın!
(Ey îman edenler!) Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram kabul etmeyen ve hak din olan (İslâm’ı) din edinmeyen1 kimselerle; zelil olup, himâye altına girmelerinin karşılığı olarak cizye verecek hale gelinceye kadar, savaşın.2
1 Bu âyete göre; Yahûdî ve Hıristiyanların inançları, “Allah’a ve âhiret gününe îman” olarak, kabul edilmemektedir. Bunların îman etmiş kabul edilmelerinin şartı olarak da; bunların; “Allah’ın ve Rasûlünün haram kıldıklarını haram, helal kıldıklarını helal kabul etmeleri, yani Müslüman olmaları” emredilmektedir. Bk. (Âlu İmrân: 19, 85, Mâide: 3) Demek ki bozulmuş birer din olan Yahûdîlik ve Hıristiyanlık, birer ilâhi din değildir ve Allah da böyle bir din, göndermemiştir. Bugünkü ve bundan önceki dinler arası diyalogların asıl amacı bu iki bozuk dine Müslümanlar tarafından meşruiyet kazandırma çabasından ve kâfirlere yalakalıktan başka bir şey değildir. 2 Cizye: İslâm devleti bünyesinde yaşayan gayr-i müslim (Yahûdî, Hıristiyan ve ehl-i kitap olma ihtimali olan Mecûsîler) vatandaşların mükellef olan erkeklerinden can ve mallarını koruma bedeli olarak yılda bir defa alınan vergidir. Bir İslâm beldesinde yaşayan gayr-i müslim, İslâm’a girerse cizyeden kurtulur. Müşriklere gelince onların cizye ödeyerek şirklerini sürdürmeleri asla söz konusu olamaz. Onlar için ya İslâm ya da kılıç vardır. Müslümanlar açısından cizye, ilk defa Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından konulmuştur. Hz. Muhammed (s.a.v) cizye verecek olanlara yaptığı anlaşmalarda, durumlarına göre cizyenin miktar ve şeklini belirlemiştir. Akıl hastaları, bunaklar, çocuklar, kadınlar, köleler, kör ve topallar, çok yaşlılardan cizye alınmaz. Çünkü cizye, şer’an savaşmaya muktedir olan gayr-i müslimlere ait bir yükümlülüktür. Cizyenin miktarı, yükümlülerin ekonomik durumları dikkate alınarak belirlenir. Cizye, tahakkuk ettikten sonra; mükellefin Müslüman olması, cizye tahsil edilmeden sürenin geçmiş olması ve cizye tahsil edilmeden mükellefin ölmesi durumlarında cizye düşer.
Muhammed Esed
[Ve] kendilerine [çok önceden] vahiy bahşedilmiş olduğu halde [gerçek anlamda] Allah'a da, ahiret gününe de inanmayan, 40 Allah ve O'nun Elçisi'nin yasakladığını yasak saymayan, 41 ve böylece [Allah'ın onlar için din olarak seçtiği] hak dini din olarak benimseyip ona uymayan kimselerle 42 savaşın; tâ ki, [savaş yoluyla] baş eğdirilip 43 kendi elleriyle bağışıklık vergisi ödeyinceye kadar.
Kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın yasaklarını ve elçisinin haber verdiği yasakları tanımayan ve hak dini din olarak benimsemeyenlerle sizin üstünlüğünüzü kabul edip boyun eğinceye ve kendi elleriyle güvenlik vergisi verinceye kadar savaşın! 7/157- 158, 9/33, 48/28, 61/9
Kendilerine (daha) önceden kitap verilen zümreden Allah’a da âhiret gününe de (gerçek anlamda) inanmayan, Allah ve O’nun Elçisi’nin yasakladığını yasak saymayan ve hak dini tek din olarak benimsemeyen kimselerle, teslim olmuş bir hâlde güvenlik vergisini kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.[1433]
Mustafa İslamoğlu Tevbe Suresi 29. Ayet Açıklaması
[1433] “Cizye âyeti” diye bilinen bu âyet, sığınma hakkı tanıyan 6 ve saldırı hâlinde savaşı meşru kılan 8. âyetle birlikte anlaşılmalıdır. Yalnız burada kullanılan ve “bedel” anlamına gelen cizye “güvenlik bedeli” olarak verilen bir vergidir. Bu bedeli ödeyen, güvenliğini garantiler. Esasen cizye uygulaması, vahyin inanç özgürlüğüne dair titizliğinin muhteşem bir örneğidir. Zira Müslüman cemaatin hayat tarzını ve ideolojisini korumak, o cemaate mensup olanlara ibadet düzeyinde bir vecibedir. Gayr-ı Müslim vatandaşların bu ibadete zorlanmaları haksızlık olurdu. Onlar hiçbir risk almazken, İslâm cemaatinin bu unsurların güvenliğini sağlaması da tersinden bir haksızlıktır. İşte bu âyet her iki taraf için de âdil olan bu yöntemi teşri kılmıştır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Kendilerine kitap verilmiş olanlardan olup da ne Allah Teâlâ'ya ve ne de ahiret gününe imân etmeyen ve Allah Teâlâ ile Resûlünün haram kıldığı şeyleri haram tanımayan ve ne de hak dinini din edinmeyen kimseler ile zeliller olarak kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar muharebede bulunun.
Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde, Allah'a da, âhiret gününe de iman etmeyen, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan, hak dinini din olarak benimsemeyen kimselerle zelil bir vaziyette tam bir itaatle, cizye verinceye kadar savaşın.
Dinu’l-hakk izafeti “Hak dini” demek olup “hak din” den daha kuvvetlidir. İslâm’ın hakka teslimiyet esasına dayandığını Allah’ın hakkını, bütün hakların temeli saydığını, hakların kutsallığını ifade eder. (Geniş bilgi için: M. H. Yazır’ın “Hak Dini” tefsirine bkz.) Bu âyet, Ehl-i kitabın Allah’a ve âhirete gereğince iman etmediklerini, gerçek dini kabul etmediklerini bildiriyor: Çünkü onlar Allah’ı kemal sıfatlarıyla muttasıf ve eksiklerden münezzeh olarak tanımıyorlar, âhiretin gerçek mahiyetini anlayamıyorlardı. Bunlarla savaşmak için, evvela onların saldırmaları şarttır (2, 190). Hz. Peygamber (a.s.) müşrik araplarla ancak İslâm’ı imha etmek için silaha sarıldıklarında harbetti. Hıristiyanlar da Müslümanları ortadan kaldırmak için, İslâm devletine karşı kuvvet hazırlayıp hücum ettikleri zaman onlara karşı hazırlandı ve karşı tarafın saldırmaya hazır olmamasını fırsat bilerek baskın yapmadı. Aksine, harbetmeden geri döndü. Cihadın gayesi gayri Müslimleri kuvvet kullanarak İslâm’a sokmak değil, İslâm’a karşı çıkan kuvvet kalmamasını sağlamaktır. Cizye, İslâm devletinin, gayri müslim vatandaşlarından aldığı cüz’î bir vergidir. Müslümanların verdiği zekât nisbetinden fazla değildir. Devletin sunduğu hizmetler karşılığı olarak alınır.
Süleyman Ateş
Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Elçisinin haram kıldığını haram saymayan ve gerçek dini din edinmeyen kimselerle, küçül(üp boyun eğ)erek elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.
Kendilerine Kitap verilmiş kimselerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp güvenmeyen[1], Allah’ın yani onun kitabının haram saydığını haram saymayan[2] ve bu doğru dini[3] din edinmeyen kimselerle, küçük düşüp o cezayı[4] elleriyle verecek hale gelinceye kadar savaşın.[5]
Süleymaniye Vakfı Tevbe Suresi 29. Ayet Açıklaması
[*] Kitap diye meal verdiğimiz resul (رسول), "gönderilen"demektir. Bir bilgiyi iletmek için gönderilen elçiye resul dendiği gibi onunla gönderilen bilgiye de resul denir (Müfredat). Kur'an'da geçen resul, ya elçi ya da Allah'ın Kitabı anlamındadır. Allah Teâlâ şöyle demiştir: "Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?" (Al-i İmran 3:144) Artık aramızdaki resul, Kur'an olduğu için bu gibi âyetlerde kelimeye başka anlam verilemez.. [*] İsim sıfatına izafe edilmiştir, ed-dîn'ul-hak = الدين الحق demektir. (Bkz. Sa'leb, el-Keşfu v'el-beyân, Tevbe 28.) [*] "O ceza" diye meal verdiğimiz "el-cizye = الْجِزْيَةَ", çeşit bildiren mastardır, belli bir ceza demektir. Onun ne olduğunu ancak şu âyetten öğrenebiliriz: "Ayetleri görmezlikte direnenlerle (kafirlerle) savaşta karşılaşınca boyun köklerini vurun. Etkisiz hale getirince onları, sıkı güvenlik çemberine alın. Sonra esirleri karşılıksız ya da fidye alarak serbest bırakın ki savaşın ağırlığı kalmasın..." (Muhammed 47:4) Savaşta küçük düşüp o cezayı elleriyle verecek hale gelmeleri, esir olmalarıdır. Ödeyecekleri ceza da karşılıksız serbest bırakılmayanların ödeyecekleri fidyedir. Gelenekte gayri müslimlerin erkeklerinden alınan baş vergisi anlamındaki cizyenin, her hangi bir delili yoktur. [5] Allah Teâlâ şöyle demiştir: "Yanlış davrananlar dışındaki ehl-i kitap'la mücadelede sadece en güzel yöntemi uygulayın..." (Ankebut 29:46) Yanlış davrananlar, bize savaş açanlardır. İlgili âyet şöyledir: "Allah yolunda, sizinle savaşanlarla savaşın ve haksız saldırı yapmayın. Allah, haksız saldırı yapanları sevmez." (Bakara 2:190)
Şaban Piriş
Kitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve resulünün haram kıldığı şeyleri haram kabul etmeyip, hak dini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın!
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'ın haram ettiğini haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, onlar kendi elleriyle cizye verip de küçük düşünceye kadar savaşın.(8)
(8) Bu ve benzeri âyetler, Müslümanlara karşı savaş halinde olan veya savaş hazırlığı içinde bulunanları kastetmektedir ki, 2:190-193 ve benzeri âyetlerden açıkça anlaşılan budur. Çünkü bu âyetlerde, “Sizinle savaşanlarla savaşın; haddi aşmayın; vazgeçerlerse siz de vazgeçin” emirleri yer almaktadır. Nitekim Peygamberimizin uygulaması da hep bu şekilde olmuştur.
Yaşar Nuri Öztürk
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'ın ve resulünün yasakladığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, boyun eğerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.
çalışuñ anlaruñ-ıla kim inanmazlar Tañrı’ya ne daħı śoñraġı güne daħı ḥarām eylemezler anı kim ḥarām eyledi daħı yalavacı daħı boyun virmezler ḥaķ dįne anlardan kim virinildiler kitāb tā vireler ħarācı elden anlar ħorlar iken.
Ṣavaş eyleñüz ol kişiler‐ile ki īmān getürmezler Tañrı Ta‘ālāya, ne daḫıḳıyāmet günine, ne daḫı ḥarām iderler Tañrı Ta‘ālā ḥarām itdügi nesneleri,daḫı resūlu’llāh ḥarām eylegeni, ne daḫı dīn idinürler ḥaḳ dīni kim İslāmdīnidür ve ol kimselerden ki kitāb virildi anlara, ḥattā cizye virince elleri‐y‐le ẕelīllik bile.