

Kadın sefih değilse (yani reşit olup malını ne şekilde ve nereye harcadığının hesabını yapabiliyorsa) malını kocasından başka birine bağışlaması ve kölesini azad etmesi caizdir. Sefih ise caiz değildir. Allah Teala "Mallarınızı aklı ermezlere vermeyin" buyurmuştur. Alimlerin çoğunluğunun görüşü böyledir. Tavus ise buna karşı çıkmış ve bunu kesinlikle caiz görmemiştir.
İmam Malik'ten "Reşit bile olsa kocasından izin almadan malının üçte birinden fazlasını birine bağışlaması caiz olmaz" şeklinde bir görüş nakledilmiştir. Leys b. Sabit'ten değersiz şeyler dışında malını bağışlamasının kesinlikle caiz olmadığı görüşü nakledilmiştir. Alimlerin çoğunluğunun Kitap ve Sünnetten delilleri çoktur. Tavus, Amr b. Şuayb'ın babası ve dedesi vasıtasıyla merfu olarak rivayet ettiği "Kocasından izin almadan kadının kendi malını bağışlaması caiz olmaz" hadisini delil getirmiştir. Bu hadisi Ebu Davud ve Nesai rivayet etmişlerdir.
İbn Battal, "Bu konunun hadisleri daha sahihtir" demiştir. İmam Malik bu hadisleri az miktardaki mal şeklinde yorumlamış ve bunu üçte bir ve aşağısı ile sınırlamıştır. "Dayılarına verseydin mükafatın daha çok olurdu": İbn Battal, "Bu hadis, kişinin kölesini akrabasına bağışlamasının azat etmekten daha üstün olduğunu gösterir" demiştir. Meymune hadisinin bu konuda zikredilme gerekçesi şudur: Meymune reşit bir kadındı ve Hz. Nebi'e danışmadan cariyesini azat etmişti. Hz. Nebi onun bu yaptığının yanlış olduğunu söylemedi, fakat ona daha güzel bir yol önerdi. Kadının kendi malı üzerinde bağış işlemi yapması caiz olmasaydı Hz. Nebi onun bu işlemini geçersiz kılardı. Doğrusunu Allah bilir.
Hz. Aişe'den rivayet edilen hadis İfk olayının anlatıldığı hadisin baş kısmıdır. Tam metni Nur Suresi'nin tefsirinde zikredilecek ve ayrıntılı olarak açıklanacaktır. "Her bir eşine bir gece ve gündüzünü paylaştırmıştı. Ancak Sevde binti Zem'a ... " hadisi başlıca bir hadis olarak Nikah Bölümü'nde zikredilecek ve ayrıntılı olarak açıklanacaktır. KİTABU’L-HİBE VE FADLİHA EK SAYFA – 1136-2 باب: بمن يبدأ بالهدية.
15. HEDİYE VERMEYE KİMDEN BAŞLANIR? وقال بكر: عن عمرو، عن بكير، عن كريب مولى ابن عباس: إن ميمونة زوج النبي صلى الله عليه وسلم أعتقت وليدة لها، فقال لها: (ولو وصلت بعض أخوالك كان أعظم لأجرك). "Hediye vermeye kimden başlanır": Yani iki kişi olup her ikisi de hediyeye layık olmak açısından eşit olduklarında hangisinin tercih edilmesi gerekir. Bu hadis Edeb Bölümü'nde 6020. hadiste açıklanacaktır, inşallah.
KİTABU’L-HİBE VE FADLİHA EK SAYFA – 1136-3 باب: من لم يقبل الهدية لعلة. 16. BİR SEBEPTEN DOLAYI VERİLEN HEDİYEYİ KABUL ETMEMEK وقال عمر بن عبد العزيز: كانت الهدية في زمن رسول الله صلى الله عليه وسلم هدية، واليوم رشوة. Ömer b. Abdülaziz "Hediye Allah Resulü döneminde hediyeydi; bugün ise rüşvettir" demiştir .. حدثنا أبو اليمان: أخبرنا شعيب، عن الزهري قال: أخبرني عبيد الله بن عبد الله بن عتبة: أن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما أخبره: أنه سمع الصعب بن جثامة الليثي، وكان من أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم، يخبر أنه أهدى لرسول الله صلى الله عليه وسلم حمار وحش، وهو بالأبواء أو بودان، وهو محرم، فرده، قال صعب: فلما عرف في وجهي رده هديتي قال: (ليس بنا رد عليك، ولكنا حرم).
"Ömer b. Abdülaziz ... demiştir": İbn SaId, Ömer b. Abdülaziz'in bu sözünü Furat b. Müslim’in rivayet ettiği şu bir olayla birlikte nakletmektedir. Şöyle ki: Ömer b. Abdülaziz'in canı elma çekmişti. Fakat evinde elma satın alacak bir para bulamadı. Onunla birlikte yola çıktık. Yolda manastırın hizmetçileri onu elma tabakları ile karşıladı. Ömer b. Abdülaziz, tabakları eline alıp kokladı, sonra geri verdi. Bunun sebebini sordum. "Benim buna ihtiyacım yok" dedi.
"Allah Resulü, Ebu Bekir ve Ömer verilen hediyeyi kabul etmezler miydi?" diye sordum. "Onlara verilenler hediyeydi. Onlardan sonraki devlet görevlilerine verilenler ise rüşvettir" dedi. İbnu'l-Arabı şöyle demiştir: Rüşvet, kişinin kendisine helal olmayan bir şeyi satın almasına yardım etmesi için makam sahibi kişilere verdiği her şeydir. Rüşvet alana rüşvetçi denir. Rüşvet rüşvetçiye verilen şeydir.
Abdullah b. Amr'ın rivayet ettiği bir hadiste rüşvet alan ve veren kişi lanetlenmiştir. Bu hadisi Tirmizı rivayet etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir. İbnü'l-Arabı devamla şöyle der: Hediye veren kişi, verdiği kişinin ya sevgisini, ya yardımını, ya da malını elde etmeyi amaçlar. Bunların en üstünü birincisidir. Üçüncüsü de caizdir. Çünkü kişi bu yolla, malını güzel bir şekilde artırmak ister. Hatta kendisi ihtiyaç içinde olup, hediye verdiği kişi kendini zora sokmayacaksa bu müstehap olur. Değilse mekruh olur. Bu, karşılıklı sevgiye de sebep olabilir. İkincisi yani yardım elde etmek amacıyla verilen hediye ise bir günah işlemek için olursa helal değil, rüşvettir. İyi bir şey yapmak için olursa müstehaptır. Caiz bir şey için olursa mübahtır.
Fakat hediye verilen kişi hakim değilse ve istenen yardım bir haksızlığın önlenmesi veya hakkın elde edilmesi için ise caizdir. Fakat bu kişinin hediyeyi almaması müstehaptır. Hediye verilen kişi hakim ise haramdır. Bu konu Ahkam Bölümü'nde ayrıntılı olarak açıklanacaktır. Ebu Humeyd hadisine gelelim: Hz. Nebi (s.a.v.) İbnü'l-lütbiyye'nin kendisine verilen hediyeyi kabul etmesini zekat memuru olmasından dolayı eleştirmiş; "anasının evinde otursaydı ya!" buyruğu ile de bu durumda iken hediye verilmiş olsaydı bunun mekruh olmayacağını ifade etmiştir. Çünkü bu durumdayken verilen hediye yardım isteğinden dolayı verilmiş değildir.
İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis, zekat memurlarının aldığı hediyelerin beytülmala verileceğini; zekat memurunun, devlet başkanı hediyeyi onun için talep etmediği sürece ona sahip olamayacağını ve yardım isteyen kişinin hediyesini kabul etmenin mekruh olduğunu göstermektedir. باب: إذا وهب هبة أو وعد، ثم مات قبل أن تصل إليه. 17. BİR KİMSENİN BİR ŞEY HİBE ETMESİ VEYA BİR ŞEY VADEDİP TE BU HİBE VE VAAD KENDİSİNE ULAŞMADAN ÖLMESİ HALİNDE HÜKÜM NE OLUR وقال عبيدة: إن مات وكانت فصلت الهدية، والمهدى له حي فهي لورثته . وإن لم تكن فصلت فهي لورثة الذي أهدى.
Ebu Ubeyde şöyle demiştir: "Her ikisi de ölmüş, ancak hediye verilen kişi hayatta iken hediyesi ayrılmış ise onun mirasçılarına ait olur. Henüz ayrılmamışsa hediye verenin mirasçılarına ait olur." وقال الحسن: إيهما مات قبل فهي لورثة المهدى له، إذا قبضها الرسول. Hasen ise şöyle demiştir: "Hediye'yi aracı teslim almış ise, hangisi önce ölürse ölsün hediye, kime verilmişse onun mirasçılarına ait olur."
حدثنا علي بن عبد الله: حدثنا سفيان: حدثنا ابن المنكدر: سمعت جابرا رضي الله عنه قال: قال لي النبي صلى الله عليه وسلم: (لو جاء مال البحرين أعطيتك هكذا - ثلاثا). فلم يقدم حتى توفي النبي صلى الله عليه وسلم، فأمر أبو بكر مناديا فنادى: من كان له عند النبي صلى الله عليه وسلم عدة أو دين فليأتنا، فأتيته فقلت: إن النبي صلى الله عليه وسلم وعدني، فحثى لي، ثلاثا. İbn Battal şöyle demiştir: İlk dönem alimlerinin hiçbirinden kişinin mutlak olarak vaadini yerine getirmesinin farz olduğu yolunda bir görüş nakledilmemiştir. Ancak İmam Malik, bir sebebe bağlı olan vaadlerin bağlayıcı olduğunu söyler.
"Hediye ayrılmış ise": Hediyenin ayrılması, hediye verenin onu malından ayırarak aracıya teslim etmesi ile olur. Ancak alimlerin çoğunluğunun görüşü şudur: Hediye verilen kişi veya vekili onu teslim almadığı sürece onun mülkiyetine geçmez. İbn Battal şöyle demiştir: Malik'in görüşü Hasen-i Basrı'nin görüşü gibidir. Ahmed ve İshak ise "Hediyeyi elinde bulunduran kişi hediye verenin aracısı ise , (her ikisinin de ölmesi durumunda) hediye sahibine geri döner. Hediye alacak kişinin aracısı ise onun mirasçılarına ait olur"
demişlerdir. Ubeyde’nin görüşü ile aynı anlamı taşıyan bir hadis vardır. Bu hadisi Ahmed ve Taberani,Ümmü Seleme'nin kızı olan Ümmü Gülsüm binti Ebi Seleme’den rivayet etmişlerdir: Nebi (s.a.v.) Ümmü Seleme ile evlenince ona "Ben Necaşi'ye bir takım elbise ve bir miktar dirhem hediye gönderdim. Necaş’nin öldüğünü ve hediyemin geri gönderileceğini sanıyorum. Şayet geri gönderilirse onlar sana ait olsun" buyurmuştu. Dediği gibi de oldu.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.