

İmam Buhari bu başlığı şu amaçla koymuştur: Atın uğursuzluğu ile ilgili olarak nakledilen rivayetler genel bir hüküm mü ifade etmektedir yoksa bu genel hükmü sınırlayan kayıtlar var mıdır? Bu hadisler açık ifadesine göre mi değerlendirilecektir yoksa yoruma (tevii) mı tabi tutulacaktır? İmam Buhari Sehl hadisine daha sonra yer vererek uğursuzluğun sadece at, kadın ve evde bulunduğunu vurgulayan Abdullah İbn Ömer hadisinin atın üç amaçla kullanılacağını vurgulayarak uğursuzluğun bütün atlarda değil, bazı atlarda bulunduğuna işaret etmiştir.
İbn Abbas hadisinin açık ifadesine baktığımızda uğursuzluğun sadece bu üç şeyde olduğu sonucu çıkar. İbn Kuteybe konuyla ilgili görüşlerini şöyle açıklamıştır: "Cahiliyye döneminde insanlar bazı şeylerde uğursuzluk bulunduğuna inanırlardı. Resul-i Ekrem (s.a.v.) onlara eşyada uğursuzluk bulunmadığını söylediği halde onlar bu alışkanlıklarından vazgeçmediler. Sonuç itibariyle uğursuzluk bu üç şeyde kaldı."
Görüldüğü gibi İbn Kuteybe de açık ifadesine bakarak hadisi kabul etmiştir. Onun bu görüşü esas alındığında kim bunlardan birisinin uğursuzluk getireceğine inanırsa başına hoşuna gitmeyen işler gelecektir. Ancak Kurtubi, İbn Kuteybe'nin bu görüşüyle ilgili olarak şöyle bir değerlendirme yapmıştır: "Onun bu sözü cahiliyye döneminde kabul edilen uğursuzluk inancı ile aynı paralelde değerlendirilmemelidir. Çünkü cahiliyye dönemi müşrikleri uğursuzluğuna inandıkları şeylerin bizatihi fayda ve zarar verdiklerini düşünürlerdi. Halbuki İbn Kuteybe'nin vurguladığı bu değildir.
Zira bu tamamen yanlış bir inançtır. O bu sözü ile insanların genelde uğursuzluğuna inandıkları şeylerin hadiste sayılan üç varlık olduğunu söylemek istemiştir. Dolayısıyla bir kimsenin içine at, kadın veya evle ilgili olarak bir kurt düşerse onu bırakması ve değiştirmesi mübah olacaktır." Abdürrezzak'ın Musannef'inde Ma'mer'den naklettiğine göre hadiste işaret edilen uğursuzluk şöyle açıklanmıştır: "Kadının uğursuzluğu kısır olması, atın uğursuzluğu sırtına binip cihad etmemek ve evin uğursuzluğu ise kötü komşularla olmaktır."
Ebu Dawd'un İbnü'l-Kasım'dan naklettiğine göre İmam Malik'e bu konu sorulmuş o da: "Öyle evler var ki, insanlar orada otururlar ve helak olup giderler" diye cevap vermiştir Maziri, İmam Malik'in bu sözünü şöyle yorumlamıştır: "İmam Malik de hadisi açık ifadesine göre kabul etmiştir. Bunun anlamı şudur: Bazen kul Allah'ın takdiri ile hoşlanmadığı bir evde ve bölgede yaşamak zorunda kalabilir. Bu durumda ev adeta bu kötü durumun bir sebebi gibi olur ve uğursuzluk eve izafe edilir."
İbnü'l-Arabı ise İmam Malik'in sözüyle ilgili olarak şunları söylemiştir: "İmam Malik uğursuzluğu eve izafe etmek istememiştir. Burada sadece bir dil özelliği söz konusudur; halkın kullanımına uygun olarak böyle bir ifade kullanmıştır. O bu sözüyle şuna işaret eder: Böyle kötü bir çevrede bulunan kimseler kendi inançlarını korumak ve batıla düşmemek için orayı terk etmelidirler."
Bana göre İbnü'l-Arabı'nin açıklaması daha doğrudur. Bu yönüyle hadis - bulaşıcı olmadığı halde - cüzzamlı bir hastadan kaçmaya benzer. Çünkü bir kimse cüzzamlı hastaya yaklaşıp aynı hastalığa yakalanacak olursa bunu ondan kaptığına ve o hastanın uğursuzluğuna inanabilir. Bu da kişinin yasaklanan bir inanca sahip olması demektir. İşte böylesi durumlardan kaçınmak için onlardan uzak durulması emredilmiştir. Dolayısıyla oturduğu evde böylesine rahatsız edici bir durumla karşı karşıya olan kimse de oradan taşınarak bu sorununu çözebilir. Zira bu evde oturduğu sürece oranın gerçekten uğursuz bir mekan olduğuna inanmaya başlayabilir.
Konuyla ilgili ayrıntılar için bkz. Kitabü't-Tıb, 44. bab KİTABU’L-CİHAD VE’S-SİYER EK SAYFA – 1211-2 باب: الخيل لثلاثة. 48. AT ÜÇ AMAÇLA KULLANıLIR وقوله تعالى: {والخيل والبغال والحمير لتركبوها وزينة ويخلق ما لا تعلمون} /النحل: 8/. Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Atları, katırları ve merkepleri binmeniz için ve zinet olsun diye O yarattı. O bilmediğiniz daha neler neler yaratmaktadır. " [Nahl 8] حدثنا عبد الله بن مسلمة، عن مالك، عن زيد بن أسلم، عن أبي صالح السمان، عن أبي هريرة رضي الله عنه: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (الخيل لثلاثة: لرجل أجر، ولرجل ستر، وعلى رجل وزر، فأما الذي له أجر فرجل ربطها في سبيل الله، فأطال في مرج أو روضة، فما أصابت في طيلها ذلك من المرج أو الروضة كانت له حسنات، ولو أنها قطعت طيلها، فاستنت شرفا أو شرفين، كانت أرواثها وآثارها حسنات له، ولو أنها مرت بنهر فشربت منه ولم يرد أن يسقيها كان ذلك حسنات له. ورجل ربطها فخرا ورئاء ونواء لأهل الإسلام فهي وزر على ذلك). وسئل رسول الله صلى الله عليه وسلم عن الحمر، فقال: (ما أنزل علي فيها إلا هذه الآية الجامعة الفاذة: {فمن يعمل مثقال ذرة خيرا يرى.
ومن يعمل مثقال ذرة شرا يره}). Ayet-i kerıme, sayılan hayvanların (at, katır, merkep) binek ve süs olarak kullanıldığına işaret eder. Söz konusu hayvanları bu amaçlarla kullanmakta herhangi bir sakınca yoktur. Fakat bu hayvanları kullanırken taşıdığı niyet, verilecek hükümde belirleyici olur. Buna göre kişi Allah'a itaat amacı güderek bu hayvanları edinirse işlemiş olduğu fiil nafile ibadet (nedb) derecesine yükselirken, isyan amacıyla bu hayvanlara sahip olmak günahtır.
Atın üç amaçla edinilmesi şu anlama gelir: At binek olarak kullanıldığı gibi ticarı faaliyetlerde bulunmak için de kullanılır. Bu iki kullanım sırasında kişinin güttüğü amaç hükmü belirler. Amaç Allah'a itaat etmek olursa kişi için sevap yazılır, isyan amaçlı kullanımlar günaha ve dolayısıyla azaba yol açar. Bu iki amaçtan hiç biri yoksa at sahibi için koruyucu örtü olur ..
Bir kimse yavrularını yetiştirip satarak veya kiraya verip ücretini alarak para kazanmak ve böylece insanlara el açmaktan ve muhtaç olmaktan korunmak amacıyla at beslerse bu durumda at onun için koruyucu örtü olur. Nitekim İmam Müslim'in Süheyl yoluyla babasından naklettiği rivayette şöyle buyurulmuştur: "Bir kimse insanlara muhtaç olmamak, zinet olarak kul/anmak ve iyi bir mal sahibi olmak amacıyla at beslerse bu durumda at onun için koruyucu örtü Olur."
Hadisteki "ve atın kendisi (rakabe) ile ilgili olarak sahibi tarafından yerine getirilmesi gereken Allah'ın hakkını unutmazsa" ifadesinde geçen Allah'ın hakkı terkibiyle ilgili olarak şu açıklamalar yapılmıştır: 1. Atın bakımını ve temizliğini gerektiği gibi yerine getirmek, açlığını, susuzluğunu giderip üzerine aşırı yük yüklememek, binerken şefkatli davranmaktır. / Burada atın bizzat kendisi (rakabe) özellikle zikredilmiştir.
Çünkü at genellikle başkaları tarafından ödünç (ariyet) olarak istenir. Ariyette ise atın geri iade edilmek üzere bizzat kendisi teslim edilir ve ariyet alanın yararlanması sağlanır. Ata zekat gerekmediğini söyleyenlerin görüşünün dayanağı budur. 2. Allah'ın hakkını unutmamaktan maksat, erkek atların çiftleşmesine müsaade etmek ve onları Allah yolunda cihad için kullanmaktır.
Hasan-i Basri, Şa'bi ve Mücahid'in görüşü budur. 3. Yine Allah'ın hakkından maksat Ebu Hanife ile Hammad'a göre zekattır. Ancak Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ile diğer alimler bu konuda hocaları Ebu Hanife ile aynı görüşte değildir. Hatta Ebu Ömer: "Ebu Hanife'den önce bu görüşü savunan bir kişi bile görmedim" demiştir. Bu hadis Allah'a itaat yolunda ve mübah olan işlerde kullanıldığı sürece atların yelelerinde hayır ve bereket olacağını ifade etmektedir. Aksi halde hayır ve bereketten yoksun olacaktır.
Hadiste geçen "en kapsamlı ve tek ayet" ifadesinin açıklaması: Ayet en kapsamlı ayettir. Çünkü bütün itaat ve isyan çeşitlerini kapsamına alır. Bu konudaki tek ayettir. Çünkü bu anlamı ifade eden başka ayet yoktur. İbnü't-Tin şöyle demiştir: "Bu ayet, merkebi Allah yolunda, O'na itaat amacıyla edinen kimselerin bunun sevabını göreceklerini, buna karşılık isyan amacıyla edinenlerin de bunun cezasını göreceklerini göstermektedir."
باب: من ضرب دابة غيره في الغزو. 49. SAVAŞTA BAŞKASININ BİNEĞİNE ONU HAREKETE GEÇİRMEK MAKSADIYLA VURMAK حدثنا مسلم: حدثنا أبو عقيل: حدثنا أبو المتوكل الناجي قال: أتيت جابر بن عبد الله الأنصاري فقلت له: حدثني بما سمعت من رسول الله صلى الله عليه وسلم، قال: سافرت معه في بعض أسفاره، قال أبو عقيل: لا أدري غزوة أو عمرة، فلما أن أقبلنا، قال النبي صلى الله عليه وسلم: (من أحب أن يتعجل إلى أهله فليعجل).
قال جابر: فأقبلنا وأنا على جمل لي أرمك، ليس فيه شية، والناس خلفي، فبينا أنا كذلك، إذ قام علي، فقال لي النبي صلى الله عليه وسلم: (يا جابر، استمسك). فضربه بسوطه ضربة فوثب البعير مكانه، فقال: (أتبيع الجمل). قلت: نعم، فلما قدمنا المدينة ودخل النبي صلى الله عليه وسلم المسجد في طوائف أصحابه، فدخلت إليه، وعقلت الجمل في ناحية البلاط، فقلت له: هذا جملك، فخرج فجعل يطيف بالجمل ويقول: (الجمل جملنا). فبعث النبي صلى الله عليه وسلم أواق من ذهب، فقال: (أعطوها جابرا). ثم قال: (استوفيت الثمن). قلت: نعم، قال: (الثمن والجمل لك).
Medine'de dişi atlar az olmazdı. Fakat Rasulullah ve ashabının aygırların dışında ata bindikleri görülmemiştir. Ancak Said İbn Ebi Vakkas ile iligili bu konuda farklı bir bilgi verilmektedir. Aynı Şekilde Darekutni'de geçen bir rivayete göre Mikdad da dişi ata binerdi.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.