

Ribat, Müslümanlarla kafirler arasındaki sınır boylarında nöbet tutup Müslümanların güvenliğini sağlamaya çalışmaktır. İmam Buhari bu ayeti görüşüne delil olarak arz ederken bu ayetin en meşhur olan tefsirini esas almıştır. Bu ayetin tefsiri ile ilgili olarak ileri sürülen bazı görüşler şöyledir: 1. Hasan-ı Basrı ile Katade'ye göre: "Sabredin emri Allah'a itaatte sabırlı ve kararlı olun, sabırda yarışın emri cihad sırasında Allah'ın düşmanlarına karşı dirençli olun ve ribat emri de Allah yolunda uyanık olun anlamına gelir."
2. Muhammed İbn Ka'b el-Kurazı şöyle demiştir: "Sabredin emri itaatte kararlı olun, sabırda yarışın emri Allah'ın vadinin muhakkak gerçekleşeceğinden emin olarak umutla bekleyin, ribat emri düşmana karşı uyanık olun ve takva emri de aranızdaki ilişkilerde Allah'tan korkun anlamındadır." 3. Zeyd İbn Eslem: "Sabredin emri Allah yolunda cihadda kararlı ve devamlı olun, sabırda yarışın emri düşmana karşı dirençli olun ve ribat emri de savaş için at yetiştirip besleyin anlamına gelir" demiştir. / باب: من غزا بصبي للخدمة.
74. HİZMET ETMESİ İÇİN ÇOCUKLARIN SAVAŞA GÖTÜRÜLMESİ حدثنا قتيبة: حدثنا يعقوب، عن عمرو، عن أنس بن مالك رضي الله عنه: أن النبي صلى الله عليه وسلم قال لأبي طلحة: (التمس غلاما من غلمانكم يخدمني حتى أخرج إلى خيبر). فخرج بي أبو طلحة مردفي، وأنا غلام راهقت الحلم، فكنت أخدم رسول الله صلى الله عليه وسلم إذا نزل، فكنت أسمعه كثيرا يقول: (اللهم إني أعوذ بك من الهم والحزن، والعجز والكسل، والبخل والجبن، وضلع الدين، وغلبة الرجال). ثم قدمنا خيبر، فلما فتح الله عليه الحصن ذكر له جمال صفية بنت حيي بن أخطب، وقد قتل زوجها، وكانت عروسا فاصطفاها رسول الله صلى الله عليه وسلم لنفسه، فخرج بها حتى بلغنا سد الصهباء حلت فبنى بها، ثم صنع حيسا في نطع صغير، ثم قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (آذن من حولك).
فكانت تلك وليمة رسول الله صلى الله عليه وسلم على صفية. ثم خرجنا إلى المدينة، قال: فرأيت رسول الله صلى الله عليه وسلم يحوي لها وراءه بعباءة، ثم يجلس عند بعيره، فيضع ركبته، فتضع صفية رجلها على ركبته حتى تركب، فسرنا حتى إذا أشرفنا على المدينة نظر إلى أحد، فقال: (هذا جبل يحبنا ونحبه). ثم نظر إلى المدينة فقال: (اللهم إني أحرم ما بين لابتيها بمثل ما حرم إبراهيم مكة، اللهم بارك لهم في مدهم وصاعهم).
İmam Buhari kullandığı bu başlık ile çocukların cihad görevi ile mükellef olmadıklarına ancak cihad sırasında bazı işleri görmeleri için götürülebileceklerine işaret etmiştir. Buhari’yi şerh eden bazı alimler bu rivayete bakarak yetim bir çocuğun ücretsiz hizmetçi olarak kullanılabileceğini ve çocukların savaşa götürülebileceğini söylemişlerdir. Çünkü onlara göre Enes'in naklettiği bu kıssada ücretle ilgili herhangi bir açıklamaya değinilmemiştir. Fakat bu görüş tartışmaya açıktır. Çünkü Enes bu sefer sırasında on beş yaşın üzerindeydi.
Zira Hayber hicretin yedinci yılında fethedilmiştir. Enes ise hicretin gerçekleştiği sene sekiz yaşında bir çocuktur. Ayrıca anlatılan kıssada ücretle ilgili herhangi bir açıklama bulunmaması bunun hiç olmadığı anlamına gelmez. Bazı alimler Uhud dağının Resulullah’ı (s.a.v.), Resulullah’ın (s.a.v.) da Uhud dağını sevmesini gerçek anlamda kabul etmişlerdir. Çünkü Cenab-ı Hakk bazı cansız varlıklarda muhabbet/sevgi özelliğini yaratır.
Alimlerin bir kısmı ise burada mecaz! bir anlatımın söz konusu olduğunu düşünmüşlerdir. Buna göre hadisin anlamı şöyle olur: "Uhud halkı bizi sever biz de onları severiz." باب: ركوب البحر. 75. DENİZ YOLCULUĞU حدثنا أبو النعمان: حدثنا حماد بن زيد، عن يحيى، عن محمد بن يحيى ابن حبان، عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: حدثتني أم حرام: أن النبي صلى الله عليه وسلم قال يوما في بيتها، فاستيقظ وهو يضحك، قالت: يا رسول الله ما يضحكك، قال: (عجبت من قوم من أمتي يركبون البحر كالملوك على الأسرة). فقلت: يا رسول الله، ادع الله أن يجعلني منهم، فقال: (أنت معهم). ثم نام فاستيقظ وهو يضحك، فقال مثل ذلك مرتين أو ثلاثا، قلت: يا رسول الله، ادع الله أن يجعلني منهم، فيقول: (أنت من الأولين).
فتزوج بها عبادة بن الصامت، فخرج بها إلى الغزو، فلما رجعت قربت دابة لتركبها، فوقعت فاندقت عنقها. İmam Buhari başlığa herhangi bir kayıt getirmeden deniz yolculuğu konusunu mutlak olarak zikretmiştir. Fakat deniz yolculuğunu cihad ve savaş konularını ele aldığı bu bölümde açıklaması bunun deniz savaşları anlamında olduğunu göstermektedir. İlk dönemlerde deniz yolculuğuna çıkma konusu tartışılmıştır.
Konuyla ilgili olarak Mutarrif el-Verrak "Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur"[Yunus 22] ayetini delil göstermiş ve Allah'ın söylediği doğru olandır diyerek deniz yolculuğunda herhangi bir sakınca bulunmadığını savunmuştur. Züheyr İbn Abdullah'ın merfu olarak naklettiği bir hadis şöyledir: "Fırtınalı bir günde deniz yolculuğuna çıkan bir kimsenin başına bir iş gelse bundan hiç kimse sorumlu olmaz." Başka bir rivayette ise bu ifade: "Fırtınalı bir günde deniz yolculuğuna çıkan bir kimsenin başına bir iş gelse başkasını değil kendisini kınasın!" Bu rivayetlerde deniz yolculuğuna çıkma yasağı fırtınalı ve dalgalı olma kaydına bağlanmıştır. Bu da deniz dalgalı olmadığı ve fırtına bulunmadığı zamanlar deniz yolculuğuna çıkılabileceğini gösterir. Burada önemli olan yolcuların güvenliğidir. Güvenlik ve emniyet sağlanmışsa kara ile deniz arasında hiçbir fark yoktur.
Bununla birlikte İmam Malik gibi bazı alimler deniz yolculuğu açısından kadın ile erkeğin birbirinden farklı hükümlere tabi olduklarını söylemişlerdir. İmam Malik'e göre kadının deniz yolculuğuna çıkması mutlak olarak yasaktır. Fakat bu hadis alimlerin çoğunluğu tarafından savunulan diğer görüş için delil teşkil etmektedir. Müslümanların Çıktığı ilk deniz savaşı Hz. Osman zamanında Muaviye İbn Ebu Süfyan tarafından gerçekleştirilmiştir. İmam Malik'in naklettiğine göre Hz. Ömer insanların deniz seferine çıkmalarını yasaklamıştır.
Bu durum Hz. Osman zamanında da bir süre devam etmiş ve Muaviye'nin ısrarlı istekleri sonunda bu dönemde deniz seferine çıkılmasına izin verilmiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.