

İmam Buhari kullandığı bu başlık ile bazı Hanefilerin şu görüşünü kabul etmediğine işaret etmiştir: "Düşman ülkesi vatandaşı olan bir gayri müslim Müslüman olduğu halde bu ülkede yaşamaya devam ederse ve Müslümanlar daha sonra bu toprakları fethederse bu kişi gayr-i menkuller dışındaki bütün mallarının sahibi kabul edilir. Gayr-i menkul mallar ise fey hükümlerine tabi olarak Müslümanların olur." İmam Ebu Yusuf - Hanefi mezhebine mensup olduğu halde - bu konuda alimlerin çoğunluğu gibi düşünür ve yukarıdaki görüşe katılmaz.
İmam Buhari’nin kullandığı bu başlık, Ahmed İbn Hanbel'in Sahr İbnü'I-Ayle el-Becelı'den nakledilen şu rivayetle de örtüşmektedir: "Benı Süleym kabilesinden bir topluluk arazilerini bırakıp kaçmıştı. Ben de bu toprakları ele geçirdim. Daha sonra bunlar Müslüman oldular ve Resulullah'a (s.a.v.) durumlarını arz edip beni dava ettiler. Hz. Nebi (s.a.v.) de daha önce onlara ait olan bu malların iade edilmesine karar verdi ve şöyle buyurdu: "Bir kimse Müslüman olursa sahip olduğu topraklar ve mallar konusunda herkesten fazla hak sahibidir."
Bu konu başlığı altında nakledilen Usame İbn Zeyd hadisi daha önce ayrıntılarıyla açıklanmıştır. (bkz.hac, Bab, 44) Bu rivayet zaten başlıkta ifade edilen hükmü de içermektedir. Ancak bu hüküm Mekke’nin savaşla fethedildiği (anveten) düşüncesine dayanmaktadır. Bununla birlikte Şafiilerde meşhur olan görüş Mekke'nin sulh / anlaşma yoluyla fethedildiği yönündedir.
Allah izin verirse bu konudaki ayrıntılı açıklamalar Kitabü'l-meğazl'de Mekke'nin fethinin anlatıldığı ilgili bölümde gelecektir. "Müslümanların bedduasından sakının" ifadesi İsmam, Darekutnı ve Ebu Nuaym rivayetlerinde "Jv1azlumun duasından sakının" şeklinde farklı bir ibare ile geçmektedir. Hz. Ömer burada Abdurrahman İbn Avf ile Osman İbn Affan'ı özellikle zikretmiş ve örnek vermiştir. -Çünkü bunlar sahabenin zenginleri arasındadır. Bu ifade onların sürülerinin devlete ait meralarda hiçbir zaman otlatılamayacağ1 anlamına gelmemektedir. Burada Hz. Ömer hayvanları az olan sürü sahipleri ile çok olan sürü sahiplerine ait hayvanların meralara toplu olarak sığmaması veya meraların yetersiz kalması durumunda küçük sürülerin tercih edileceğini vurgulamıştır. Bu yüzden görevlendirdiği kişiyi özellikle uyarmış ve bu iki sahabenin sürülerini tercih edip diğerlerini mağdur etmemesini öğütlemiştir. Zaten niçin böyle bir hüküm verdiğini de açıklamıştır. Bu gerekçeyi de şöyle özetlemek mümkündür: "Bu küçük sürü sahiplerinin hayvanlarını meralara sokmalarına ve otlatmalarına engelolunursa hayvanlar açlıktan telef olabilir. Bu ise onların telef olan hayvanlarının tazmin edilmesi anlamına gelir. Bu küçük sürü sahiplerinin ihtiyaçlarını gidermek ve hayvanlarının tazminat bedellerini altın ve gümüş ile ödemek ise kimi zaman daha önemli işler için gerekli olan harcamaları aksatabilir."
el-Mühelleb konu hakkında şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Hz. Ömer'in böyle bir karar vermesinin sebebi şudur: Medıneliler barış yoluyla teslim olup İslam'ı kabul etmişlerdi. Bu yüzden malları kendilerine bırakıldı. Zaten Hz. Nebi (s.a.v.) de bu yüzden Neccar oğullarının arazisi üzerine mescidini yapmak istediğinde bu toprakları almak için pazarlık yapmıştı. Alimler şu konuda görüş birliği içindedir; Kendileriyle barış yapılan bir ülke halkı Müslüman olursa malları üzerinde herkesten fazla hak sahibidir ve mallarının sahibi yine kendisidir. Buna karşılık kendileriyle savaşılan ve Müslümanların zaferi sonrasında Müslüman olan kimselerin toprakları / arazileri fey hükümlerine tabi olarak Müslümanlara verilir. Çünkü savaşan ve direnen düşmanların toprakları üzerinde mağlup edilmeleri herhangi bir savaşta mağlup edilip menkul mallarının ele geçirilmesi gibi değerlendirilir. Halbuki barış yoluyla teslim olup İslam'ı kabul edenlerin durumu bunlardan farklıdır."
Ancak el-Mühelleb'in alimler arasında görüş birliği bulunduğunu söylemesi konu başında yaptığımız açıklamadan da anlaşılacağı gibi tartışmaya açıktır. Zaten el-Mühelleb ve ondan sonra gelenler arazilerle ilgili hükümleri belirlerken Medıne topraklarının durumunu göz önünde bulundurarak hareket etmişlerdir. Medıneliler ise kendi mülkiyetleri altında bulunan toprakları üzerinde Müslüman olmuşlardır. Halbuki Hz. Ömer'in uygulamasında söz konusu olan durum bu değildir. O herhangi birisinin bakımı olmaksızın kendiliğinden ot biten bazı ölü arazileri ihya edip zekat develeri ve savaş atları için mera alanı olarak belirlemiştir. Küçük sürü sahiplerine ise imkan tanıyarak hayvanlarını bu meralarda otlatmaları için izin vermiştir. Bu bakımdan karşı görüş sahiplerinin Hz. Ömer'den nakledilen bu rivayeti kendi görüşleri için delilolarak kullanmaları uygun değildir.
Hz. Ömer "Allah yolunda savaş için kullanacağım hayvanları koruma ve besleme endişesi olmasaydı" derken savaşa gidebilmek için imkanı olmayan kimselere verilmek üzere beslenen develere işaret etmiştir. İmam Malik'ten nakledildiğine göre Hz. Ömer zamanında bu meralarda beslenen deve, at ve diğer hayvanların sayısı kırk bine ulaşmıştır. Bu rivayet Hz. Ömer'in ne kadar ileri görüşlü olduğunu göstermektedir. O halkının durumunu bütün yönleriyle değerlendirip Müslümanlar için en uygun çözümü bularak bunu göstermiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.