

İmam Buhari'nin kullandığı konu başlığında işaret edilen fetih Mekke'nin fethidir. Ancak bu başlıkta genel bir ifade kullanıldığı için konuyla ilgili olarak verilen hükmün (hicret yoktur) anlam yelpazesinin daha geniş olduğunu düşünmek de mümkündür. Buna göre Mekke dışındaki yerlerin fethedilmesi durumunda da bu hüküm uygulanacak ve Müslümanların fethettiği bir yerden hicret etmek gerekmeyecektir. Bir şehir / ülke Müslümanlar tarafından fethedilmeden önce orada yaşayan Müslümanlar için durumlarına göre üç ihtimal söz konusudur: 1. Müslüman olduğunu özgürce ifade edebileceği ve dini görevlerini rahatça yapabileceği imkanlardan yoksun olan (yani baskıcı ve yasakçı bir ülkede yaşayan) Müslümanlardan hicret etmeye gücü yetenlerin buradan hicret etmesi vaciptir / farzdır.
2. Müslüman olduğunu ifade etme ve açıklama hürriyetine sahip olan ve dini vecibelerini herhangi bir baskıyla karşılaşmadan özgürce ifa edebilen Müslümanlardan hicret etme imkanına sahip olanların düşman ülkesinden hicret etmeleri müstehaptır. Zira böyle bir hicret Müslüman nüfusun artmasına, Müslümanları desteklemeye imkan verdiği gibi kafirlere karşı cihada katılmayı, onların desiselerinden güvende olmayı ve onlar arasında iyice yaygınlaşmış bulunan çirkin ve haram yaşantı ve uygulamalarla muhatap olmamayı sağlar.
3. Esaret, hastalık gibi sebeplerle düşman ülkesinde kalmak zorunda olan ve hicret etme imkanından yoksun bulunan kimselerin orada kalmasında herhangi bir sakınca yoktur. Fakat buna rağmen her şeyi göze alarak hicret ederse bunun mükafatını ve sevabını alır. 195. BİR MÜSLÜMANIN İSLAM ÜLKESİ VATANDAŞI OLAN GAYR-İ MÜSLİM KADINLARIN VE ALLAH'A İSYAN EDEN MU'MİN KADUNLARUN SAÇLARINA BAKMAK VE ELBİSELERİNİ ÇIKARMAK ZORUNDA KALMASI حدثني محمد بن عبد الله بن حوشب الطائفي: حدثنا هشيم: أخبرنا حصين، عن سعد بن عبيدة، عن أبي عبد الرحمن، وكان عثمانيا، فقال لابن عطية، وكان علويا: إني لأعلم ما الذي جرأ صاحبك على الدماء، سمعته يقول: بعثني النبي صلى الله عليه وسلم والزبير، فقال: (اتئو روضة كذا، وتجدون بها امرأة، أعطاها حاطب كتابا).
فأتينا الروضة فقلنا: الكتاب، قالت: لم يعطيني، فقلنا: لتخرجن أو لأجردنك، فأخرجت من حجزتها، فأرسل إلى حاطب، فقال: لا تعجل، والله ما كفرت ولا ازددت للإسلام إلا حبا، ولم يكن أحد من أصحابك إلا وله بمكة من يدفع الله به عن أهله وماله، ولم يكن لي أحد، فأحببت أن أتخذ عندهم يدا، فصدقه النبي صلى الله عليه وسلم، قال عمر: دعني أضرب عنقه فإنه قد نافق، فقال: (ما يدريك، لعل الله اطلع على أهل بدر فقال: اعملوا ما شئتم). فهذا الذي جرأه.
İmam Buhari'nin burada naklettiği rivayet ile kullandığı başlık arasındaki ilişki açıktır. Zira bu olayı anlatan başka bir rivayette kadının mektubu saç örgülerinin arasından çıkardığı nakledilmektedir. Zorunlu durumlarda kadının elbisesinin çıkarılması hükmü ise Hz. Ali ile Zübeyr'in kadını "Ya mektubu verirsin ya da elbiselerini soyarız" diye tehdit etmelerinden çıkarılmıştır.
Yukarıdaki rivayetin senedinde geçen kişi Ebu Abdurrahman es-Sülemi'dir. (Osman taraftarı diye tercüme edilen) Osmani kelimesi ise Hz. Osman'ın Hz. Ali'den daha üstün olduğunu savunan kişileri anlatır. Buna karşılık (Hz. Ali taraftarı diye tercüme edilen) Alevi kelimesi Hz. Ali'nin Hz. Osman'dan daha faziletli olduğunu düşünen kişiler için kullanılır. Bu düşünce ehl-i sünnet çizgisinde olan Kufe'li bazı insanlar tarafından benimsenmiştir.
İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: "Burada nakledilen rivayette kadının Müslüman mı yoksa İslam ülkesi vatandaşı bir gayr-i müslim (zimmi) mi olduğu açıklanmamıştır. Ancak kendilerine bakmanın haram oluşu açısından Müslüman ile gayr-i müslim kadın arasında herhangi bir fark yoktur. Fakat zorunluluk halleri bu hükmün dışındadır."

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.