

Nebi s.a.v.'in açıklaması ganimeti hak edenlerle hak etmeyenlerin kim olduğunu belirlemeye yöneliktir. Nitekim "Bilin ki, ganimet olarak aldığınız malların beşte biri Allah'a, Resulü'ne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir"[Enfal, 41] ayeti de bunu göstermektedir. İmam Buhari'nin bu konu başlığı altında naklettiği Urve el-Bariki rivayeti Kitabü'l-cihad'da geçmiştir. Bu rivayetin burada nakledilmesinin sebebi sonunda geçen ifadedir: "". mükafat (ecir) ve ganimet bağlanmıştır."
Kisra ve Kayser ile ilgili olarak Ebu Hureyre'den nakledilen rivayet hakkında açıklama Alamatü'n-nübüvve bölümünde gelecektir. Bu rivayetin burada zikredilmesi ise: "siz onların sahip oldukları hazineleri Allah yolunda harcayacaksınız" ifadesinden kaynaklanmaktadır. Bu hadiste söz konusu edilen Nebi Yuşa' Bin Nun (a.s) ve bahsi geçen yerleşim merkezi de Eriha'dır.
İbnü'l-Müneyyir'in açıklamasına göre Allah Teala elin yapışmasını ganimetten mal aşıranları gösteren bir alamet kılmıştır. "Bizim zayıflığımızı ve acziyetimizi gördüğü için" ifadesi şuna işaret etmektedir: "Allah'ın huzurunda acziyetin ifade edilmesi, O'nun (c.c) lütuf ve ihsanının, fazlının kula yetişmesini sağlar." Bu rivayet ganimetin sadece Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selle m ümmetine helalolduğunu gösterir. Bunun ilk olarak helal kılınışı ise Bedir savaşında olmuştur. "Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve temiz olarak yeyin!"[Enfal, 69] ayeti de bu konuda inmiştir. Böylece Allah Teala bu ümmete ganimeti helal kılmıştır.
Hadisten Çıkarılan Dersler 1. Dünyanın insanı cezbeden ve imtihan vesilesi olan imkanları kişiyi dünyaya karşı çok düşkün ve hırslı kılar, dünyada devamlı kalma arzusunu artırır. Çünkü cinsel ilişkide bulunma isteği olan veya bu isteğini gidermek üzere ilişkiye hazırlanan bir kimsenin kalbi hep bu düşünce ile dolu olur. Bu yüzden şeytan onun gönlünü ve aklını meşgul ederek yapacağı itaate mani olmaya veya bu itaati gönül huzuru içinde yapmasını engellemeye çalışır. Kadın dışındaki dünya nimetleri ve uğraşıları için de aynı durum söz konusudur.
2. Çok önemli işler ancak iç huzuru olan, zihni birçok işle meşgulolmayan kimselere verilmelidir. Çünkü zihni veya gönlü başka düşüncelere ve isteklere takılı olan kimselerin kararlılığı, direnci kırılır ve yapılacak olan itaate karşı duyacağı rağbeti, isteği azalır. Kısacası kalp ve zihin pek çok düşünce ile meşgul olduğu için dağınık bir halde ise azaların iş yapma gücü zayıflar, buna karşılık kalp sadece tek bir şeye yoğunlaşır ve bu dağınıklıktan kurtulursa diğer azalar daha güçlü bir şekilde işe sarılır.
3. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ümmetinden önceki ümmetler düşmanla savaşıp onların mallarını ganimet olarak aldıkları zaman bunlar üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunamazlardı. Bunları bir yere cihadın kabul edildiğini anlarlardı. Ateşin inmemesi ise bu savaşlarının kabul olan suçlardan biri de ganimetten mal aşırmaktı. Ancak Allah Teala, bu ümmete Nebiinin yüceliği ve şerefi hürmetine merhametli davranmış ve ganimetieri helal kılmıştır. Ayrıca ganimetten mal aşırılması suçunu örtmüş ve diğer ümmetlerde söz konusu olan savaşın kabul edilmemesi hükmünü kaldırmıştır. Peşpeşe gelen nimetleri dolayısıyla Allah'a hamd olsun.
KİTABU’L-HUMUS EK SAYFA – 1294-3 9- GANİMETLER SAVAŞA KATILANLARA DAĞITILIR حدثنا صدقة: أخبرنا عبد الرحمن، عن مالك، عن زيد بن أسلم، عن أبيه قال: قال عمر رضي الله عنه: لولا آخر المسلمين، ما فتحت قرية إلا قسمتها بين أهلها، كما قسم النبي صلى الله عليه وسلم خيبر. İmam Buhariinin kullandığı bu konu başlığı Abdürrezzaklın sahih bir senedie Tarık İbn Şihab yoluyla naklettiği bir rivayetten alınmıştır: "Hz. Ömer, Ammar’a mektupla bir talimat göndererek ganimetler savaşa katılanlara dağıtılır demiştL" Abdullah İbn Ebu Kays yoluyla nakledilen rivayet ise şöyledir: "Hz. Ömer fethedilen toprakları dağıtmak istiyordu. Muaz ona şöyle dedi: "Eğer bu toprakları savaşçılara dağıtacak olursan bu insanların eline çok büyük bir servet vermiş olursun.
Böylece söz konusu mallar tek bir kişinin veya kadının tasarrufuna ve tekeline geçer: Daha sonra bazı Müslümanlar gelir ve bir takım ihtiyaçları olur. Fakat bu ihtiyaçlarını giderebilmek için hiç bir gelir kaynağı bulamazlar. Bu yüzden hem şimdikilerin hem de sonradan gelecek olanların ihtiyaçlarını karşılayabilecek ortak bir çözüm üzerinde düşünmelisin." Hz. Ömer bunun üzerine fethedilen toprakların paylaştırılması işlemini geciktirmeyi düşündü ve geliri savaşçılar ile savaşçılardan sonra gelecek nesillere harcanmak üzere bu toprakları haraç sistemi ile işletilmesine karar vedi." Bu topraklar dışında kalan ganimetler ise savaşçılara dağıtıldı. Alimlerin çoğunluğunun görüşü bu doğrultudadır.
Ebu Hanife şöyle demiştir: "Bir destek birliği İslam ordusuna yardım etmek üzere İslam ülkesinden ayrılıp yola koyulur ve düşman ülkesi fethedildikten sonra orduya yetişirse ganimete ortak olur." O bu görüşü arz ederken şu delillere dayanmıştır: 1. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Cafer ile birlikte Hayber'e gelen Eş’arilere ganimetten pay vermiştir.
2. Hz. Nebi (s.a.v.) bazen savaşa katılmayanlara ganimetten pay vermiştir. Nitekim Hz. Osman Bedir savaşına katılmadığı halde Resul-i Ekrem (s.a.v.) ona pay vermiştir. Eş'arller ile ilgili rivayet ve Ebu Hanife’nin görüşüne verilen cevap Hayber savaşının anlatıldığı bölümde ele alınacaktır. Hz. Nebi'in sallallahu aleyhi ve sellem bazen savaşa katılmayanlara ganimetten pay vermesi konusuyla ilgili olarak alimlerin çoğunluğunun verdiği cevaplar şöyledir: 1. Böyle bir yetki sadece Resulullah'a (s.a.v.) hastır, başkalarının böyle bir dağıtım yetkisi yoktur.
2. Bu uygulama ganimetin tamamını paylaştırma yetkisinin tümüyle Nebi s.a.v.'e ait olduğu dönemle ilgilidir. Zira önce inen ayet ganimetin tamamının Resulullah'a (s.a.v.) ait olduğunu göstermektedir: "Sana savaş ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Nebie aittir. "[Enfal,1] Halbuki daha sonra ganimetin beşte birinin O'na sallallahu aleyhi ve sellem ait olduğu bildirilmiştir: "Bilin ki, ganimet olarak aldığınız malların beşte biri Allah'a, Resulü'ne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir"[Enfal, 41] Bu ayet gereğince ganimetin beşte dördü savaşçılara ait olmuştur.
3. Hz. Nebi'in sallallahu aleyhi ve sellem bu uygulamayı ganimetIerin beşte birinin kendisine ait olduğunu ifade eden ayetten sonra yapmış olması da mümkündür. Buna göre söz konusu kişilere verdiği şeyler bu beşte birlik paydan olabilir. Zaten İmam Buhari de ileride görüleceği gibi bu üçüncü yoruma meyletmiştir. 4. Ordunun yararına olan bir takım hizmetleri görmek ve onların ihtiyaçlarını karşılamak üzere veya devlet başkanının izniyle geri kalanlar ile diğerlerinin birbirinden ayrılması gerekir. Buna göre ilk grupta yer alanlara ganimetten pay verilir. İmam Malik'ten nakledilen meşhur görüş de budur.
İbn Battal şöyle demiştir: "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem sadece Hayber savaşında bu savaşakatılmayanlara ganimetten pay vermiştir. Bu ise istisnaı bir hükümdür. Dolayısıyla böyle bir istisnaı hükmü asıl kabul ederek buna kıyasla yeni hükümler verilemez. Çünkü burada Resulullah sallallahu aleyhi ve selle m gemiyle yolculuk yaparak Habeşistan'dan geri dönen ve çok büyük bir sıkıntı içinde olan sahabılere pay dağıtmıştır. Zaten bu yüzden Muhacirler ilk geldikleri zaman Ensar tarafından yapılan harcamaların bedeli Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından Ensara geri verilmiştir."
10- GANİMET İÇİN SAVAŞAN KİMSENİN MÜKAFATI (ECRİ) AZALIR MI? حدثنا محمد بن بشار: حدثنا غندر: حدثنا شعبة، عن عمرو قال: سمعت أبا وائل قال: حدثنا أبو موسى الأشعري رضي الله عنه قال: قال أعرابي للنبي صلى الله عليه وسلم: الرجل يقاتل للمغنم، والرجل يقاتل ليذكر، ويقاتل ليرى مكانه، من في سبيل الله؟ فقال: (من قاتل، لتكون كلمة الله هي العليا، فهو في سبيل الله). İbnü'l-Müneyyir şöyle der: "İmam Buhari kullandığı bu başlık ile şunu kasdetmiştir: Bir kimse Allah'ın sözünün en yüce olması amacı yanında ganimet de elde etme arzusuyla savaşa girmiş olması onun mükafat elde etmesine engel teşkil etmez ve sevabının azalmasına yol açmaz. Çünkü herhangi bir hükmün sebebi hükmün sadece o sebebe hasredildiğini göstermez. Zaten bu yüzden tek bir hükmün birden fazla sebebi olabilmektedir. Savaşa katılırken ganimet elde etme düşüncesinin bulunması Allah'ın sözünün en üstün olması düşüncesi ile çelişen bir durum olsaydı Resul-i Ekrem (s.a.v.) genel bir cevap vermez ve mesela şöyle derdi: "Ganimet için savaşa katılan kişi Allah yolunda savaşmış olmaz." .
Ancak İbnü'l-Müneyyir'in bu başlıktan yola çıkarak İmam Buhari'nin görüşlerini bu şekilde değerlendirmesi uzak bir yorumdur. Bana kalırsa Kitabü'l-cihad'ın baş taraflarında da açıkladığımız gibi sevabın azalması göreceli / nisbı bir durumdur. Buna göre sadece Allah'ın kelimesi (Allah'ın dini ve Kitabı) üstün olsun diye savaşanın elde edeceği sevap ile böyle bir gayeye başka amaçlar (ganimet elde etmek, adının anılmasını isternek vs.) da ekleyenlerin kazanacağı sevap aynı olmaz.
11. DEVLET BAŞKANININ DÜŞMAN ÜLKELERDEN KENDİSİNE GETİRİLEN HEDİYELERİ DAĞITMASI VE DAĞITIMA KATILMAYANLARA VEYA O SIRADA ŞEHİR DIŞINDA BULUNANLARA PAY AYIRMASI حدثنا عبد الله بن عبد الوهاب: حدثنا حماد بن زيد، عن أيوب، عن عبد الله بن أبي مليكة: أن النبي صلى الله عليه وسلم أهديت له أقبية من ديباج، مزررة بالذهب، فقسمها في ناس من أصحابه، وعزل منها واحدا لمخرمة بن نوفل، فجاء ومعه ابنه المسور بن مخرمة، فقام على الباب فقال: ادعه لي، فسمع النبي صلى الله عليه وسلم صوته، فأخذ قباء فتلقاه به، واستقبله بأزراره، فقال: (يا أبا المسور خبأت هذا لك، يا أبا المسور خبأت هذا لك). وكان في خلقه شدة.ورواه ابن علية، عن أيوب. قال حاتم بن وردان: حدثنا أيوب، عن ابن أبي مليكة، عن المسور: قدمت على النبي صلى الله عليه وسلم أقبية.
تابعه الليث، عن ابن أبي مليكة. İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: "Bu rivayet insanlar arasında yaygın olarak kabul edilen, hediye dağıtımın yapıldığı mecliste bulunanlara verilir, şeklindeki görüşün kabul edilemeyeceğini gösterir." Bu konuyla ilgili açıklamaların bir kısmı Kitabü'l-hibe bölümünde kaydedildi .. İbn Battal bu rivayet hakkında şu değerlendirmeyi yapmaktadır: "Müşriklerin hediye ettikleri malları almak Resulullah'a (s.a.v.) helaldir. Çünkü bunlar fey (savaşsız ele geçirilen düşman malı) hükmündedir. Bu bakımdan tıpkı feyde olduğu gibi bu tür mallardan dilediklerini bağışlar dilediklerini bağışlamayıp kendisine ayırabilir. Fakat Resulullah'tan (s.a.v.) sonra gelen bir yöneticinin bu tür malları kendisine tahsis etmesi caiz değildir. Çünkü bu hediyelerin ona verilmesinin tek sebebi Müslümanların lideri olmasıdır."
KİTABU’L-HUMUS EK SAYFA – 1294-4 12. RESULULLAH S.A.V. KUREYZA VE NADiROĞULLARI YAHUDİLERİNİN ARAZİLERİNİ NASIL PAYLAŞTıRMıŞTIR Resul-i Ekrem s.a.v. bu arazilerden bir kısmını kendi ihtiyaçları ve beklenmeyen giderleri için ayırmıştır . حدثنا عبد الله بن أبي الأسود: حدثنا معتمر، عن أبيه قال: سمعت أنس بن مالك رضي الله عنه يقول: كان الرجل يجعل للنبي صلى الله عليه وسلم النخلات، حتى افتتح قريظة والنضير، فكان بعد ذلك يرد عليهم.
İmam Buhari bu başlık altında Enes İbn Malik'ten nakledilen yukarıdaki hadise yer vermiştir. Bu hadise daha önce bağış (hibe) bölümünün sonlarında yer verilmişti. Burada söz konusu edilen olayın özü şudur: "Nadıroğulları yahudilerine ait topraklar Cenab-ı Allah'ın, Hz. Nebi'e (s.a.v.) fey olarak verdiği mallar kapsamındadır. Bu bakımdan bunlarla ilgili tasarruf ve mülkiyet tümüyle ona aittir. Ancak Hz. Nebi (s.a.v.) bu arazileri Muhacirlere dağıtmış ve ensara kendi topraklarını geri vermelerini emretmişti. Çünkü ensar bütün varlıklarını Mekke'de bırakarak Medine'ye gelen Muhacirlere yardımcı olmuş ve ellerindeki her şeyi onlarla paylaşmış, topraklarının bir kısmını onlara bağışlamışlardı.
Böylece hem Muhacirler hem de Ensar hiç kimseye muhtaç olmayacak şekilde gelir sahibi olmuşlardır. Daha sonra Kureyzaoğullarına ait topraklar fethedildi. Zira Kureyzaoğulları kendileriyle yapılan anlaşmayı bozmuşlardı. Müslümanlar Hendek eden Kurayzaoğulları suçlarını kabul ederek eski muttefikleri olan Sa 'd İbn Muaz'ın vereceği hükme razı olarak teslim olmuşlardır. İşte ResuI-i Ekrem (s.a.v.) Kureyza oğullarından alınan toprakları da ashabı arasında paylaştırmış, kendi payına düşen kısmı ailesinin nafakası ve beklenmedik giderler için ayırmıştır. Kalan bölümü de Allah yolunda cihada hazırlık olması maksadıyla silah ve at gibi savaş malzemelerinin tedariki için kullanmıştır. Bu konu ile ilgili olarak Hem Buhari hem Müslim'in sahihinde bilgi vardır."
KİTABU’L-HUMUS EK SAYFA – 1294-5 13. HZ. NEBİ S.A.V. VE DEVLET BAŞKANLARI İLE BİRLİKTE SAVAŞAN GAZİLERİN HEM HAYATTA İKEN HEM DE ÖLDÜKTEN SONRA MALLARININ BEREKETLİ OLMASI حدثنا إسحاق بن إبراهيم: قال: قلت لأبي أسامة: أحدثكم هشام ابن عروة، عن أبيه، عن عبد الله بن الزبير قال: لما وقف الزبير يوم الجمل، دعاني فقمت إلى جنبه، فقال: يا بني إنه لا يقتل اليوم إلا ظالم أو مظلوم، وإني لا أراني إلا سأقتل اليوم مظلوما، وإن من أكبر همي لديني، أفترى يبقي ديننا من مالنا شيئا؟ فقال: يا بني بع مالنا فاقض ديني، وأوصى بالثلث، وثلثه لبنيه - يعني بني عبد الله بن الزبير - يقول: ثلث الثلث، فإن فضل من مالنا فضل بعد قضاء الدين فثلثه لولدك، قال هشام: وكان بعض ولد عبد الله قد وازى بعض بني الزبير، خبيب وعباد، وله يؤمئذ تسعة بنين وتسع بنات. قال عبد الله: فجعل يوصيني بدينه ويقول: يا بني إن عجزت عنه في شيء فاستعن عليه مولاي.
قال: فوالله ما دريت ما أراد حتى قلت: يا أبت من مولاك؟ قال: الله، قال: فوالله ما وقعت في كربة من دينه إلا قلت: يا مولى الزبير اقض عنه دينه فيقضيه، فقتل الزبير رضي الله عنه ولم يدع دينارا ولا درهما إلا أرضين، منها الغابة وإحدى عشرة دارا بالمدينة، ودارين بالبصرة، ودارا بالكوفة، ودارا بمصر، قال: إنما كان دينه الذي عليه أن الرجل كان يأتيه بالمال فيستودعه إياه، فيقول الزبير: لا، ولكنه سلف، فإني أخشى عليه الضيعة، وما ولي إمارة قط، ولا جباية خراج، ولا شيئا إلا أن يكون في غزوة مع النبي صلى الله عليه وسلم، أو مع أبي بكر وعمر وعثمان رضي الله عنهم، قال عبد الله بن الزبير: فحسبت ما عليه من الدين فوجدته ألفي ألف ومائتي ألف، قال: فلقي حكيم بن حزام عبد الله بن الزبير فقال: يا ابن أخي، كم على أخي من الدين؟ فكتمه، فقال: مائة ألف، فقال حكيم: والله ما أرى أموالكم تسع لهذه، فقال له عبد الله: أفرأيتك إن كانت ألفي ألف ومائتي ألف؟ قال: ما أراكم تطيقون هذا، فإن عجزتم عن شيء منه فاستعينوا بي، قال: وكان الزبير اشترى الغابة بسبعين ومائة ألف، فباعها عبد الله بألف ألف وستمائة ألف، ثم قام فقال: من كان له على الزبير حق فليوافنا بالغابة، فأتاه عبد الله بن جعفر، وكان له على الزبير أربعمائة ألف، فقال لعبد الله: إن شئتم تركتها لكم، قال عبد الله: لا، قال: فإن شئتم جعلتموها فيما تؤخرون إن أخرتم، فقال عبد الله: لا، قال: قال: فاقطعوا لي قطعة، فقال عبد الله: لك من ها هنا إلى ها هنا، قال: فباع منها فقضى دينه فأوفاه، وبقي منها أربعة أسهم ونصف، فقدم على معاوية وعنده عمرو بن عثمان والمنذر بن الزبير وابن زمعة، فقال له معاوية: كم قومت الغابة؟ قال: كل سهم مائة ألف، فكم بقي، قال: أربعة أسهم ونصف، قال المنذر بن الزبير: قد أخذت سهما بمائة ألف، قال عمرو بن عثمان: قد أخذت سهما بمائة ألف، وقال ابن زمعة: قد أخذت سهما بمائة ألف، فقال معاوية: كم بقي؟ فقال: سهم ونصف، قال: أخذته بخمسين ومائة ألف، قال: وباع عبد الله بن جعفر نصيبه من معاوية بستمائة ألف، فلما فرغ ابن الزبير من قضاء دينه، قال بنو الزبير: اقسم بيننا ميراثنا، قال: لا والله لا أقسم بينكم حتى أنادي بالموسم أربع سنين: ألا من كان له على الزبير دين فليأتنا فلنقضه، قال: فجعل كل سنة ينادي بالموسم، فلما مضى أربع سنين قسم بينهم، قال: فكان للزبير أربع نسوة، ورفع الثلث، فأصاب كل امرأة ألف ألف ومائتا ألف، فجميع ماله خمسون ألف ألف، ومائتا ألف.
İmam Buhari'nin kullandığı konu başlığı ile nakledilen rivayet arasındaki ilişki daha çok Abdullah İbnü'z-Zübeyr'in "Babam kesinlikle mal tahsil edip biriktirmesine imkan verecek şekilde hiçbir idari görev (memuriyet) üstlenmemiş ve haraçların toplanmasında görevalmamıştır. O elindeki malların tamamına Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Osman ile birlikte katıldığı savaşlar sonucunda ele geçirilen ganimetler yoluyla sahip olmuştur" şeklindeki sözünde ortaya çıkmaktadır.
Cemel Vak'ası İslam tarihindeki meşhur savaşlardan birisidir. Bu savaş Hz. Ali ile Hz. Aişe'nin taraftarları arasında olmuştu. Zübeyr de bu savaşa katılanlardan birisidir. Olaya Cemel savaşı denmesinin sebebi ise Hz. Aişe'nin bu savaşa. Ya'la İbn Ümeyye tarafından yüz dinara alınan çok güçlü ve iri bir deve üzerinde katılmasıdır. Hz. Aişe'nin ordusunda bulunanlar bu devenin etrafında savaşmışlar ve en sonunda deve boğazlanmıştır. Sonunda Hz. Aişe ve taraftarları bu savaşta mağlup olmuştu. Hicretin 36. yılında meydana gelen ve özetle anlattığımız bu olayla ilgili açıklama Kitabü'l-fiten bölümünde de ele alınacaktır.
Zübeyr'in "Evladım, bu gün öldürülenler zalim veya mazlum olarak öldürülecektir" şeklindeki sözü hakkında İbn Battal şöyle demiştir: "Yani kişi karşısındaki düşmanına / hasmına göre zalim, kendi düşüncesine göre ise mazlumdur. Çünkü her iki taraf da kendisinin doğru düşündüğünü söylemektedir." İbnü't-Tın ise şu açıklamaya yer vermiştir: "Yani bu savaşa katılanlar ya kendisinin haklı tarafta olduğu yorumunu yapan (tevil eden) bir sahabi olup mazlumdur ya da sırf dünyalık için savaşa katılan ve sahabıler dışındaki birisi olup zalimdir."
Zübeyr kendisine emanet olarak bırakılmak istenen malları kabul etmez ve bunları birer borç olarak aldığını söylerdi. Çünkü bu malların zayi olması durumunda kendisinin kötü şöhret yapacağından ve malların korunması konusunda kusurlu davrandığının düşünülmesinden çekinmiştir. Bu yüzden söz konusu malları tazmin edilebilir bir yolla yani borç olarak almıştır. Böylece hem mal sahibi daha rahat olacak ve Zübeyr'in kişiliğine, onuruna herhangi bir zarar gelmeyecektir. İbn Battal ise: "Bu yolla Zübeyr söz konusu mallarla ticaret yapıp kar elde edince helalinden kazanmış olacaktır" diye bir açıklama yapmıştır.
Abdullah İbnü'z-Zübeyr babasının servetinin ganimetler yoluyla elde edildiğini vurgulayarak onun hakkında doğabilecek kötü düşünceleri engellemek istemiştir. İbnü'z-Zübeyr'in, Hakim İbn Hizam'a babasının borçlarının daha az olduğunu söylemesiyle ilgili olarak İbn Battal şu açıklamayı yapmıştır: "Abdullah böyle söylemeseydi Hakim, Zübeyr'in çok fazla borçlandığını düşünüp şaşkınlığını ifade edebilir, bu kadar çok borçlanan Zübeyr'in tedbirsiz davrandığını, Abdullah'ın bu borcu ödeyemeyeceğini ve kendisine muhtaç olacaklarını düşünebilirdi. İşte Hakım yüz bini bile çok görünce Abdullah borcun tamamını söyleyerek bunu ödeyebilecek güçte olduğunu ona göstermek istemiştir. Hakım İbn Hizam, Zübeyr İbnü'l-Avvam'ın amcasının oğludur."
Yakub İbn Süfyan, Abdullah İbn Mübarek yoluyla şöyle bir rivayet nakletmiştir: "Hakim İbn Hizam, Zübeyr'e ait borçların ödenmesine yardımcı olmak için Abdullah İbnü'z-Zübeyr'e yüz bin vermek istedi fakat Abdullah bunu kabul etmedi. Hakım bu yardımın miktarını dört yüz bine kadar çıkardığı halde Abdullah'ı ikna edemedi. Bunun üzerine Abdullah, Hakim'e şöyle dedi: "Ben senden böyle bir yardım istemiyorum. Fakat benimle birlikte babamdan alacağı olan Abdullah İbn Cafer'e gelirsen iyi olur." Bunlar yanlarına Abdullah İbn Ömer'i de alarak Abdullah İbn Cafer'e gittiler. İbnü'z-Zübeyr, bunları aracı olmaları için getirmiştir. Abdullah İbn Cafer: "Sen bunları bana aracı olmaları için mi getirdin'? Ben alacağımdan vazgeçtim, senin olsun"
dedi. İbnü'z-Zübeyr: "Ben bu maksatla gelmedim" deyince İbn Cafer: "Öyleyse alacağıma karşılık ayağındaki şu iki çarığı bana ver!" dedi. Fakat İbnü'z-Zübeyr bu teklifi de kabul etmedi. İbn Cafer: "Ta_ mam ben alacağımdan vazgeçtim, kıyamete kadar bu para senindir" dediyse de İbnü'z-Zübeyr dinlemedi. Sonunda İbn Cafer: "Peki sen ne diyorsun?" deyince İbnü'z-Zübeyr: "Borca karşılık sana arazi vereyim" dedi. İbn Cafer bu teklifi kabul etti. Daha sonra Muaviye bu araziye müşteri oldu ve daha yüksek bir fiyata söz konusu araziyi satın aldı."
Abdullah İbnü'z-Zübeyr'in Gabe arazilerini 1.600.000'e satmasından anlaşıldığı kadarıyla bu araziler on altı parsele ayrılmıştır. Çünkü Abdullah İbnü'z-Zübeyr daha sonra Muaviye'ye bu arazilerin her bir parselini yüz bin dirheme sattığını söylemiştir. "Babamın bıraktığı malları bu şekilde satıp ... " İbnü'z-Zübeyr'in bu sözü sadece Gabe arazilerinin değil diğer gayrimenkullerin de satıldığını gösterir. Çünkü Zübeyr'in toplam borcu 1.200.000'dir. Gabe ise 1.600.000'e satılmıştır.
Eşlerden her birine 1.200.000 para düşmesi (borçlar ve vasiyetten sonra kalan) toplam mal varlığının sekizde birinin 4.800.000 olduğunu gösterir. "Zübeyr'in bütün mal varlığı 50.200.000 idi." Şeklindeki ifade tartışmaya açıktır. Çünkü kadınlardan her birine 1.200.000 düştüğüne göre geriye kalan mal varlığının sekizde biri 4.800.000'dir. Öyleyse borçlar ve vasiyet düştükten sonra kalan mal varlığının miktarı 38.400.000'dir.
Bu ise toplam mal varlığının üçte ikisidir. Vasiyet edilen üçte birlik pay yani bu üçte ikilik payın yarısı (19.200.000), 38.400.000'e eklenince toplam mal varlığı 57.600.000 olur. Hadisten Çıkarılan Dersler 1. İbnü'l-Cevzi: "Bu rivayet çok mal biriktirmeyi hoş görmeyen cahil sofuların görüşlerini reddeder" demiştir. Ancak bu açıklamaya şöyle cevap verilmiştir: "Çok mal biriktirmeyi yeren sözler genelde vaaz ve öğüt verirken sarfedilir; vaazın üslubu budur. Vaaz sırasında ise insanlar dünyaya meyletmemeye ve dünyevı ihtiyaçları azaltmaya teşvik edilir."
2. Gayri menkul mallar bereketli olur. Çünkü gayri menkulleri olan kimseler çok fazla bir çaba göstermeden ve ticarı faaliyetlerde / alım satımda söz konusu olan sıkıntılara katlanmadan bu mallarından hem derhal hem de daha sonraki dönemlerde yararlanabilirler. 3. Kasdedilen manayı anlayacağı düşünülen kimseye hitap ederken birden fazla anlama gelen müşterek lafızları herhangi bir kayıt getirmeksizin mutlak olarak kullanmak mümkündür. Böyle bir durumda muhatap maksadı anlayamamışsa ne kasdedildiğini sorabilir. Çünkü bu rivayette Zübeyr İbnü'l-Avvam, oğlu Abdullah İbnü'z-Zübeyr'e: "Mevlamdan yardım dile!"
demiştir. Mevla kelimesi ise müşterek bir lafızdır. Zira bu kelime kişinin azat ettiği köle anlamına da gelmektedir. İşte Abdullah İbnü'z-Zübeyr babası böyle söyleyince onun azat ettiği kölelerinden birini kasdettiğini düşünmüş olabilir. Bu yüzden de babasına "Babacığım, senin Mevlan kimdir?" diye sormuştur. 4. Zübeyr İbnü'l-Avvam kendisini çok iyi tanıyan birisidir. O bu durumda iken bile Allah'a güveni tamdır, bütün varlığı ile Mevla'sına yönelmiştir, O'nun hükmüne razı olmuştur ve sırf O'ndan yardım dilemektedir.
5. Zübeyr kendi düşüncesine ve ictihadına göre bu savaşta haklı olan tarafta yer almıştır. Zaten bu yüzden bütün endişesinin borçları olduğunu ifade etmiştir. Eğer haklı olmadığını ve bu ictihadında günahkar olduğunu düşünseydi bir süre sonra girişeceği savaşla ilgili endişeleri daha fazla olurdu. 6. Borçlu olmak çok sıkıntılı bir durumdur. Çünkü Zübeyr gibi birçok hayırlı iş yapmış ve türlü övgülere mazhar olmuş bir sahabi bile öldükten sonra alacaklıların bu borcu talep edeceklerini düşünerek rahatsız olmuştur.
14. DEVLET BAŞKANI GÖNDERDİĞİ ELÇİYE VEYA YAŞADIĞI YERDEN AYRILMAMASINI EMRETTİĞİ KİŞİYE GANİMETTEN PAY VERİR Mİ?

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.