

"Osman b. Affan Ebu Amr el-Kuraşı'nin menkıbeleri." Nesebi Osman b. Affan b. Ebi'l-As b. Umeyye b. Abdi Şems b. Abdi Menaf şeklindedir. Nebi (s.a.v.) ile nesebi Abdi Menafta buluşmaktadır. Aralarındaki ataların sayısı ise farklıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ata sayısı bakımından Ömer için sözkonusu olduğu şekilde Affan ile aynı derecededir. Künyesi (Ebu Am" r)'a gelince, bu onun nihai olarak kabul edilen künyesidir. Yakub b. Süfyan'ın ez-Zühri'den naklettiğine göre yüce Allah'ın ona Resulullah (s.a.v.)'in kızı Rukayye'den bağışladığı oğlu Abdullah dolayısıyla Ebu Abdullah künyeli idi. Sözü geçen Abdullah küçük yaşta vefat etmişti. Vefat ettiğinde altı yaşında idi. İbn Sa'd' ın naklettiğine göre o, hicretin dördüncü yılında vefat etmişti. Annesi Rukayye ise bundan önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Bedir gazvesinde iken hicri iki yılında vefat etmişti. Onun Zunnureyn lakabı meşhur olmuştur.
"Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: Kim Rume kuyusunu açarsa ona cennet vardır diye buyurmuştur. Bu kuyuyu Osman açtı. Yine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Zorluk ordusunu donatan kimseye cennet vardır. Osman o orduyu donatmıştı." Buhari'nin bu talikini kimlerin muttasıl olarak zikrettiğine dair açıklamalar Vakıf bölümünün sonlarında zikredilmiş bulunmaktadır.(2778 nolu hadis) Orada da bu hususa dair geniş açıklamalar verilmiştir.
Zorluk ordusu (Ceyşu'l-usra)'den maksat ise ileride Meğazi bölümünde geleceği üzere TEbuk ordusudur. 3695- "Bir süre sustu." Azıcık bir müddet sustu, demektir. "Asım bu rivayette şunu eklemektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içinde su bulunan bir yerde oturmuş diz kapağının üzerini açmıştı. Osman girince üzerini örttü." İbnu't-Tin der ki: ed-Davudi bu rivayeti kabul etmeerek, bu fazlalık bu hadisten değildir, aksine bunu rivayet edenler bir hadisin birini diğerine karıştırmışlardır. Sözü edilen hadis şöyledir: Ebu Bekir, Nebi (s.a.v.)'in yanına -evinde bulunuyor iken- geldi. Bu sırada uyluğu açılmıştı. Ebu Bekir oturdu. Daha sonra Ömer girdi, sonra da Osman girince uyluğunu örttü.
Derim ki: O bununla Aişe r.anha'nın şu hadisine işaret etmektedir: "Resulullah (s.a.v.) evinde uzanmış yatıyordu. Bu arada uyluklarını ya da baldırlarını açmıştı. Ebu Bekir girmek üzere izin istedi. Ona bu hali üZere izin verdi. .. '' Hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Daha sonra Osman girdi. Bu sefer oturdun ve elbiselerini düzelttin. (Sebebi ne diye sorulunca) şöyle buyurdu: Meleklerin kendisinden haya ettikleri bir adamdan utanmayayım mı?"
3696- "el-Velid" yani Ukbe'nin oğlu el-Velid. Ukbe de İbn Ebi Muayt b. Ebi Amr b. Umeyye b. Abdi Şems'dir. el-Velid anne bir Osman'ın kardeşi idi. Osman r.a. da Sa'd b. Ebi Vakkas'ı azlettikten sonra onu Kufe valiliğine tayin etmişti. Osman r.a. halifeliğe gelince, Ömer'in -ileride Ömer'in öldürülmesi kıssasında Osman'ın tercümesi (biyografisi)nin sonlarında geleceği üzere- Sa'd b. Ebi Vakkas'ı Kufe'ye vali tayin etmiş, sonra Velid'i onun yerine tayin ederek Sa'd'i azletmiş idi. Bu da (hicri) 25 yılında gerçekleşmişti. Bunun sebebine gelince, Sa'd Kufe valisi iken Abdullah b.
Mes'ud da Beytu'l-Mal sorumlusu idi. Sa'd ondan bir miktar para borç aldı. İbn Mes'ud borcunu ödemesini isteyince birbirleriyle tartıştılar. Durum Osman'a ulaşınca ikisine de kızdı ve Sa'd'i azletti. O sırada el-Cezire'de bulunan ve Aser denilen yerde amil olan el-Velid'i çağırtıp, onu Kufe'ye vali tayin etti. "İnsanlar onun hakkında çok şeyler söylemeye başladı."
Yani el-Velid hakkında çok konuşuldu. Mamer'in naklettiği rivayette: İnsanlar Kasıt, ona haddin uygulanmasının terk edilmesi ve Sa'd b. Ebi Vakkas'ı azledip, yerine el-Velid'i tayin etmesi olmuştu. Oysa Sa'd cennetle müjdelenen on kişiden birisi idi. Ömer r.a.'ın tayin ettiği şura üyelerinden idi. O fazilet sahibi, sünneti bilen, ilim sahibi, dinine bağlı ve İslama erken girmiş birisi idi. Onun sahip olduğu bu özelliklerin hiçbirisi el-Velid b.
Ukbe'de yoktu. Bu hususta Osman'ın lehine söylen"ebilecek mazeret şudur: Ömer daha önce namaz bahsinde geçtiği üzere Sa'd'i görevinden almış, bununla birlikte kendisinden sonra halifeliğe gelecek olan kimseye de Sa'd'i tekrar vali olarak görevlendirmesini tavsiye etmiş ve şunları söylemişti: "Çünkü ben onu bir hainliğinden ya da acizliğinden ötürü azletmemiştim." Nitekim biraz sonra bu Ömer r.a.'ın öldürülmesi ile ilgili hadiste gelecektir. Osman, Ömer'in tavsiyesine uyarak Sa'd'i valiliğe getirdi. Daha sonra da az önce kaydedilen sebep dolayısıyla onu görevinden aldı. Velid'in bu işe ehil olduğunu görünce ve akrabalık bağını da gözetmek için vali tayin etti. fakat Velid'in kötü uygulamasını da görünce onu göı revinden aldı. Ona had uygulamayı geciktirmesinin sebebi ise bu hususta onun aleyhine şahitlik edenlerin durumunu açığa çıkartmak istemesi idi. Durum onun için açıklık kazanınca ona haddin uygulanması emrini verdi.
" ... bana da ulaştı." Bu sözleriyle İbn Adiy, Nebi (s.a.v.)'in ilminin gizli olmadığını, özel de olmadığını aksine yaygın ve bilinen bir şey olduğunu, hatta tesettürüne riayet edip, örtülere bürünen bakire kıza varıncaya kadar ulaşmış olduğunu anlatmak istemiştir. Buna göre onun bu işe olan tutkusu da olduğundan Nebiin bilgisinin ona da ulaşması öncelikle sözkonusudur.
"Ona celde vurmasını emretti." el-Kuşmiheni'nin rivayetinde: Ona onu celdetmesini emretti, şeklindedir. "Ona seksen celde vurdu." Ma'mer'in rivayetinde: "el-Velid'e kırk celde vurdu" şeklindedir. Bu rivayet Yunus'un rivayetinden daha sahihtir. Ma'mer'in rivayetinin tercih edilmesine sebep de Müslim'in, Ebu Sasan yoluyla naklettiği şu rivayettir: O dedi ki: "Ben sabah namazını iki re kat kıldırdıktan sonra size daha fazlasını da kıldırayım mı, demiş olan el-Velid'in Osman'ın huzuruna getirildiği ne tanık oldum. Biri Humran (yani Osman'ın azadlısı) olmak üzere iki kişi de onun içki içmiş olduğuna dair şahitlik ettiler. Osman, ey Ali kalk da ona celde vur, dedi. Ali: Ey Hasan kalk da ona celde vur deyince, el-Hasen: Bunun soğuğunu kim üstlenmiş ise sıcağını da ona görev olarak ver, dedi. Bundan dolayı sanki ona bir parça içerledi. Bu sefer: Ey Cafer oğlu Abdullah, kalk ona celde vur, dedi. O da ona celde vurdu. Ali de vurulan celdeleri sayıyordu. Kırka ulaşınca: Yeter dedi, sonra şunları ekledi: Nebi (s.a.v.) kırk, Ebu Bekir kırk, Ömer ise seksen celde vurdu ve bu bir sünnetti. Böylesini ise ben daha çok seviyorum."
3697 - "Sonra Resulullah s.a.v.'in ashabını bırakır, aralarında kimin daha faziletli olduğuna dair bir şey söylemezdik." Hattabi der ki: İbn Ömer'in, Ali'yi sözkonusu etmeyişinin sebebi, onun Resulullah (s.a.v.)'in bir' önemli durum ile karşı karşıya kaldığı vakit kendileriyle istişare etmiş olduğu yaşlı başlı kimseleri kastetmiş olmasıydı. Ali ise Nebi (s.a.v.) döneminde henüz genç yaşta idi. Ayrıca İbn Ömer onu küçümsemeyi düşünmediği gibi fazilet itibariyle de onu Osman'dan sonraya bırakmak istememiştir. (Hattabi'nin açıklamaları burada sona ermektedir.) Hattabi'nin mazeret olarak gösterdiği yaşın küçüklüğü uzak bir ihtimaldir. Sözü geçen fazilet sıralamasında bir etkisi yoktur. İlim adamları ise İbn Ömer'in bu sözlerini yorumlamak sadedinde şu hususta ittifak etmişlerdir: Ehl-i sünnetin tamamı Osman'dan sonra Ali'yi öncelemekte ittifak etmişlerdir. Aşere-i mübeşşere'nin diğerlerini de onların dışında kalanlardan öncelikli kabul etmişlerdir. Bedir'e katılanları, Bedir'e katılmayanlardan önce kabul etmişlerdir ve buna benzer sıralamalar vardır. Göründüğü kadarıyla İbn Ömer bu ifadesi ile onların fazilet sıralamasında ictihat ettiklerini anlatmak istemektedir. Böylelikle bu üç şahsın faziletleri onlar için açıkça ortada olduğundan bunu kesin olarak ifade ediyor ve henüz bu konuda kullanılan açık ifadeleri bilmiyorlardı. Bunu da el-Bezzar'ın, İbn Mes'ud'dan diye naklettiği şu rivayet desteklemektedir. O şöyle demiştir: "Bizler kendi aramızda şöyle konuşurduk: Medinelilerin en faziletlisi Ali b. Ebi Talib'dir." Bu rivayetin senedindeki ravilerin sika oldukları belirtilmiştir. Ahmed, İbn Ömer'in bu hadisini fazilet sıralamasına dair kabul ederek yorumlamış, Ali'nin dördüncü oluşuna dair de Sefine'nin merfu olarak rivayet ettiği şu hadisi delil olarak göstermiştir: "Halifelik otuz yıldır, sonra da bir mülk olacaktır." Bu hadisi Sünen sahipleri rivayet etmiş olup İbn Hibban ve başkaları da sahih olduğunu belirtmişlerdir.
3698-"Osman'ın Uhud günü kaçtığını biliyor musun ... " Hadisin anlatımından anlaşıldığına göre bu soruyu soran kişi, Osman'ın aleyhinde taassub derecesinde bir takım kanaatlere sahip olan birisi idi. Bu üç hususu sormakla kendisinin Osman hakkındaki kanaatinin doğruluğunu tespit etmeye çalışmıştır. "İbn Ömer dedi ki: Gel de sana açıklayayım." Sanki İbn Ömer soru soranın tekbir getirmesi üzerine maksadını anlamıştı. Yoksa bu maksadını ilk sorusundan itibaren anlamış olsaydı, o soru ile ilgili mazeretini verdiği cevap ile birlikte zikrederdi.
Özetle, adam Osman'ı üç sebepten dolayı ayıplamış, kusurlu görmüştü. İbn Ömer de bunların hepsindeki mazeretiniOna açıkçaanlatmıştı. Uhud'dan kaçışın mazereti affedilmektir. Bedir'den geri kalışı Nebi'in emri ile olmuştur. Ayrıca dünyevi sonuç olan ganimetten payalmak, uhrevi sonuç olan ecir almak suretiyle Bedir'e katılanlar ne almışsa o da onların aldıklarını almış birisi olarak maksadına erişmişti. Rıdvan bey'atine gelince, bu hususta da ona izin verilmişti. Resulullah (s.a.v.)'in eli ise Osman için bizzat kendi elinden daha hayırlıdır. ' "Şehad et ederim ki, Allah onu affetmiş ve ona mağfiret etmiştir" sözleriyle yüce Allah'ın şu buyruğunu kastetmektedir: "İki yüzünden şeytan yoldan çıkarmak istemişti. Andolsun Allah da onları affetti.
Çünkü Allah günahları bağışlayandır, cezalandırmakta acele etmeyendir." [Al-i İmran, 155] "Bedir'de bulunmayışına gelince, Resulullah (s.a.v.)'in kızı onun nikahı altında idi." Bu kızı da Rukayye (a.s.) idi. "Nebi (s.a.v.) Osman'ı gönderdikten sonra Rıdvan bey'ati olmuştu." Yani Osman'ı gönderdikten sonra Rıdvan bey'ati yapılmıştı. Buna sebep de şudur: Nebi (s.a.v.) Osman'ı Kureyş'e savaşmak amacı ile değil, umre yapmak amacı ile gönderdiğini anlatmak üzere göndermişti. Osman'ın bulunmadığı haber yayıldı. Müslümanlar da savaş için hazırlandılar. Nebi (s.a.v.) de o vakit onlarla ağacın altında kaçmamak üzere bey'atleşti. Bu da Osman'ın orada olmadığı sırada olmuştu. Bir diğer görüşe göre Osman'ın öldürüldüğü ne dair haber gelmişti. Bey'atin sebebi de bu olmuştu. Meğazi bölümünün Hudeybiye umresi başlığında buna dair açıklamalar gelecektir.
"Resulullah (s.a.v.) sağ elini göstererek" işaret ederek, demektir. "İbn Ömer ona dedi ki: Şimdi bunları beraberinde al ve git." Yani bu mazeretleri cevap olarak al. Böylelikle benim sana verdiğim bu cevaplardan dolayı senin Osman'ın (bu yerlerde) bulunmaması ile ilgili inandığın kanaatine dair bir delilin kalmasın, sana verdiğim cevapla tutunabileceğin herhangi bir dalın kalmasın.
8. OSMAN (R.A.)'A BEY'AT OLAYI, OSMAN BİN AFFAN (R.A.)'IN HALİFELİĞİ ÜZERINDE İTTİFAK EDİLMESİ VE ÖMER BİN EL-HATTAB (R.A.)'IN ÖLDÜRÜLMESİ حدثنا موسى بن إسماعيل: حدثنا أبو عوانة، عن حصين، عن عمرو بن ميمون قال: رأيت عمر بن الخطاب رضي الله عنه قبل أن يصاب بأيام المدينة، وقف على حذيفة بن اليمان وعثمان بن حنيف قال: كيف فعلتما، أتخافان أن تكونا قد حملتما الأرض ما لا تطيق؟ قالا: حملناها أمرا هي له مطيقة، ما فيها كبير فضل. قال: انظر أن تكونا حملتما الأرض ما لا تطيق، قال: قالا: لا، فقال عمر: لئن سلمني الله، لأدعن أرامل أهل العراق لا يحتجن إلى رجل بعدي أبدا، قال: فما أتت عليه إلا رابعة حتى أصيب، قال: إني لقائم ما بيني وبينه إلا عبد الله بن عباس غداة أصيب، وكان إذ مر بين الصفين قال: استووا، حتى إذا لم ير فيهم خللا تقدم فكبر، وربما قرأ سورة يوسف أو النحل أو نحو ذلك في الركعة الأولى حتى يجتمع الناس، فما هو إلا أن كبر فسمعته يقول: قتلني - أو أكلني - الكلب، حين طعنه، فطار العلج بسكين ذات طرفين، لا يمر على أحد يمينا ولا شمالا إلا طعنه، حتى طعن ثلاثة عشر رجلا، مات منهم سبعة، فلما رأى ذلك رجل من المسلمين طرح عليه برنسا، فلما ظن العلج أنه مأخوذ نحر نفسه، وتناول عمر يد عبد الرحمن بن عوف فقدمه، فمن يلي عمر فقد رأى الذي أرى، وأما نواحي المسجد فإنهم لا يدرون، غير أنهم قد فقدوا صوت عمر، وهم يقولون: سبحان الله سبحان الله، فصلى بهم عبد الرحمن صلاة خفيفة، فلما انصرفوا قال: يا ابن عباس، انظر من قتلني، فجال ساعة ثم جاء، فقال: غلام المغيرة، قال: الصنع؟ قال: نعم، قال: قاتله الله، لقد أمرت به معروفا، الحمد لله الذي لم يجعل ميتتي بيد رجل يدعي الإسلام، قد كنت أنت وأبوك تحبان أن تكثر العلوج بالمدينة - وكان العباس أكثرهم رقيقا - فقال: إن شئت فعلت، أي: إن شئت قتلنا؟ قال: كذبت، بعد ما تكلموا بلسانكم، وصلوا قبلتكم، وحجوا حجكم.
فاحتمل إلى بيته، فانطلقنا معه، وكأن الناس لم تصبهم مصيبة قبل يومئذ، فقائل يقول: لا بأس، وقائل يقول: أخاف عليه، فأتي بنبيذ فشربه، فخرج من جوفه، ثم أتي بلبن فشربه، فخرج من جرحه، فعلموا أنه ميت، فدخلنا عليه، وجاء الناس، فجعلوا يثنون عليه، وجاء رجل شاب فقال: أبشر يا أمير المؤمنين ببشرى الله لك، من صحبة رسول الله صلى الله عليه وسلم، وقدم في الإسلام ما قد علمت، ثم وليت فعدلت، ثم شهادة. قال: وددت أن ذلك كفاف لا علي ولا لي، فلما أدبر إذا إزاره يمس الأرض، قال: ردوا علي الغلام، قال: ابن أخي ارفع ثوبك، فإنه أنقى لثوبك، وأتقى لربك.
يا عبد الله بن عمر، انظر ما علي من الدين، فحسبوه فوجدوه ستة وثمانين ألفا أو نحوه، قال: إن وفى له مال آل عمر فأده من أموالهم، وإلا فسل في بني عدي بن كعب، فإن لم تف أموالهم فسل في قريش، ولا تعدهم إلى غيرهم، فأد عني هذا المال. انطلق إلى عائشة أم المؤمنين، فقل: يقرأ عليك عمر السلام، ولا تقل أمير المؤمنين، فإني لست اليوم للمؤمنين أميرا، وقل: يستأذن عمر بن الخطاب أن يدفن مع صاحبيه. فسلم واستأذن، ثم دخل عليها، فوجدها قاعدة تبكي، فقال: يقرأ عليك عمر ابن الخطاب السلام، ويستأذن أن يدفن مع صاحبيه.
فقالت: كنت أريده لنفسي، ولأوثرن به اليوم على نفسي، فلما أقبل، قيل: هذا عبد الله بن عمر قد جاء، قال: ارفعوني، فأسنده رجل إليه، فقال: ما لديك؟ قال: الذي تحب يا أمير المؤمنين أذنت، قال: الحمد لله، ما كان من شيء أهم إلي من ذلك، فإذا أنا قضيت فاحملوني، ثم سلم، فقل: يستأذن عمر بن الخطاب، فإن أذنت لي فادخلوني، وإن ردتني ردوني إلى مقابر المسلمين. وجاءت أم المؤمنين حفصة والنساء تسير معها، فلما رأيناها قمنا، فولجت عليه، فبكت عنده ساعة، واستأذن الرجال، فولجت داخلا لهم، فسمعنا بكاءها من الداخل، فقالوا: أوص يا أمير المؤمنين استخلف، قال: ما أجد أحدا أحق بهذا الأمر من هؤلاء النفر، أو الرهط، الذين توفي رسول الله صلى الله عليه وسلم وهو عنهم راض، فسمى عليا وعثمان والزبير وطلحة وسعدا وعبد الرحمن، وقال: يشهدكم عبد الله بن عمر، وليس له من الأمر شيء - كهيئة التعزية له - فإن أصابت الإمرة سعدا فهو ذاك، وإلا فليستعن به أيكم ما أمر، فإني لم أعزله عن عجز ولا خيانة.
وقال: أوصي الخليفة من بعدي، بالمهاجرين الأولين، أن يعرف لهم حقهم، ويحفظ لهم حرمتهم، وأوصيه بالأنصار خيرا، الذين تبوؤوا الدار والإيمان من قبلهم، أن يقبل من محسنهم، وأن يعفى عن مسيئهم، وأوصيه بأهل الأمصار خيرا، فإنهم ردء الإسلام، وجباة المال، وغيظ العدو، وأن لا يؤخذ منهم إلا فضلهم عن رضاهم. وأوصيه بالأعراب خيرا، فإنهم أصل العرب، ومادة الإسلام، أن يؤخذ من حواشي أموالهم، ويرد على فقرائهم، وأصيه بذمة الله تعالى، وذمة رسوله صلى الله عليه وسلم أن يوفى لهم بعهدهم، وأن يقاتل من ورائهم، ولا يكلفوا إلا طاقتهم.
فلما قبض خرجنا به، فانطلقنا نمشي، فسلم عبد الله بن عمر قال: يستأذن عمر بن الخطاب، قالت: أدخلوه، فأدخل، فوضع هنالك مع صاحبيه، فلما فرغ من دفنه اجتمع هؤلاء الرهط، فقال عبد الرحمن: اجعلوا أمركم إلى ثلاثة منكم، فقال الزبير: قد جعلت أمري إلى علي، فقال طلحة: قد جعلت أمري إلى عثمان، وقال سعد: قد جعلت أمري إلى عبد الرحمن بن عوف. فقال عبد الرحمن: أيكما تبرأ من هذا الأمر، فنجعله إليه والله عليه والإسلام، لينظرن أفضلهم في نفسه؟ فأسكت الشيخان، فقال عبد الرحمن: أفتجعلونه إلى الله علي أن لا آلو عن أفضلكم؟ قالا: نعم، فأخذ بيد أحدهما فقال: لك قرابة من رسول الله صلى الله عليه وسلم والقدم في الإسلام ما قد علمت، فالله عليك لئن أمرتك لتعدلن ولئن أمرت عثمان لتسمعن ولتطيعن، ثم خلا بالآخر فقال له مثل ذلك، فلما أخذ الميثاق قال: ارفع يدك يا عثمان، فبايعه، فبايع له علي، وولج أهل الدار فبايعوه.
Ömer'den sonra "(Osman'a) bey'at "olayı" "Ömer b. el-Hattab r.a.'ı isabet almadan" yani öldürülmeden "birkaç gün" ileride geleceği üzere dört gün "önce gördüm." "Medine'de" yani hacdan döndükten sonra Medine'de gördüm. Bu da ittifakla 23 h. yılında olmuştur. "Huzeyfe b. el-Yeman ile Osman b. Huneyf'in başında durup onlara: Ne yaptınız? Araziye kaldıramayacağı bir yük yüklemiş olmayasınız.
dedi." Sözkonusu arazi, Sevad arazisidir. Ömer onları arazinin haracını ve oradaki ahali için de cizye vergisini tespit etmek üzere göndermişti. Bu açıklamayı Ebu Ubeyd, Kitabu'I-Emval adlı eserinde yapmıştır. "Ben" safta durup cemaatle birlikte sabah namazını "bekliyorken." "Benimle onun" yani Ömer'in "arasında Abdullah b. Abbas'tan başkası yoktu." "Ömer iki saf arasından geçti mi, saflarınızı düzeltiniz, der, nihayet onlar da" yani saflarda bulunan şahıslarda "bir boşluk görmeyince öne geçer ve tekbir getirirdi."
Ebu'l-İshak'ın, Amr b. Meymun'dan naklettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Hançerlendiği gün Ömer'i görmüştüm. Birinci safta namaza durmaktan beni alıkoyan tek sebep onun heybeti idi. Heybetli bir adamdı. Ben onun arkasındaki safta idim. Ömer öndeki safa yüzünü dönmedikçe tekbir getirmezdi. Eğer safta bir kişinin öne çıktığını ya da bir diğerinin arkada durduğunu görürse elindeki kamçı ile onu (hafifçe vurur) düzeltirdi. İşte beni hemen arkasında durmaktan alıkoyan da bu olmuştu."
"Onu hançerleyince, o köpek beni öldürdü -ya da yedi- dedi." Cerir'in naklettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Öne geçti. Henüz tekbir alır almaz Ebu Lu'lue onu hançerleyince, o köpek beni öldürdü dedi." Sözü geçen Ebu İshak yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "elMuğire b. Şu'be'nin kölesi olan Ebu Lu'lue karşısına çıktı. Ömer onu henüz fazla geride bırakmamışken hançeriyle ona üç darbe indirdi. Ömer'in eliyle şöyle yaparak şunları söylediğini gördüm: "O köpeği yakalayınız, beni öldürdü."
Ebu Lu'lue'nin adı ileride geleceği üzere Feyruz'dur. İbn Sa'd, Zühri'ye kadar ulaşan sahih bir sened ile şöyle dediğini nakletmektedir: "Ömer ergenlik yaşına gelmiş bir esirin Medine'ye girmesine izin vermezdi. Nihayet el-Muğire b. Şu'be Kufe valisi iken ona bir mektup yazdı. Ona yanında sanatkar bir köle olduğundan sözediyor, Medine'ye onu sokmak için izin istiyor ve şunları söylüyordu: Bunun diğer insanlara faydalı olacak işleri de vardır. O demirci, nakkaş ve marangoz birisidir. Bunun üzerine Ömer ona izin verdi.
Muğire her ay onu yüz (dirhem) getirmekle yükümlü tutmuştu. Köle, Ömer'e üzerindeki ödeme yükünün ağır olduğundan şikayet etti. Ömer kendisine: Yaptığın işlere göre ödemek zorunda olduğun bu miktar fazla değildir. Ancak köle öfkelenerek geri dönmüştü. Ömer birkaç gün geçtikten sonra yine köle onun yanından geçti. Ömer ona: Bana ulaşan haberlere göre sen: İstersen rüzgar ile buğday öğütecek bir değirmen yapabilirim demişsin doğru mu?
Köle yüzünü ekşiterek ona döndü ve dedi ki: Sana insanların dillerinden düşürmeyecekleri bir değirmen yapacağım. Ömer yanındakilere yönelerek: Bu köle beni tehdit etti, dedi. Birkaç gün geçtikten sonra iki uçlu, kabzası ortada bir hançeri elbisesinin arasına sakladı. Sabah karanlığında mescidin köşelerinden bir köşede gizlendi. Nihayet Ömer çıkıp insanları, 'namaza namaza!' diyerek uyandırdı. Ömer'in bu işi yapmak adet i idi. Ömer ona yaklaşınca köle üzerine atılarak ona birisi göbeğin altında olmak üzere üç hançer darbesi indirdi. Göbeğin altındaki darbe aynı zamanda bağırsakları tutan iç deriyi (peritoneumu) de delmişti. Onun için asıl öldürücü darbe de o olmuştu."
Müslim de Ma'dan b. Ebi Talha yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "Ömer verdiği bir hutbede dedi ki: Bir horozun beni üç defa gagaladığını gördüm. Gördüğüm kadarıyla bunun tek anlamı, ecelimin çok yaklaşmış olduğudur." "Onlardan yedisi öldü." Yani diğerleri de yaşadı. Ömer, Abdurrahman b. Avfın elini tutarak "insanlara namaz kıldırmak üzere öne geçirdi."
"Abdurrahman onlara kısa bir namaz kıldırdı." Sözü geçen İbn Şihab rivayetinde şu fazlalık vardır: "Daha sonra Ömer'in kanaması arttı ve nihayet baygın düştü. Birkaç kişi ile birlikte onu taşıdık ve evine koyduk. Sabah aydınlanıncaya kadar hala baygınlığı devam ediyordu. Yüzlerimize bakıp: İnsanlar namaz kıldı mı, diye sordu. Ben, evet dedim. O da: Namazı terk eden kimsenin İslam'ı yoktur, dedi. Daha sonra abdest alıp namaz kıldı"
"Etrafındakiler dağılınca: Ey İbn Abbas bir bak, beni kim öldürdü, dedi." Ebu İshak yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: Ömer: Ey Abdullah b. Abbas çık da insanlar arasında bu iş sizin bilginiz altında mı oldu diye seslen. Herkes bundan Allah'a sığınırız. Biz böyle bir şeyi bilmedik, haberimiz olmadı dedi." Mübarek b. Fedale de şu fazlalığı zikretmektedir: "Ömer insanlara bilmeden bir kötülük yapmış olduğunu zannetti. Bu sebeple İbn Abbas'ı çağırdı. -Onu sever ve kendisine yakın tutardı.- Ben bu işin insanların bilgisi ile olup olmadığını öğrenmek istiyorum, dedi. İbn Abbas dışarı çıkınca yanlarından geçtiği her topluluğun ağladıklarını gördü. Sanki ilk evlatlarını kaybetmiş gibi idiler. İbn Abbas dedi ki: Bundan dolayı sevindiğini yüzünden anladım.
"Müslümanlık iddiasında bulunan ... " İbn Şihab yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Benim katilimi, Allah'ın nezdinde bana karşı delilolarak getireceği tek bir secdesi dahi bulunmayan bir kişi kılan Allah'a hamd olsun, dedi." Mubarek b. Fedale'nin rivayetinde de: 'La ilahe illallah diyen ve bana karşı delil getiren" şeklindedir. Bundan anlaşıldığına göre, Müslüman bir kimse kasten birisini öldürecek olursa ebediyen ona mağfiret olunmaz diyenlerin kanaatlerinin aksine mağfirete nail olması ümit edilir.
İleride buna dair geniş açıklamalar Nisa suresinin tefsirinde gelecektir.(4590 numaralı hadis) "Dilersem yaparım." İbnu't-Tin der ki: Onun bunu söylemesinin sebebi Ömer'in onların öldürülmesini emretmeyeceğini bilmiş olmasıdır. "Yalan söyledin." Bu Ömer'in dini hususlardaki alışılagelmiş salabetinin gereği olan bir üslupdur. Çünkü o İbn Abbas'ın: "Dilersen bunu yaparız"
şeklindeki sözlerinden, dilersen onları öldüreceğiz demek istediğini anlamıştı. O da bundan dolayı bu şekilde ona cevap verdi. Hicazlılar da: Yanılıyorsun diyecek yerde "yalan söylüyorsun" derler. Ona "onlar namaz kıldıktan sonra mı" demesinin sebebi müslümanın öldürülmesinin helal olmadığını bilmesidir. Muhtemelen İbn Abbas aralarından Müslüman olmamış kimselerin öldürülmesini de kastetmiş olabilir.
"Ona bir nebiz getirildi. O da onu içti." Ebu Rafi' yoluyla nakledilen hadiste: "Yarasının miktarını görmek için" fazlalığı vardır. Ebu İshak rivayetinde de şöyle denilmektedir: "Sabah olunca doktor yanına geldi. En sevdiğin içecek hangisidir, diye sordu. O da: Nebiz dedi. Bir nebiz getirilmesini istedi, içti yarasından dışarıya çıktı. Bu irindir, siz bana süt getirin dedi. Ona süt getirildi, onu da içti. O süt de yarasından dışarıya çıkınca, doktor: Vasiyetini yap, dedi. Zannederim bugün ya da yarın ömrün nihayete erer."
Bir Uyarı Burada sözü geçen "nebiz"den kasıt, suda bir miktar ıslatılmış birkaç hurma demektir. O dönemde suyu tatlandırmak için böyle yapıyorlardı. İleride geniş açıklamalar Eşribe (içecekler) bölümünde gelecektir. "Erken dönemde Müslüman oldun" (anlamını verdiğimiz) ... kelimesi "kaf, dal ve mim" harflerinden olup, kaf harfi üstün okunursa fazilet, kesreli okunursa erken Müslüman olmak anlamlarına gelir.
"Ey Abdullah b. Ömer, üzerimde ne borç olduğuna bir bak. Borcunu hesap ettiler. Seksen altı bin yahut ona yakın olarak buldular." Cabir yoluyla gelen hadiste şöyle denilmektedir: "Sonra: Ey Abdullah dedi. Allah'ın hakkı ve Ömer'in senin üzerindeki hakkı için sana ant veriyorum. Öldüğüm takdirde beni gömdükten sonra Ömer'in ailesine ait mallardan seksenbin değerindeki bir şeyleri satacak ve o miktarı Müslümanların Beytu'l-Mal'ine koyacaksın. Abdurrahman b. Avf ona (sebebini) sorunca: Ben bu parayı yaptığım bir hac ve zaman zaman karşılaştığım bir takım zorluklar sebebiyle harcamıştım diye cevap verdi." Böylelikle Ömer'in borç sebebi de bilinmiş oldu.
İbnu't-Tin der ki: Ömer böyle bir tazminat ödemekle yükümlü olmadığını biliyordu. Ancak o herhangi bir amelinin karşılığını dünyada peşinen almak istemedi. "Çünkü ben bugün mu'minlerin emiri değilim." İbnu't-TIn der ki: O bu sözlerini kesin olarak öleceğini anlayınca söylemişti. Böylelikle mu'minlerin emiridir, diye Aişe'nin ona bu hususta bir iltimas göstermemesi gerektiğine de işaret etmiş oldu. İleride Ahkam bölümünde bunun zahirine muhalif ifadeler gelecektir. Bu olumsuz ifade İbnu't-Tin'in işaret ettiği ihtimale göre yorumlanır, Abdullah'a söylediği bu sözleriyle de Aişe r.a.a'dan bu isteğinin bir emir değil, bir talep olduğunu anlatmak istemişti.
"Ali, Osman ... 'ın isimlerini verdi." Ömer'in cennetle müjdelenen on kişiden altı kişiyi sözkonusu etmekle yetinmesinde, kendisi de onlardan olduğu için anlaşılmayacak bir durum yoktur. Ebu Bekir ve Ebu Ubeyde de onlar arasındadır. Ebu Ubeyde de bundan önce ölmüştü. Said b. Zeyd ise Ömer'in amcasının oğludur. Onun adını aralarında zikretmemesi bu işten uzak kalmak hususundaki aşırı hassasiyetinden dolayıdır. el-Medini rivayetinde kaydettiği senedler ile Ömer'in Said b. Zeyd'i Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerinden razı olarak vefat ettiği kimseler arasında saydığını açıkça ifade etmiş bulunmaktadır. Ancak onu şura ehlinden (halifeyi seçecek olan danışma kurulundan) istisna edip dışarıda tutması ona olan akrabalığından dolayıdır.
"Onlardan ancak kendi rızalarıyla ve ihtiyaçlarından fazlasını almasını. .. " Onlardan ihtiyaçlarından artanın dışında bir şeyalmamasını söyledi, demektir. "Mallarının orta hallilerinden" iyilerinden olmayan mallarından. Allah'ın zimmeti"nden kasıt, zimmet ehlidir. "Onların arkasından savaşmak" kasıt ise düşmanın onlara saldırmasına karşı savaşmaktır. Ömer r.a., vasiyetinde bütün kesimleri zikretmiş bulunmaktadır.
Çünkü insanlar ya Müslüman ya da kafirdir. Kafir ise ya hakkında tavsiyede bulunulmayan bir harbidir ya da bir zımmidir, onları da zikretmiş bulunmaktadır. Müslüman kimse ise ya Muhacirdir, ya Ensardandır ya da onların dışında birisidir. Hepsi hakkında sözkonusu olmak üzere ya bedevidir ya da yerleşik bir hayat sürmektedir. Bütün bunlara dair açıklamada bulunmuş oldu.
"Onlara" cizye olarak "takatlerinden fazlası yükletilmesin." "Abdurrahman dedi ki: ... " Kasıt Abdurrahman b. Avf'dır. "İşinizi" yani anlaşmazlığın azalması için seçmek ile ilgili işinizi "üç kişiye havale ediniz." "İki yaşlı sustu." Kasıt Ali ve Osman'dır. "Onlardan birisinin elinden tuttu." Bu kişi Ali r.a.'dır. Sözün geri kalan bölümleri zaten buna delil teşkil etmektedir.
el-Medayinı ek olarak şunları da ona söylediğini zikretmektedir: "Ne dersin, eğer bu görev sana verilmeyecek olursa buradaki kimseler arasında senin görüşüne göre bu işi en çok hak eden kişi kimdir? O, Osman'dır dedi." "Daha sonra diğeriyle başbaşa kaldı ve ona da bunun gibi söyledi." el-Medini şunları ilave etmektedir: "Ona da Ali'ye söyledikleri gibi söyledi. Ali dedi ki -deyip şunları da eklemektedir-: Sa'd kendisine Ömer'i işaret etti. Osman bütün o geceler boyunca ashab-ı kiram'ı, insanların eşrafından Medine'ye gelenleri hep dolaştı. Bunlardan kiminle başbaşa kaldıysa mutlaka ona Osman'ın seçilmesini söylemişti.
Ömer r.a.'ın Bu Kıssasından Çıkarılan Sonuçlar 1- Müslümanlara karşı şefkati ve onların iyiliğini samimi olarak istemesi, 2- Ailesinde sünneti dosdoğru uygulaması, 3- Rabbinden ileri derecede korkması, 4- Din işine bizzat kendi nefsini önemsediğinden daha çok önem vermesi. 5- Bir kimseyi yüzüne karşı övmenin oldukça aşırıya gidilmesi ya da açıkça bir yalan ihtiva etmesi hallerinde özelolarak sözkonusu olabileceği. İşte bundan dolayı Ömer elbisesini çekmesini emretmiş olmakla birlikte, o gencin kendisini övmesine de karşı çıkmamıştır.
6- Borcun ödenmesini vasiyet etmek, 7- Hayırlı kimselere yakın defnedilmeye önem vermek, 8- İmam (halife) tayini hususunda istişare etmek ve daha faziletli olanı öne geçirmek (öngörülmüştür). 9- İmamet akdi, bey'at ile gerçekleşir. Ayrıca üzerinde biraz düşünülerek açıkça görülecek daha başka birtakım hususlar da vardır. Başarıyı veren Allah'tır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.