

el-Mühelleb dedi ki: Bu hadis, kesilen hayvan üzerine besmele çekmenin vacip olmadığının asll delillerindendir. çünkü besmele çekmek vacip olsaydı, her durumda şart olması gerekirdi. Oysa fukaha yemek yerken besmele çekmenin farz olmadığı hususu üzerinde icma' etmişlerdir. Yemek yerken besmele çekmek, keserken besmele çekmenin yerini tuttuğu na göre, bu sünnet olduğuna delildir. Çünkü sünnet olan bir iş, farzın yerini tutmaz.
İbnu't-TIn dedi ki: Kendilerinin bilgisi dışında başkalarının üstlendiği kesim üzerine besmele çekmek hususunda onların bir mükellefiyetieri söz konusu değildir. O halde bu, hilafının ortaya çıkması halinde sahih olmayışa yorumlanır. Bununla birlikte, şu anda sizin besmele çekmeniz ile üzerinde Allah'ın adının anılıp anılmadığını bilmediğiniz etleri yemenizin size mubah olduğunu anlatmak istemiş olma ihtimali de vardır. Elverir ki böyle bir hayvanı kesen bir kimse, besmele çektiği takdirde kestiği sahih olan ve yenilebilen kimselerden olsun.
Hadisten Çıkarılan Sonuçlar Hadisten anlaşıldığı na göre: 1- Müslümanların pazarlarında bulunan her şeyin durumu sıhhate göre yorumlanır. 2-Çölde yaşayan müslümanların kestikleri de böyledir. Çünkü çoğunlukla onlar besmele çekmeyi bilirler. İbn Abdilberr de bu son hükmü kat'i olarak ifade ederek şöyle demiştir: Müslümanın kestiği yenilir ve onun besmele çektiği kabul edilir. Çünkü Müslüman bir kimse hakkında, her hususta aksi açıkça ortaya Çlkıncaya kadar hayırdan başka bir zan beslenmez.
باب: ذبائح أهل الكتاب وشحومها، من أهل الحرب وغيرهم. 22. HARB EHLİ OLAN VE OLMAYAN KİTAP EHLİNİN KESTİKLERİ HAYVANLAR VE BUNLARIN İÇ YAĞLARI وقوله تعالى: {اليوم أحِلَّ لكم الطيبات وطعام الذين أوتوا الكتاب حِلٌّ لكم وطعامكم حِلٌّ لهم} /المائدة: 5/. وقال الزُهري: لا بأس بذبيحة نصارى العرب، وإن سمعتَه يسمِّي لغير الله فلا تأكل، وإن لم تسمعه فقد أحلَّه الله لك وعلم كفرهم. ويُذكر عن عليٍّ نحوه .وقال الحسن وإبراهيم: لا بأس بذبيحة الأقلف .وقال ابن عباس: طعامهم: ذبائحهم.
Ayette yüce Allah’ın ‘’Size iyi ve temiz olan şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir. Sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir [Maide 5] buyruğu Zühri dediki: Arap hristiyanlarının kestiklerini yemekte bir sakınca yotur. Eğer Allah'tan başkasının adını anarak kestiğini işitirsen ondan yeme, şayet işitmezsen Allah onu onların kafir olduklarını bildiği halde helal kılmıştır.
Ali'den de buna yakın bir söz söylediği nakledilmektedir. el-Hasen ve İbrahim de: Sünnet olmamış erkeğin kestiğini yemekte bir sakınca yoktur, demişlerdir. İbn Abbas da: "Onların yiyecekleri" ile kastedilen, onların kestikleridir demiştir. حدثنا أبو الوليد: حدثنا شعبة، عن حميد بن هلال، عن عبد الله بن مُغَفَّل رضي الله عنه قال: كنا محاصرين قصر خيبر، فرمى إنسان بجراب فيه شحم، فنزوت لآخذه، فالتفتُّ فإذا النبي صلى الله عليه وسلم فاستحييت منه.
"Harb ehli olan ve olmayan kitap ehli kimselerin kestikleri ve iç yağlar!." Bu başlıkla bunun caiz olduğuna işaret etmektedir. Cumhurun görüşü de budur. Malik ve Ahmed'den nakledildiğine göre Allah'ın kitap ehline haram kıldığı iç yağı gibi şeyler de haramdır. İbnu'l-Kasım da: Çünkü yüce Allah'ın mubah kıldığı, onların yedikleridir. İç yağlar! ise onların yediklerinden değildir ve hayvan kesimi esnasında iç yağı elde etmek maksadıyla da kesmezler, demiştir.
Ancak buna karşı şöyle cevap verilmiştir: İbn Abbas onların yemeklerini ileride başlığın sonunda geleceği üzere "onların kestikleri" diye tefsir etmiştir. Onların kestikleri mubah kılındığına göre, kestikleri hayvandan gözettikleri maksadın ne olduğunu tespite ihtiyaç kalmaz. Hayvan kesimi (tezkiye) ise kesilen hayvanın bir kısmı dışarıda kalarak, diğer bir kısmı hakkında söz konusu değildir. Eğer bu tezkiye işlemi hayvanın tamamı hakkında söz konusu ise, o takdirde iç yağının da kaçınılmaz olarak bunun içine girmesi gerekir.
"Size hoş ve temiz şeyler helal kllındı."(Maide, 3) Ebu Zerr rivayetiyle (Buhari nüshasında) böyledir. Başkası ise ayet-i kerimeyi yüce Allah'ın: "Onlar için helaldir" buyruğuna kadar zikretmiş bulunmaktadır. Bu fazlalık ile Buhari'nin helal oluşa delil' getirmekteki maksadı da ortaya çıkmaktadır. Çünkü o, harbiler arasında zimmi kimseleri özellikle tahsis etmediği gibi, eti de iç yağından ayrı özel bir hükme tabi olarak kabul etmemiştir. İç yağlarının kitap ehline haram kılınmasının da bir zararı olmadığını göstermiştir, Çünkü iç yağları onlar için haram kılınmıştı, bizim için haram kılınmamıştır. Kitap ehlinin kestiklerinin bize helal olduğu kesinlik kazandığına göre bunun nihai maksadı da şöyle olur: Kestiklerinden kitap ehline haram kılınan şeyler hakkında bizim şeriatimizde de bize haram kılındığına dair bir söz söylenmiş değildir. O halde bunlar da mubahlıktaki asıl ilkeye göre bize mubah olur.
"el-Hasen ve İbrahim, sünnetsiz kimsenin kestiğinde bir beis yoktur, de" mişlerdir." el-Hasen'den bu görüşü Abdurrezzak, Ma'mer yoluyla rivayet ederek şöyle demiştir: el-Hasen, büyük yaşta İslam'a girmiş bir adam eğer sünnet 01duğutakdirde kendisine zarar geleceğinden korkarsa sünnet olmayabileceğini söylemiştir. Ayrıca böyle birisinin kestiğini yemekte de bir sakınca görmezdi. Fakat buna muhalif rivayet de gelmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Münzir, İbn Abbas'tan şunu nakletmektedir: Sünnet olmamış kimsenin kestiği de yenilmez, namazı da şahit1iği de kabul edilmez.
İbnu'l-Münzir de şöyle demektedir: İlim ehlinin cumhuru (büyük çoğunluğu) onun kestiği caizdir, demektedir. Çünkü şanı yüce Allah kitap ehlinin kestiklerini mubah kılmıştır, onlardan sünnet olmayan kimseler de vardır. Daha sonra musannıf (Buhari) Abdullah b. Muğaffel'in şu hadisini zikretmektedir: "Bizler Hayber'de bir burcu muhasara ediyorduk. Bir adam içinde iç yağı bulunan bir dağarcık attı, ben de onu almak için ileri atıldım ... " Bu hadiste ise iç yağı gibi kitap ehline haram kılınmış olan şeyleri de bize yasak kabul eden kimselere karşı bir delil bulunmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İbnu'l-Muğaffel'in sözü geçen dağarcıkta bulunanlardan yararlanmasına itiraz etmemiştir.
Ayrıca hadiste kitap ehlinin kestiklerinin -o esnada harb ehli olsalar dahiyenilmesinin, iç yağının kullanmasının caiz olduğu da anlaşılmaktadır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.