

İbn Battal dedi ki: Çeşitli kapları kullanmanın yasaklanışı, zerianın sonunu getirmek (harama giden yolları kapatmak) için idi. Bu sebeple ashabın: Bizlerin şıra yapmak için bu kaplara ihtiyacımız var, başkasını bulamıyoruz demeleri üzerine o da: Şıra yapabilirsiniz ama sarhoşluk verici her şey haramdır, diye buyurdu. Başka bir husus göz önünde bulundurulmak suretiyle yasaklanmış her şey hakkında hüküm böyledir. Bu takdirde zaruret dolayısıyla hüküm kalkar. Yollarda oturmanın yasaklanışı gibi. .. Ashab: Yollarda oturmak bizim için kaçınılmaz bir şeyciir deyince, Allah Rasulü de: "O halde yolun hakkını veriniz" diye buyurdu.
el-Hattabı de şöyle demiştir: Cumhur, nehyin ilk zamanlarda ?Iduğu, sonra da neshedildiği görüşündedir. Bir kesim de bu kaplarda nebız (şıra) yapma yasağının kalıcı olduğu kanaatindedir. İbn Ömer ve İbn Abbas bu kanaatte olanlar arasındadır. Malik, Ahmed ve İshak da bu görüştedirler. Evet, el-Hattabı bunu bu şekilde mutlak olarak söylemiş bulunmaktadır.
Hattabı der ki: Ancak birinci görüş daha sahihtir. Bu nehyin asılsebebi de şudur: İçkinin mubah olduğu dönem henüz fazla uzak değildi. Haram olduğu hükmü etrafa yayılınca artık onlara sarhoşluk veren içkileri terk etmek şartıyla her kapta nebız (şıra) yapmaları mubah kılındı. Yasağın devam ettiği görüşünde olanlara nesh edici hüküm ulaşmamış gibidir. el-Hazimı de şöyle demektedir: İmam Malik'in görüşünüdestekleyen kimseler şöyle diyebilirler: Önce bütün kapların kullanılmasına dair yasak geldi. Daha sonra bu kaplardan, derilerden yapılmış kaplar ile ziftlenmemiş testiler nesh edildi. Diğerlerinin yasaklığı ise devam etti. Ancak diğer taraftan buna Müslim'de yer alan Bureyde yoluyla gelen şu lafızdaki hadis söz konusu edilerek itiraz edilmiştir: "Daha önce ben sizlere deriden yapılmış kaplar (kırbalar) dışındaki bütün kaplardan içecekleri yasaklamış idim. Şimdi her bir kaptan içebilirsiniz. Ancak sarhoşluk verici bir şey içmeyiniz."
(el-Hazimı) dedi ki: Her iki rivayetin telif yolu şöyle yapılabilir: Nehy genel olarak bütün kaplar hakkında varid olunca, ona bu kaplara muhtaç olduklarını belirterek şikayet arz ettiler. Bunun üzerine onlara deriden yapılmış kaplarda nebız yapmaya ruhsat verdi. Arkasından herkesin böyle bir kap (kırba ve benzeri) bulamadıklarından şikayet edince, bu sefer onlara bütün kapları kullanmaya ruhsat verdi.
KİTABU’L-EŞRİBE EK SAYFA – 1894-2 باب: نقيع التمر ما لم يسكر. 9. SARHOŞLUK VERMEDİĞİ SÜRECE HURMA ŞIRASI (NAKi') حدثنا يحيى بن بُكَير: حدثنا يعقوب بن عبد الرحمن القاري، عن أبي حازم قال: سمعت سهل بن سعد الساعدي: أن أبا أسيد الساعدي دعا النبي صلى الله عليه وسلم لعرسه، فكانت امرأته خادمهم يومئذ، وهي العروس، فقالت: هل تدرون ما أنقعت لرسول الله صلى الله عليه وسلم ؟ أنقعت له تمرات من الليل في تَوْر.
"el-Bazek", kaynatıhp pişirilen şarap demektir. Ebu Ubeyde -ki b. el-Cerrah'tır- Muaz -ki İbn Cebel 'dir- 'dan nakledilen sözlerini Ebu Müslim el-Keccl, Said b. Mansur ve İbn Ebi Şeybe, Katade yoluyla Enes'ten diye rivayet etmişlerdir: "Ebu Ubeyde, Muaz b. Cebel ve Ebu Talha tıla denilen şırayı ve üçte ikisi gidip, üçte biri kalıncaya kadar pişirilen şarabı içerlerdL" Tıla, pekmez demektir. Develere sürülen (ve tıla adı verilen) katrana benzetilmiştir. Bu da develerin yağlandığı katran anlamındadır. Üzümün sıkılmış suyu katılaşıncaya kadar pişirildiği takdirde.
develere sürülen katranın katılığına benzer. Bu durumda da çoğunlukla sarhoşluk vermez. Omer onunla birlikte adı geçenlere belirtilen hüküm konusunda Ebu Musa ve Ebu'd-Derda da muvafakat etmişlerdir. Ebu Musa ve Ebu'd-Derda'nın bu görüşlerini de Nesai onlardan nakletmiş bulunmaktadır. Ali, Ebu Umame, Halid b. el-Velid ve diğerlerinin de buna muvafık kanaatlerini İbn Ebi Şeybe ve başkalarırivayet etmiş bulunmaktadır.
Tabi'inden İbnu'lMüseyyeb, el-Hasen ve İkrime, fukahadan ise es-Sevri, el-leys, Malik, Ahmed ve Cumhur da onlara bu görüşte muvafakat etmişlerdir. Bunlara göre onu içmenin mubah olmasının şartı, sarhoşluk vermemesidir. Ancak bir kesim de vera , yolunu seçerek bunu mekruh görmüşlerdir. "İçki kokusu aldım. Ben o içkinin durumunu soruş.turacağım. Eğer sarhoşluk veriyorsa ona celde vuracağım." Bu da ko ku sebebiyle had uygulamanın caiz oluşuna delil gösterilmiştir.
Kur'an'ın Faziletleri bahsinde İbn Mesud'dan buna göre uygulama yaptığına dair nakil gelmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Münzir de Ömer b. Abdulaziz ve Malik'ten buna benzer bir kanaat naklettniştir. Malik dedi ki: Daha önce içki içip de tevbe edenlerden adaletli iki kişi, aldıkları kokunun şarap kokusu olduğuna dair şahitlik ederse had uygulamak icap eder. Ancak cumhur buna muhalefet ederek: Had ancak ya ikrar ile yahut içki içildiğine tanık olunduğuna dair beyyine ile icap eder. Çünkü bazen kokular birbirine benzeyebilir. Had ise bir şüphe ile birlikte uygulanmaz. Ömer'in başından geçen olayda koku sebebiyle celde cezası uyguladığına dair açık ifade yoktur. Aksine anlatılanların zahiri, onun bu hususta ikrara ya da beyyineye dayanmış olmasını gerektirmektedir. Çünkü sormadıkça oğluna celde vurmamıştır.
"Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem bazekin hükmünü daha önceden açıklamış bulunmaktadır. Sarhoşluk veren herşey haramdır." el-Mühelleb dediki: Yani onlar şaraba bazek adını vermeden önce de O Sallallahu Aleyhi ve Sellem şarabı haram kılmıştı. İbn Battal dedi ki: "Sarhoşluk veren herşey haramdır" sözü ile bunu yaptığını kastetmektedir. Bazek, baldan yapılan bir içkidir.
Anlamın şöyle olma ihtimali de vardır: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, şarabın haram oluşuna dair hükmü, onların bu şaraba bir başka isim vermelerinden öncedir. Onların ismini değiştirmeleri sarhoşluk verici olması halinde onu helal kılmaz. (İbn Batlal) dedi ki: Sanki İbn Abbas soru sorandan bazek denilen içkiyi helal gördüğü anlamını çıkarmış gibidir.
Bundan dolayı işin kökünü kestirip atmış ve böyle bir ümidini suya düşürmüş, onun dayandığı noktadan onu uzaklaştırarak kendisine: Sarhoşluk veren her şeyin haram olduğunu ve verilen adlara itibar edilmeyeceğini haber vermiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.