

Zeyn İbnü'l-Müneyyİr şöyle demiştir: "İmam Buhâri'nin kullanmış olduğu bu başlık ile verilen rivayeti değerlendirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır: İmam Buhâri bu başlığı kullanmak suretiyle söz konusu rivayette belirtilen korku namazı şeklinin sadece ümit ve korkunun bir arada bulunduğu zaman söz konusu olabileceğine işaret etmiştir. Bu zaman ise düşman kalesinin düşeceğine dair İnancın arttığı ve fethin yaklaştığı andır. Çünkü güvenlik tedbirlerinin artırılması gereken savaş zamanları için korku namazı meşru kılınmıştır. Zaferin gerçekleşeceğine dair umudun artması ise namazın geciktirilmesini mazur kılar.
Zira fethin tam olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. İşte bu yüzden fethin yaklaştığı zamanlardaki korku namazı şekli ile diğer durumlardaki korku namazı şekilleri birbirinden farklıdır. Bazı kimseler Evzâi'nin sözünde geçen "imâ İle kılmaları mümkün değilse" şeklindeki ifade hakkında şu yorumda bulunmuşlardır: "İnsanın aklı başında ise imâ ile kılması her zaman için mümkündür; ima’nın imkansız olması düşünülemez. Sadece kişinin aklını başından alan dehşet anlarında bu durum imkansız hale gelebilir." İbn Reşid ise şöyle demiştir: "Bir kimse ima ile namaz kılmanın bile nasıl imkansız hale geldiğini anlamak istiyorsa bir savaşa katılsın, kalbi ile bedeni ile savaşın zorluklarını yaşasın ve harbin iyice kızıştığı anlarda ne büyük sıkıntılar çekildiğini görsün!"
Evzâi'nin "sadece tekbir getirmekle yetinmek namaz için yeterli değildir" şeklindeki ifadesi ile Süfyân-ı Sevri gibi tekbirin yeterli olacağını söyleyen âlimlerin görüşlerine işaret edilmiştir. İbn Ebu Şeybe'nin Ata, Said İbn Cübeyr ve Ebu'l-Bahteri yoluyla naklettiğine göre başka alimler de şöyle demişlerdir: "İki ordu karşı karşıya geldiğinde namaz vakti girerse Allah'ım seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur, Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur, Allah en büyüktür" deyin.
Bu sizin namazınız olur ve o vaktin namazının tekrar edilmesi gerekmez." Mücâhid ve el-Hakem'e göre düşmanla yalınkılıç cöğüs göğüse mücadele olduğu zaman bir kimsenin namazı sadece tekbir getirmek olur. Sadece bir defa tekbir getirse bile bu bakımdan yeterlidir; yüzünün ne tarafa dönük olduğu fark etmez. İshâk İbn Râhuye şöyle demiştir: "Düşmanla kılıç kılıca mücadele olduğu zaman imâ ile tek bir rekat namaz kılmak yeterli olur. Buna imkan ve fırsat bulamazsa tek bir secde etmek, buna du imkan bulamazsa sadece bir defa tekbir getirmek yeterli olur."
Enes ibn Mâlik rivayetinde geçen Tüster şehri Hz. Ömer'in halifeliği zamanında hicretin yirminci yılında fethedilmiştir. Evzâi'nin sözünde geçen "namazı kılma imkanı olmazsa" şeklindeki ifade iki şekilde yorumlanabilir: a.) Bineklerden inemeyecek durumda olmak, b.) Namazı ima ile kılacak İmkanın olmaması. el-Asili ise savaş iyice kızıştığı ve hiç durmadan devam ettiği için Müslümanların abdest almaya imkan bulamadıklarını kesin bir ifade ile dile getirmiştir.
Enes İbn Mâlik'in sözünde geçen "dünya ve içindekiler" İfadesi Halife'nin rivayetinde "dünyanın tamamı" diye geçmektedir. Onun bu sözünden İlk anlaşılan şudur: "Ben bu namazı kıldığım İçin hiçbir gurura kapılmadan büyük bir kıvanç ve onur duyuyorum." Enes İbn Mâlik'in söz konusu ettiği namaz ise zorunluluk dolayısıyla vaktinde kılamayıp kaza ettiği namazdır (makdiyye). Onun bu namaz için duyduğu onur ve kıvancın sebebi ise, kendilerini bir ibadetten ancak daha önemli başka bir ibadetin alıkoymasıdır. Fakat daha sonra yerine getiremedikleri bu ibadeti kaza etmişlerdir. Bu yönüyle Enes'in sözü Hz. Ebu Bekir'in şu sözüne benzer: "Güneş doğmuş olsaydı bile bizim gaflete daldığımızı göremeyecekti."
Bazılarına göre Enes, bu sözü ile vaktinde kılamadığı namaz için duyduğu üzüntüyü anlatmıştır. Buna göre onun sözünde geçen namaz kaza edilen değil, vakti kaçırılan namazdır. Buna göre Enes'in sözü şu anlama gelir: "Eğer bu namazı vaktinde kılabilmiş olsaydık daha çok hoşuma giderdi." Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir. Zeyn İbnü'I-Müneyyir'in görüşleri de bu doğrultudadır: "Enes İbn Mâlik'in namazı, dünya ve İçindekilerden daha önemli görmesi onun Ebu Musa'nın içtihadına katılmadığını ve fetih gecikse bile namazın vaktinde kılınmasının daha uygun olduğuna inandığını göstermektedir. Zaten Enes'in bu konu altında zikredilen sözü, "Sabah namazında kılınan iki rekat dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır" hadisine de uygundur."
Zeyn İbnü'I-Müneyyir'in bu sözünde ifade edilen uygunluk "sözlerin lafız olarak ve kullanılan kelimeler bakımından birbirine uygunluğudur." Zira Enes'in naklettiği rivayet farz namaz ile ilgili olduğu halde hadis-i şerifte nafile namazdan söz edilmektedir. Bununla birlikte Enes'in namazı Ebu Musâ ve beraberindekilerle birlikte kılmış olması Zeyn İbnü'I-Müneyyir'in görüşünü çürütebilecek niteliktedir. Zira İbnü'l-Müneyyir'e göre Enes İbn Mâlik, Ebu Musa'nın görüşüne muhaliftir. Halbuki bu rivayete göre Enes onunla birlikte namaz kılmıştır. Eğer Enes, Ebu Musa'nın görüşünü kabul etmeseydi namazı ima ile de olsa tek başına kılardı. Fakat böyle yapmayıp Ebu Musâ ve beraberindekilerle birlikte namaz kılmıştır. Böyle bir durumda Enes'in Ebu Musa'ya muhalif olduğu nasıl söylenebilir?
EBVABU SALATU’L-HAVF EK SAYFA – 512-2 باب: صلاة الطالب والمطلوب، راكبا وإيماء. 5. Düşman Peşinde Olanların Ve Düşman Tarafından Kovalananların Binek Üzerinde Ve İmâ İle Namaz Kılmaları -وقال الوليد: ذكرت للأوزعي صلاة شرحبيل بن السمط وأصحابه على ظهر الدابة، فقال: كذلك الأمر عندنا إذا تخوف الفوت. واحتج الوليد بقول النبي صلى الله عليه وسلم: (لا يصلين أحد العصر إلا في بني قريظة).
Velid şöyle demiştir: Evzâi'ye Şurahbil Ibnü's-Sımt ve arkadaşlarının binek sırtında namaz kılmaları konusunu sorduğumda bana şöyle cevap verdi: Namaz'ın kaçırılacağından endişe duyulursa bize göre uygulama bu şekilde olur." Velid bu görüşü için Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu hadisini delil olarak zikretmiştir: "Hiç kimse Beni Kurayza'ya varmadan ikindi namazını kılmasın!"
حدثنا عبد الله بن محمد بن أسماء قال: حدثنا جورية، عن نافع، عن ابن عمر قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم لنا لما رجع من الأحزاب: (لا يصلين أحد العصر إلا في بني قريظة).فأدرك بعضهم العصر في الطريق، فقال بعضهم: لا نصلي حتى نأتيها، وقال بعضهم: بل نصلي، لم يرد منا ذلك، فذكر للنبي صلى الله عليه وسلم، فلم يعنف واحدا منهم. İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: "Kendilerinden ilim tahsil ettiğim ve görüşlerini öğrendiğim bütün âlimler, düşman tarafından kovalanan bir kimsenin namazı bineğinin üzerinde imâ ile kılacağını, düşman peşinde olan Müslümanların ise binekten İnip yerde namaz kılması gerektiğini söylemişlerdir." Konuyla ilgili olarak İmam Şâfii şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Eğer Müslüman bir asker düşman peşinde olduğu için ordudan uzaklaşmışsa ve yere inip namaz kıldığı takdirde düşmanın kendisine saldıracağından endişe ederse yine imâ ile kılabilir."
Bu açıklamalar da göstermektedir ki düşman tarafından kovalanan Müslüman askerin namazını imâ ile kılacağı konusunda herhangi bir görüş ayrılığı bulunmadığı halde düşman peşinde olan askerler hakkında farklı görüşler söz konusudur. Bu konudaki hükümlerin farklı olmasının sebebini şu şekilde açıklayabiliriz: "Düşman tarafından kovalanan bir kimsenin büyük bir korku içinde olacağı kesindir. Fakat zafere yakın olup düşmanı süren askerlerin artık alt edilmeleri söz konusu olmayacaktır. Burada söz konusu olan endişe, düşmanı elden kaçırma endişesidir."
İbnü'l-Müneyyİr, Veiid'in Evzâi'den naklettiği görüşü desteklemek üzere zikrettiği delille iigili olarak şunları söylemiştir: "Bana öyle geliyor ki, Velid bu hadisi delil olarak gösterirken şunu göz önünde bulundurmuştur: Resulullah (s.a.v.)’in orduya çok acil bir şekilde Kurayza yurduna gitmelerini emretmesi aslında namazın terk edilmesini de gerektiren bir durumdur. Nitekim ashâb-ı kiramdan bir kısmı bu talimatın namazla ilgili olmayıp, acele etmeye yönelik olduğunu dikkate alarak namazı terk etmişlerdir. Veya acele etmeye yönelik olan bu talimat namazların binek sırtında kılınmasını gerektirir, Nitekim ashabın bir kısmı da bu şekilde düşünüp namazı binek sırtında kılmışlardır. Zira binek sırtından inmek Kurayza'ya bir an önce ulaşma amacına ters düşer.
Namazı kılmayan ilk grup Resûlullah'ın talimatının acele etmeye yönelik olduğunu ve bineklerden inmenin bu emre karşı çıkmak anlamına geldiğini düşünmüşlerdir. Bu bakımdan onların namazı ertelemelerinin sebebi aynı güçte farklı bir emrin bulunmasıdır. Namazı kılan diğer grup ise her iki emri de birlikte uygulayabilecekleri bir çözüm bulmuşlar ve binek sırtında namazlarını kılmışlardır. Böylece onlar her ikisi de farz olan bu görevleri (acele etmek ve namaz kılmak) yerine getirmişlerdir.
Ashâb-ı kiramın bineklerinden inip namazlarını kıldıklarını varsayacak olursak onların Resûlullah'ın acele etmeye yönelik talimatına aykırı hareket ettiklerini söylemiş oluruz. Sahâbilerin böyle bir tavır içinde olduklarını söylemek ise mümkün değildir. Zira bu Resûl-i Ekrem'in emrine uymamak anlamına gelir." Fakat İbnü'l-Müneyyir'in bu görüşüne aynı yolla karşı çıkabiliriz. Zira bu durumda ashabın Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in herhangi bir olacaktır. Böyle bir iddia ise onlar hakkında düşünülemez.
Konuyla ilgili olarak İbnü'l-Murâbıt'ın söyledikleri daha kabul edilebilir görünmektedir: "Velid bu hadisi delil olarak gösterirken hangi uygulamanın daha yerinde ve evlâ olduğunu açıklamak istemiştir. Çünkü Kurayza yurduna varana kadar ikindi namazını kılmayıp erteleyenler vakti geçirmelerine rağmen azarlanmamışlardır. Fakat namazın vaktini geçirmeyip imâ ile kılanların, namazı kılmayıp vaktini geçirenlere göre daha yerinde hareket ettiklerini söylememiz mümkündür. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir."
Faydalı bir not: Ebû Dâvûd düşmanı kovalayan kişiyle ilgili olarak Ubey-dullah Ibn Enis'ten bir rivayet nakletmiştir. Hasen bir senedle nakledilen bu rivayete göre Resûl-i Ekrem Ubeydullah'ı askeri bir göreve göndermişti. Ubeydullah, Süfyân el-Hüzeli'yi namazının vakti de girmişti. Namazı kaçırabileceğim endişesine kapılmıştım. Bu yüzden imâ ile namaz kılarak ilerlemeye başladım."
باب: التبكير والغلس بالصبح، والصلاة عند الإغارة والحرب. 6. Sabah Namazını Erkenden Ve Geceden Kalma Son Karanlık Vaktinde Kılmak, Düşmana Baskın Ve Savaş Sırasında Namaz Nasıl Kılınır? حدثنا مسدد قال: حدثنا حماد، عن عبد العزيز بن صهيب، وثابت البناني، عن أنس بن مالك: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم صلى الصبح بغلس، ثم ركب فقال: (الله أكبر خربت خيبر، إنا إذا نزلنا في ساحة القوم فساء صباح المنذرين). فخرجوا يسعون في السكك ويقولون: محمد والخميس. قال: والخميس الجيش، فظهر عليهم رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقتل المقاتلة وسبى الزراري، فصارت صفية لدحية الكلبي، وصارت لرسول الله صلى الله عليه وسلم، ثم تزوجها، وجعل صداقها عتقها.
فقال عبد العزيز لثابت: يا أبا محمد، أنت سألت أنسا ما أمهرها؟ قال: أمهرها نفسها، فتبسم. İmam Buhâri korku namazı için vaktin sonunu beklemenin şart olmadığını göstermek maksadıyla korku namazı ile ilgili konuların işlendiği bölüme bu konuyu da almıştır. Halbuki bazı bilginlere göre savaşa başlandığı zaman korku namazını vaktin sonuna doğru kılmak şarttır. Bu açıklamayı yapan Zeyn İbnü'l-Müneyyir şunları da söylemiştir: "Bu başlığın konmasmdaki maksat, düşmanla savaşa başlamadan önce namazı hemen vaktin başında kılıp daha sonra düşmanla mücadeleye girmenin uygun olduğuna İşaret etmek de olabilir."
Allahu ekber Allah en büyüktür" cümlesi, Resûlullah'tan nakledilen ve korku, sevinç anlarında okunan bir zikirdir. Bu şekilde Allah Teâlâ'ya şükredilmekte ve Cenâb-ı Hakk başta Yahudiler (Allah onları kahretsin) edilmektedir; bu cümle hem şükür hem de tenzih ifadesidir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.