Tam adı Ebû Hafs Ömer b. el-Hattâb b. Nüfeyl el-Kureşî el-Adevî'dir. Hakkı bâtıldan ayırdığı için kendisine "Fârûk" lakabı verilmiştir. Mekke'nin ileri gelen ailelerinden birine mensuptu ve başlangıçta İslâm'a sert biçimde karşı çıkanlar arasındaydı. Peygamberliğin altıncı yılında, kız kardeşinin evinde okunan Kur'an âyetlerini işitmesinin ardından Müslüman oldu; onun katılımı Mekke'deki Müslüman topluluğu belirgin biçimde güçlendirdi. Kızı Hafsa'yı Hz. Peygamber'le evlendirdiği için Resûlullah'ın kayınpederi olmuştur.
Hz. Ebû Bekir'in vefatından sonra m. 634'te halife oldu ve on yıl bu görevi sürdürdü. Döneminde Irak, Suriye, Filistin ve Mısır fethedildi, Kudüs teslim alındı. Devlet teşkilâtı alanında kalıcı düzenlemeler yaptı: divan teşkilâtını kurdu, cizye, haraç ve öşür gibi vergi esaslarını belirledi, kadıları valilerden bağımsız biçimde tayin ederek yargıyı ayırdı ve h. 16 yılında hicreti esas alan takvimi yürürlüğe koydu. Mescid-i Nebevî'yi genişletti, sık sık vilâyetleri dolaşarak adaletin işleyişini denetledi.
Sert mizaçlı fakat sorumluluk duygusu çok güçlü bir kişilik olarak tasvir edilir; en yetkili konumdayken bile sade bir hayat sürmüştür. Fıkıhta re'y ile hüküm çıkarma yöntemini geliştirmiş, hem rey hem hadis ekollerini etkilemiştir. H. 23 / m. 644'te sabah namazını kıldırırken bir köle tarafından hançerlenerek şehid edildi ve Medine'de Hz. Peygamber'in yanına defnedildi.
Ailesi
Babası
Khattab ibn Nufayl
Annesi
Hantamah bint Hisham Makhzumi
Eşi
Zaynab bint Maz'un, Umm Kulthum bint 'Amr (Jarwal), Qaraybah bint Abi Umayyah al-Sugra, Jamila bint Thabit ibn Abi al-Aflah, 'Atikah bint Zayd, Umm Kulthum bint 'Ali bin Abi Talib, Umm Hakim, Umm Walad(Lihayyah), Umm Walad(Fakhihah)
Kardeşleri
Zayd ibn al-Khattab, Fatima bint al-Khattab, Safiyah bint al-Khattab
Çocukları
ibn Umar, Hafsa bint Umar, 'Abdur Rahman bin 'Umar (Akbar), 'Ubaidallah bin 'Umar, Zayd bin 'Umar, 'Asim bin 'Umar, 'Iyad bin 'Umar, Zaid (older) bin 'Umar, Ruqayyah bint 'Umar, Fatima bint 'Umar, 'Abdur Rahman(middle), 'Abdur Rahman(younger), Zainab bint 'Umar
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Ömer r.a., sahabilerle kadının doğum vaktinden önce düşürülen çocuğu (cenini) hakkında istişare etti ve Muğire "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir köle veya bir cariyeyi gurre olarak vermesini hükmetli" dedi.
Ömer r.a. ona "Seninle birlikte buna şehadet edecek bir kimse daha getir" dedi. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle hükmetliğine şehadet etti.
Hişam'ın babasından nakline göre Hz. Ömer insanlara "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in düşük çocuk (cenin) hakkındaki hükmünü işiten kimse var mı?" diye sordu. el-Muğire "Ben işittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu konuda bir köle veya cariyenin gurre olarak verilmesine hükmetti" dedi. Ömer (ibnu’l-Hattab) "Beraberinde buna şehadet edecek bir kimse getir" dedi. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle hükmetliğine şehadet ediyorum" dedi.
Muğire b. Şu'be'nin nakline göre Hz. Ömer onlarla karnına vurup çocuğunu (ölü olarak) düşüren kadın hakkında istişare etti. Hadisin kalan kısmı bundan öncesi gibidir.
6908. hadisin kaynakta aynı numara altında verilen, farklı senedle gelen 2. rivayetidir.
Muğire b. Şu'be'nin nakline göre Hz. Ömer onlarla karnına vurup çocuğunu (ölü olarak) düşüren kadın hakkında istişare etti. Hadisin kalan kısmı bundan öncesi gibidir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ana Karnında Bulunan Çocuk (cenin)." Arapça'da " ce nın" ana karnında bulunan yavruya denir. Bu yavruya ce nın denmesi, ana karnında gizlenmesinden dolayıdır. Canlı olarak dünyaya geldiği takdirde buna "veled" denirken, ölü olarak doğduğunda "sıkt" adını alır. "Hüzeylkabilesinden iki kadın birbiriyle kavgaya tutuşur, bu esnada biri diğerine bir taş fırlatır." Bu iki kadın birbiriyle kuma olup, Hami b. en-Nabiğa elHüzelı'nin nikahı altında bulunuyorlardı. Ebu Davud'un İbn Abbas'tan nakline göre Hz. Ömer bu konuda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in verdiği hükmü sorunca, Hami b. Malik en-Nabiğa ayağa kalktı ve "Ben iki kadının arasındaydım. Biri diğerine bir taş fırlattı da ... " dedi. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu konuda bir köle veya cariyenin gurre olarak verilmesine hükmetti." İbnü'l-Münzir ve Hattabl'nin TavCıs, Mücahid ve Urve b. ez-ZUbeyr' den nakline göre gurre, bir köle veya cariye ya da at bedelidir. Bu konuda Davud ve ona tabi olan zahiriler hükmü daha da genişleterek şöyle demişlerdir: Gurre adını alabilecek her şeyi vermek caizdir. Gurre kelimesi esasen atın alnındaki beyazlık demektir. Bu kelime insan hakkında abdest konusunda geçen hadiste şöyle kullanılmıştır: "Benim ümmetim kıyamet günü alınları parlak bir şekilde çağrılacaklar. IJ İster insan, ister başkası, ister erkek, ister kadın değerli olan her şeye "gurre" denilir .. Çoğunluğa göre köle ve cariyeden yeterli olabilen en asgari ölçü, satışta geri iadeyi mümkün kılan kusurlardan uzak olmasıdır. Çünkü ayıplı olan mal, iyi mallardan değildir. "Karnınavurup çocuğunu (ölü olarak) düşüren kadın." Buharl'nin el-İ'tisam bölümünde Muğire'den yaptığı rivayete göre Hz. Ömer "imlasu'l-mer'e"yi sordu. İmlasu'l-mer'e, karnına vuran ve yavrusunu düşüren kadın demektir. Hz. Ömer "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in düşük cenin (sıkt) hakkındaki hükmünü işiten kimse var mı?" diye sordu. Bu açıklama dil bilginlerinin yaptıkları tefsirden daha dardır. Onlara göre imlas, kadının çocuğu doğumdan önce yani doğum vaktinden önce düşürmesi demektir. Ebu Davud'un Sünen'inde Ebu Ubeyd'den yaptığı nakil böyledir. İbnü'l-Katta' "........." hamile kadın çocuğunu düşürdü anlamına gelir demiştir. "Hz. Ömer onlarla karnına vurup çocuğunu (ölü olarak) düşüren kadın hakkında istişare etti." İbn Dakik el-İd şöyle demiştir: Bu hadis cenin'in diyeti olduğu ve onun hakkında gurre vermek gerektiği noktasında esaslı bir delildir. Gurre ya köle ya da cariyedir. Gurre, işlenen bir cinayet nedeniyle kadın çocuğunu ölü olarak doğurduğunda gündeme gelir. Fıkıh bilginleri gurrenin yaşı hakkında kayıtlamada bulunmaktadırlar. Oysa bu daha önce geçtiği üzere hadisin gereği değildir. Hz. Ömer'in bu konuda sahabe ile istişarede bulunması, devlet başkanının herhangi bir hükmü bilmediğinde veya şüphesi bulunduğunda ya da ispat edilmesini istediğinde sorması konusunda temel dayanaktır. Hadisten özelolayların büyükler tarafından bilinmediğini kendilerinden daha aşağı mertebedeki kimselerin ise bunları bildiğini anlıyoruz. Bu tavırda görüşüne muhalif bir haberle kendisine delil getirildiğinde "Bu haber sahih olsaydı onu herhalde -mesela- filanca kişi bilirdi" diye cevap veren mukaHidin tutumuna bir reddiye vardır. Çünkü böyle bir olaydan Hz. Ömer gibi birisi habersiz olursa ondan sonra gelenlerin bilmemesi çok daha mümkündür. Fıkıh bilginleri gurrenin vacip olması için cenin'in anasından cinayet sebebiyle ölü olarak doğmuş olmasını şart koşmuşlardır. Buna karşılık cenin canlı olarak dünyaya gelir, sonra ölürse bu durumda kısas veya tam bir diyet gerekli olur. Bu olaydan sözkonusu hükmün hür olan kadının düşürdüğü çocuğa mahsus olduğu anlaşılmaktadır. Zira hadiste belirtilen olay bu konuda varid olmuştur. Fıkıh bilginleri bu konuda içtihadda bulunmuşlardır. Şafiller şöyle der: Cariyenin cenini hakkında vacip olan annesinin kıymetinin onda birini vermektir. Tıpkı hür olan kadının ceninin'de annenin diyetinin onda birini vermek gerekli olduğu gibi. Hadisten sözkonusu katlin kas ıt benzeri olmadığı anlaşılmaktadır. Doğruyu en iyi Yüce AHah bilir. Bu hadis konuşmada sed'in kınandığına delil gösterilmiştir. Mekruhluk kişi konuşurken zorlamada bulunduğunda sözkonusudur. Aynı şekilde insanın sözü düzgün olup, ancak bir hakkı iptal ediyor ya da bir batılı hayata geçiriyorsa bu da mekruhtur. Buna karşılık kişinin sözü ahenkli ve düzenli olup, bir hak veya mubah konusunda iseirinda herhangi bir mekruhluk yoktur
Alkame b. Vakkas'ın Hz. Ömer'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Ameller ancak niyete göredir. Her bir kimsenin niyet ettiği şey ne ise eline geçecek olan ancak odur. Her kimin hicreti Allah ve Resu/üne yönelik ise onun hicreti Allah'a ve Resulünedir. Her kim de nail olacağı bir dünya yahut kendisiyle evleneceği bir kadından dolayı hicret etmişse, onun hicreti de hicret ettiği şeyedir."
Abdullah b. Ömer'in nakline göre Hz. Ömer şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana devlete hizmetim karşılığı olarak ücretimi verirdi, ben de ona "Bu malı benden daha muhtaçlara ver" derdim. Nihayet bir keresinde bana mal verdi. Ben yine ona "Bunu benden daha muhtaç olanlara ver!" dedim. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sen bu malı al, kendi mülkiyetine geçir ve tasadduk et. Göz dikmediğin ve istemediğin halde sana bu maldan bir şey geldiğinde onu al. Aksi takdirde talep etme."
Ömer şöyle demiştir: Ensardan bir adam vardı. O, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan ayrı ve uzakta bulunduğu zaman ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinde hazır bulunur ve o gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (söz, fiil ve hallerini) ona naklederdim. Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinden uzakta kaldığım zaman ise o zat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinde hazır bulunur ve o gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ilgili (söz, fiil ve halleri) bana naklederdi.
Ömer r.a. şöyle demiştir: "Ben (kadınlardan ayrı bir yere çekildiği zaman) geldim ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i yüksekçe bir oda içinde buldum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bulunduğu odanın merdiveni başında siyah bir hizmetçisi vardı. Ona "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söyle bu gelen Ömer b. el-Hattab'tır" dedim. Akabinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem içeri girmeme izin verdi."
İbn Abbas r.a.'ın nakline göre İbn Ömer şöyle demiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle dedi: "Bu gece bana Rabbim tarafından bir gelen geldi de Akık vadisinde iken bana 'Bu mübarek vadide namaz kıl ve umretun ve haccun' diye söyle. "