Ebû Katâde (el-Hâris) b. Rib'î…
- Künye
- Ebû Katâde
- Nisbe
- el-Ensârî, es-Sülemî, el-Medenî, el-Hazrecî
- Tabaka
- Uhud'a katıldı
- Vefat kaydı
- h. 38–60 arası
Künyesiyle şöhret bulan bu sahâbînin asıl adı Hâris b. Rib'î b. Beldeme'dir; Ensar'ın Hazrec kolundan Benî Seleme'ye mensup bir Medinelidir. İkinci Akabe Biatı'nın ardından Müslüman oldu ve ilk yılların dışındaki hemen bütün gazve ve seriyyelere katıldı. Savaşçılığı ve özellikle at üstündeki hüneriyle tanındı; Hz. Peygamber'in süvariler arasında onu överek söylediği "Süvarilerimizin en hayırlısı Ebû Katâde'dir" sözü Müslim'in Sahîh'inde yer alır. Bu sebeple kaynaklarda Resûlullah'ın süvarisi diye anılır.
Hicretin sekizinci yılında Hadıra ve Batn-ı İdam seriyyelerine kumanda etti. Batn-ı İdam seferinin asıl amacı, Mekke fethi hazırlıkları sürerken düşmanın dikkatini başka yöne çekip gerçek hedefi gizlemekti; bu görevin ona verilmesi askerî güveni bakımından dikkat çekicidir. Hz. Ömer döneminde Medine'de mescidle ilgili bazı hizmetlerde adı geçer. Hz. Ali halife olunca kendisini Mekke valiliğine tayin etmiş, bir süre sonra bu görevden almıştır.
Hadis alanında da verimli bir sahâbîdir; kendisinden 170 kadar rivayet nakledilmiştir. Bunların on bir tanesi Buhârî ile Müslim'in ittifak ettiği hadislerdendir, ikisi yalnız Buhârî'de, sekizi yalnız Müslim'de bulunur. Abdest, namaz, oruç ve av hükümleriyle ilgili rivayetleri fıkıh kitaplarında sıkça kullanılır. Vefatı hakkında farklı tarihler zikredilmekle birlikte kaynakların çoğunluğu, yetmiş yaşlarında iken h. 54 / m. 674 yılında Medine'de vefat ettiğini kaydeder. Kûfe'de h. 38 / m. 658'de öldüğüne dair rivayet ise zayıf kabul edilmiştir.
Babası Rab'i bin Baldama b. Khunas b. Sinan, annesi Kabsha bint Muthr b. Haram b. Sawad of B.Salima. Eşi/eşleri: Sulafa bint al-Bara' bin Ma'rur, Umm Walad. Çocukları: 'Abdullah bin Abi Qatada Ibn Rab'i, 'Abdur Rahman bin Abi Qatada Ibn Rab'i, Thabit bin Abi Qatada Ibn Rab'i. Yaşadığı yerler: Medina, Kufa. Doğum yeri: Medinah. Vefat yeri: Medinah.
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış, kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir; eşleşmeyen yazımlar ayrı kayıt olarak kalabilir.
Ebu Seleme'den rivayete göre Ebu Katade şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Rüya Allah'tandır. Hulm ise şeytandandır. Sizden herhangi bir kimse hoşuna gitmeyen bir şey görecek olursa uyandığı vakit üç defa tükürür gibi üflesin, o rGyanın şen'inden Allah'a sığınsın. Şüphesiz o takdirde ona zararı olmaz." Ebu Seleme dedi ki: Ben hiç şüphesiz bana dağdan daha ağır gelen bir rüya görürdüm. Bu hadisi duyduktan sonra artık bu gibi rüyalara aldırmaz oldum.
Ebu Katade'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu'l-As'ın kızı olan Umame'yi omuzu üzerine almış olduğu halde yanımıza çıkıp geldi ve namaz kıldırdı. Rükua vardığında Umame'yi yere koyuyor, kalktığında da onu kaldırıyordu. "
Ebu Katade'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünden bir cenaze geçti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "(Ölmekle) istirahat eden ve kendisinden istirahat edilendir. Mu'min (dünya yorgunluğundan) istirahat eder" dedi.
Ebu Katade'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Doğru rüya Allah tarafındandır. Hulmde şeytandandır" buyurmuştur.
Ebu Katade'nin nakline göre ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Salih rüya Allah tarafındandır. Hulm de şeytandandır. Biriniz hulm gördüğünde bundan Allah'a sığınsın, sol tarafına tükürsün. Bu suretle o düş, sahibine zarar vermez. "
Ebu Katade'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Salih olan rüya Allah tarafındandır. Hulm de şeytandandır. Kim rüyada hoşuna gitmeyecek bir şey görürse (uyanınca) sol tarafına üç defa 'tuh' desin ve şeytanın şerrinden Allah'a sığınsın. Bu suretle o düş, sahibine zarar vermez ve muhakkak ki şeytan benim kıfığıma giremez."
Ebu Katade'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kim beni rüyada görürse muhakkak o hakkı görmüştür" buyurmuştur.
Ebu Katade şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn günü "Her kim bir düşman öldürür ve öldürdüğüne dair beyyinesi bulunursa öldürdüğü kimsenin salebi onundur!" Bu söz üzerine öldürdüğüm kimse için bir delil aramaya kalktım. Fakat bana onu öldürdüğü me şahitlik edecek hiçbir kimse bulamadım. Bunun üzerine oturdum. Sonra aklıma şöyle bir fikir geldi: O maktulün durumunu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e açtım. Onunla birlikte bulunanlardan birisi, Ebu Katade'nin sözünü ettiği maktulün silahları benim yanımdadır dedi. Ravi şöyle der: O adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ebu Katade'yi (o maktulün silahları yerine başka şeyler ile) razı et!" dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir "Hayır, bu olmaz! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah ve Resulü yolunda çarpışan bir aslanı bırakıp da, onun payını Kureyş'ten küçük bir çakala vermez!" dedi. Ebu Katade şöyle devam etti: "Bu söz üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kişiye emretti de o da maktulün selebini kendisine verdi. Ben onları sattım ve bir bahçe satın aldım. İşte bu bahçe benim biriktirmiş olduğum ilk maldır" dedi. Buhari'nin el-Leys'ten nakline göre Ebu Katade "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalktı ve maktulün selebini bana verdi" demiştir. وقال أهل الحجاز: الحاكم لا يقضي بعلمه، شهد بذلك في ولايته أو قبلها، ولو أقر خصم عنده لآخر بحق في مجلس القضاء، فإنه لا يقضي عليه في قول بعضهم حتى يدعوا بشاهدين فيحضرهما إقراره. وقال بعض أهل العراق: ما سمع أو رآه في مجلس القضاء قضى به، وما كان في غيره لم يقض إلا بشاهدَين. وقال آخرون منهم: بل يقضي به، لأنه مؤتمن، وإنما يراد من الشهادة معرفة الحق، فعلمه أكثر من الشهادة. و قال بعضهم: يقضي بعلمه في الأموال، ولا يقضي في غيرها. وقال القاسم: لا ينبغي للحاكم أن يقضي قضاء بعلمه دون علم غيره، مع أن علمه أكثر من شهادة غيره، ولكن فيه تعرُّضاً لتهمة نفسه عند المسلمين، وإيقاعاً لهم في الظنون، وقد كره النبي صلى الله عليه وسلم الظن فقال: (إنما هذه صفيَّة). Hicaz bilginlerinin kanaati şöyledir: Hakim olaya ister görevdeyken şahit olsun, isterse daha önce kendi bilgisine dayanarak hüküm vermez. Taraflardan biri hakimin huzurunda diğeri lehine yargı meclisinde bir hak itirafında bulunacak olursa, bazı bilginlere göre iki şahit çağırıp, onun ikrarına şahit tutmadıkça hüküm vermez. Bazı Irak alimleri şöyle demişlerdir: Hakim yargı meclisinde bir şeyi duyar veya görürse buna göre hüküm verebilir. Yargı meclisi dışında ise iki kişiyi sözkonusu ikrara şahit tutmadıkça hüküm vermez. Iraklı alimlerden başkaları ise şöyle demişlerdir: Tam tersine buna dayanarak hükmünü verir. Çünkü o güvenilirdir. Zira şahitlikten maksat hakkı öğrenmektir. Hakimin bu durumdaki bilgisi şahitlerden alacağı bilgiden daha fazladır. Bazı Iraklı bilginler ise şöyle demişlerdir: Hakim dava konusu malolduğunda kendi bilgisine dayanarak hüküm verirken, bunun dışındaki davalarda veremez. el-Kasım'ın görüşü şöyledir: Hakimin başkasının bilgisini bir yana bırakarak kendi bilgisi ile hüküm vermesi uygun değildir. Oysa kendi bilgisi başkasının şahit1iğinden çok daha fazla bilgi ifade etmektedir. Fakat hakimin kendi bilgisine dayanarak hüküm vermesi, kendisini Müslümanların nazarında töhmete maruz bırakmak ve onları zanna düşürmek demek olur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zannı hoş görmemiş ve "Bu kadın, eşim Safiye'dir" buyurmuştur.