Ebû Ubeyd Sa'd b. Ubeyd, Abdurrahman b. Ezher ez-Zührî'nin azatlısıdır. Abdurrahman b. Ezher ile Abdurrahman b. Avf amca çocukları olduğundan kaynaklarda İbn Avf'ın azatlısı olarak da anılır. Medine'de yaşamış, şehrin kurrâ ve fakihleri arasında sayılmıştır.
Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Ebû Hüreyre'den hadis rivayet etmiştir. Buhârî'deki bir rivayetinde bayram namazında Hz. Ömer'le birlikte bulunduğunu ve onun bayram günlerinde oruç tutmayı yasakladığını aktarır. Kendisinden İbn Şihâb ez-Zührî ve Saîd b. Hâlid b. Karaz gibi râviler nakilde bulunmuştur. Yahyâ b. Maîn onun sika olduğunu belirtmiştir. H. 98 / m. 716 yılında Medine'de vefat etmiştir.
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
(Bize Kuteybetü'bnü Sa'd rivâyet etti. ki): Bize Leys Said b. Ebû Said'den, o da Babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivâyet etti ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): hiç biri yoktur ki, ona beşerin emsaline iman ettiği mu'cizelerin misli verilmiş olmasın. Bana verilen (mu'cize) ise ancak Allah'ın bana vahyeftiği (Kur'ân-ı Kerîm) dir. Binaenaleyh kıyâmet gününde ben peygamberlerin en çok tabiî bulunanı olmayı ümid ederim.» buyurmuşlar. hadisi Müslim buradan başka «Kitâbu Fedâili'l-Kur'ân» ile «Kitâbu't-Tefsir» de; Buhârî «Kitâbu Fedâil'il-Kur'ân» ile «Kitâbu'l-i'tisâm» da tahrie etmişlerdir. (sallallahü aleyhi ve sellem)'in: hîç biri yoktur ki, ona beşerin emsaline iman ettiği mu'cizelerin misli verilmiş olmasın...»buyurmuş olması gösteriyor ki, her peygamberin mutlaka bir mucizesi olur. Bu mucize doğru olduğu için görenlerin onun doğruluğuna inanmasını iktizâ eder. İsrar edenlerin inanmaması ona zarar etmez. Cümlenin metninde «âmene» fi'li «alâ» harfi cerri ile müteaddi yapılmıştır. Aslında bu kelime «bâ» yahut «lâm» ile müteaddî olur. Binaenaleyh «aleyhi» yerine «bihî» demek lâzım gelirse de burada «amene» fi'line tazmin yolu ile «galebe çalmak» mânası ifâde ettirildiğinden «âla» ile müteaddi olması caizdir. Mâna şudur: «Beşerin, mislini çürütmeye kaadir olamayıp mağlûp bir halde inandığı mucize, her peygambere verilmiştir.» ve Müslim sarihlerinden Şihabuddin Kastalânî bu cümleyi şöyle izah ediyor: «Her peygambere, dâvasını isbat için zamanına göre bir takım hârikalar verilmiştir. Asâ'nın yılan olması bu kabildendir. Çünkü Mûsâ Aleyhisselâm zamanında sihirbazlık ileri gitmişti. Hazret-i Mûsa'da sihre muvafık olan bu mucizeyi göstererek kavmini imâna muztarr bıraktı İsâ (aleyhisselâm) zamanında tababet ileride idi; ona da tababet nev'inden olan fakat ondan daha yüksek mertebede bulunan bir mucize yani ölüleri diriltme mucizesi verildi. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında ise; belagat ileride idi. Araplar kendi aralarında onunla öğünürlerdi. Hatta belagatta başkalarına meydan okuyarak meşhur yedi kasideyi Kâ'be duvarına asınışlardı. İşte Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) de arapların, o devirde, en kâmil hatipleri bile âciz bırakan ve belâgatleri cinsinden olan Kur'ân-ı Kerim'i getirdi. Ve: verilen mu'cize ise ancak Allah'ın bana vahyettiği (Kur'ân-ı Kerim) dir.» buyurdu. (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yegâne mucizesi Kur'ân-ı Kerîm, olmamakla beraber cümlede hasır edatı kullanarak: «Ancak Kur'ân'dır.» buyurması, onun en büyük mucizesi olduğuna işaret içindir. Yoksa Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Kur'ân'dan başka: «Ayın yarılması, güneşin iadesi, mübarek parmaklarının arasından su kaynaya-rak binlerce insan ve devenin içmesi, kelerin konuşması, kütüğün iniltisi, azı- çoğaltması, gaibden haber vererek dediği gibi çıkması ve saire gibi avam ve havâss arasında tevatür derecesini bulmuş pek çok bahir mucizeleri, ve zahir acibeleri vardır. Kur'ân'i Kerim bunların en büyüğü ve en faydahsıdır. Çünkü o dine daveti, hücceti ve gelmiş geçmiş bütün insanların ilimlerini ihtiva etmektedir. Ondan tâ kıyâmete kadar istifâde edilecektir. Onun içindir ki, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu cümleden sonra: kıyâmet gününde peygamberlerin içinde en ziyâde tabî' ve ümmetin kendisine nasib olmasını temenni etmiştir. Çünkü Kur'ân mucizesi devam edeceği için imânlar dâima tazelenecek ve İslâmı kabul edenler daima bulunacaktır. Diğer peygamberlerin mucizeleri Öyle değildir. Onlar o peygamberlerin hayatlarile sona ermişlerdir.» bu gün bazı dinsizler her fırsatta Kur'ân'i Âzîmüşşana dil uzatmakta, onun — haşa — bir arap düzmesi olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmektedirler. içinde: «Kur'ân'dan ne olacak onu ben de yazarım» diyen yiğitler bulunduğunu da işitiyoruz. Omuzlarının üzerinde kafa değil mankafa dolu birer susak taşıdıklarının bile farkına varamayan bu gafillerle ilmi münakaşaya girişmek abesle iştigâl olur. Böylelere verilecek eri: kestirme cevabı biz yine Aziz Kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'de buluyoruz: (yiğitler) siz de şu Kur'ân gibi bir Kur'ân getiriverin!..» nazire yazacaklar çoktur; fakat, on dört asırdır yazan yoktur. Neredesiniz be koç yiğitler!.,. Tam 14 asırdır meydan sizin! O kadar kolay bir şeyi hâlâ hazırlayamadınız mı?... Bütün Kur'ân'a nazire yazmak sizi terletecekse, ondan vaz geçtik; hiç olmazsa: sûreleri gibi on sûre getirin!..» bu da kâfi... Neye susuyorsunuz; onu da mı yapamayacaksınız? Üzülmeyin canım! hiç olmazsa Kevser sûresi kadar, yanî üç âyetten ibaret sûresi gibi bir sûre getirin!..» On dört asırdır va'dlerinizi bekliyoruz. Artık bu kadarciğını da yapamazsanız yazıklar olsun size! Yiğitliği de hatırdınız insanlığı da... Bizim bildiğimiz: yiğit verdiği sözün üzerine can veren adamdır. Yâ dediğini yapar; yâ ölür. Siz hâlâ utanmadan yaşıyor. Sıkılmadan insan arasına çıkıyorsunuz. Eyvanlar olsun size!... Şimdi adam akıllı rezil oldunuz ya biraz beni dinleyin! Sız bu kara sevdadan vaz geçin! Zira imkânı yok yapamazsınız. Güneşe tükürmeye kalkışan yakalarını kirletmekle kalır derler. Değil sizin gibi ismini bile kekelemeden soyleyemeyenler, fasâhat ve belâgatile dünyaya, ün salmış nice koç yiğitler ortaya çıkmış; fakat Kur'ân-ı Kerîm'in icazı karşısında hiç bir şey yapamamış; yabancı köpekler gibi kuyruklarını kısarak ke-mâl-î rezaletle ortadan çekilmişlerdir. Peygamberlik iddiasında bulunan yalancı Müseyle'me bu bâbda misâl göstermeye kâfidir. Marifetlerini tarihten öğrenebilirsiniz!... Muannidler! Bilmiş olun ki Kûr'ân-ı Kerîm'i değiştirmek veya ortadan kaldırmak şöyle dursun. Onun bir harekesine bile dokunamayacaksınız. Neden biliyor musunuz? Çünkü onu muhafaza eden bizzat Allah'tır. Teâlâ Hazretleri sair semavi kitapların muhafazasını o kitaplarla amel edenlere tevdi etmişti. Bugün kitapların hali meydandadır. Kur'ân-ı Azimüşşanı ise bizzat kendisinin muhafaza edeceğini bundan ondört asır önce indirdik biz!.. Hem hiç şü şüphe yok ki o Kur'ân'ı biz indirdik biz!.. Hem hiç şüphe yok ki bîz onu mutlaka muhafaza edeceğiz." Hıcr sûresi âyet: 9. Buyurarak cihana ilân etmiştir. Şurası calib-i dikkattir ki âyet-i kerîmede sekiz on tane te'kid bir araya gelmiştir. Şöyle ki: Bu âyet ismi üstünde te'kid edatı olan «inne» ile başlamıştır. «Inne» nin ismi cem'i mütekellim zamiri olup Allah'a raci'dir. Bu zamirin cemi' olması ta'zim ve te'kid ifâde eder. «Nahnu» zamiri «inne» deki zamirin te'kididir. Yahut müptedadır. Her iki haldede te'kid bildirir. «Nezzelnâ» fiilinin failîde tazim için cemi' sığası ile gelmiştir. Cümle isim cümlesidir, «vav» ile yukarıya atfedilen ikinci cümlede hal yine böyledir yani. «Inne» tahkik ve te'kid edatıdır. «Nâ» cemi' mütekellim zamiridir. «Lehu» car ve mecrur olup kasır ve hasır için müteallakından önce zikredilmiştir. «Lehâfizûn» nın başındaki lâm te'kid ifade eden lânvı haliyyedir. Cümle isim cümlesidir. ki; bu âyet-i kerîmede tam on tane te'kid vardır. Acaba bunun hikmeti nedir? Hikmetini anlamak için bir nebzecik Maâni ilmine müracaat edelim. O ilim diyor ki: Kendisine söz anlatılan kimse ya hâli zihindir, yani söylenilen şeyi yeni işitir. Yahut biraz bilirde tereddüt halindedir. Fakat hakikati Öğrenmek ister, yahut da bilir de inkâr eder. İşte hâ-lizihin bulunan kimseye o söz hiç te'kidsiz anlatılır. Mütereddit bulunana te'kidli söylemek iyi olur; İnkâr edene ise inkârının derecesine göre bir iki veya daha fazla te'kid vasıtaları kullanarak ifade etmek vaciptir. İlm-i Maâni'nin bize lâzım olan izahatı burada bitti. düşünelim: Kur'ân-ı Kerîm'e dil uzatmak cüretkârlığında bulunan küstahlar şüphesiz ki onu inkâr edenlerdir. Âyet zaten onlara cevap olarak nâzil olmuştur. Arapçada te'kid vasıtaları çoktur. Bunlardan biri de sözü tekrarlamaktır. Âyetteki bu on te'kidi bir an için sözün tekrarı farzedersek mütecavizlere Teâlâ Hazretleri bir şeyi tam on defa tekrarlayarak yani on defa onu ben indirdim ben muhafaza edeceğim buyurarak te'kid etmiş olurki bu iş söz anlayan bir insan için kafasına odunla vurmaktan daha müessirdir. Üstelik te'kid'münkire karşı yapıldığı cihetle on te'kid ona on defa kâfir demeyide tazammun eder. Demek oluyor ki; Kur'ân-ı Kerîm'e dil uzatan hainler en azından on kat katmerli kâfirdirler. Bu mâna âyetten kinaye yolu ile çıkarılır. kerîme iki tarafıda keskin bir kılıç gibi iki şey'e delildir. Yani hem Kur'ân'a dokunmak isteyenlerin dillerini kesmekte hem de belagata Örnek olmaktadır. bâbta son sözüm şudur: Kuş beyni kadarcık bir beyne sahip olanlar bile düşünürlerse anlarlar ki, on dört asırdan beri bunca düşmandan bir tanesinin Kuf'ân-ı Kerîm'in bir âyetine dahi nazire getirememesi onun mucize olduğuna en büyük delildir. bu hadisin mânası hususunda ulemâdan üç kavil naklediyor
Bana Ebû't-Tâhir ile Yûnus b. Abdil'a'lâ rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize ibni Vehb rivayet etti. (Dediki) -. Bana Amr b. Haris, îbni Şihâb'dan, o da Abdurrahmân b. Avf'ın azatlısı Ebû Ubeyd'den naklen haber verdi. Ebû Ubeyd, Ebû Hureyre'yi şunları söylerken işitmiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sizden birinizin bir srrt odun toplaması ve onu sırtına yüklenerek satması, kendisi için versin vermesin, bir adama el açmaktan daha hayırlıdır.» buyurdular.
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki) Malik'e, İbaî Şihab'dan dinlediğim, onun da İbni Ezher'in azatlısı Ebû Ubeyd'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: «Ebu Ubeyd Demişki: Ömeru'bnül Hattâb (Radiyallahû anh) ile beraber bayramda bulundum. Ömer gelerek bayram namazını kıldırdı. Sonra namazdan çıkıp cemaâata hutbe okudu ve : Kurbanlarınızdan yediğiniz iki gündür. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu iki günde oruç tutmaktan nehiy buyurmuştur, dedi.» İzah Bu hadisi Müslim «Kitâbul-Edâhi» de dahi tahric ettiği gibi Buhâri «Kitâbu«'s-Savm» ve -Kitâbu'l-Edâhi» de. Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesaî ve îbni Mâce «Kitâbu's-Savm» da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Hadîsin bir rivayetinde Hz. Ebû Ubeyd'in Ömer (Radiyâllahû anh) ile beraber bulunduğu namazın Kurban bayramı namazı olduğu bildirilmiştir. Hz. Ömer'in iki günü vasıflarıyla bildirmesi, o günlerde niçin oruç tutulmadığına işaret içindir. Yâni Ramazan bayramında iftar vâcib olur, Kurban bayramında ise Kurban eti yenir ve yedirilir. O gün, Allah'ın kullarına ziyafet günü olduğu için oruç tutmak menedilmiştir. Bayram günlerinde oruç tutmak bütün ulemâya göre memnudur. Yalnız Hanefiiler'e göre bir kimse Ramazan bayramı günü oruç tutmayı nezir etse bu nezir sahihdir, o gün oruç tutmaz başka bir günü onu kaza eder. Bu kavil İmam Mâlik ile Evzâî'den de rivayet olunmuştur. Hanefiiler'e göre bayram günü oruçtan nehiy buyrulması asıl orucun meşruiyetine münâfi değildir. Ekseri fukahaya göre nehyin fesâd icab etmediğini «El-Mahsûl» sahibi nakletmiştir. Râzi bu hususta uzun beyanâtda bulunmuştur. Buharî'nin rivayet ettiği Ziyâd b. Cübeyr hadisi de Hanefiiler'in kavlini te'yid eder. Mezkûr hadîsde: «Bir adam İbni Ömer'e gelerek: —Birisi pazartesi günü oruç tutacağım, diye nezretse de, o gün bayram'a tesadüf etse hüküm nedir ? diye sordu. İbni Ömer: — Allah nezri İfa etmeyi emir buyurmuştur, ama Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bu günde oruç tutmayı yasak etti, diyerek fetva hususunda bir şey söylemedi.» denilmektedir. Ulemadan İbni Abdilmelik: «Eğer o adamın orucu alettayin menedilmiş olsaydı îbni Ömer tevakkuf etmezdi.» demiştir. îmam Şafiî, İmam Züfer ve îmam Ahmed b. Hanbel'e göre bayram günlerinde oruç tutmak ve o günlerde oruç tutmayı nezir etmek sahih değildir. Bu kavil tmam A'zam ile İmam A'zam'dan bir rivayete göre Kurban bayramı günü oruç tutmayı nezir etmek sahih değildir, fakat bir kimse: «Yarın oruç tutacağım» diye nezretse de, ertesi günü Kurban Bayramı olsa nezri sahihdir. Hadis-i şerif, bayram namazının hutbeden Önce kılınacağına da delildir.
Bana Abdü'I-Cebbâr b. Alâ: rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân rivayet etti. (Dediki): Bize Zührî. Ebû Ubeyd'den rivayet etti. Şöyle demiş: Bayramda Ali b. Ebî Tâüb ile birlikte bulundum. Hutbeden önce namazdan (işe) başladı ve : «Şüphesiz Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üç geceden sonra kurbanlarımızın etlerinden yemeyi bize yasak etti.» dedi.
Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan rivayet etti. (Demişki): Bana İbni Ezher'in azatlısı Ebû Ubeyd rivayet etti ki, kendisi bayramda Ömer b. Hattâb ile bulunmuş. (Dediki): Sonra Ali b. Ebî Tâlib'Ie birlikte bayram namazı kıldım. Bize namazı hutbeden önce kıldırdı. Sonra cemaata hutbe okuyarak: — Şüphesiz Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üç gecenin üstünde (kalan) kurban etlerinizi yemeyi size yasak etmiştir. O halde yemeyin! dedi.
Bana Züheyr b. Harb de rivayet etti. (Dediki): Bize Yâkub b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize İbııi Şihab'ın kardeşi oğlu rivayet etti. H. Bize Hasen EI-Hulvânî de rivayet etti. (Dediki): Bize Yâkub b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize babam, Sâlih'den rivayet etti. H. Bize Abd b. Humeyd dâhi rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrezzak haber verdi. (Dediki): Bize Ma'mer haber verdi. Bu râvilerin hepsi Zühri'deıı bu isiıâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Kurban etinin 3 günden sonra yasağı neshedildi 1971 ve 1972 nolu hadisleri de mutlaka oku !
Bunu bize Abd b. Humeyd tahdis edip dedi ki: Bana Yakub -yani İbn İbrahim b. Sa'd tahdis etti. Bize Ebu Yunus, Zühri'den Malik'in kendi isnadıyla rivayeti gibi rivayet etti ve: "Sonra bu ayeti bitirinceye kadar okudu" dedi
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedikî): Malik'e, İbni Şihab'dan dinlediğim, onun da İbni Ezher'in azatlısı Ebû Ubeyd'den, onun da Ebû Hureyre'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Biriniz acele edip: Ben dua ettim ama duam kabul olunmuyor. Yahut kabul edilmedi, demedikçe duası kabul olunur.» buyurmuşlar.
Bana Abdü'I-Melîk b. Şuayb b. Lcys rivayet etti. (Dedikî): Bana babam dedemden rivayet etti. (Demişki): Bana Ukayl b. Halid İbni Şihab'dan rivayet ettiki: (Şöyle demiş) : Bana Abdurrahman b. Avf'ın azadlısı Ebû Ubeyd rivayet etti. Bu zat Kurra'dan ve Fıkıh ulemasındandı. (Dedikî): Ebü Hureyre'yî şunu söylerken işittim: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Biriniz acele edip: Ben Rabbime dua ettim amma duamı kabul etmedi, demedikçe duası kabul olunur.» buyurdular.
Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Abbâd Yahya b. Abbâd rivayet etti. (Dediki): Bize İbrahim b. Sa'd rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Şihab Abdurralunan b. Avf'ın azatlısı Ebû Ubeyd'den, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sizden hiç birinizi ameli cennete koyacak değildir.» buyurdu. Ashab: — Seni de mi yâ Resûlallah! dediler, «(Evet!) Beni de! Meğer ki, Allah kendinden bir fadl-u rahmetle beni örte!» buyurdular.