Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1396, sondan 4841. ayet; 10. sure ve Yunus Suresinin 32. ayetidir. Yunus Suresi 32. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 48 ve toplam ebced değeri ise 4265 olarak hesaplanmıştır. Yunus Suresinin toplam ebced değeri 536028 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (10) ل (9) ر (2) bulunuyor.
Arapça Metin
فذلكم الله ربكم الحق فماذا بعد الحق الا الضلال فانى تصرفون
Cenâb-ı Hakk’ın insanlara pek çok lutfu bulunmakla birlikte, bunlar içinde onların hayatiyetini devam ettirmesini sağlayan nimetlerin yani –31. âyetteki deyimiyle– rızıkların özel bir önemi olduğu muhakkaktır. Çünkü diğer bütün imkânlar hayatın devam etmesiyle bir anlam taşır. Hayatı devam ettiren rızıkların hem semavî hem de yere (arz) ait şartlarla ilişkisi vardır. Semavî şartların ilk akla geleni yağmur, güneş ışığı ve ısısıdır; bunlar olmadan hiçbir canlı varlığını sürdüremez. Yere ait olanlar ise kısaca canlı ve cansız tabiat varlıklarıyla orada yaşamaya, beslenmeye ve barınmaya imkân veren nimetler, ortam ve şartlardır. Bütün bunları veren ve elverişli kılan da lutuf ve merhamet sahibi Allah’tır. Ama eğer Allah insan oğluna gerek semavî gerekse yere ait imkânlardan yararlanmak için lüzumlu olan donanımı sağlamasaydı bu nimetlerin hiçbir anlamı olmazdı. Âyetin devamında bu donanıma işaret edilmiştir. Allah’ın “işitme ve görme yeteneklerini hükmü altında tutması”ndan maksat, insanın bütün duyuları gibi bunların en önemlileri olan işitme ve görme duyularının, Allah’ın yasaları altında, O’nun gökten ve yerden verdiği rızıklardan istifade edecek şekilde işlemesidir. Hz. Ali’nin, “Bir sıvı”yla (göz bebeği) görmemizi, bir kemikle (kulak kemiği) işitmemizi, bir et parçasıyla (dil) konuşmamızı sağlayan kudret ne yücedir!” dediği rivayet edilir (Râzî, XVII, 86). Cansız nesnelerden canlıları yaratan, canlıları cansız haline getiren de O’dur. Kısaca semaya, arza, insana ve hayata hâkim olan O’dur; “her türlü iş”i idare eden, yani bütün olup bitenleri yapıp yöneten O’dur. Aslında putperest Araplar da bütün bunları yaratan ve idare edenin kim olduğu sorulduğunda, “Allah” diye cevap veriyorlar, onlar bile bir ulu kudretin varlığını tanıyorlardı. Fakat bazı sıradan varlıkların tanrısal özellikler taşıdığına inandıkları için inançlarını şirkle bozmuş ve kirletmişler, dinî hayatta putları öne çıkararak kalplerinde, ahlâk ve yaşayışlarında sadece Allah’a ait olması gereken yere putları koymuşlardı. İşte bu sebeple âyette peygamberin diliyle “Öyleyse (O’na ortak koşmaktan) sakınmıyor musunuz!” buyurularak müşrikler bu hususta uyarılmışlar; gerçek rab olarak yalnız O’nu tanımaları istendikten sonra, bunun dışındaki inançların sapkınlıktan ibaret olduğu bildirilmiş ve bu suretle yalnız müşrik Araplar’ın inançları değil, âyette özetlenen tevhid akîdesine aykırı her türlü inancın sapkınlık olduğuna işaret edilmiştir.
Mehmet Okuyan
İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Artık gerçek(ler)den sonra sapkınlıktan başka ne kalır ki! Nasıl da (sapkınlığa) döndürülüyorsunuz!”
İşte bu (hükümleri koyan), sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse Hakk’tan sonra sapkınlıktan başka ne vardır? Peki, nasıl hâlâ çevriliyor ve dönekleşiyorsunuz? (Siz Yüce Hâlık’tan ve halktan hiç utanmaz mısınız?)
İşte gücü kudreti size böylece anlatılan sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Artık haktan ayrıldıktan sonra, sapıklıktan başka ne kalır. O halde nasıl oluyor da, gerçeklerden sapıklığa döndürülüyorsunuz?”
İşte O, sizin, varlığı konusunda şüphe olmayan hak, gerçek Rabbiniz Allah'tır. Allah'a kulluk ve ibadet, Allah'ın dini ve kitabı, Allah'ın koyduğu düzen terkedildikten sonra, başına buyruk davranmanın, dalâletin, bozuk düzenin, helâke mahkûm olmanın dışında ne kalır? Ortadaki kesin delillere rağmen nasıl da Hak'tan bâtıla çevriliyorsunuz!
İşte bu işleri yapan Allah'dır; gerçek Rabbinizdir. Hakdan sonra da sapıklıktan başka ne vardır? O halde (Bu açık delillerden sonra imandan) nasıl çevrilirsiniz?
İşte O, (her şeye gücü yeten) sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Şimdi söyler misiniz Hakikat (inkâr edildik)ten sonra geriye sapıklıktan başka ne kalır? Buna rağmen nasıl oluyor da (Haktan) döndürülüyorsunuz?
İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde nasıl (sapıklığa) döndürülüyorsunuz?
İşte Gerçek Rabbiniz ALLAH budur. Öyleyse gerçekten (yüz çevirmenizden) sonra sapıklıktan başka ne kalır? Nasıl da (bunları düşünmekten) çevriliyorsunuz?
İşte bu (nları yapan) sizin gerçek Rabbiniz olan Allahdır. Artık hakdan (ayrıldıkdan) sonra Sapıklıkdan başka ne kalır O halde nasıl olub da (bunca bürhanlara rağmen îmandan) döndürülüyorsunuz?
İşte sizin Hak Rabbiniz olan Allah bu (ni'metleri veren)dir. Haktan (saptıktan)sonra, dalâletten başka artık ne vardır? Öyleyse (haktan) nasıl çevriliyorsunuz?
İşte bu, Allah/tır, Rabbinizdir, rübubiyyeti ezelen ve ebeden sabittir. Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır? Neye doğruya arka veriyorsunuz?
İşte budur, sizin gerçek sahibiniz, yöneticiniz, efendiniz ve Rabb’iniz olan Allah! Şimdi söyleyin, bunun ötesinde bir yol, bir gerçek var mı? Hakikat inkâr edildikten sonra, geriye sapıklıktan başka ne kalır? Şu hâlde ey halkım, nasıl oluyor da, sizi yönlendiren zâlimlerin sözlerine aldanıpbatıl yollara döndürülüyorsunuz?
1 Kendi iradenizle bile dönemiyorsunuz da başkalarının tavsiyeleriyle döndürülüyorsunuz…
Muhammed Esed
(Hem de) O'nun, sizin Rabbiniz Allah olduğunu, Mutlak ve Nihaî Hakikat olduğunu bildiğiniz halde! 51 Çünkü, hakikat [terk edildik]ten sonra, geriye sapıklıktan başka ne kalır? Öyleyse, hakikati nasıl gözden kaçırabilirsiniz?” 52
Hâlbuki, işte bu Allah’tır sizin gerçek ve tek Rabbiniz! Şimdi söyler misiniz: bu hakikatten ötesi sapıklık değil de nedir? Buna rağmen, nasıl oluyor da (hakikate) böylesine mesafeli durabiliyorsunuz?