Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1479, sondan 4758. ayet; 11. sure ve Hûd Suresinin 6. ayetidir. Hûd Suresi 6. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 64 ve toplam ebced değeri ise 4011 olarak hesaplanmıştır. Hûd Suresinin toplam ebced değeri 537792 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (11) ل (7) ر (3) bulunuyor.
Arapça Metin
وما من دابة في الارض الا على الله رزقها ويعلم مستقرها ومستودعها كل في كتاب مبين
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.
Allah Teâlâ burada, insanlar dahil yeryüzündeki bütün canlıların rızıklarını yaratmanın kendine ait bir iş olduğunu vurgulayarak önceki âyetin anlamını pekiştirmektedir. Bir sonraki âyette buyurulduğu üzere gökleri ve yeri yaratan O olduğu gibi, yeryüzünde sürünen, hareket eden, ayaklarıyla yürüyen, sularda yüzen, gökyüzünde uçan veya başka şekillerde hareket eden büyük, küçük, görülebilen ve görülemeyen bütün canlıları yaratan (krş. en-Nûr 24:45) ve rızıklarını iradeleri vasıtasıyla veya kendi iradesiyle ulaştıran yine O’dur. O, yer küresini bu canlıların rızıklarını karşılayacak biçimde yarattığı gibi, her türe münasip rızıkları da yaratmıştır. Canlıların yapılarını, rızıklarını elde edecek şekilde yaratmış, besinleri temin etmeleri için bazılarına akıl ve irade gücü, bir kısmına da yalnızca içgüdü vermiştir.
Allah’ın rızkı tekeffül etmesi “canlıların rızıklarını kazanmak için hiçbir çaba harcamalarına gerek olmayacağı” şeklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü Allah insanlara akıl ve irade, hayvanlara da içgüdü vermiştir. Öteki canlılar rızıklarını elde etmek için içgüdülerini kullandıkları gibi insanlar da akıl, irade, ruhsal ve fiziksel yeteneklerini kullanmak durumundadırlar.
Meâlinde “halen bulunduğu yer” diye tercüme ettiğimiz müstekar ve “emanet olarak konulacağı yer” diye tercüme ettiğimiz müstevda‘ kelimelerinden birincisi müfessirler tarafından –insan göz önüne alınarak– “canlının bu dünya üzerinde bulunduğu yer”, ikincisi ise yeryüzündeki istikrarından önce “babanın sulbünde veya ananın rahminde bulunduğu yer” yahut müstekar, “hayatta iken bulunduğu yer” müstevda‘ ise “öldükten sonra konulacağı yer” olarak açıklanmıştır (bk. Râzî, XVII, 186; Ateş, IV, 294; bu kavramlarla ilgili bizim yorumumuz için bk. En‘âm 6:98).“Apaçık kitap”, tefsirlerde Allah’ın ezelî ilmi veya levh-i mahfûz olarak yorumlanmıştır (bk. Râzî, XVII, 186; Elmalılı, IV, 2758). İnsan hayatı görünürde durgun, gerçekte akan büyük bir nehir gibidir. Bir noktadan aynı su iki kere geçmez; her an yer değiştirir; aynı yer durur gibi gözüktüğü için müstekar (karargâh), terkedildiği ve başkasıyla değiştirildiği için müstevda‘ (konulup göçülen yer) niteliğini taşımaktadır. Buna göre yukarıda anlatılanların tamamı Allah’ın ilminde mevcuttur.
Mehmet Okuyan
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı yalnızca Allah’a ait olmasın. (Allah) onun durduğu ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. (Bunların) hepsi apaçık bir kitaptadır.
Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: “Yeryüzünde her canlının rızkı yalnızca Allah’a aittir.”,Benzer mesaj: En‘âm 6:98. Ayette geçen [müstekarr] kelimesine “rahim, rahimler”, “insanların geceye sığınması”, “her canlının yeryüzündeki yaşama süreleri”; [müstevde‘] kelimesine ise “insanların yaşayıp ölecekleri yeryüzü”, “babaların sulbü”, “öldüklerinde toprağa definleri”, “ölümden sonra insanın yerleşip kalacağı yer” gibi anlamlar verilmiştir.
Bayraktar Bayraklı
Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a bağlı olmasın. Ayrıca O, her canlının bulunduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. Bütün bunlar apaçık bir kitapta yer almış bulunmaktadır.
Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. O, onun karar kıldığı yeri ve geçici durduğu yeri bilir.¹ Bunların tamamı apaçık bir Kitap'tadır.²
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki; her türlü rızkı (ve ihtiyacı) Allah’a ait olmasın. (tek hücreli böceklerden balinalara kadar) Onun yuvasını ve yaşadığı yeri de, gezip dolaştığı geçici yerleri de her an bilir. (Ve zaten) Bunların hepsi her şeyi açıklayan (ve kayıt altına alan) bir kitabın içindedir.
Yeryüzünde hiçbir mahluk yoktur ki rızkını vermek, Allah'a ait olmasına ve karar ettikleri ata bellerini de bilir, tevdi edildikleri ana rahimlerini de. Ve her şey, apaçık kitapta tespit edilmiştir.
Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. O, her canlının yeryüzünde yaşama süresini de öldükten sonra, yerleşip kalacağı yeri de bilmektedir. Bütün bunlar apaçık bir kitapta, yani Allah'ın katındaki sahifelerde yer almış bulunmaktadır.
Yeryüzünde yürüyen her türlü canlının rızkını vermek, yalnızca Allah'ın üzerine düşen bir sorumluluktur. Onların devamlı yaşadıkları yerleri de bilir, idareten, geçici olarak durdukları yerleri de bilir. Bunların hepsi doğruları, hakkı ortaya koyan, kâinatın kayıt sicilinde, kanunlar ve ilkeler kitabında, bilgi işlem merkezinde Levh-i Mahfuz'da yazılıdır.
Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onun karar kıldığı ve emanet bırakıldığı yeri bilir. Bunların hepsi apaçık bir Kitap'tadır.
Yeryüzünde hiç bir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır.
Yerde yürüyen ne kadar canlı varsa, hepsinin rızkı ancak Allah'a aittir. Onların dünyadaki meskenlerini de bilir, yumurtalıklardaki yerlerini de... Bunların hepsi Levh-i Mahfuz'da yazılıdır.
Yeryüzünde olan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. O, onların karar kıldıkları yeri de, emanet edildikleri yeri de bilir. Hepsi Kitab-ı Mübin’(ana rehber)dedirler.
Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı (dâbbe) yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. (Allah) onların (dünyada) yerleştikleri yeri de (öldüklerinde) kalacakları yeri de bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitapta (bilgi işlem merkezinde, Levh-i Mahfuz'da) yazılıdır.
Bkz. 2:44, 6:59, 29:17“Dabbe” kelimesi insan da dâhil bütün canlıları kapsamaktadır. Kelime anlamı debelenen, hareket eden her canlı demektir. Yeryüzündeki canlıların tür olarak sayısını bilmek mümkün değildir. Her türden ne kadar canlının hangi şartlarda ve nerede yaşadığını bilmek de imkânsızdır. Bütün bu canlıların yaşadığı yerleri, ne ile besleneceklerini, ölecekleri zamanları ve öldükten sonra bekletilecekleri geçici mekânları bilen sadece Allah’tır. Ve bütün bunlar Levh-i Mahfuz’da (Allah’ın yasasında-Bilgi işlem merkezinde) kayıtlıdır. Levh-i Mahfuz ve orada her şeyin kayıtlı olması gibi konular, insan idrakini aşan ve insanın havsalasının alamayacağı konulardır ki bu konularda kesin bir şey söylemek ve iddiacı olmak asla doğru değildir.İnsandan başka diğer canlıların da öldükten sonra bekletildikleri yer olduğuna göre demek onlar da tıpkı insanlar gibi yeniden dirilecektir. Nitekim En’am 6:38. ayetine bütün canlılardan bahsedilirken son cümlede; “…Onlar da Rablerinin huzurunda toplanacaklardır…” buyrulmaktadır. Bu da mahiyetini bilemediğimiz bir şekilde onların da yeniden dirileceğini göstermektedir. Ayrıca Kur’an’da insanın dışındaki canlıların toprak olup gideceğini gösteren herhangi bir ayet de yoktur.
Diyanet İşleri (Eski)
Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı ancak Allah'a aittir. O, canlıları babaların sulbünde kararlaşmış ve anaların rahminde kararlaşmakta iken de bilir. Her şey apaçık bir Kitaptadır.
Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) dır.
Yeryüzündeki hiç bir yaratık yoktur ki rızkı ALLAH tarafından garanti edilmesin. Onların konaklarını ve uğrak yerlerini bilir. Tüm bunlar apaçık bir kitaptadır.
Cehalet, savaş, tembellik, tekelcilik, bencillik, doğayı hor kullanma, savurganlık, kayırmacılık, yağmacılık, diktatörlük ve haksızlığa göz yumma gibi şeytani davranışların bir sonucudur açlık ve kıtlık. Tanrı'nın emirlerini uygulayan toplumlar aç kalmazlar. Ayrıca bak 17:31.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır.
Yerde yürüyen hiç bir canlı haaric olmamak üzere rızıklar) Allahın üstünedir. Onların duracak yerlerini de, emânet edilen yerlerini de O bilir. (Bunların) hepsi (ve bütün halleri) o apaçık kitabdadır.
Yeryüzünde kımıldanan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a âid olmasın!(1) (Allah)onun kaldığı yeri ve emânet bırakıldığı yeri bilir. Hepsi, apaçık bir kitabda (Levh-i Mahfûz'da yazılı)dır.
(1)“*وَماَ مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْأَرْضِ اِلَّا عَلَي اللّٰهِ رِزْقُهاَ [Yeryüzünde kımıldanan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a âid olmasın!] âyet-i kerîmesiyle, rızık taahhüd-i Rabbânî (Allah’ın taahhüdü) altına alınmıştır. Fakat rızık iki kısımdır. Birisi hakīkī rızıktır, diğeri mecâzî (hakīkī olmayan) rızıktır. Yani biri zarûrî rızıktır, diğeri gayr-ı zarûrî (zarûrî olmayan) rızıktır. Âyet ile taahhüd altına alınan, zarûrî olan rızıktır. Evet, hayâtı muhâfaza edecek kadar gıdâ veriliyor. Cisim ve bedenin semizliği ve zayıflığı, rızkın çokluğuna ve azlığına bakmaz. Denizin balıkları ile karanın patlıcanları buna şâhiddir. Mecâzî olan rızık ise âyetin taahhüdü altında değildir. Ancak sa‘y ve kesbe (çalışma ve kazanmaya) bağlıdır.” (Mesnevî-i Nûriye, Katre, 61)
İlyas Yorulmaz
Yeryüzündeki tüm canlıların rızıkları şüphesiz ki Allah’a aittir. Her bir canlının ne kadar yeryüzünde kalacağı ve yeryüzünden ne zaman ölüp ayrılacağını O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta kayıtlıdır.
Yeryüzünde yürür hiçbir hayvan yoktur ki onun rızkı Allah/a ait olmasın [¹]. Onların duracak yerlerini, saklanacak yerlerini bilir. Bunların hepsi açık Kitaptadır [²].
Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri (belleri) de emaneten durdukları yerleri (rahimleri) de bilir. (Bu hakikatlerin) Tümü apaçık bir kitaptadır.
Yeryüzünde yaşayan ne kadar canlı varsa, hepsinin doğumdan ölüme kadar bütün rızkını veren Allah’tır. Ayrıca O, her canlının yerleşip kaldığı ve emânet durduğu yeri bilir. Onların nerede barındığını, nereden gelip nereye gittiğini, nerede hareket edip nerede durduğunu bilir. Sizin hayat yolculuğunuzu; anne rahminden dünyaya, dünyadan kabre, oradan mahşere, sonra cennet veya cehenneme varıncaya kadar geçirdiğiniz ve geçireceğiniz aşamaları bilir. İşte bütün bunlar, varlık yasalarının belirlendiği apaçık bir kitapta kayıtlıdır.
Yeryüzü’nde hareketli (dâbbe)den ne varsa, onların rızkı ancak Allah’a aittir.
Onların yerleşim (duruş) yerini de, ayrılış (çıkış) yerini de biliyor.
Hepsi açıkça bir kitaptadır.
Yeryüzünde, rızkı Allah’a ait olmayan hiç bir canlı1 yoktur. (Allah) onun dünya hayatını da âhiret hayatını da2 bilir. (Bunların) tümü, apaçık bir kitap (olan levh-i mahfuz)da3 (yazılı)dır.
1 Bu canlı kelimesinin içerisine insan da dâhildir. Dabbe için Bk. (Sebe’: 14)2 Bu bölüm: “(Allah) onun emanet bırakıldığı yeri de durduğu yeri de bilir.” şeklinde de tercüme edilebilir.3 Konuyla ilgili olarak Bk. (En’am: 59, Yûnus: 61, Neml: 75, Sebe’: 3)
Muhammed Esed
Ve yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a bağlı olmasın; ayrıca O, her canlının [yeryüzünde] yaşama süresini de, [ölümden sonra] yerleşip kalacağı yeri de bilmektedir: 9 Bütün bunlar apaçık bir kitapta yer almış bulunmaktadır.
Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. O, onların hayat mecrasındaki geçici ve kalıcı olarak yerleştikleri yeri bilir. Zira bunların hepsi apaçık bir kitapta/yasada mevcuttur. 2/126, 16/52...56- 71, 17/31, 29/60
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızık açısından Allah’a bağımlı olmasın. Nitekim O, her canlının konup eğleşeceği yeri de göçüp yerleşeceği yeri de iyi bilir:[1690] Bütün bunlar kesin ve net bir yazılım ve yasayla[1691] kayıt altına alınmıştır.[1692]
[1690] Mustekar ve mustevda‘ kelimelerinin geçtiği bir başka âyet için bkz: 6:98 not 3. Farklı bir ibareyle benzer bir mâna için bkz: 47:19.
[1691] Kitabun mubîn, Levh-i Mahfuz’dur (85:22, not 18). Bu tamlama ilk bakışta önümüze şu problemi çıkarır: Hem “bilinmezlik” mânasındaki belirsizlik, hem “apaçıklık” mânasındaki mubînlik: nasıl oluyor? İki ihtimal var: Ya “Allah için ayan açık, insan için akıl sır ermez bir yazılımla korunmuş..”; veya hem lazım hem müteaddi olan mubînin özünde açık ve dahi açıklayıcı olan çift yönlü tabiatına istinaden: “Göstergeleriyle insana açık, özüyle Allah’a açık bir yazılımla korunmuş”.. Her hâlükârda belirsiz olarak geldiği bu ve buna benzer bağlamlarda özellikle “ilâhî yazılım”a ve oluş-bozuluş yasalarının kayıtlı tabiatına delâlet eder (Msl: 27:75; 34:3). Bu ilâhî yazılımın kaynağı 36:12’de imâmin mubîn (ana/imam bellek) olarak beyan edilir.
[1692] Bu durumda eğer açlık varsa, bu, rızkın yetersizliğinden değil, insanoğlunun hırsa dayalı bencillik ve paylaşmayı bilmeyen açgözlülüğündendir. Bu âyet her şeyin ilâhî bir ölçü/kader ile yaratıldığını isbat eder ve varlıkta tesadüfü reddeder. Zımnen: Eşyanın kaderi onun tâbi olduğu ilâhî yasalarda kayıtlıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve yeryüzünde hiçbir yürüyen hayat sahibi yoktur ki, illâ onun rızkı Allah Teâlâ'ya aittir. Ve onun duracağı yeri de, emanet bırakılacak yeri de bilir. Hepsi de apaçık bir kitaptadır.
Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki onun rızkı Allah'a ait olmasın. Allah her canlının hayatını geçirdiği yeri de, öleceği yeri de bilir. Bütün bunlar apaçık bir kitaptadır. [2, 44; 29, 17; 6, 59]{KM, Mezmurlar 104, 11-12; 155, 15-16}
Allah onun müstekarrını da, müstevdaını da bilir, yani yerleştiği yeri de, emaneten bulunduğu yeri de bilir. Durduğu, oturduğu yeri de, gezdiği ve dolaştığı yeri de bilir. Babasının sulbündeki durumunu da, ana rahmindeki durumunu da bilir. Yattığı yeri de bilir, öleceği yeri veya öleceği vakti de bilir. Bütün bunları bilir de ona göre rızkını verir. Bütün o kımıldayan canlılar, onların rızıkları, müstekarları ve müstevda’ları takdir olunup Levh-i Mahfuz’a yazılmış, Allah’ın ilminden yaratılış alanına çıkarılmıştır ki bu Kitabı görebilen melekler oradaki yazıyı açıktan okur ve anlarlar. İşte Allah’ın ilim ve kudreti öyle geniş ve fazl-ı keremi ile rububiyeti de böyle kapsamlıdır. Şu halde insan rızkını Allah’tan istemeli. Fakat rızık için değil, Allah için çalışmalıdır. Rızık meselesi o kadar endişe edecek bir şey değildir. Allah’tan başkasından rızık beklemek boşunadır.
Süleyman Ateş
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a aidolmasın. (Allah) onun durduğu ve emanet bırakıldığı yeri bilir. Bunların hepsi apaçık bir Kitaptadır.
Yerde hareketli tek bir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. Allah, onun yerleştiği yeri de geçici olarak bulunduğu yeri[1] de bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitapta kayıtlı olur[2].
[1] Yaşadığı ve ölüp yeniden dirilmek üzere bekletildiği yeri. Tüm canlılar tıpkı insanlar gibi yeniden dirilecektir. Bakınız Tekvir 81:5. [2] Her şey sürekli kayda geçirilmektedir.
Şaban Piriş
Yeryüzünde hareket eden her canlının rızkı Allah'a aittir. Onun yerleştiği yeri de ayrıldığı yeri de bilir. Hepsi açıklanmış bir kitaptadır.
Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkı Allah'a ait olmasın. Allah onların karar yerini de bilir, emanet yerini de.(2) Bunların hepsi apaçık bir kitapta yazılmıştır.
(2) Karar yeri ile emanet yeri deyimlerine, 6:98’in açıklamasında da geçtiği gibi, dünya ile kabir hayatı, anne rahmi ile dünya veya âhiret ile dünya anlamları verilmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk
Yerde hiçbir debelenen yoktur ki, rızkı Allah'ın üzerinde olmasın. O, onun karar kıldığı noktayı da bilir, emanet edildiği yeri de. Her şey, apaçık bir Kitap'tadır.