Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1571, sondan 4666. ayet; 11. sure ve Hûd Suresinin 98. ayetidir. Hûd Suresi 98. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 45 ve toplam ebced değeri ise 1771 olarak hesaplanmıştır. Hûd Suresinin toplam ebced değeri 537792 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (4) ر (4) bulunuyor.
Arapça Metin
يقدم قومه يوم القيمة فاوردهم النار وبئس الورد المورود
Sûrenin 25. âyetinden itibaren buraya kadar bazı peygamberlerin kıssaları, getirdikleri mesaj, inkârcılara karşı verdikleri mücadele ve bu mücadelenin sonucu hakkında açıklamalar yapıldı. Bu âyetlerde de Hz. Mûsâ’nın önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dini ihya etmek üzere mûcize ve delillerle Firavun’a ve ileri gelen çevresine gönderildiği ifade edilmektedir (Mûsâ ve Firavun hakkında bilgi için bk. Bakara 2:49 vd.; A‘râf 7:103-156; mûcizeler hakkında bilgi için krş. A‘râf 7:133; İsrâ17:101). Firavun ve çevresindekilerin inkârcılıkta direnmeleri sebebiyle sonlarının önceki kavimlerin sonuna benzediğine işaret edilmektedir. Çünkü Firavun Allah’ın varlığına inanmıyor, her ülke halkının görevinin mutlak surette kendi hükümdarına itaat etmek olduğunu ileri sürüyor, ayrıca kendisinin en büyük tanrı olduğunu iddia ediyordu (bk. en-Nâziât79:24). Bu sebeple Hz. Mûsâ’nın tebliğ ettiği ilâhî emirleri kabul etmedi, çevresine de bunları kabul etmemelerini, Hz. Mûsâ ve İsrâiloğulları hakkında sert tedbirler almalarını emretti. Hakkın karşısına dikilen zorba güçler, genel olarak çevrelerini ve emirleri altında olanları peşlerinden sürüklemektedirler. Oysa Kur’an Allah’a isyan konusunda (ana-baba dahil) hiç kimseye itaat etmeye müsaade etmemektedir; aksine böyle bir durumda hem yöneteni hem de yönetileni eşit derecede sorumlu tutmaktadır. Nitekim 98. âyette Firavun ve onun peşine düşen halkın tuttukları yolun başta Firavun olmak üzere hepsini cehenneme götürecek bir yol olduğu ifade edilmiş, 99. âyette de genel olarak insanların önderlerini ve rehberlerini dikkatli ve bilinçli seçmeleri gerektiğine işaret edilmiştir.
Mehmet Okuyan
(Firavun), kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürükleyecektir. Varılacak o yer ne kötü bir yerdir!
Hz. Mûsâ’yı yani gerçeği değil de Firavun’u ve evrensel manada firavunluğu tercih edenler de aynı korkunç akıbeti yaşayacaklarını bilmelidirler. “Sürü mantığıyla hareketin sonu sürü halinde ateşe atılmaktır.”
Bayraktar Bayraklı
Kıyamet günü kavminin önüne geçecek ve onları suya götürür gibi ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir o götürüldükleri yer!
Ve bu yüzden de Firavun, kıyamet günü toplumunun önüne düşüp, bu dünyadaki hak olmayan yönetiminin sonucu olarak, onları ateşe sürükleyecek. Sürüklenecekleri yer ne kötüdür.
Firavun kıyamet günü, kavminin önüne düşecek, dünyadaki bâtıl yönetiminin, hakka isyanının sonucu olarak onları ateşe sürükleyecektir. Ciğerlerini soğutmak, hararetlerini söndürmek için varılan yer ne kötü bir yerdir.
Yani Firavun, nasıl ki bu dünyada kavminden inkârcı olanların önüne düşmüş; onlarla Allah’ın Resûlü Hz. Musa ve onun tebliğ ettiği hak dine karşı mücadele vermişse, yine nasıl ki Allah’ın Peygamber’ini takip edip yakalamak için kavmini arkasına takmış ve nihayet kendisi denizde boğulduğu gibi onların boğulmasına da sebep olmuşsa, aynı şekilde ahirette de kavminin önünde olarak hepsi birden cehenneme sürülecektir.
Edip Yüksel
Diriliş gününde halkına öncülük edip onları ateşe sokacaktır. Girdikleri yer ne kötü bir mekandır!
(Fir'avun kavmini dünyada denize sokup boğduğu gibi) kıyâmet gününde (de)kavminin önüne geçer de onları (suya götürür gibi) ateşe götürür. (Güyâ rehberlik ettiği) o vardıkları yer, ne kötü yerdir!
İşte mahşer günü Firavun, sürüsünü suya götüren bir çoban edâsıyla halkının önüne düşmüş, dünyada olduğu gibi onlara önderlik ediyor ve onlar da, tıpkı bir davar sürüsü gibi onun peşinden gidiyorlar. Fakat Firavun onları su kaynağına götüreceği yerde, alevli bir uçurumun kenarına getirdi ve hepsinicehennemin içine soktu! Meğer bu “pınar” ne kötü bir pınarmış!
1 Vird: Getirilen su, suya gelen topluluk, su hissesi demektir. Ayet kelime manasıyla tercüme edilirse anlamı: “Ne kötü sudur o varılan yer!” demektir. Çünkü suya hararet söndürmek için gidilir. Ateş ise bunun zıddıdır. İşte Firavun emrinin akıbeti böyle ciğer yakan bir sonuçtur. Burada cehenneme “vird” denilmesi gayet beliğ bir istiaredir. Yukarıdaki tercüme istiare dikkate alınarak yapılmıştır.
Muhammed Esed
[Ve bu yüzden de] Kıyamet Günü halkının önüne düşüp, (bu dünyadaki bâtıl yönetimin bir) sonuc(u) olarak onları ateşe sürükleyecek; ne kötü bir menzil bu sürüklendikleri!
[1798] Tıpkı dünyada olduğu gibi.
[1799] Vird, “girmek, sürmek” mânasına gelir. Bu âyette “sürüyü sulamak için suya sürme” işlemini ifade eder (Taberî ve Zemahşerî). Firavun’un sürüleştirici yönetim modelinin fenalığını îmâ eden bu ibare, onun zalim yönetiminde sürü olmayı kabullenenlerin fena akıbetine bir atıftır. Aynı kökten türetilmiş üç ayrı formun kullanıldığı âyette bu kelime kinaye olarak kullanılır. Yani Firavun, sürüleştirdiği kitleyi sulama bahanesiyle ateşe sürüklemektedir. Bu âyetten, Firavun’un sürüsü olmayı kabullenenlerin Allah tarafından mazur görülmediği anlaşılır. Onlar dünyada sürü olmayı kabullenmekle, kıyamette ateşe sürülmeyi hak etmiş olmaktadırlar.
Ömer Nasuhi Bilmen
Kıyamet gününde kavminin önüne düşer. Derken onları ateşe götürmüş olur. Ve ne fena bir sudur, o varılmış olan su.