Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1820, sondan 4417. ayet; 15. sure ve Hicr Suresinin 18. ayetidir. Hicr Suresi 18. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 29 ve toplam ebced değeri ise 2052 olarak hesaplanmıştır. Hicr Suresinin toplam ebced değeri 179814 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (2) ر (1) bulunuyor.
Putperestlerin, yukarıda (6-7 ve 15. âyetlerde) özetle fakat çok net bir şekilde bildirilen Hz. Peygamber ve İslâm dini karşısındaki inkârcı ve inatçı tutumlarının temelinde iki önemli sebep bulunmaktadır: Putlarının tanrı olduğu iddialarının reddedilmesi, âhiret inancının getirilmiş olması. Nitekim Kur’an’ın önemle üzerinde durduğu, ısrarla savunduğu ve yerleştirmeye çalıştığı iman esaslarının başında tevhid inancıyla âhiret inancının geldiği, bu iman esaslarını kanıtlamak için pek çok delil ortaya konduğu görülmektedir. İşte, 6-7 ve 15. âyetlerde putperestlerin inkârcı ve inatçı tutumları hakkında özetle bilgi verildikten sonra konumuz olan âyetler kümesinin ilk üçünde Allah’ın birliğini ve kudretinin sınırsızlığını ifade etmek üzere gökle ilgili, bunları takip eden âyetlerde arzla ilgili, 26. ve devamındaki âyetlerde de insanın yaratılışıyla ilgili kozmolojik deliller sıralanmakta; daha sonra âhiret hayatından söz edilmektedir. 16. âyetin metnindeki burûc kelimesinin tekili olan burc (burç), sözlükte “yüksek köşk” anlamına gelmektedir. Ayrıca kalelerin kulelerine burç denildiği gibi, klasik astronomi terimi olarak güneşin bir yılda takip ettiği düşünülen yörüngenin içlerinden geçtiği, belli sembollerle gösterilen on iki takım yıldızından her biri için de burç kelimesi kullanılmaktadır (bilgi için bk. Kürşat Demirci-İlhan Kutluer, “Burç”, DİA, VI, 421-424). Kelime Kur’ân-ı Kerîm’de dört defa çoğul şeklinde geçmektedir, 85. sûreye de Burûc adı verilmiştir. Bu âyetlerin birinde “kale burcu” (enNisâ 4:78), konumuz olan âyetin de dahil olduğu diğerlerinde ise “yıldız kümeleri” veya “takım yıldızları” anlamında kullanılmıştır. Grek astronomi geleneğinin İslâm dünyasındaki etkisinin başladığı dönemlerden itibaren kaleme alınan eski tefsirlerin çoğunda buradaki burçlar genellikle “ayın ve güneşin menzilleri” şeklinde açıklanmakta ve bilinen on iki burcun adları sıralanmaktadır (meselâ bk. Kurtubî, X, 14; Şevkânî, III, 142). Ancak daha önceki yorumlarda burûc kelimesi kısaca “yıldızlar” diye açıklanmıştır (bk. Taberî, XIV, 14; İbn Kesîr, IV, 446).Begavî’nin Meâlimü’t-tenzîl’inde “büyük yıldızlar” olarak yorumlanır (III, 45). Astronomi biliminin ortaya koyduğu yeni veriler dikkate alınarak kelimeyi “yıldız kümeleri” veya “takım yıldızları” şeklinde karşılamak daha isabetli görünmektedir. Böylece bir yandan semanın pek çok yıldız kümeleriyle donatılması, bir yandan bunların muhteşem estetik görünüşü, gerçeği görebilen ve güzelliğin arkasındaki anlamı kavrayabilenler için Allah’ın ortaksız varlığını ve kudretinin mükemmelliğini gösteren açık seçik kanıtlardır. İnsanın, bunları bilip görürken hâlâ inkârcılıkta direnmesi akıl ve iz‘anla bağdaşabilir mi? Anlamlarını açık seçik kavramak ya çok güç veya imkânsız olduğu için “müteşâbihât” grubuna giren 17-18. âyetler hakkında klasik tefsirlerde bazı yorumlar yapılmış, güvenilirliği kuşkulu olan rivayetlere dayanılarak bazı ayrıntılar verilmiştir (meselâ bk. Taberî, XIV, 14; Kurtubî, X, 15-17). Ancak bir gayb, bir sır olan vahiy ile ilgili bu âyetlerin tam olarak anlaşılabileceğini söylemek güçtür; bununla birlikte burada –vahyin Allah tarafından korunduğunu bildiren 9. âyetle de bağlantılı olarak– vahyin korunmuşluğuna dikkat çekildiği söylenebilir. Bu çerçevede şu hususlara işaret edildiği de düşünülebilir: Allah’ın dilemesi dışında hiçbir güç gayb ilmine ulaşamayacak; –müşrik Araplar’ın hurafeden başka bir şey olamayan inançları dolayısıyla ileri sürdükleri gibi– kâhinlik ve büyücülük için kullanmak maksadıyla metafizik âlemdeki saklı bilgileri öğrenmeye kalkışan bazı şeytanî güçler bulunsa bile, bunlar başarılı olamayacaklar; bunlar, “parlak bir ışık” diye ifade edilen, mahiyetini bilemediğimiz bir ışıkla –belki bir ateş topuyla– engelleneceklerdir. Câhiliye döneminde Arap kâhinleri, kendilerinin özel cinleri ve şeytanları bulunduğunu, bunların kendilerine gökten haberler getirdiğini, bu sayede gaybı bildiklerini iddia ederlerdi. Hatta bu yüzden putperestler Kur’ân-ı Kerîm’i bir kâhin sözü, dolayısıyla Hz. Peygamber’i de kâhin olarak nitelemeye kalkışmışlar, fakat Allah Teâlâ bu iddiayı açıkça reddetmiştir (Tûr 52:29; Hâkka 69:42). Konumuz olan âyetlerin de bu tür hurafeye dayalı iddialara bir cevap teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
Mehmet Okuyan
Ancak duyma (bilgi) hırsızlığı yapan olursa, onun da peşine açık bir alev yumağı takılır.
1- Ayet, kâhinleri, büyücüleri, cinlerle bağlantı içinde olduklarını iddia edenleri yalanlamaktadır.
Ahmet Akgül
Ancak (buna rağmen) kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da (kovalamak üzere) açık ve parlak bir ateş sütunu izlemektedir. (Yıldız kayması böyle meydana gelmektedir.)
Ancak, dinleme yoluyla bilgi sızdıranlar, bilgi hırsızlığı yapanlar var. Bu sebeple hiç fırsat vermeden, gökten yere doğru akan, kor halindeki alev yalımları onların peşlerini takip eder, işlerini bitirir.
Bkz. 37:5-10, 67:5Bu ayet; şeytani dürtülerle gaybın bilgilerini devşirme iddiasına kalkışarak gelecekle ilgili bilgiler vermeye kalkan kâhinleri, büyücüleri, medyumları, falcıları, cinlerle bağlantı içinde olduklarını iddia edenleri yalanlamaktadır. Aynı zamanda da Kur’an’ın hiçbir cin veya şeytan müdahalesine maruz kalmadan, asıl şekliyle insanlığa ulaştırıldığını anlatmaktadır.“Parlak ışıklı alev” konusunda farklı yorumlar yapılmıştır. Bunların göktaşlarından ya da kayan yıldızlardan oluşabileceği veya görünmeyen ışınlar olabileceği ihtimal dahilindedir.
Diyanet İşleri (Eski)
Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar.
Ancak, meleklere yakın bir yapıya sahip olan bu cinlerden, melekler arasında geçen konuşmaları gizlice dinlemeye kalkışarak kulak hırsızlığı yapan olursa, onun da peşine derhal parlak bir alev şeklinde bir yıldız, bir göktaşı takılır ve onu yakıp küle çevirir. Şu hâlde: Geleceği bildiğini iddia eden kahinler, medyumlar, falcılar kesinlikle yalan söylüyorlar. Gaybî bilgilerle dolu olan bu Kur’an, hiçbir cin veya şeytanın müdâhalesine maruz kalmadan, asıl şekliyle insanlığa ulaştırılmıştır. Bunlar, göklerdeki mucizelerdi.
1 Şihâb: Ateş alevi demektir. Parıltılarından dolayı yıldızlara ve süngüye de şihâb denilir. Özellikle gökyüzünde yıldız kayıyor gibi görünen parıltıya da şihâb denilmiştir. Bk. (Saffat: 6-10)2 9. âyette “Kur’an’ın”, bu âyette de “semanın” korunacağı ifâdelerinden aralarında bir teşbih düşünülebilir. Buna göre; Kur’an “sema” gibidir, yıldızlar ve burçlar gibi “âyet ve sûrelerle” süslenmiştir. Ve bu Kur’an her tür şeytan ve şeytanî fikirlerden korunmuştur. Bu şeytanlar ona normal bir şekilde bakamazlar ve ondan istifâde edemezler. Olsa olsa göz ucuyla bakar, yalan yanlış bilgilerle ve yorumlarla şeytanlık yapmak isterler. Bunları da şihâb gibi “nebiler, âlimler” yok eder. Bunlar da kâfi gelmezse en sonunda cehennem onların hakkını avucuna verir.
Muhammed Esed
öyle ki, [(göğün) sırlarını] çalmaya kalkışacak olan(lar)ın 17 ardına hemen parlak bir alev takılır.
[2036] Adeta bir alev topuna benzeyen göktaşı gibi. Şeytanî dürtülerle gaybî bilgi devşirme iddiasına kalkışanlar ve onlara kulak verenlerin akıbeti, bir yürek yangını, derin bir aldanış ve hayal kırıklığıdır. Bizim “ayan açık” diye çevirdiğimiz mubin, bu bağlamda gizli hırsızlığa açık ceza anlamını çağrıştırmaktadır. Bu âyetin açılımı niteliğindeki 37:10’a bkz.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ancak o ki, kulak hırsızlık etmiş olur. Artık onu da apaçık bir ateş parçası takip eder.
16, 17, 18. Gerçekten Biz, gökte burçlar yarattık ve onları seyredenler için yıldızlarla süsledik. Hem onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık kovalar. [25, 61; 85, 1; 26, 212; 37, 8-10] {KM, Luka 10, 18}
Burç: Kale, hisar, yüksek köşk mânalarına gelir. Gökyüzünde özel bir şekilde toplanmış olan birtakım yıldız kümelerine de burç denilmiştir. Bu kümelerin meşhur olanları on iki tane olmakla beraber, âyet-i kerimede “bürûcen” nekire şeklinde zikredildiğine göre, gökte daha keşfedilmemiş birçok yıldız kümesinin bulunduğuna işaret edilmektedir. Şihab: “parlak ışık, alev” demektir. Göktaşı veya henüz keşfedilmemiş bir ışın türü olabilir. Eğer göktaşı olarak düşünürsek, bunların dünya atmosferine son derecede fazla miktarda düştüğü bilinmektedir. Pek mümkündür ki, şeytanların uzayda yükselmeleri bu şihablarla önleniyordur. Fakat bunlar dünyada insanların hayatlarını imha etmezler. Zira göktaşları dünya küresini çevreleyen atmosfer küresine girer girmez yanıp kül olmakta, son derece nadir olarak, ibret olsun diye yere düşmektedir. Hasılı, dünyamız burçlarla korunmasaydı bu şihablar hayatımızı çoktan imha etmiş olurlardı.
Süleyman Ateş
Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar.
Cinler de gaybi bilmezler. Ancak rûhânî göklerden haber çalmaya çalışmışlar, bundan dolayı üzerlerine kıvılcımlar gönderilmiştir. Rahmân Sûresinin 23-25 nci âyetlerinde insanların da göklere çıkmaya çalışacaklarına işâret vardır. Bu, Kur'ân'ın bir mu'cizesidir.
Süleymaniye Vakfı
Ancak kulak hırsızlığı(dinleme) yapan olabilir, onu da hemen parlak bir ateş parçası takip eder.
(2) Allah’ın emirlerini birbirine aktaran meleklerden kulak hırsızlığı yapan şeytanların olduğu ve bunların melekler tarafından şihab (alev) ile taşlanarak kovuldukları, sonra bu şeytanların, duydukları birşeyi yüz yalan ilâvesiyle kâhin dostlarına aktardıkları, hadislerde bildirilmiştir (Buhârî, Tefsir 15:1; Müslim, Selâm: 122-124). Şeytanlara atılan alevin ne olduğu konusunda ise, her zamanın kendi anlayışına göre yorumlar yapılmıştır ki, bunlar, bir tarafta göktaşlarından, diğer tarafta görünmeyen ışınlara varıncaya kadar pek çok ihtimali kapsamaktadır. Ancak bu bir gayb haberi olduğundan, kesin bir hüküm vermek mümkün değildir. 67:5’in açıklamasına da bakınız.
Yaşar Nuri Öztürk
Ancak kulak hırsızlığı eden olur; onun peşine de parlak bir ateş alevi düşer.