Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1811, sondan 4426. ayet; 15. sure ve Hicr Suresinin 9. ayetidir. Hicr Suresi 9. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 29 ve toplam ebced değeri ise 2417 olarak hesaplanmıştır. Hicr Suresinin toplam ebced değeri 179814 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (7) ل (4) ر (1) bulunuyor.
Zikir kelimesi, sûrenin ilk âyetinde geçen ve ikisi de özellikle Hz. Peygamber’in muhatap olduğu ilâhî vahiy için kullanılan Kur’an ve kitabı ifade etmektedir. Bu sebeple burada zikir kelimesini vahiy diye çevirmeyi uygun bulduk.Yukarıda 6. âyette müşrikler alaylı bir ifadeyle, Hz. Muhammed’e vahiy diye bir şey gelmediğini ima etmişler ve onun bir mecnun olduğunu, dolayısıyla vahiy dediği sözlerin Allah’tan değil cinlerden geldiğini veya söylediklerinin hakikatle ilgisi bulunmayan deli saçması olduğunu ileri sürmüşlerdi. İşte burada “Kesin olarak bilesiniz ki bu vahyi kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz” buyurularak onların bu iddiası açıkça reddedilmektedir. Şu halde burada “zikir”den maksat vahiy, korumadan maksat da vahiy sürecinde âyetlerin ilâhî olma özelliğini bozacak şekildeki herhangi bir dış etkiden vahyin korunmasıdır. Böylece –bağlamı da dikkate alındığında– âyette esas itibariyle müşriklerin vahye yönelik itirazları reddedilmekte, vahyin Allah’tan geldiği ve ona asla herhangi bir ilâvenin söz konusu olmadığı ve olamayacağı bildirilmektedir.
Bununla birlikte Taberî, âyeti “Biz muhakkak ki Kur’an’ı koruyup içine onun aslında bulunmayan bir ifadenin, bir yanlışın karışmasını veya hükümlerinde, hadlerinde, farzlarında bir eksiklik meydana getirilmesini engelleyeceğiz” şeklinde açıklamış (XIV, 7); âyetteki korumayı münhasıran gelecekte vuku bulması muhtemel bir müdahaleye karşı koruma şeklinde anlayan bu yorum, müfessirlerin ve diğer âlimlerin büyük çoğunluğunca da benimsenmiştir. Buna göre daha önceki kutsal kitapların mâruz kaldığı ve genellikle tahrif terimiyle ifade edilen eksilme, değişme, bozulma, kaybolma gibi haller Kur’an’ın başına gelmeyecek; Kur’an, Peygamber’e geldiği şekliyle kıyamete kadar varlığını ve orijinalitesini koruyacaktır. Çünkü Kur’an’ı resulüne indiren Allah, onu koruyacağını da vaad etmiştir ve O’nun vaadi haktır, kesindir. Nitekim, yazılı kültürün yaygın bulunmadığı bir ortamda gelmiş olmasına rağmen, Allah’tan geldiği ve yazıya geçirildiği şekliyle korunabilmiş tek kutsal metin Kur’an’dır. Peygamber’in ağzından söz olarak dışa yansıdığı günden bugüne kadar bütün müslümanlar Kur’an’ı korumayı en kutsal görev bilmişler; başlangıçta daha çok ezberleyerek, sonraları da hem ezberleyip hem de yazıya geçirerek aslî şekliyle bugüne aktarılmasını sağlamışlardır. Çeşitli yazım imkânlarının, özellikle dijital ortamın geliştiği günümüzde ve bundan sonraki dönemlerde ise kuşkusuz Kur’an metninin korunması daha kolay olacaktır.
Bu âyetin, sûrelerin başındaki “besmele”lerin ilgili sûrenin bir parçası ve dolayısıyla ilk âyeti olduğuna güçlü bir delil teşkil ettiğini düşünenler olmuştur. Aksi halde bunların o sûrelerin başına sonradan eklendiğini kabul etmek gerekir ki böyle bir ekleme de konumuz olan âyetin hükmüne aykırıdır (Râzî, XIX, 166). Ancak bunun Kur’an’ın korunmuşluğu üzerine aşırı hassasiyetten kaynaklanan isabetsiz bir yorum olduğu kanaatindeyiz.
Âyetin “...ve onu mutlaka koruyacak olan da yine biziz” kısmında, korunacağı bildirilenin Hz. Peygamber olduğuna dair görüşler de vardır. Nitekim yüce Allah, son derece elverişsiz şartlar içinde ortaya çıkıp İslâm’ı yaymaya çalışan resulünü pek çok zorluğa, amansız düşmanların baskı ve zulümlerine karşı korumuş ve sonuçta hiçbir peygamberin ulaşamadığı genişlikte başarılar gerçekleştirmesini sağlamıştır. Kuşkusuz Peygamber’in korunması, dolaylı olarak vahyin de korunması anlamını içerdiğinden her iki yorumu birleştirmek mümkündür.
Mehmet Okuyan
[Zikr]i (Kur’an’ı) indiren şüphesiz ki biziz, biz; elbette onu koruyucular da biziz.
1- İnsanlığa Öğüt olan Kur'an'ı. 2- Birçok ayette; Allah'a atfen “Biz”, “Biziz” çoğul zamirleri kullanılmaktadır. Kur'an'daki “Biz/Biziz” zamirleri çokluğu değil, “yüceliği”, “gücü”, “büyüklüğü” ifade etmektedir. Biz çoğul zamirinin kullanıldığı hiçbir ayette Allah'ın zatı söz konusu edilmemektedir. Allah'ın zatından söz eden ayetlerin tamamında “ene”, “inni” (ben, beni/bana) zamirleri gibi tekil şahıs zamirleri kullanılmaktadır. “Biz” zamiri ise, Allah'ın yaptıklarına veya yapacaklarına yönelik ayetlerde, Allah'ın gücünün, üstünlüğün ve büyüklüğün ifadesi olarak yer almaktadır. Bütün dillerinde, gücü ve yönetimi elinde bulunduran erk, otorite kendi gücünden ve üstünlüğünden söz eden ifadelerde, açıklama ve buyruklarda “biz” zamirini kullanmaktadır.
Ahmet Akgül
Hiç şüphesiz, Zikri (Kur’an-ı Kerim’i) Biz indirdik, Biz; ve elbette (kıyamete kadar) Onu (bu kutsal metni değiştirilmekten ve dejenere edilmekten koruyup aynen) muhafaza edicileri de Biziz.
[Not: Londra'da bir müzede bulunan ve Miladi 650 yıllarına -yani Peygamber Efendimizden hemen sonrasına ve Sahabenin hayatta olduğu sıralara-ait olduğu saptanan el yazması bir Mushaf'la, şu anda elimizdeki Kur'an nüshalarının arasında hiçbir çelişki ve değişiklik bulunmadığı gerçeğinin tespit edilmesi, Kur’an’ın orijinal metninin Allah'ın özel muhafazası ile günümüze kadar nasıl geldiğinin ve kıyamete kadar nasıl devam edeceğinin ispatı yerindedir ve bu açık bir mucizedir. Ancak orijinal lafzının aynen muhafaza edileceği bildirilen Kur’an ayetlerinin, mana ve mesajlarının çarpıtılıp dejenere edilmemesine bir garanti verilmemiştir.]
Abdulbaki Gölpınarlı
Şüphe yok ki Kur'an'ı biz indirdik ve şüphe yok ki onu mutlaka koruyacağız.
Bkz. 2:23Kur’an’ın zamana ve şartlara bağlı olarak tedrici bir şekilde nüzulü, kalplere ve kafalara oturması ve inananların imanını güçlendirmesi (Enfal, 8:2) bakımından büyük önem arz etmektedir. Hz. Muhammed’in karşıtları, Kur’an’ın bir defada değil de parça parça inmesinden dolayı ilahi kaynaklı olmayacağını ileri sürmüşlerdi (Furkan, 25:32). Kur’an’ın Allah tarafından korunacak olması; Kur’an metninin tahrifattan, ilave ve kısaltmalardan uzak tutulacağı anlamına gelmektedir. Yani Allah, imanlarıyla iradelerini güçlendireceği mü’min kullarının samimi gayretleriyle Kitabını hayata yayacak ve onu tahrif edilmekten koruyacaktır.
Diyanet İşleri (Eski)
Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz.
Bu âyet açıkça göstermektedir ki, Kur’an-ı Kerim Allah’ın koruması altındadır ve kaybolmaksızın, en ufak bir tahrife uğramaksızın kıyamete kadar aslını muhafaza edecektir.
Edip Yüksel
Kuşkusuz zikri (mesajı) biz, evet biz indirdik ve onu koruyacak da elbette yine biziz.
Kuran, içiçe geçmeli mükemmel bir kodlama sistemiyle korunmuştur. Koruma görevinin insanlar tarafından değil, Tanrı tarafından gerçekleştirileceği vurguyla bildirilir. Örnekler için bak 9:127. "Üzerinde 19 Var" adlı kitabımızda Kuran'ın matematiksel mucizesinin örneklerini ve bu konuda geniş bir tartışmayı bulabilirsiniz. Ayrıca bak 41:41-42; 9:127.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.
Şunu iyi bilin ki, bu zikri, yani Kur’an’ı indiren Biziz ve onu her türlü tahrifâttan, ilave ve eksiltmelerden koruyacak olan da, elbette yine Biziz!Buna rağmen inkârlarından vazgeçmeyecek olurlarsa, üzülme ey Peygamber ve ey Müslüman!
1 Allah’ın Kur’an’ı koruması: a- Allah’ın, insanları Kur’an’a ilave ve eksiltme yapma işinden âciz bırakması, b- Allah’ın hiç kimseye Kur’an’a saldırabilecek güç vermemesi c- Allah’ın Kur’an’ı Müslümanlar arasında yayıp, hafız kullarını bununla görevlendirmesi ve daha bizim bilemeyeceğimiz nice yöntemler yaratması şekillerinde olabilir.
Muhammed Esed
Kimsenin kuşkusu olmasın ki, bu uyarıcı/hatırlatıcı mesajı, 9 ayet ayet Biz indirdik: ve yine kimsenin kuşkusu olmasın ki, [bütün tahriflerden] onu yine Biz koruyacağız. 10
[2028] “Onu”daki zamirin, Kur’an yerine, Hz. Nebi’ye döndüğünü söyleyenler de olmuştur. Bunlar Ferra ve İbnu’l-Enbari’dir (Râzi). Bu takdirde ilâhi koruma garantisi kapsamına Kur’an değil Allah Rasûlü girmiş olur. Bu bir problemdir. Zira âyetin Nebi ile ilgili olan bağlamı bunu desteklerken, cümlenin dilsel yapısı aynı oranda bunu desteklemez. Fakat bu görüşte olan Ferra ve İbnu’l-Enbâri, Arap dilinde “imam” denecek kadar uzman iki isimdir.
Zemahşerî, bu âyetin vahyin parça parça inişine yönelik kuşkuları da nefyettiğini söyler. Bizce tenzili bu vurguya hasretmek doğru değildir. Tenzil, vahyin kaynağına nisbet edildiğinde kullanıldığı formdur (Bkz: 12:2, not 3). Bu yananlamı “kaynağından” kelimesiyle çeviriye yansıttık. Zaten İbn Abbas vahyin korunmasını vahyin kaynağından hedefine ulaşmasıyla sınırlandırır. Kur’an hedefine ulaştıktan sonra binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce şahidin elinde, dilinde, hafızasında ve kalbinde korunarak nesilden nesile aktarılmıştır. Hz. Osman dönemine ait olduğu iddia edilen, fakat uzmanların 1. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirdiği en az bir nüsha bugüne kadar gelmiştir. Ceylan derisi üzerine yazılmış olan, hareke ve nokta bulunmayan eksik Taşkent nüshası da, kadim nüshalardan biridir. Dünyada Kur’an’ın elde bulunan tüm ilk nüshaları arasındaki farklar, hiçbiri de anlamın çatısını değiştirmeyen hareke, ses ve kıraat farklarından öteye gitmez.
Hâfızûnun çoğul gelmesi, innâ (biz) zamirine ittibâandır. Bu “Biz” zamiri, Allah’ın vahyi koruma görevini yarattıklarının kimilerine tevdi etmesi olarak anlaşılacağı gibi, O’nun insan bilincinde kişileştirilmesinin önüne geçmek için de olabilir. Aynı âyette farklı zamirlerin kullanılmasının sebebi de budur (Msl: 17:8).
Ömer Nasuhi Bilmen
Şüphe yok ki, o Kur'an'ı Biz indirdik Biz. Ve muhakkak ki, onun için muhafız olanlar da Bizleriz.
Kur’ân mesajı öyle dikkatli, titiz bir şekilde korunmuştur ki bugün dünyanın her tarafında en yaygın kitap olan bu eser, bir harf farkı olmaksızın binlerce yıldan beri okunmaktadır. Matbaa, kaydetme, ulaşım imkânlarına rağmen yirminci asırda yaşamış ünlü şahısların eserlerinde bile farklılıklar bulunması, bu işin başlı başına mûcize olduğunu gösterir.
Süleyman Ateş
O Zikri (Kitap)ı biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz!