Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1910, sondan 4327. ayet; 16. sure ve Nahl Suresinin 9. ayetidir. Nahl Suresi 9. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 44 ve toplam ebced değeri ise 1452 olarak hesaplanmıştır. Nahl Suresinin toplam ebced değeri 557686 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وعلى الله قصد السبيل ومنها جائر ولو شاء لهديكم اجمعين
Âyetin bu cümlesi, "Bu doğru yoldan sapanlar da vardır" şeklinde de tercüme edilebilir.
Diyanet İşleri (Yeni) Nahl Suresi 9. Ayet Tefsiri
Doğru yolu göstermek Allah’a aittir ve O, lutuf ve keremiyle kullarına doğru yolu mutlaka gösterir. İnsanların, bildikleri ve bilmedikleri bütün varlıkları yoktan yaratan, onların bir kısmından insanların yararlanmasını mümkün kılan Allah Teâlâ olduğu gibi, insanların doğru ve adaletli yolu görmelerine, o yolda yürümelerine, bu suretle evrenin en seçkin varlığı olarak insan olmanın şerefine uygun bir hayat tarzını benimseyip yaşamalarına imkân veren de O’dur. Yukarıdaki âyetlerde sıralanan delilleri iyi düşünüp değerlendiren bir insan, Allah’a giden doğru yolu da bulmuş olur. Ama yolun eğrisi de vardır; yani insan hayatı seçeneksiz, tek çizgi değildir; aksine insanlar kendi iradelerine göre Allah’ın doğru yol olarak bildirdiğini seçebilecekleri gibi yanlış bir yol da tutabilirler. “Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.” Ama O, bu konuda insanları özgür bıraktı, tercihlerinin sonucundan da sorumlu tuttu. Şu halde insan bu sorumluluğunu asla unutmamalı; kendisinin, özgürlükten yoksun oldukları için sorumluluk da taşımayan diğer canlılardan farklı olduğunu, özgürlüğünün bir ayrıcalık olduğu kadar bir imtihan sebebi de olduğunu bilmeli; nasıl bir yol tuttuğunu, nasıl inandığını, nasıl yaşadığını çok iyi düşünüp değerlendirmelidir.
Mehmet Okuyan
Yolun doğrusu(nu göstermek) yalnızca Allah’a aittir. (Yolun) eğrisi de vardır.(Allah) dileseydi hepinizi doğru yola ulaştırırdı.
Benzer mesaj: Leyl 92:12.,Kur’an’da sadece bu ayette geçen [kasdü’s-sebîli] tamlaması “yolun en kestirme olanı”, “en doğru yol”, “eğrilik içermeyen yol”, “hidayet yolunu ifade etmek”, “yolun varacağı yeri göstermek”; yine Kur’an’da sadece bu ayette geçen [câir] kelimesi ise “eğri, sapan, saptıran, meyleden, sapkınlık yolu” gibi anlamlar içermekte, insan için söz konusu olan iki yolu dikkate sunmaktadır.,Benzer mesajlar: Mâide 5:48; En‘âm 6:35, 107, 149; Yûnus 10:99; Hûd 11:118-119; Ra‘d 13:31; Nahl 16:93; Secde 32:13; Şûrâ 42:8.
Bayraktar Bayraklı
Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun eğrisi de vardır. O, dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.
1- Size seçme hakkı tanımayarak, sizi irade sahibi kılmayarak hepinizi zorunlu olarak hidayete iletirdi.
Ahmet Akgül
Yolu doğrultmak (dini kurallar ve adaletli nizam koymak) Allah'a aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer O dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi.
Bütün insanlara ve cinlere doğru, muhkem, güvenli, hakka götüren yolu, âdil bir şekilde göstermek Allah'ın üzerine borçtur, bu Allah'ın teminatı altındadır. Hayra, lütfa, mükâfata ulaştırmayan, cezaya maruz bırakan sapık yollar da vardır. Allah, sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı sizi, hepinizi doğru yola iletirdi.
Doğru yolu bildirmek Allah'a aittir. Ama o yoldan sapan da vardır. Allah dileseydi (doğru yolu bulmayı iradenize bırakmasaydı), hepinizi doğru yola iletirdi.
İnsanları bütün donanımlarıyla Allah yarattığına göre elbette ki insanın gideceği yolu göstermek de Allah’a düşer. Ancak hikmetine binaen hayat tarzını özgürce oluşturma konusunda insanı iradesiyle baş başa bıraktı. Allah dileseydi insana seçme hakkı tanımayarak ve ona özgür irade vermeyerek onu zorunlu olarak hidayete iletirdi. Ama bunu yapmadı, çünkü insan ancak kendi özgür iradesiyle doğru yolu seçtiği taktirde gerçek anlamda hidayete ermiş, yaptığı işin de ancak bu şekilde bir kıymeti olmuş olurdu.
Diyanet İşleri (Eski)
Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.
Yolun doğrusu(nu göstermek) ise Allah'a âiddir; ondan (o yollardan) eğri olan da vardır. Hâlbuki (Allah) dileseydi, elbette sizi hep birlikte hidâyete erdirirdi.
Peygamber ve Kitap göndererek insanlığı doğru yola iletmek ve bu yolu dikenlerden, engebelerden arındırmak Allah’a düşer. Çünkü mutlak doğruyu bulma konusunda insan aklı yeterli değildir ve bu yüzden, her zaman doğru yoldan sapanlar vardır ve olacaktırda.Nitekim insanlık tarihi, bunun örnekleriyle doludur. Gerçi Allah dileseydi, sizi tüm yaratılmışlara üstün kılan irâdenizi elinizden alır vehepinizi zorla imana getirerek doğru yola iletebilirdi. Fakat imtihân hikmeti gereğince, dilediğiniz inanç ve hayat tarzını özgürce seçmenize izin verdi. Zira insan, ancak kendi özgür irâdesiyle ve bilinçli olarak doğru yolu seçtiği takdirde gerçek anlamda ahlâk ve erdemliliğe ulaşabilir. Kaldı ki, etrafınızda sizi doğru yola iletecek o kadar mûcize, o kadar delil var ki:
Ve [sizin yaratıcınız O olduğu için] size yolun doğrusunu göstermek de Allah'a düşer; 7 çünkü o yoldan sapıp da yolunu kaybeden [çok insan] var. Oysa, Allah dileseydi sizin hepinizi doğru yola çıkarırdı. 8
Doğru yolu göstermek Allah’a aittir isteyen kimse Allah’ın gösterdiği yola girer1 ama saptırıcı başka yollar da vardır. Eğer Allah isteseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.2, 12/120, 3/72-73, 10/35, 28/50, 92/12, 26/148, 10/99, 28/56
İşte (O tek yaratıcı olduğu için), yolun istikamet tayini de O’na düşer;[2093] zira bazı yollar saptırıcıdır.[2094] Eğer Allah tercih etseydi, hepinizi doğru yola yöneltirdi.[2095]
[2093] Zımnen: Yaratan kim ise, yarattığının amacını belirleme hakkı da ona aittir. İnsanın doğru yolu görmesini sağlayan iç ve dış donanımı, aklî ve naklî belge ve delilleri vermek de O’na düşer (Ferrâ). Âyetteki ‘alallah (Allah’a düşer, Allah’a ait bir görevdir) ibaresi, ‘zâtı için rahmeti ilke edindiğini’ dile getiren âyetteki ‘alâ nefsihi ile aynı anlama sahiptir. Bu, ilâhî iradenin tecellisinin ilâhî gayretin değil ilâhî rahmetin bir eseri olduğunu gösterir. Bir amaç uğruna yarattığı insanı, o amaca ulaştıracak yolu tayin etme hakkı da yalnızca Allah’a aittir.
[2094] Her ne kadar zamir yola atıf olduğu için “sapan yolcudan” değil, “saptıran yoldan” söz edilmişse de, saptıran yolda yürüyüşü sürdürmenin sapan yolcu olmak demeye geldiği âşikârdır.
[2095] Söz geliminden, cümlenin sonunun “…ama bunu istemedi, sizin seçimizin belirleyici olmasını istedi” şeklinde olduğunu anlıyoruz. Zira “eğer” anlamına gelen lev edatı, tasarım dışı bir şeyin farz-ı muhal düşünülmesi durumunu ifade etmektedir. Bu âyetin bir üstteki âyetle bağlantısı açık: Fizikî yolculuğunuzun at, katır ve eşek gibi araçlarını O yarattığı gibi, mânevî yolculuğunuzun akıl, irade, bilinç gibi araçlarını yaratan da O. Akıl terbiyeden geçmemiş yılkı atı ya da inatçı katır gibi davranırsa, sizi maksadınıza taşıyamaz.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve (maksut olan) doğru yolu beyan da Allah Teâlâ'ya aittir. Maahaza ondan sapan da vardır ve eğer Allah Teâlâ dilese idi, elbette sizi cümleten hidâyete erdirirdi.
Doğru yolu bildirmek Allah'a aittir. Kimi yollar ise eğridir. Şayet O dileseydi, hepinizi toptan doğru yola getirirdi. [76, 3; 6, 153] [10, 99; 11, 117-119]
[*] "Şâe = شاء" fiili, bir şeyi var etti, demektir (Müfredat). Allah bazı şeyleri kulunun tercihine göre yarattığından öznesi kul olursa "tercih edip yaptı", Allah olursa "tercih edip yarattı" anlamına gelir..
Şaban Piriş
Yolun doğrusunu göstermek Allah'a aittir. Eğri yol da vardır. Eğer dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.