Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2071, sondan 4166. ayet; 17. sure ve İsrâ Suresinin 42. ayetidir. İsrâ Suresi 42. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 48 ve toplam ebced değeri ise 4253 olarak hesaplanmıştır. İsrâ Suresinin toplam ebced değeri 473063 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
قل لو كان معه الهة كما يقولون اذا لابتغوا الى ذي العرش سبيلا
De ki: “Eğer onların iddia ettiği gibi, Allah’la beraber (başka) ilâhlar olsaydı, o zaman o ilâhlar da Arş’ın sahibine ulaşmak için elbette bir yol ararlardı.[316]
Tefsirlerde 42. âyete genellikle iki anlam verilmektedir. Buna göre eğer –farzımuhal– Allah’tan başka ilâhlar olsaydı:
a) Tıpkı bir ülkede krallık tahtına göz diken birden fazla heveslinin birbiriyle taht kavgasına girişmesi gibi o sözde ilâhlar da “arşın sahibi”ne (Allah) ulaşmak ve O’nun egemenliğine son vermek için yol arar, kavgaya tutuşurlardı;
b) Allah nezdinde daha çok yakınlık kazanıp itibar sahibi olmak için birbiriyle yarışırlardı (Taberî, XV, 91). Müşrikler sözde tanrıların kendilerini Allah’a yaklaştıracağına inanıyorlardı. İkinci şıktaki yoruma göre, eğer öyle tanrılar olsaydı önce onlar Allah’a yaklaşma yarışına girerlerdi. Böyle varlıklara da tanrı denemez (çok tanrıcılığın reddine ilişkin olarak ayrıca bk. Enbiyâ 21:22). Şu halde Allah, bu şekilde kendisine ortak koşulmasından münezzehtir; O, hiçbir şey ile hiçbir yönden denk tutulamayacak kadar yücedir, büyüktür.
Mehmet Okuyan
De ki: “Söyledikleri gibi O’nunla birlikte başka ilahlar olsaydı, [arş]ın sahibine (Allah’a ulaşmak için) bir yol ararlardı.”
De ki: “Onların dedikleri gibi Allah'la beraber tanrılar olsaydı, o takdirde kâinatın hükümranlığı kudretinde olan Allah'a ulaşmak için çareler arayacaklardı.
1- O'nunla baş etmek, O'nu yenmek, O'na karşı koymak için bir şeyler yaparlardı.
Ahmet Akgül
De ki: “Eğer dedikleri gibi Allah'la beraber başka ilahlar da bulunsaydı, o takdirde hepsi Arş’ın sahibi olmaya yol ararlardı. (Ve aralarında hâkimiyet yarışı başlardı.) ”
De ki, onların dedikleri gibi, Allah'la beraber başka gerçek ilahlar da olsaydı, o zaman bu ilahlar, topyekün egemenliği elinde tutan Allah'a karşı galip gelmeye uğraşırlardı. Bunu başaramayınca da O'na yakınlaşmak, itaat etmek için çareler ararlardı.
“Eğer, söyledikleri gibi Allah ile birlikte başka ilâhlar da bulunsaydı, o takdirde bu ilâhlar Arş'ın, sınırsız kudret ve iktidar makamının sahibiyle hükümranlık mücadelesi için bir yol arayacaklardı.” de.
(Ey Rasûlüm, müşrikler hakkında) de ki: “-Allah'la beraber, dedikleri gibi ilâhlar olaydı, o takdirde bu ilâhlar Arş'ın sahibine (Allah'a üstün gelmek için) muhakkak ki bir yol ararlardı. (onunla çarpışırlardı).”
42, 43. De ki: “Dedikleri gibi eğer Allah ile beraber başka ilahlar olsaydı, o zaman bütün kâinatın (Arşın) sahibi ve idarecisi olan Allah’ın yanına çıkmak için bir yol arayacaklardı. O, onların dediklerinden çok yüce ve çok münezzehtir!”
De ki: “Eğer onların iddia ettiği gibi, Allah'la beraber (başka) ilâhlar olsaydı, o zaman bu ilahlar Arş'ın sahibi olan Allah ile boy ölçüşmenin yolunu arayacaklardı.”
De ki: Eğer söyledikleri gibi Allah ile birlikte başka ilâhlar da bulunsaydı, o takdirde bu ilâhlar, Arş'ın sahibi olan Allah'a ulaşmak için çareler arayacaklardı.
Âyetin son kısmı müfessirler tarafından iki şekilde manalandırılmıştır:
a) «...O takdirde onlar, Arş’ın sahibi olan Allah’a üstün gelmek için çareler arayacaklardı.»
b) «...O takdirde onlar, ululuğunu ve kudretini bildikleri Arş’ın sahibi olan Allah’a yakınlaşmak ve O’na itaat etmek için çareler arayacaklardı.»
Edip Yüksel
De ki: "İleri sürüdükleri gibi beraberinde başka tanrılar olsaydı, onlar da Egemenliğin Sahibine doğru yol ararlardı."
(Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Eğer O'nun ile berâber, söyleyip durdukları gibi ilâhlar olsaydı, o takdirde (onlar) arşın sâhibine (üstün gelmek için) bir yol ararlardı.”(1)
(1)“Şu âyet der ki: De! Eğer dediğiniz gibi mülkünde şerîki (ortağı) olsa idi, elbette arş-ı rubûbiyetine (umum kâinâtı idâreciliğine) el uzatıp müdâhale eseri görünecek bir derecede bir intizamsızlık olacaktı. Hâlbuki yedi tabaka semâvâttan tut, tâ hurdebînî zîhayatlara (en küçük canlılara) kadar, herbir mahlûk küllî olsun cüz’î olsun, küçük olsun büyük olsun, mazhar olduğu (üzerinde görünen) bütün isimlerin cilve (parıltı) ve nakışları dilleriyle, o esmâ-i hüsnânın müsemmâ-i zü’l-Celâl’ini (en güzel isimlere sâhib, celâl sâhibi olan Allah’ı) tesbîh edip, şerîk ve nazîrden (ortak ve benzerden) tenzîh ediyorlar (uzak tutuyorlar). Evet nasıl ki semâ, güneşler, yıldızlar denilen nûr-efşân (nur saçan) kelimâtıyla, hikmet ve intizâmıyla, onu takdîs ediyor (kusurlardan temiz olduğunu i‘lân ediyor), vahdetine (birliğine) şehâdet ediyor ve cevv-i hava (hava boşluğu) dahi, bulutların sesiyle berk ve ra‘d (şimşek ve gök gürültüsü) ve katrelerin (damlaların) kelimâtıyla (kelimeleriyle) onu tesbîh ve takdîs ve vahdâniyetine (birliğine) şehâdet eder. Öyle de zemin (yeryüzü), hayvanât ve nebâtât ve mevcûdât (varlıklar) denilen hayatdar (canlı)kelimâtıyla Hâlık-ı zü’l-Celâl’ini (celâl sâhibi yaratıcısını) tesbîh ve tevhîd etmekle (kusursuzluğunu ve birliğini söylemekle) berâber, herbir ağacı, yaprak ve çiçek ve meyvelerin kelimâtıyla yine tesbîh edip, birliğine şehâdet eder.” (Zülfikār, 25. Söz, 53-54)
İlyas Yorulmaz
Deki “(Ey Müşrikler) Sizlerin dediği gibi, O’nunla birlikte başka ilahlar varsa, o zaman arşın sahibine ulaşmak için bir yol arasanız ya.”
Ama sen bıkmadan, usanmadan uyarmaya devam ederek de ki: “Eğer onların iddia ettikleri gibi, O’nunla beraber başka tanrılar var olsaydı, o zaman elbette Arş’ın Sahibi ve Evrenin Mutlak Hükümranı olan Allah’ın katınaulaşıp O’na üstün gelmek ve evrenin tek hâkimi olmak için bir sebep, bir yol bulmaya çalışırlardı. Değilse onlar da Allah’a hakkıyla kul olmaya uğraşırlar ve O’nun yanında daha değerli olmak için yarışırlardı. Çünkü Tanrı, kendisinden daha yüce, daha kudretli hiçbir şey olmayan varlık demektir. Dolayısıyla, Allah’tan başka tanrı olduğu iddia edilen varlıklar, her şeye kadir olmadan tanrı olamazlardı; her şeye kadir olmak için de Allah’tan daha üstün olmaları gerekirdi ki, en ahmak müşrik bile, bu sözde tanrıların Allah’tan üstün olamayacağını kabul eder. O hâlde:
(Ey Muhammed!): “Eğer (müşriklerin) söyledikleri gibi O (Allah’la) beraber başka ilâhlar olsaydı,1 o zaman o (ilâhlar,) arşın sahibiyle kesinlikle boy ölçüşmeye kalkarlardı.”2 de.
1 Bu âyet, anlam yönüyle 22. âyeti açıklamaktadır.2 Ayetin bu bölümü: “(O ilahların) her biri arşın sahibi olan Allah’a yaklaşmak için bir yol arardı” şeklinde de anlaşılabilir. Böylece de hiç biri ilâh olamaz, Onun ülûhiyyetini teslim etmiş olurlardı. (Elmalılı)
Muhammed Esed
De ki: “Eğer -onların iddia ettikleri gibi- O'nunla beraber [başka] tanrılar olmuş olsaydı, o zaman bunlar topyekün egemenliği elinde tutan (Allah')la kavgaya tutuşmak için fırsat kollarlardı”. 50
De ki: “Eğer iddia ettikleri gibi, Allah’la beraber başka ilahlar olsaydı; hükümranlık makamının sahibine ulaşıp üstün gelmek için yol ararlardı.” 21/22, 23/71-91
De ki: “Eğer iddia ettikleri gibi O’nunla birlikte başka ilâhlar olmuş olsaydı, onlar da Otorite Sahibine (yakın olmak ya da O’na galip gelmek için) elbet bir yol bulmağa çabalarlardı.”[2273]
[2273] Parantez içindeki alternatifli açılım, âyetin genelinin her iki şıkka da açık olmasından kaynaklanır. Taberî ibarenin açılımını olumlu anlamda “yakın olmak için” şeklinde yapmış, diğer şıkkı tartışmamıştır bile. Fakat bize kadar ulaşan ilk tam tefsirin sahibi olan Mukâtil (ö. 150 h.) olumsuz anlam olan “galip gelmek, alt etmek için” açıklamasını yapmıştır. İbteğa fiili, Kur’an’da hem olumlu hem olumsuz olarak “bir amaca ulaşmayı istemek, bunun için çaba sarfetmek” anlamında kullanılmıştır (Krş: 9:48; 70:31 ve 17:12; 17:66).
Ömer Nasuhi Bilmen
De ki: «Eğer onunla beraber, dedikleri gibi tanrılar olacak olsa idi, o takdirde Arş'ın sahibine elbette (galebe etmek için) bir yol ararlardı.»
De ki: Faraza müşriklerin iddia ettikleri gibi Allah'tan başka tanrılar bulunsaydı, elbette onlar Arş'ın ve kâinat hakimiyetinin sahibi Yüce Allah'a üstün gelmek için çareler arayacaklardı! (Ama besbelli ki böyle bir şey asla vaki değildir).
Bu âyet, tevhidin kuvvetli bir delilini özetleyerek. Kelam ilminin en önemli prensiplerinden birini ortaya koyar. Şöyle ki: a) Birden fazla müstakil ilah olsaydı, mutlaka ihtilaf çıkar, kâinatın devamı mümkün olmazdı. b) Faraza biri en üstün ilah, diğeri O’nun yetkili kıldığı ilahlar olsalardı, bunlar arasında rekabet çıkar ve kendilerince en iyi yönetimi gerçekleştirmek için hakimiyeti ele geçirmek isterlerdi. Âlemde nizam bozulmadığına göre tek İlahın nizamı işlemektedir. Aksi halde bir buğday tanesi bile yetişmezdi.
Süleyman Ateş
De ki: "Eğer dedikleri gibi O'nunla beraber (başka) tanrılar olsaydı o zaman onlar da Arşın sahibine gitmenin yolunu ararlardı.
(5) O tanrılar, kâinata egemen olabilmek için Arş’ı ele geçirmeye çalışırlar; bu yaman mücadeleler içinde ise, 21:22’de buyurulduğu gibi, yer ve gök fesada uğrardı. Veya, Arş’ın Sahibi olan Allah’a siz nasıl muhtaç iseniz, onlar da öylece muhtaç olur ve Ona yaklaşmak için yol ararlar; dolayısıyla Onun tanrılığı karşısında sizin gibi birer kul olarak boyun eğmiş olurlardı.
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Eğer onların dediği gibi Allah'la beraber ilahlar olsaydı, o zaman onlar arşın sahibine varmak için elbette bir yol ararlardı."