Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2279, sondan 3958. ayet; 19. sure ve Meryem Suresinin 29. ayetidir. Meryem Suresi 29. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 38 ve toplam ebced değeri ise 1850 olarak hesaplanmıştır. Meryem Suresinin toplam ebced değeri 281117 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure كـهيعص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette كـ (0) ه (2) ي (4) ع (0) ص (1) bulunuyor.
Hz. Meryem kavminin, “Gerçekten sen çirkin bir şey yaptın!” şeklindeki ağır ithamına (âyet 27) cevap vermedi; olayı çocukla konuşmaları için ona işaret etti. Fakat onlar, “Beşikteki bebekle nasıl konuşalım?!” diyerek hayretlerini ifade ettiler. Bunun üzerine çocuk dile geldi ve bu âyetlerde geçen cevabı verdi. Yüce Allah, hıristiyanların gelecekte Hz. Îsâ’ya ilâhlık yakıştıracaklarını bildiği için, burada ona her şeyden önce Allah’ın kulu olduğunu söyletti. Böylece Hz. Îsâ kendisinin bir ilâh değil bir kul ve bir peygamber olduğunu, ilâhî varlığın üç öğesinden biri olmadığını ilân etmiş oldu. Kendisinin namaz, oruç ve benzeri kulluk görevlerini yerine getirmekle yükümlü kılındığını, diğer insanlar gibi doğduğunu, yaşayacağını, öleceğini ve kıyamet vakti geldiğinde tekrar diriltileceğini ifade etti. Bu ifadelerden namazın, –vakitleri ve rek’at sayıları gibi şeklî yönlerinde farklılıklar bulunsa da– en azından Hz. İbrâhim’den sonra peygamberler geleneğinde mevcut bir ibadet olduğu anlaşılmaktadır.
Hz. Îsâ’ya verilen kitaptan maksat İncil’dir. Âyetin “O, bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı” anlamına gelen kısmı için, Îsâ’nın bu sözü söylediği sırada peygamber kılındığı ve kendisine kitap verildiği yorumunu yapanlar varsa da bu yorum zayıf bulunmuştur. Bu sözden, daha bebek iken yaptığı konuşmada Allah’ın ezelde kendisi için peygamberliği ve kitap verilmesini takdir ettiğini açıklamasının istendiği anlaşılmaktadır (Şevkânî, III, 374). Hz. Îsâ babasız olarak bakire bir anadan dünyaya geldiği için, “Allah beni ana babama saygılı olmayı emretti” dememiş, sadece “Anneme saygılı olmayı emretti” demiştir. 14. âyette Hz. Yahyâ’dan söz edilirken “Ana babasına çok iyi davranırdı” dendiği halde aynı tema Hz. Îsâ açısından işlenirken “Anneme saygılı kıldı” denmesi onun babasız dünyaya geldiğine işaret eder. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de hep Meryem oğlu Îsâ olarak anılmıştır.
30-33. âyetlerde Hz. Îsâ’nın başlıca nitelikleri şöyle sıralanmaktadır. 1. Sonradan Hıristiyan dünyasının iddia edeceğinin aksine o Tanrı’nın oğlu değil, kuludur. 2. Aynı zamanda kendisine kitap verilmiş bir peygamberdir. 3. Her yerde mübarek bir şahsiyet olarak bilinecektir. 4.Her mümin gibi namaz, zekat vs. ibadetlerle mükelleftir. 5. Annesine saygılıdır. 6. Zorbalık yapmaz. 7. İsyankâr (şakıy) değlidir.
Mehmet Okuyan
(Meryem) ona (çocuğa) işaret etmişti. Onlar da “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz!” demişlerdi.
Bu cümle “(Daha dün) beşikte olan bir bebekle nasıl konuşalım!” şeklinde de yorumlanabilir ki bu yorum devamında geçen “Hz. İsa’nın peygamber kılınması, ona kitap verilmesi, namaz, zekat ve annesine iyilik etmesi” görevlerini daha kolay anlamayı sağlar. Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:46; Mâide 5:110.
Bayraktar Bayraklı
Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. “Biz beşikteki bir bebek ile nasıl konuşuruz?” dediler.
1- Anlam zorlamaları ile bu ayete, “İnsanlar onu henüz genç bularak, “Biz daha dünkü çocukla nasıl konuşalım?” şeklinde anlam vermek doğru değildir. İsa Nebî'nin beşikte konuşması gerçektir. 19:21. ayette de denildiği gibi bu olay bir mucizedir. İsa Nebî'nin beşikte iken konuştuğunu başka ayetler de bildirmektedir. (3:46; 5:110)
Ahmet Akgül
(Hz. Meryem) Bunun üzerine ona (kucağındaki çocuğa) işaret edip (gerçeği ondan dinlemelerini belirtince) : "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?" diye (şaşırmışlardı).
Bunun üzerine Meryem, “O size her şeyi anlatır!” dercesine çocuğa işâret etti. Onlar, “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşabiliriz ki?” diye hayretle sordular.Ve büyük mûcize gerçekleşti:
Mustafa İslamoğlu Meryem Suresi 29. Ayet Açıklaması
[2486] Ebu Ubeyde, bu âyetin yorumunda kâne yardımcı fiilinin farklı okunuşlarının anlama nasıl yansıdığını göstermiş, birinci sıraya ise “geçmişte kalmış, olup bitmiş bir iş” anlamını yerleştirmiştir (Mecâz). İşte bu bağlamda kânenin açılımı olarak gördüğümüz “daha dünkü” ifadesini parantez içine almadık. Bir sonraki âyette kendisine nübüvvet verildiğini söyleyen Hz. İsa’nın, henüz düşünme melekeleri tekâmül etmemiş ve hayat tecrübesi oluşmamış bir “beşik bebesi” olması düşünülemez. Bu yüzden ibârede geçen “beşik bebesi”, lafzî değil kinaî olarak anlaşılmalıdır. Kaldı ki 31. âyette salat ve zekâtla emrolunduğunu, 32. âyette de anasına iyilik yapmakla emrolunduğunu ve zorba kılınmadığını söyler. Bütün bunların “beşik bebesi”nin değil erişkin birinin yapabileceği şeyler olduğu açıktır. Belli ki, genç yaşta nübüvvet verilen Hz. İsa, onların gözünde ‘ağzı süt kokan dünkü çocuk’ olarak görülmektedir. Yaşını başını almış Yahudilerin, genç bir insanın kendilerine ebedî hakikatleri hatırlatmasını onur meselesi yaptıkları açıktır. Zira Kureyş’in Nebi’ye tavrı da aynıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: «Biz daha beşikte bir çocuk bulunan ile nasıl konuşabiliriz?»