Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 175, sondan 6062. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 168. ayetidir. Bakara Suresi 168. ayetinin kelime sayisi 17, harf sayısı 70 ve toplam ebced değeri ise 4183 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (18) ل (8) م (4) bulunuyor.
Arapça Metin
يا ايها الناس كلوا مما في الارض حـلالا طـيبا ولا تتبعوا خطوات الشيطان انه لكم عدو مبين
Dinî bir terim olarak helâl şer‘an izin verilmiş olan, hakkında yasaklama veya kısıtlama bulunmayan davranışı ve onun dinî-hukukî hükmünü ifade eder. Mubah ve câiz gibi terimlerle de ifade edilir; mükellefin yapıp yapmamakta muhayyer bırakıldığı davranışları belirtmek üzere kullanılır. Tayyib ise aklıselim sahibi, dengeli, erdemli, temiz tabiatlı her insanın beğendiği, hoşlandığı, temiz, güzel, iyi ve yararlı bulduğu şeyler için kullanılır.
Genel bir kural olarak eşyada aslolan mubahlık ve helâlliktir. Bu sebeple bir davranışın helâl olduğunu anlamak için bu yönde bir açıklamanın bulunması gerekli değildir; yasaklayıcı veya kısıtlayıcı bir hükmün bulunmaması yeterlidir. Kur’an-ı Kerîm Allah’ın kulları için serbest bıraktığı, helâl kıldığı nimetlerin, güzelliklerin din adına, herhangi bir haklı gerekçeye dayanmadan haram sayılmasını yasaklamış (bk. A‘râf 7:32); ayrıca bizzat Hz. Peygamber’e hitap ederek, Allah’ın helâl kıldığı şeyleri kendisine haram kılmamasını istemiştir (Tahrîm 66:1).
Âhirette bütün inançlarının, eylemlerinin, ümitlerinin yıkılıp gittiğini gören inkârcı müşriklerin pişmanlıklarını, çaresizliklerini, kaygı ve korkularını kısa fakat son derece çarpıcı ve ibret verici bir üslûpla yansıtan; böylece Allah’ın yardım ve desteğini kaybedenlerin âhiretteki yalnızlığını ve yıkılışını gönlü hakikate açık insanlara etkili bir biçimde hissettirmek suretiyle Kur’an’ı doğru okuyabilenlere son derece değerli bir ders veren âyetlerin ardından burada da insanlar, bu dersten yararlanarak helâl ve temiz olan şeylerden yiyip içmeye, şeytanın izinden gidip haramlara bulaşmamaya çağırılmaktadır. Çünkü şeytan insanların düşmanı olup onlar için daima ve yalnızca kötü şeyler ister; onları haramlara, edep dışı davranışlara, Allah hakkında O’nun her bakımdan yetkinliği ve yüceliği ile bağdaşmayan sözler söylemeye kışkırtır. Kuşkusuz bu uyarılar öncelikle Kur’an’ın ilk muhatabı olan müşriklere yöneliktir. Bununla birlikte söz konusu uyarılar, bütün insanlar için hayatî değer taşıyıp müminlerin de helâle harama riayet etmeleri, şeytanın kışkırtmalarına karşı daima dikkatli ve ihtiyatlı davranmaları gerektiğini ima etmektedir.
“Şeytanın izinden gitmek” onun kışkırtmalarına, dürtülerine açık ve zayıf bir ruha sahip olmak demektir. Bundan kurtulmak ise en başta güçlü bir imana; her türlü dinî ve dünyevî konularda doğru ve yeterli bilgiler yanında, kısaca takvâ kavramıyla ifade edilen yüksek bir dinî ve ahlâkî duyarlılık geliştirmeye bağlıdır. Bu şekilde ruhsal donanıma sahip olan insanlar, kendilerini şeytanın kışkırtmalarından koruyacak kudret ve imkânı, şeytanî baskılara karşı direnecek irade gücünü de kazanmış olurlar. Nitekim başka âyetlerde bildirildiğine göre şeytan son derece kurnazca hileli, aldatıcı yollara başvurarak insanları yoldan çıkaracağına and içmiş; sadece Allah’ın “ihlâslı kullarını” yani Allah’a yürekten bağlı olup bütün içtenliğiyle ve tam bir kararlılıkla O’nun yolundan giden, Allah rızâsını bütün ölçülerin üstünde tutan gerçek dindarları yoldan çıkaramayacağını ifade etmiştir (Hicr 15:40; Sâd 38:83). Kuşkusuz şeytanın musallat olmadığı, yoldan çıkarıcı duygu, düşünce ve davranış telkin etmediği hiçbir insan yoktur. Bu suretle şeytan insanın içine bir kötülük işleme arzusu da sokabilir. Fakat Hz. Peygamber’in bir ifadesine göre “Kim bir kötülük yapmayı içinden geçirir de bunu yapmazsa Allah ona bir tam iyilik (hasene) yazar” (Buhârî, “Rikāk”, 31; Müslim, “Îmân”, 206, 207, 259; Dârimî, “Rikāk”, 70). İşte bu iyilik, ihlâslı, temiz yürekli, takvâ sahibi müminin, şeytanın isteğine karşı koymasının bir ödülüdür.
Mehmet Okuyan
Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların temiz (ve) helal olanlarından yiyin! Şeytanın adımlarını izlemeyin! Şüphesiz ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Ey insanlar! Yeryüzündeki yiyeceklerin helâl ve temiz olanlarından yiyiniz, şeytanın adımlarını takip etmeyiniz; gerçekten o, sizin açık düşmanınızdır.[32]
Ey insanlar, yeryüzünde bulunan şeylerin helâl ve temiz olanlarından (kazanıp) yiyin ve şeytanın adımlarını (fasık ve facir adamlarını) izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan şeylerin güzel ve temiz olanlarından nasibinizi alın ve şeytanın peşinden gitmeyin, zira o kendi gizli olsa da sizin apaçık düşmanınızdır.
Ey insanlar, yeryüzündeki nimetlerimin helâlinden, temizinden, sağlıklısından yiyin. Şeytanın, şeytan tıynetli ahlâksız azgınların, şeytanî güçlerin peşlerine takılmayın, izlerinden gitmeyin. Çünkü o size açık bir düşmandır.
Cemal Külünkoğlu Bakara Suresi 168. Ayet Açıklaması
Bkz. 2:172, 5:88, 16:114Bu âyetle beraber Hac 22:30 ve Maide 5:96 âyetleri, Müslümanların israf etmeyecek şekilde Bakara 2:173, Mâide 5:96, En’âm 6:145, Nahl 16:115 âyetleriyle birlikte yasaklanan yiyeceklerin dışındaki kendilerine temiz ve hoş gelen bütün yiyeceklerden yararlanmasını helal kılar. Bu da İslam inanç sisteminin özgürlükçü karakterini yansıtırken, aynı zamanda evrensel sistemin işleyişi ile insanın fıtratı arasındaki uyumu da gösterir.
Diyanet İşleri (Eski)
Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır.
Ey insanlar! Bütün yeryüzündeki nimetlerimden helal olmak, temiz olmak şartıyla yiyin. Fakat şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size belli bir düşmandır.
(2)“İnsanın nefsi, yemek içmek husûsunda keyfe mâyeşâ (dilediğince) hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayâtına tıbben zarar verdiği gibi, hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdetâ ma‘nevî hayâtını da zehirler. Daha kalbe ve rûha, itâat etmek o nefse güç gelir. Serkeşâne (baş kaldırarak) dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner.” (Mektûbât, 29. Mektûb, 253)
İlyas Yorulmaz
Ey İnsanlar! Yeryüzünde helal ve temiz olanlardan yiyin, şeytanın adımlarına uymayın. Zira o, sizin apaçık bir düşmanınızdır.
1 Âyetin bu bölümü: “...Allah’ın size verdiği helal (ve) temiz rızıkları yiyin...” şeklinde de tercüme edilebilir. Ancak helal ve temiz rızık haram yolla da elde edilebileceğinden dolayı, yukarıdaki tercüme daha uygun bulunmuştur.2 Yani her elinize geçeni değil; helâl olan nimetleri hoş, tertemiz olarak yiyin. Yediğiniz şeyler pis, şunun bunun hakkı geçmiş, yaratılıştan ve şer'an yasak veya şüpheli şeyler olmasın. Helalından kazanın haram, pis, şüpheli şeylerden sakının, onlara tenezzül edip yemeyin.
Muhammed Esed
EY İNSANLAR! Yeryüzünde meşru ve iyi ne varsa ondan nasibinizi alın ve Şeytan'ın izinden gitmeyin: zira o sizin apaçık düşmanınızdır,
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 168. Ayet Açıklaması
[325] Âyet yanlış hassasiyetlerle icat edilmiş sahte haramlar koymayı “şeytanın izinden gitmek” olarak nitelemiştir. Serbestliğin esas, yasağın istisnaî olduğunu beyan eder (Krş: 5:3, 103, ilgili notlar). Halâlen tayyiben, helâl olanın aynı zamanda temiz olmasının da gerekliliğini ifade eder. Bir şeyin tayyip olmasına, onun hijyen, sağlık, besin değeri ve bunun gibi hususlar da girer.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerden helâl, tertemiz olanlarını yiyiniz. Ve şeytanın adımlarına tâbi olmayınız. Şüphe yok ki o sizin için pek açık bir düşmandır.
Ey insanlar! Yeryüzünde olan bütün nimetlerimden helâl hoş olmak şartı ile yiyiniz; Fakat şeytanın peşinden gitmeyiniz. Çünkü o sizin besbelli düşmanınızdır.