Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 222, sondan 6015. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 215. ayetidir. Bakara Suresi 215. ayetinin kelime sayisi 22, harf sayısı 104 ve toplam ebced değeri ise 6393 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (17) ل (14) م (9) bulunuyor.
Arapça Metin
يسـلونك ماذا ينفقون قل ما انفقتم من خير فللوالدين والاقربين واليتامى والمساكين وابن السبيل وما تفعلوا من خير فان الله به عليم
Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.”
Sûrenin bu ve bundan sonraki âyetleri –geçmiş dönemlere ait ibret verici iki anekdot dışında (246-253, 258-260)– ibadet, ahlâk ve muâmelâta ilişkin düzenlemeler getirmekte, hükümler koymaktadır. İlk hüküm malî yardımlarda kimlere öncelik verileceğine ilişkindir.
Sözlükte “malı harcama, tüketme” anlamına gelen infak ahlâkî bir terim olarak genellikle “Allah rızâsı için çeşitli hayır yollarında harcamada bulunma, muhtaçların nafakasını sağlama” anlamını ifade eder ve bu anlamıyla zekât, fıtır sadakası gibi zorunlu malî ibadetler yanında sadaka türünden gönüllü hayırları da içine alır. Âyette infak kelimesi özellikle bu son anlamda kullanılmış; bağlayıcı olmamakla birlikte bu tür gönüllü harcamalar için –ihtiyaç sahibi olmaları şartıyla– en yakın akraba olan ana babadan başlamak üzere bir düzenleme getirilmiştir.
Sözlükte hayır kelimesi genellikle “iyi, iyilik” veya “en iyisi, daha iyisi” mânasında ve şerrin zıddı olarak kullanılır (İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, “hyr” md.) Eski sözlüklerde hayır, “akıl, adalet, fazilet, yararlı nesne gibi herkesin arzuladığı şey” diye tanımlanır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “hyr” md; Zebîdî, Tâcü’l-arûs, “hyr” md.).
Hayır kelimesi Kur’an-ı Kerîm’de 176 defa tekrar edilmekte; bunlardan ism-i tafdîl olmayanlar, içinde geçtikleri âyetlerin konularına göre az çok farklı anlamlarda kullanılmakta olup bütün bu anlamları “iyi, güzel, değerli, faydalı ve arzulanır şeyler” şeklinde oldukça kapsamlı bir tanımda toplamak mümkündür. Bu kapsam genişliği hayrın birçok âyette çeşitli menfi içerikli kavramların zıddı olarak kullanılmasından da anlaşılmaktadır. Bu zıtların en yaygın kullanılanı şer kelimesidir (meselâ bk. Bakara 2:216; Âl-i İmrân 3:180; Yûnus 10:11). Ayrıca ednâ (en aşağı en değersiz; Bakara 2:61), sû’ (kötü, çirkin; Âl-i İmrân 3:30; A‘râf 7:188); seyyie (kötülük, günah; Kasas 28:84), ism (günah; Âl-i İmrân 3:178), durr (zarar; En‘âm 6:17; Yûnus 10:107), fitne (belâ, darlık; Hac 22:11) kelimeleri de hayırla birlikte ve onun zıddı olarak geçer.
Bütün bu kullanımları iki ana bölüme ayırmak mümkündür. Konumuz olan âyetin de içinde bulunduğu ilk bölüme giren âyetlerde hayır kavramı daha çok mal, servet, bolluk gibi maddî imkânlar veya daha genel olarak her türlü maddî ve mânevî nimetler için kullanılmıştır (meselâ bk. Bakara 2:180; Sâd 38:32; Âdiyât 100:8). Taberî son âyeti açıklarken “Araplar malı hayır diye isimlendirirlerdi” der (XXIII, 154-155). Hayır yine maddî anlamlarda fakat “refah, bolluk, zenginlik” gibi daha geniş kavramları ifade edecek şekilde de geçer (meselâ bk. En‘âm 6:17; Enbiyâ 21:35; Me‘âric 70:21; krş. Taberî, VII, 160-161; XI, 177; XVII, 24-25)
Kur’an’da nimet kabilinden olan daha soyut şeylerin de hayır kelimesiyle ifade edildiği görülür. Bu cümleden olmak üzere hayır, Allah’ın kullarına özel nimeti olan vahiy veya Kur’an yerine de kullanılmıştır (bk. Bakara 2:105; krş. Taberî, I, 474). “Takvâ sahiplerine, ‘Rabbiniz size ne indirdi?’ diye sorulur, onlar da ‘Hayır indirdi’ derler” meâlindeki âyette (Nahl 16:30) hayrın vahiy yerine kullanıldığı daha belirgin olarak görülmektedir.
İkinci bölüme giren âyetlerde hayır kelimesi “sâlih amel” gibi kavramlara yakın anlamlarda olmak üzere her türlü iyi tutum ve davranışların ahlâkî değerini belirtmek üzere kullanılır. Kur’an genellikle insanın aslında âhirette kendisi için faydalı olacak bütün iyilikleri hayır diye isimlendirir (meselâ bk. Bakara 2:110, 197).
Hayır ve şer kelimeleriyle aynı kökten diğer kelimeler Kur’an-ı Kerîm’deki anlamlarıyla pek çok hadiste de geçmektedir (bk. Wensinck, Mu‘cem, “hyr” md.).
İslâm düşüncesinde hayır ve bunun zıddı olan şer hem ontolojik hem de ahlâkî kavramlar olarak kullanılmış; her iki yönüyle de daha çok kelâmcılar ve filozoflar tarafından işlenmiştir. Ancak kelâmcılar konuyu genellikle hüsün ve kubuh terimleriyle ve ahlâkî boyutuna ağırlık vererek ele alırken filozoflar hayır-şer terimlerini tercih etmişler ve konunun metafizik yönüne ağırlık vermişlerdir. Yine İslâm düşüncesinde şerrin varlığının inkâr edilmediği; aksine, Ehl-i sünnet inancında olduğu gibi, hayırla birlikte şerrin de kader ve kazâ planı içinde değerlendirildiği görülür. Yaygın düşünceye göre de aslında hayır gibi şer de evrensel planda Allah’ın takdir ve kazâsına bağlıdır; ancak mutlak hayrın aksine mutlak şer mevcut değildir; yani şer bir tür eksikliktir. Varlıklarda şer diye bilinen durumlardan her biri, bir şeyin yokluğuna sebep olan şerden ibarettir.
İslâm düşüncesinde hayır ve şer problemi geniş ölçüde iyimser bir yaklaşımla ele alınmıştır. Konuya felsefî yöntemle ilk yaklaşan âlimlerden biri olan Câhiz, başlangıcından itibaren dünya düzenini hayırla şerrin, faydalıyla zararlının... iç içe bulunuşuna bağlar. Câhiz’e göre eğer dünyada yalnız şer bulunsaydı bütün varlıklar helâk olurdu. Aksine eğer sırf hayır bulunsaydı o zaman da bir yükümlülük (imtihan, külfet) düzeninden söz edilemezdi; ayrıca (şerden kurtulup hayrı gerçekleştirmek için) düşünmenin sebepleri de ortadan kalkardı; düşünmenin kalkmasıyla da hikmet yok olurdu (Kitâbü’l-Hayevân, I, 204-205).
İslâm filozoflarının hayır ve şer problemine hem ontolojik hem de ahlâkî yaklaşımları; daha sonra hemen bütün İslâm bilgin ve düşünürleri tarafından geniş bir kabul görmüştür. İslâm felsefesinin en sistemci temsilcisi olarak bilinen İbn Sînâ’ya göre “Allah, imkân âlemindeki en yüksek derecesiyle hayır düzenini düşünür ve bu sayede düşündüğü şey, düşündüğü en yetkin şekliyle bir nizam ve hayır olarak kendisinden taşar” ve “İşte buna inâyet denir” (eş-Şifâ - el-İlâhiyyât, s. 415; ayrıca bk. s. 363, 365; en-Necât, s. 669). Evrende hayır düzeninin hâkim olduğu şeklindeki iyimser felsefe, Gazzâlî’ye nisbet edilen (krş. el-İmlâ’ fî işkâlâti’l-İhyâ’, V, 35-36) ve zamanla bir vecize halini almış olan “Leyse fi’l-imkân ebdea mimmâ kân” (İmkân âleminde olandan daha güzeli yoktur) şeklinde özetlenmiştir. Benzer açıklamaların Ebü’l-Berekât el-Bağdâdî, İbnü’l-Arabî ve İbn Teymiyye’nin eserlerinde bile yer alması ilgi çekicidir (Ebü’l-Berekât, Kitâbü’l-Mu‘teber fi’l-hikme, II, 445-446; III, 9-11; İbnü’l-Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, VI, 262-263; İbn Teymiyye, Mecmûu fetâvâ, XIV, 20, 48; XX, 117).
Hayır ve şer terimleri yukarıdaki ontolojik kullanımları yanında, yer yer insanın eylemlerinin değeri, çoğunlukla da insanın eylemleriyle ulaşmak istediği amaçların veya eylemlerinin kendini götürdüğü sonuçların değeri olarak da kullanılır. Nitekim Fârâbî mutluluğu “en yüksek hayır” diye nitelemiştir (el-Medinetü’l-fâzıla, s. 106-107). Gazzâlî ise aynı zamanda bir kelâmcı ve fakih olması sebebiyle, insan eylemlerinin ahlâkî değerleri anlamındaki hayır ve şer konusunu genellikle hasen ve kabîh (hüsün ve kubuh) terimleriyle ve ayrıntılı olarak incelerken, insan eylemlerinin ve genel olarak hayatın amacını niteleyen hayır ve şer konusunu da –esasta felsefî gelenekten ayrılmamakla birlikte– dinî ve tasavvufî bir üslûpla ve oldukça kapsamlı bir şekilde ele almıştır (bk. Mustafa Çağrıcı, Gazzâlî’ye Göre İslâm Ahlâkı, s. 136-156).
Kur’an-ı Kerîm ve hadislerle diğer İslâmî kaynaklarda hayır kelimesinin, başta malî fedakârlıklar olmak üzere her türlü yardım severliği ifade eden bir anlamda kullanılması ve müslümanların bu tür faaliyetlere ısrarla teşvik edilmesi neticesinde erken dönemlerden itibaren müslüman fertler arasında güçlü bir hayır severlik ve dayanışma ruhu geliştirdiği gibi sivil ve resmî kişi veya kuruluşlarca da, başta vakıf müessesesi olmak üzere dârüşşifâ, dârüleytam, dârülaceze, dârüşşafaka, imaret, sebil, köprü, cami, mektep ve medrese gibi kamuya hizmet veren birçok hayır kurumu ve eseri meydana getirilmiştir. İslâm dünyasının ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasî krizlere mâruz bulunduğu XX. yüzyılın ilk yarısında bu tür hayır faaliyetlerinde bir gerileme süreci yaşanmışsa da söz konusu krizlerin giderek hafiflemesine paralel olarak günümüzde ferdî ve kurumsal hayır faaliyetlerinde de hızlı bir gelişme gözlenmektedir (bk. M. Berger, “Khayr”, EI2 [Fr.], IV, 1183-1185).
Konumuz olan âyette geçen iki hayır kelimesinden ilki “mal varlığı”, ikincisi de mutlak olarak Allah rızâsı için yapılan “iyilik” anlamını taşır. Burada ve diğer ilgili âyetlerde görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerîm maddî ve mânevî ilgide ana babayı en başta göstermiş; insanın görevlerini sıralarken Allah’a kulluk görevinin ardından ana babaya iyiliği zikretmiştir. Bundan anlaşıldığına göre bütün hayırların en faziletlisi ve Allah nezdinde en değerli olanı, ana baba için yapılan harcamalardır (genişbilgi için bk. İsrâ 17:23-24).
Mehmet Okuyan
Sana nereye (kime) infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “infak edeceğiniz her bir şey, ana baba, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolcular için olmalıdır. Her ne iyilik yaparsanız şüphesiz ki Allah onu bilendir.”
Sana, kimlere infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “İyilik umarak yapacağınız harcama, anne babanıza, yakın akrabanıza, yetime, muhtaca ve yolcuya/bitirilemeyen hayır işlerine aittir; her ne iyilik yaparsanız mutlaka Allah onu bilir.”
Sana neyi infak¹ edeceklerini soruyorlar. De ki: “Hayır² adına ne harcayabilirseniz; o, anne ve babaya, akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yol oğlunadır.³ Hayır adına her ne yaparsanız kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilir.”
1-Yardım. 2- Sahip olduğunuz varlıktan, maldan ve mülkten. 3- “İbnu's-sebili,” “yol oğlu” demektir. Bu bir deyimdir. Bu deyime, “yolda kalanlar” olarak anlam verilmesi doğru değildir. Zira sebil, üzerinde yürünen/gidilen “yol” demek değildir. Sebil, “iki şey, iki yol arasından birini seçmek anlamında “tercih edilen yol” demektir. Yani, Hakk veya Batıl yoldan “birinin tercih edilmesi” anlamına gelmektedir. Bu nedenle doğru anlam, “yolda kalanlar” değil, bütün zamanını “Allah yolunda” çalışmaya ayırmış ve bundan dolayı yardıma muhtaç olmuş olanlar anlamıdır. Diğer bir anlam da yaptığı şey imkânsızlık nedeni ile yarım kalan kimselerdir.
Ahmet Akgül
Sana neyi (ve kime) infak edeceklerini sorarlar. De ki: “Hayır olarak infak edeceğiniz şey; anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.”
Ne gibi nafaka vereceklerini, mallarını nereye sarfedeceklerini soruyorlar sana. De ki: Hayra ait sarf edeceğiniz şey, anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlaradır. Hayra dair ne yaparsanız şüphe yok ki Allah onu bilir.
Başkaları için ne harcayacaklarını sana soruyorlar. De ki: “İyilik ve hayır umarak yapacağınız harcama, öncelikle ana babanız, yakın akrabanız, yetimler, yoksullar ve yolda kalanlar içindir. Siz her ne iyilik yaparsanız, mutlaka Allah onu çok iyi bilir.”
Sana Allah yolunda İslâm uğrunda karşılık beklemeden, gönüllü, nereye, ne kadar harcayacaklarını soruyorlar:
“Karşılık beklemeden, gönüllü yapacağınız hayırlar, anaya-babaya, akrabalara, yetimlere, dullara, kimsesizlere, çevresi, çaresi olmayan yoksullara, yolda kalan muhtaç yolcularadır. Yapacağınız her türlü iyiliğin, ihsanın izzetin, ikramın hepsini Allah biliyor, mükâfatsız bırakmayacak." de.
Sana ne sarfedeceklerini soruyorlar. De ki: "Hayır yolunda sarfedeceğiniz şey anne-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere ve yolda kalmışadır. Hayır adına her ne işlerseniz şüphesiz Allah onu bilir."
215.İbnu Münzir`in Ebu Hayyan`dan rivayet ettiğine göre Amr bin Cemuh (r.a.), Resulullah (a.s.)`a: "Mallarımızdan neyi infak edeceğiz ve nerelere vereceğiz?" diye sordu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Ali Bulaç
Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: 'Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.'
Ey Rasûlüm, onlar neyi nafaka olarak vereceklerini sana soruyorlar. De ki: “- Maldan vereceğiniz şey, ana-babanın, akrabanın, yetimlerin, yoksulların, yolcunundur. Hayır olarak daha her ne yaparsanız. Cenâb-ı Allah onu bilir ve mükâfatını verir.
Onlar sana neyi (kime nafaka) vereceklerini soruyorlar. De ki: “İnfak ettiğiniz mal, öncelikle ana babanın, akrabaların, yetimlerin, miskinlerin ve yolcularındır. Yaptığınız her iyiliği, hiç şüphesiz Allah çok iyi bilir.
Bahaeddin Sağlam Bakara Suresi 215. Ayet Açıklaması
[Buradaki infak, zekâttan ayrı olan ödemeler ve nafile sadakalardır. Zekât ana babaya verilmez. İnsan onlara bakmak zorundadır. Yetim, miskin ve yolcular ise, zekât bulunmadığı zaman, onlara sadaka ve hayır yapılır. Tefsirü Ayat-il Ahkâm, 1.114]
Besim Atalay
Ne gibi bir nesne harcanmak için, senden soruyorlar, diyesin ki: «Anaya, ataya, hısımlara, öksüzlere, yoksullara, yolculara maldan ne hayır işlerseniz onu Allah bilicidir
Sana neyi (ve kime) infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “İnfak edeceğiniz mal anne-babaya, akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmış gariplere verilmelidir. Muhakkak ki Allah, yapılan o iyiliği hakkıyla bilendir.”
Sana, ne sarfedeceklerini sorarlar, de ki: "Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir".
Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir.
Nasıl yardım edeceklerini soruyorlar sana. De ki, "Para ve mal yardımlarınızı ana-babaya, yakınlara, öksüzlere, yoksullara ve yolda kalmışlara yapmalısınız." İşlediğiniz her iyiliği ALLAH bilir.
Ey Muhammed! Sana nereye infak edeceklerini soruyorlar. De ki: Hayır olarak verdiğiniz nafaka, ana baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak daha ne yaparsanız herhalde Allah onu bilir.
Sana soruyorlar: neye infak edecekler? deki: verdiğiniz nefaka ana baba, en yakınlar, öksüzler, biçareler, yolda kalmışlar içindir, hayrolarak daha her ne yaparsanız hek halde Allah onu bilir
Onlar, hangi şey'i nafaka olarak vereceklerini sana sorarlar. De ki: «Maldan vereceğiniz şey (evleviyyetle) ananın, babanın, akrabanın, yetimlerin, yoksulların, yol oğlunun (müsâfirin hakkı) dır. Her ne hayır işlerseniz şübhesiz Allah onu çok iyi bilen (mükâfatını veren) dir.
(Ey Resûlüm!) Sana (Allah yolunda) neyi (kime) sarf edeceklerini soruyorlar. De ki: “Hayır (ve hasenât)dan ne sarf ederseniz, artık (onlar); ana baba, en yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmış(lar) için olmalıdır.” Hayır (ve hasenât)dan ne yaparsanız, artık muhakkak ki Allah, onu hakkıyla bilendir.(2)
(2)“Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubûdiyet (kulluk) boşu boşuna gitmez. Bir dâr-ı mükâfât, bir mahall-i saâdet (saâdet yeri) senin için ihzâr edilmiştir (hazırlanmıştır). Senin şu fânî dünyâna bedel, bâkī bir Cennet seni bekler. İbâdet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı zü’l-Celâl’in va‘dine îmân ve i‘timâd et. Ona va‘dinde hulf etmek muhâldir (sözünde durmamak imkânsızdır). Kudretinde hiçbir cihetle noksâniyet yoktur. İşlerine, acz müdâhale edemez. Senin küçük bahçeni halk ettiği (yarattığı) gibi, Cenneti dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş ve sana va‘d etmiş ve va‘d ettiği için, elbette seni onun içine alacak!” (Asâ-yı Mûsâ, 10. Hüccet-i Îmâniye, 189)
İlyas Yorulmaz
Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. Deki “Mallardan yapacağınız her türlü harcama, (öncelikli olarak) ana babaya, akrabalara, yetimlere, fakir insanlara ve yolda kalmışlara.” yapılır. Mallardan ne harcarsanız, elbete ki Allah hepsini bilir.
Ne harcedelim? Diye sana soruyorlar. Onlara de ki ne mal harcederseniz onu anaya, babaya, hısımlara, yetimlere, yoksullara, ve yolculara verin. [¹²]. Her ne hayır işlerseniz [¹³] Allah onu hakkıyla bilir.
Sana, ne infak edeceklerini sorarlar. De ki: “İnfak edeceğiniz mal; ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, zorda kalan yolcular içindir. Yapacağınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir.”
Ey Muhammed! Sana, Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. Oysa asıl, kimlere harcamak gerektiğini sormalıydılar. Onlara de ki: “Harcayacağınız mallar, ana baba başta olmak üzere akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Öyleyse az çok demeyin iyilik edin, çünkü her ne iyilik yaparsanız, Allah onu mutlaka bilir ve karşılığını mutlaka verecektir.”Ve en büyük iyilik şudur:
Sana neyi / nereye harcayacaklarını soruyorlar.
De ki:
-“Mal türünden harcadıklarınız, Ana-Baba, En Yakın (Akraba)lar, Yetimler, Düşkün Yoksullar ve Yolcular içindir”.
Hayır / Mal türünden ne yaparsanız, onu Allah bilmektedir.
(Ey Muhammed!) Sana (mallarını) Allah yolunda nereye harcayacaklarını soruyorlar.1 Sen onlara: “Hayır olarak vereceğiniz mal anaya, babaya, yakın akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalanlara aittir. Allah hayır olarak yaptıklarınızın tamamını, mutlaka bilir.” de.
1 Bu âyet Uhud muharebesinde şehit olan çok ihtiyar ve çok malı bulunan bir zat olan Amr b. Camuh’un, Rasulullah (s.a.v)’e: “mallarımızı nelere sarf edeceğiz ve nereye vereceğiz” diye sorması üzerine nâzil oldu.
Muhammed Esed
BAŞKALARI için ne harcayacaklarını sana soruyorlar. De ki: “İyilik/hayır umarak yapacağınız harcama, [önce] ebeveyninize, yakın akrabanıza, yetime, muhtaca ve yolcuya aittir; her ne iyilik yaparsanız mutlaka Allah onu çok iyi bilir.”
Sana infak olarak ne vereceklerini soruyorlar. De ki: “İyilik yaparak harcadığınız şey; anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlaradır. Hayır, olarak ne yaparsanız, Allah şüphesiz onu bilir.” 2/219, 4/36
Sana, (kime) neyi infak edeceklerini soruyorlar.[409] Cevap ver: “Hayır olarak yapacağınız harcama öncelikle ebeveyninize, akrabanıza, yetimlere,[410] yoksullara, yoldakileredir. Her ne iyilik yaparsanız yapın, Allah onu mutlaka bilir.
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 215. Ayet Açıklaması
[409] Krş: 219’un sonu; infak için bkz: 274, not 511.
[410] Dış bağlam ışığında, buradaki yetimlerden kasıt savaşın yetimleridir. Bu bağlamda yetim, velisini Allah’a kurban verdiği için velisi Allah olmuş kimselerdir. Bu yüzden mücahitlerin yetimleri, İslâm’ın çocuklarıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
«Ne infak edelim?» diye senden soruyorlar. De ki: «Maldan ne infak ederseniz anababa ile en yakınlar, yetimler, yoksullar, yolcular içindir. Ve hayırdan her ne yaparsanız şüphe yok ki, Allah Teâlâ onu hakkıyla bilir.»
Sana Allah yolunda kimlere ve ne harcayacaklarını sorarlar. De ki: İnfak edeceğiniz mal anne baba, akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmış gariplere verilmelidir. Hayır olarak daha ne yaparsanız Allah muhakkak onu bilir.
Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Verdiğiniz hayır (mal), ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmış(lar) içindir. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.
Sûre içinde yeni bir hukukî konu açan bu âyet, farz olan zekâtın yanında, gönülden yapılacak harcamaların kimlere sarfedileceğini belirtmektedir. Bütün mezheb imamları, yoksul ana-babayı beslemenin, evlâd üzerine farz olduğunu belirtmişler ve bu husustaki harcamayı zekât saymamışlardır. Bundan dolayı zekât, böyle gönülden yapılacak iyiliklerden ayrıdır. Kur'ân, her vesiyle ile müslümanları iyiliğe teşvik etmekte ve yapılacak iyiliğin, herşeyden önce ana-babaya, akrabâya, yetîmlere, rızkını kazanmaktan âciz yoksullara, yolda kalmışlara yapılmasını öğütlemektedir (Tefsîru Âyâti'l Ahkâm 1:114).
Süleymaniye Vakfı
(Kime) neyi harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Yapacağınız harcama; ana-baba, en yakınlarınız, yetimler, çaresizler ve yolda kalmışlar için olsun.” Hayır için yaptığınız her şeyi bilen Allah’tır.
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 215. Ayet Açıklaması
[*] Neyi harcayacaklarının cevabı (Bakara 2:219) âyettedir. Burada ise Allah nerelere harcayacaklarını açıklıyor.
Şaban Piriş
Sana sadaka olarak ne vereceklerini soruyorlar, de ki:-Hayırdan infak edeceğiniz şey; anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlaradır. Hayır olarak yaptığınız şeyleri, Allah şüphesiz en iyi bilendir.
Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Hayır olarak harcayacağınız şey, anne ve baba, akraba, yetimler, yoksullar ve yolcular(105) içindir. Siz hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
Sana, neyi infak edip vereceklerini soruyorlar. De ki: "İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdır. Hayır olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir."
śorarlar saña kim, ne nesene nafaķa eylerler. eyit: “her ne kim nafaķa eyleyesiz ħayırdan, ataya añaya ya'nį virüñ; daħı yaķın ħısımlara, daħı yetįmlere, daħı miskinlere, daħı yol erine. daħı her ne kim işleyesiz ħayrdan, bayıķ Tañrı anı bilicidür.