Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 93, sondan 6144. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 86. ayetidir. Bakara Suresi 86. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 63 ve toplam ebced değeri ise 5099 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (13) ل (8) م (2) bulunuyor.
Arapça Metin
اولئك الذين اشتروا الحيوة الدنيا بالاخرة فلا يخفف عنهم العذاب ولا هم ينصرون
Vaktiyle İsrâiloğulları’ndan birbirinin kanını dökmemek, kendi yurttaşlarını vatanlarından, ülkelerinden kovmamak hususunda da söz alınmış olmasına rağmen Hz. Peygamber dönemindeki yahudilerin bu sözlerinden de döndükleri bildirilmektedir. Nitekim Yesrib (Medine) yahudilerinden Nadîr ve Kureyzaoğulları, aynı şekilde birbirine düşman olan iki büyük Arap kabilesinden Evs ile Kaynukaoğulları da diğer büyük Arap kabilesi Hazrec ile ittifak kurmuşlardı. Daha sonra Evs ve Hazrec kabileleri arasındaki sürekli ihtilâf ve çatışmalara bu yahudi kabileleri de katılmak zorunda kaldılar. Bu çatışmalarda yahudiler, kutsal kitaplarının yasaklamasına rağmen, kendi dindaşları ve ırkdaşlarını öldürüyor veya esir alıyor; savaş bitince de kitaplarının hükmü uyarınca aralarında yardım toplayarak esir yahudileri fidye karşılığında kurtarıyorlardı (İbn Atıyye, I, 177). İşte âyetlerde onların bu çelişkili tutumları “kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek” şeklinde değerlendirilmekte; söz konusu Arap kabileleriyle çeşitli dünya menfaatlerine dayalı ilişkiler kurup kendi aralarında bölünerek birbirleriyle savaşmaları, kardeşlerini esir alıp fidye karşılığında serbest bırakmaları kınanmakta ve bu tutumları yüzünden dünyada perişan olacakları, âhirette de azap görecekleri haber verilmektedir. 85. âyette geçen ve “rezil rüsvâ olmak” diye çevrilen hizyden maksat insanlara zulmeden, özellikle onların din ve inanç özgürlüğünü kısıtlayan fert ve grupların kamu vicdanı tarafından mahkûm edilmeleri, nefretle karşılanmaları, kötü amaçlarında uzun vadede başarılı olamamalarıdır.
Mehmet Okuyan
İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alanlardır. (Bu yüzden) azapları hafifletilmeyecek ve kendilerine yardım edilmeyecektir.
İşte bunlar (dinlerini eğip bükenler, ebedi) ahireti verip (geçici) dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmeyecek ve kendilerine yardım edilmeyecektir.
Onlar âhiret karşılığında, dünya hayatının süflî zevklerini, debdebesini satın alanlardır. Onların cezaları hafifletilmeyecek, onlara yardım da edilmeyecek.
İslâm’dan önce Medine’de bulunan yahudiler iki fırka idiler. Onlardan birisi Evs, diğeri de Hazrec kabilesi ile beraber idi. Evs ile Hazrec kavga edip harbe tutuşunca onlar da beraber savaşırlardı. Bu arada yahudiler birbirlerini öldürürler ve yurtlarından kovarlardı. Esir olarak geri geldiklerinde bu sefer onları fidye verip geri alırlardı. Bu durum sorulduğu zaman da «Ne yapalım, Allah’ın emri böyle» derlerdi. Bunun gibi türlü mel’anetler yaparlardı.
Edip Yüksel
Onlar, ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden azapları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez.
Onlar âhirete bedel dünyâ hayatını satın almış kimselerdir. Bundan dolayı kendilerinden azâb kaldırılıb hafifletilmeyecek, onlara yardım da edilmeyecekdir.
(2)“Dünya mâdem fânîdir! Hem mâdem ömür kısadır! Hem mâdem gāyet lüzumlu vazîfeler çoktur! Hem mâdem hayât-ı ebediye burada kazanılacaktır! Hem mâdem dünya sâhibsiz değil! Hem mâdem şu misâfirhâne-i dünyanın gāyet Hakîm ve Kerîm bir Müdebbiri (idârecisi) var! Hem mâdem ne iyilik ne fenâlık, cezâsız(karşılıksız) kalmayacaktır! Hem mâdem لَايُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهاَ [Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz] sırrınca teklîf-i mâlâyutâk (gücün yetmediği teklif) yoktur! Hem mâdem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır (tercîh edilir)! Hem mâdem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır!Elbette en bahtiyâr odur ki; dünya için âhiretini unutmasın, âhiretini dünyaya fedâ etmesin, hayât-ı ebediyesini hayât-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni (faydasız) şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misâfir telakkī edip(kabûl edip) misâfirhâne sâhibinin emirlerine göre hareket etsin; selâmetle kabir kapısını açsın saâdet-i ebediyeye (Cennete) girsin!” (Mektûbât, 16. Mektûb)
İlyas Yorulmaz
İşte bunlar var ya! Dünya hayatını, ahiret hayatına karşılık satın alanlardır. Asla onlardan azap hafifletilmeyecek ve onlara yardım da edilmeyecek.
İşte onlar, âhiret karşılığında dünya hayatını satın alan ve basit çıkarları uğruna, âhiret hayatını fedâ eden kimselerdir. Bu yüzden, onların cehennemdeki azapları hafifletilmeyecek ve kendilerine asla yardım edilmeyecektir!
Âhiret’e karşılık, dünya hayatını1 satın alanlar işte bunlardır. Onların (âhiretteki) azapları hafifletilmediği gibi kimseden de yardım göremeyeceklerdir.
1 Dünya: Dünya kelimesi, “yakın olmak” mâna¬sına gelen “dünüv” kökünden türemiş “en yakın” anlamındaki أَدْنَى “ism-i tafdili”nin müennesi olup “en yakın” yahut “pek alçak” mânâsına bir sıfattır. “Dünya hayatı, dünya seması” gibi isimlere sıfat olarak veya “ahiret” kelimesi gibi ve onun karşıtı bir isim olarak da kullanılır. Bununla beraber, dünya kelimesi Kur'ân'da hep sıfat tamlaması olarak yer almıştır. Şu halde (الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا) hayat-ı dünya; “Dünya’nın hayatı” değil, “dünya denilen hayat”, yani aşağılık ve alçak hayat anlamınadır. Veyahut bugün fiilen içinde bulunulmak itibariyle “en yakın bulunan hayat” demektir. Dünya kelimesinin “al¬çaklık, kötülük” mânasındaki denâet kö¬künden geldiği de ileri sürülmüştür Kur’an’da yer ve yeryüzü için “arz” kelimesi kullanılmış, şu anda yaşa¬nılan hayata “el-hayât’üd-dünyâ, sonraki hayata da “ukbâ veya dâr’ü’l-karâr” gibi isimler veril-miştir. Böylece Kur’ân-ı Kerîm’de arz coğrafî, dünya ise dinî ve ahlâkî bir te¬rim olarak yer almış; dünya kötülenip, hafife alınırken kozmik varlığı değil burada sürdürülen ve âhiret kaygısını geri planda bırakan “hayat tarzı” kastedil¬miştir. Dünya sahih hadislerde de bu an¬lamda kullanılmıştır. Yeryüzü ile burada yaşanan hayat arasında yakın bir ilişki bulunduğundan zamanla dünya kelime¬si sıfat olma özelliğini kaybederek yer¬kürenin ismi haline gelmiş ve “ay altı varlık alanı, bu âlem, güneş sisteminde¬ki gezegenlerden biri, yer küresi” şek¬linde tarif edilmiştir. Bu anlam¬da dünya denilince “yer küre” akla gelir.
Muhammed Esed
Ahiret hayatı karşılığında bu dünya hayatını satın alanlar var ya, işte böylelerinin azabı hafifletilmeyecek ve onlara yardım edilmeyecektir.
İşte onlar, ahirete karşı, dünya hayatını satın alan kimselerdir. Onlardan azap hiç hafifletilmeyecek ve onlar, hiçbir yardım da göremeyecekler. 40/49, 28/41
İşte bunlardır âhireti feda edip karşılığında dünya hayatını satın alanlar. Böyle kimselerin azabı hafifletilmeyecek ve onlara yardım da edilmeyecektir.
İşte onlar öyle bir gürûhtur ki, ahiret mukabilinde dünya hayatını satın almışlardır. Bina-enaleyh onlardan azap hafiflendirilmeyecektir. Ve onlara yardım da olunmayacaktır.
İşte onlar âhiretlerini verip, karşılığında dünya hayatını satın almışlardır. Onun için, bunların cezası asla hafifletilmez, kendilerine yardım da edilmez.
Dünya, ednâ ism-i tafdilinin müennesi olup “en yakın” veya “pek alçak” mânasına bir sıfattır. Kur’ân’da geçen el-hayatu’d-dünya aslında “dünya hayatı” değil, dünya hayat, yani aşağılık ve alçak hayat anlamındadır. Veyahut bugün fiilen içinde bulunulmak itibariyle “en yakın bulunan hayat” demek olur.
Süleyman Ateş
İşte onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Onlardan azab hiç hafifletilmez ve onlara hiç yardım edilmez.
İşte onlar, ahireti satıp, dünya hayatını satın alan kimselerdir. Onlardan azap hiç hafifletilmeyecektir. Ve onlar, hiç bir yardım da göremeyeceklerdir.