Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 105, sondan 6132. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 98. ayetidir. Bakara Suresi 98. ayetinin kelime sayisi 12, harf sayısı 54 ve toplam ebced değeri ise 2175 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (10) م (3) bulunuyor.
Arapça Metin
من كان عدوا لله وملئكته ورسله وجبريل وميكال فان الله عدو للكافرين
Cebrâil kelimesi İbrânîce veya Keldânîce’de “Tanrı’nın güçlü adamı” anlamına gelen Gabriel (Gavriel) isminin Arapçalaştırılmış şekli olup İslâm inançlarına göre ilâhî emirleri peygamber ve meleklere ulaştıran vahiy meleğinin adıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de Cibrîl, Rûhulkudüs, Rûhulemîn, Ruh ve Resul şeklinde beş değişik isimle anılır. Necm sûresinde (53:5-6) işaret edildiğine göre Cebrâil, karşı konulamayan müthiş bir güce ve kesin bilgilere sahiptir. Hz. Peygamber onu bir kere “açık ufuk”ta, bir kere de “sidretü’l-müntehâ”da aslî hüviyetiyle görmüştür. Cebrâil hadislerde de Hz. Peygamber’e vahiy getiren, Kur’an’ı öğreten ve değişik konularda hükümler bildiren, Resûl-i Ekrem’e, hatta bazan sahâbîlere insan şeklinde görünen bir melek olarak sık sık anılır. Medine’de Hz. Peygamber’in huzurunda oturduğu yer, daha sonra “makam-ı Cibrîl” diye anılmıştır. Özellikle ramazan aylarında geceleri Resûlullah’a gelerek daha önce nâzil olmuş âyetleri ay sonuna kadar bir defa baştan sona kadar onun ağzından dinlerdi (Buhârî, “Savm”, 7; Müsned, I, 288). İslâmî kaynaklara göre Cebrâil, Arş’ı taşıyan ve “mukarrebîn” diye anılan meleklerden olup nurdan yaratılmıştır. Makamı yedinci kat gökteki sidretü’l-müntehâdır. En son ölecek ve âhirette ilk diriltilecek varlıklardandır. Hz. Muhammed’den önceki peygamberlere de vahiy getirmiş ve başka bilgiler öğretmiş; yine onlara birçok konuda yardımcı ve destek olmuştur. Mîkâil de İbrânîce’deki Mikhael’in Arap telaffuzundaki şekli olup büyük meleklerden birinin ismidir. Bu isim Kur’an’da sadece konumuz olan 98. âyette geçer. Bazı hadislerle diğer İslâmî kaynaklarda Mîkâil’in yağmur yağdırmak, bitki bitirmek gibi tabiat olaylarını düzenlemekle ve yaratıkların rızıklarını yönetmekle görevli olduğu belirtilir. Bir hadiste Hz. Peygamber’in, cehennemin bekçisi Mâlik ile Cebrâil ve Mîkâil’i rüyasında gördüğü (Buhârî, “Bed’ü’l-halk”, 7), başka bir hadiste de Mîkâil’in Hz. Peygamber’e Kur’an’ı yedi harfe göre okuttuğu ifade edilir (Müsned, III, 224). Cebrâil’in Hz. Peygamber’e vahiy getirdiğini bildiren ve Medine yahudilerinin bu melek hakkındaki yanlış kanaatlerine işaret eden yukarıdaki âyetlerin iniş sebebiyle ilgili olarak müfessirlerin verdiği bilgilere göre Fedek yahudilerinden bir grup Hz. Peygamber’e gelerek, dört konuda soruları olduğunu, bunlara doğru cevaplar verirse müslüman olacaklarını ifade etmişlerdi. Üç sorunun cevabını bekledikleri gibi aldılar. Dördüncü soruları Hz. Peygamber’e vahiy getiren meleğin isminin ne olduğu idi. “Cebrâil” cevabını alınca yahudiler, “Cebrâil bizim düşmanımızdır; çünkü o savaş, kıtlık ve kuraklık meleğidir. Eğer sana vahiy getiren melek Mîkâil olsaydı iman ederdik; çünkü Mîkâil rahmet, bolluk ve yağmur meleğidir” dediler. Diğer bir rivayete göre Hz. Ömer yahudilere, Hz. Muhammed’i yalanlamak için böylesine çaba göstermelerinin sebebini sorduğunda, “Çünkü ona vahiy getiren Cebrâil bizim düşmanımızdır” demişlerdi. Bazı tefsirlerde, yahudilerin, Bâbil Kralı Buhtunnasr’ın (Nebukadnezzar) Kudüs’ü işgal edip (m. ö. 586) yahudi krallığına son vermesi sırasında Cebrâil’den yardım gördüğünü ileri sürerek bu yüzden onu kendilerine düşman bildikleri de kaydedilmektedir (bk. İbn Atıyye, I, 183). İşte yukarıdaki iki âyette, yahudilerin bu düşmanlıklarının yersiz ve haksız olduğuna işaret edilmektedir. Çünkü Cebrâil, daha önceki kitapları ve bu arada Tevrat’ı doğrulayan, inananlar için bir rehber ve mutluluk vesilesi olmak gibi yüce değerler taşıyan Kur’an’ı Hz. Peygamber’e getiren, âyetteki ifadesiyle onun kalbine indiren bir melektir; bu görevini de Allah’ın izniyle yapmıştır; yani sadece Allah’ın kendisine verdiği bir görevi ifa etmiş, Allah ile peygamberleri arasında bir elçilik yapmıştır. Şu halde bundan dolayı ona düşmanlık duygusu beslemek, gerçekte onun getirdiği vahye ve vahyi gönderene karşı düşmanlıktır. Bu sebeple 98. âyette, Cebrâil’e düşman olmanın bir bakıma Allah’a, peygamberlere ve diğer meleklere, bu arada yahudilerin çok sevdiklerini söyledikleri Mîkâil’e düşman olmak anlamına geleceğine işaret edilmekte; bu yüzden Allah’ın da bu kâfirlerin düşmanı olduğu belirtilmektedir.
Mehmet Okuyan
Kim Allah’a, meleklerine, elçilerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa, (bilsin ki) Allah da kâfirlerin düşmanıdır.”
Cebrail vahiy getirmekle görevli elçi melektir; Mikail ise doğa olaylarıyla görevli melek olarak bilinmektedir.,Yüce Allah vahiy meleğini inkârın aslında başka şeyleri inkârı da beraberinde getirdiğini bildirmektedir. Bu çerçevede, vahiy meleğine her kim düşman olursa bilmelidir ki esasında Yüce Allah’a, onun bütün meleklerine, gönderdiği bütün peygamberlerine, ayrıca vahiy meleği Cebrail’e ve diğer melek olan Mikail’e de düşman olacaktır.
Bayraktar Bayraklı
97,98. De ki: “Cebrâil'e düşman olanlar bilsinler ki, Cebrâil Kur'ân'ı senin gönlüne Allah'ın izniyle indirdi. Kur'ân, kendinden önce gelen kitapları doğrulayıcı, müminler için rehber ve müjdedir.” Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrâîl'e ve Mîkâil'e düşman olursa, bilsin ki Allah da inkârcıların düşmanıdır.
Mik kelimesinin, kulcağız anlamına Süryanice bir kelime olduğu ve Mikâil'in Allah kulcağızı anlamına geldiği söylenmiştir (Mecma'ül-Beyan, aynı sahîfe). Mikâil, yelleri estiren, yağmuru yağdıran, Tanrı dileğine göre rızıkları bölen, paylaştıran melektir. Sur'u da bu melek üfleyecektir. Mikâil, Mikâl tarzında da söylenir.
Abdullah Parlıyan
Ve kim de Allah'a, meleklerine, Cebrail ve Mikail de dahil O'nun elçilerine düşmanlık besliyorsa, Allah da, gerçekleri örtbas edenlerin hepsinin düşmanıdır.
“Allah'a, meleklerine, Rasullerine, Cebrâil'e ve Mîkâil'e düşman olanlar bilsinler ki, Allah, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerin, kâfirlerin düşmanıdır."
Kim Allah’a (maneviyata,) meleklerine (ruhanilere,) peygamberlerine (dinî liderlere,) Cebraile (vahye) ve Mikaile (ekolojiye) düşman ise muhakkak bilsin ki; Allah kâfirlerin düşmanıdır.
Bahaeddin Sağlam Bakara Suresi 98. Ayet Açıklaması
[İmanı olmayan kâfir, maddeden başka bir şey bilmediği için, bütün yüce değerleri kaybettiğinden, Allah’ın rahmet ve sevgisini de kaybeder, gazabına mazhar olur.]
Besim Atalay
Kim ki Allahı, melekleri, peygamberleri, Cebrail'i, Miykail'i düşman tutarsa, imdi Allah da kâfirlerin düşmanıdır»
(3)“Hılkat-i kâinâtın (kâinâtın yaratılışının) en ehemmiyetli netîcesi olan insanlarla münâsebât-ı Rabbâniyeyi (insanlar ile Allah arasındaki münâsebetleri) tebliğ ve izhâr eden (bildiren ve açıklayan)Cebrâîl Aleyhisselâm ve zîhayat (canlılar) âleminde en haşmetli ve en dehşetli olan diriltmek ve hayat vermek ve ölümle terhîs etmekteki Hâlık’a (yaratıcıya) mahsûs olan icrâat-ı İlâhiyeyi yalnız temsîl edip ubûdiyetkârâne(kulluk yaparak) nezâret eden İsrâfîl Aleyhisselâm ve Azrâîl Aleyhisselâm; ve hayat dâiresinde rahmetin en cem‘iyetli, en geniş, en zevkli olan rızıktaki ihsânât-ı Rahmâniyeye nezâretle (Rahmân olan Allah’ın ihsanlarına bakmakla) berâber, şuûrsuz şükürleri şuûr ile temsîl eden Mîkâîl Aleyhisselâm gibi meleklerin pek acîb mâhiyette olarak bulunmaları ve vücûdları ve ruhların bekāları (ölümsüzlüğü), saltanat ve haşmet-i rubûbiyetin muktezâsıdır (Allah’ın kâinâtı idâresinde görünen saltanat ve haşmetinin gereğidir).” (Asâ-yı Mûsâ, 11. Mes’ele, 69)
İlyas Yorulmaz
Kim Allah’a, meleklerine, elçilerine, Cibril’e ve Mikal’e düşman olursa, Allah da hakikati inkâr edenlere düşman olur.
İsmail Hakkı İzmirli Bakara Suresi 98. Ayet Açıklaması
[9] Allah'a düşman olmak, inat ederek emrine karşı gelmek.[10] Burada da ceza hazf olunmuş, illet-i ceza ceza yerine kaim olmuştur.[11] Allah onu affetmez. Günahlarından dolayı onu ta'zip eder demektir.
Kadri Çelik
Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa (bilsin ki), şüphesiz Allah kâfirlere düşmandır.
“Daha açıkçası; her kim Allah’a, O’nun meleklerine, elçilerine, hele hele Cebrail’e ve Mikail’e düşmanlık beslerse şunu iyi bilsin ki, Allah da inkârcıların düşmanıdır!”
1 Mikâil: Kur'an-ı Kerim'de adı geçen büyük melekten birisidir. Mikâil kelimesi Ahd-i Atik’te "Mikael" biçiminde geçer. Mikâil'in "İsrail oğullarının hamisi" olduğuna, onları İranlılara ve Yunanlılara karşı koruduğuna inanırlar. Mikâil kelimesi Kur'an-ı Kerim'de sadece bu âyette, Mikâl (م۪يكَال) şeklinde geçmektedir. (Bakara: 98) Biz Müslümanlar, Cebrail ve Mikail'in büyük meleklerden olduğuna inanırız. Her ikisini de dost kabul ederiz. Her iki melek de Allah'ın elçisidir. Allah'tan aldıkları görevleri yerine getirmekle yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün dışına çıkmaları da mümkün değildir. Tabiat olaylarını idare etmek, yağmuru yağdırmak, rüzgârı estirmek, bitkilerin üretimini sağlayarak, insanların ve diğer canlıların rızıklarını tayin etmek Mikail'in Allah tarafından bize bildirilen en önemli görevleridir. Bizim bilemeyeceğimiz başka görevleri de vardır. En doğrusunu Allah bilir.
Muhammed Esed
kim ki Allah'a, O'nun meleklerine, Cebrail ve Mikail de dahil O'nun elçilerine düşmanlık besliyorsa, bilsin ki Allah da hakikati inkar eden herkese düşmanlık beslemektedir. 80
Kim Allah’a, meleklerine, Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçilerine, Cibril (Cebrail)’e ve Mikail’e düşman olursa, iyi bilsin ki Allah da böylesi kâfirlerin düşmanıdır. 41/19...28
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 98. Ayet Açıklaması
[183] Mikâil ismi de Cebrail gibi Sami dil ailesine mensuptur. Kur’an’da olduğu gibi Tevrat ve İncil’de de meleklerden biri olarak yer alır. Kur’an’da geçtiği tek yer bu âyettir. Bazı hadislerde dört büyük melekten biri olarak geçer.
[184] Onlar Allah’ın nebilerini ve kitaplarını ayrıma tâbi tuttukları gibi meleklerini de ayrıma tâbi tuttular ve Cebrail’i kara haberlerin muhabiri, Mikâil’i de ak haberlerin muhabiri ilan ettiler. Birincisine düşman ikincisine dost olduklarını söylediler. Bakara 62 ve Mâide 69, bu âyet ışığında anlaşılmalıdır. Allah’a imanın makbul olabilmesi için Allah’ın tüm elçilerine ve tüm mesajlarına eksiksiz iman şarttır (Krş: 2:62, not 116).
Ömer Nasuhi Bilmen
Her kim Allah Teâlâ'ya ve O'nun meleklerine, peygamberlerine ve Cebraîl ile Mikâîl'e düşman olursa (kâfir olur). Allah Teâlâ da şüphe yok ki, kâfirlerin düşmanıdır.
Peygamber Efendimiz (a.s.) Medine’ye hicret buyurduklarında Fedek Yahudilerinin bilginlerinden Abdullah ibn Sûriya, münazara için bir grupla geldi. Sorduğu dört müşkil soruya doğru cevaplar aldıktan sonra; vahiy getiren meleği sorup “Cebrâil” cevabını alınca “O bizim düşmanımızdır, o savaş ve şiddet getirir, bizim elçi meleğimiz Mikâil’dir ki; o, müjde, bereket, ucuzluk getirir. Eğer sana o gelseydi iman ederdik.” Bu uzun kıssa üzerine bu âyet nazil olmuştur. Hz. Ömer’le ilgili başka bir nüzul sebebi daha rivayet edilir.
Süleyman Ateş
(Evet) kim Allah'a, meleklerine, elçilere, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.
Kim ki Tañrı Ta‘ālāya düşman olsa, feriştehlerine düşman olsa, peyġam‐berlerine daḫı, Cebrā’īle daḫı, Mīkā’ile daḫı düşman olsa taḥḳīḳ TañrıTa‘ālā düşmandur kāfirlere.