Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2485, sondan 3752. ayet; 21. sure ve Enbiyâ Suresinin 2. ayetidir. Enbiyâ Suresi 2. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 42 ve toplam ebced değeri ise 3239 olarak hesaplanmıştır. Enbiyâ Suresinin toplam ebced değeri 351301 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ما يأتيهم من ذكر من ربهم محدث الا استمعوه وهم يلعبون
2,3. Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?”
Ne zaman rablerinden kendilerine yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, akılları başka yerde, kendileri oyun ve eğlence içinde iken dinlemişlerdir. O zalimler, “Bu da sizin gibi sadece bir insan değil midir? Şimdi siz göz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?” diye gizlice fısıldaşmaktalar.
Mehmet Okuyan
2,3. Kendilerine, Rablerinden her yeni mesaj geldiğinde, onlar kalpleri eğlencede olduğu hâlde elbette bununla hep alay ederek dinlemişlerdi. O zalimler şu gizli fısıltıyı yapmışlardı: “Bu (Muhammed) sizin gibi bir insandan başka nedir ki!Siz şimdi göz göre göre büyüye mi geliyorsunuz?”
2, 3. Rableri olan Allah’tan onlara ne zaman yeni bir mesaj gelse onlar mutlaka oynayarak, gönüllerini eğlendirerek o mesajı dinlerler. (Ciddi olarak dinlemezler.) O zalimler, gizlice aldıkları kararlarını açıkladılar(): “Bu (Muhammed,) ancak sizin gibi bir insandır, göz göre göre büyüye mi katılacaksınız.”
2,3. Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.
2, 3. Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak, kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak dinlemişlerdir. O zalimler şöyle fısıldaştılar: Bu (Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?
Kuran, Muhammed peygambere verilen biricik mucizedir (29:51). Muhammed'in dönemindeki müşrikler, bir kitabın kendi başına mucize olamıyacağını ileri sürerek, geçmişteki peygamberlerin mucizelerine benzer mucizeler görmek istediler (11:12; 17:90-95; 25:7,8; 37:7-8). Kuran'ın matematiksel mucizesinin 1974 yılında ortaya çıkması karşısında günümüz müşrikleri de aynı tavrı gösterdiler. Matematiksel mucize, dinin sadece Tanrı'ya hasredilmesini gerektirince, "Kuran'da matematik mi olurmuş?" diye mesajı inkar ettiler. Kuran'ın matematiksel mucizesini keşfetmek için seçilen adam müslumanları sadece Allah'a kul olmaya, dinadamlarını ve peygamberi O'na ortak koşmamaya çağırdığında müşriklerin büyük tepkisini aldı ve Suudi, Pakistan ve Afganistan merkezli uluslararası bir terorist grubun Sünni mukallitleri tarafından 1990 yılında Arizona'daki Tucson Mescidinde şehit edildi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Rablerinden kendilerine gelen her yeni hatırlatmayı hep eğlenerek dinliyorlar.
2,3. Rablerinden kendilerine yeni bir ihtaar gelmeye dursun, onlar bunu ille istihza ederek ve kalbleri oyuna dalarak dinlemişlerdir. Zaalimler gizli fısıltı ile (şöyle) konuşdular: «Bu sizin gibi bir insandan başka mıdır? Kendiniz görüb (ve bilib) dururken şimdi sihre mi geleceksiniz»?
2,3. Rablerinden kendilerine gelen her yeni nasîhati, ancak alaya alarak, onu kalbleri gaflet içinde dinlerler. Ve o zulmedenler, (aralarında) şu fısıldamaları gizli tuttular: “Bu(Muhammed), sâdece sizin gibi bir insan değil midir?(1) Şimdi siz, görüp dururken sihre mi geliyorsunuz?”
(1)“Cenâb-ı Hakk onu beşer (insan) sûretinde göndermiş, tâ insanın ahvâl-i ictimâiyelerinde(cem‘iyet hayâtındaki hâllerinde) dünyevî, uhrevî (dünya ve âhiret) saâdetlerini kazandıracak a‘mâl ve harekâtlarında (amel ve hareketlerinde) rehber olsun ve imam olsun ve herbiri birer mu‘cizât-ı kudret-i İlâhiye (Allah’ın kudret mu‘cizeleri) olan âdiyât (basit şeyler) içindeki hârikulâde olan san‘at-ı Rabbâniyeyi ve tasarruf-ı kudret-i İlâhiyeyi göstersin. Eğer ef‘âlinde (fiillerinde) beşeriyetten çıkıp hârikulâde olsa idi, bizzat imam olamazdı; ef‘âliyle, ahvâliyle (hâlleriyle), etvârıyla (tavırlarıyla) ders veremezdi. Fakat yalnız nübüvvetini (peygamberliğini) muannidlere (inadcılara) karşı isbât etmek için hârikulâde işlere mazhar olur ve indelhâce (ihtiyaç ânında) ara sıra mu‘cizâtı gösterirdi. Fakat sırr-ı teklîf olan imtihan ve tecrübe muktezâsıyla (gereğiyle), elbette bedâhet derecesinde (açıkça) ve ister istemez tasdîke mecbur kalacak derecede mu‘cize olmazdı. Çünki sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktizâ eder (gerektirir) ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyârı (seçmesi) elinden alınmasın. Eğer gāyet bedîhî (apaçık) bir sûrette olsa, o vakit aklın ihtiyârı kalmaz. Ebû Cehil de, Ebû Bekir (ra) gibi tasdîk eder. İmtihan ve teklîfin fâidesi kalmaz. Kömür ile elmas bir seviyede kalırdı.” (Zülfikār, 19. Mektûb, 5-6)
İlyas Yorulmaz
İnsanlara ne zaman Rablerinden bir sözlü öğüt gelse, ancak öğütleri oynayarak dinlemişlerdir.
Mustafa İslamoğlu Enbiyâ Suresi 2. Ayet Açıklaması
[2674] Vahyin ”uyarı” (zikr) vasfıyla ilgili Hicr 9; Yâsin 69; Sâd 1, 87 ve Zuhruf 44. âyetlere; ayrıca konuyla ilgili bir açıklama için Tâhâ 99’un notuna bkz.
Ömer Nasuhi Bilmen
Onlara Rablerinden yeni bir ihtar gelmez ki, illâ onu müstehziyâne bir halde dinlerler.
2, 3. Rab'leri tarafından kendilerine gelen her yeni uyarıyı, alaya alıp kalpleri eğlenceye dalarak dinlerler. Hem o zalimler aralarında kulis yapıp, şu fısıltıyı, gizlice yayarlar: “O da sizin gibi bir insandan başka bir şey değil. Şimdi siz göz göre göre sihire mi kapılacaksınız yani? ” [17, 48; 25, 9]