Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2552, sondan 3685. ayet; 21. sure ve Enbiyâ Suresinin 69. ayetidir. Enbiyâ Suresi 69. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 32 ve toplam ebced değeri ise 1242 olarak hesaplanmıştır. Enbiyâ Suresinin toplam ebced değeri 351301 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Putperestlerin İbrâhim’e, “Sen bunların konuşmadığını pekâlâ biliyorsun” demeleri, açıkça kendilerinin de tanrılarının âcizliğini itiraf etmelerinden başka bir şey değildi. Dolayısıyla bu cevap İbrâhim’e, onların inançlarının ne kadar anlamsız ve saçma olduğunu yüzlerine vurma fırsatı verdi. 66-67. âyetlerde onun bu konudaki eleştirisi nakledilmektedir. Ancak taassupları sebebiyle bu eleştiriye tahammül edemeyen putperestler İbrâhim’i yakmaya karar verdiler ve böylece tanrılarının onları koruması gerekirken, onlar tanrılarını korumak istediler. Rivayete göre İbrâhim’i yakmak için kavmi büyük bir ateş yakıp onu mancınıkla ateşe fırlattılar; ancak Allah’ın bir mûcizesi olarak ateş onu yakmadı.
Mehmet Okuyan
Biz de “Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!” demiştik.
(1)“Hz. İbrâhîm Aleyhisselâm’ın bir mu‘cizesi hakkında olan; قُلْناَ ياَناَرُ كُون۪ي بَرْدًا وَ سَلاَماً عَلَي اِبْرَاه۪يمَ[(Onu ateşe attıklarında:) ‘Ey ateş! İbrâhîm’e karşı serin ve selâmetli ol!’ dedik] âyetinde üç işâret-i latîfe var: Birincisi: Ateş dahi, sâir esbâb-ı tabîıye (diğer tabîat sebebleri) gibi kendi keyfiyle, tabîatıyla, körü körüne hareket etmiyor. Belki emir tahtında (altında) bir vazîfe yapıyor ki, Hz. İbrâhîm(as)’ı yakmadı ve ona, ‘yakma!’ emrediliyor.İkincisi: Ateşin bir derecesi var ki, bürûdetiyle (soğukluğu ile) ihrâk eder (yakar). Yani ihrâk gibi bir te’sîr yapar. Cenâb-ı Hakk, سَلاَماً [Selâmetli ol!] lâfzıyla bürûdete diyor ki: ‘Sen de harâret gibi bürûdetinle ihrâk etme!’ (...)Üçüncüsü: Cehennem ateşinin te’sîrini men‘ edecek (engelleyecek) ve emân verecek îman gibi bir madde-i ma‘neviye, İslâmiyet gibi bir zırh olduğu misillü (gibi); dünyevî ateşinin dahi te’sîrini men‘ edecek bir madde-i maddiye vardır. Çünki Cenâb-ı Hakk, İsm-i Hakîm (sonsuz hikmet sâhibima‘nâsındaki isminin) iktizâsıyla (gereğiyle), bu dünya dârü’l-hikmet (hikmet yeri) olmak hasebiyle, esbab perdesi altında icrâat yapıyor. Öyle ise Hazret-i İbrâhîm’in cismi gibi, gömleğini de ateş yakmadı ve ateşe karşı mukāvemet hâletini (dayanıklılık hâlini) vermiştir. İbrâhîm’i yakmadığı gibi, gömleğini de yakmıyor.” (Zülfikār, 25. Söz, 85-86)
İlyas Yorulmaz
Biz de ateşe “Ey ateş! İbrahim’e serin ve güvenli ol” dedik.
“Ey ateş!” dedik, “İbrahim’e serinlik ve selâmet ol!” Bir de baktılar ki İbrahim, âdetâ gül bahçesine dönen ateşin ortasında, Rabb’ine secde etmekteydi.
Mustafa İslamoğlu Enbiyâ Suresi 69. Ayet Açıklaması
[2741] Bu tür âyetleri metnin desteklemediği yorumlarla tevil etmek gereksizdir. Bu yorumların rasyonelleştirme veya irrasyonelleştirme istikametinde olup olmaması fark etmez. Sâffât 97 bu âyetlerdeki anlatımı pekiştirir. Âyetler/ilâhî kudret delilleri, İlâhî-kevnî yasalarla uyum içinde gerçekleşir (Konuyla ilgili ayrıntılı bir not için bkz: 20:21). Zira nasıl ki vahiylerin Kur’an’ında bir âyet bir başka âyetle çelişmezse, tabiatın Kur’an’ında da bir yasa bir başka yasayla çelişmez. Ateşin yakması İlâhî bir yasadır. Ateşte insan vücudu da yanar, bu da İlâhî yasadır. Vücudun ateşte yanmaması buna aykırıdır. Bu âyette “İbrahim yanmadı” denilmiyor, aksine “Ey ateş. “İbrahim’e zarar verme, ona karşı serin ve selamet ol!” deniliyor. Burada kesin olan bir şey var: İbrahim’e ateş zarar vermemiş. Bu durumda akla iki ihtimal geliyor: 1) Hz. İbrahim göstere göstere, ayan beyan yakılmış da mı, ateş onu yakmamış? 2) Yoksa onu yakmak isteyenler, bu işi göstere göstere değil de gizli bir tuzak ve komplo ile suikast suretinde yapmak istemişler de, yaktıkları ateş mi ona zarar vermemiş?
Bu iki ihtimalden hangisinin doğru olduğu sorusunun cevabı “Ey ateş, İbrahim’e serin ve selamet ol!” âyetinin hemen ardından gelen 70. âyette açıkça verilmektedir: Olay bir göstere göstere yakma olayı değildir. Olay bir “komplo ve tuzak kurarak suikast yapma” (keyd) olayıdır. Zira 70. âyet şöyle diyor: “Ona komplo ve tuzak kurarak suikast yapmak (keyd) istediler, biz onları hüsrana uğrattık”. Olayın keyd olduğunu haber veren 70. âyetten yola çıkarak, olayın boşluklarını şöyle doldurabiliriz: İbrahim nebinin tevhid davetinden rahatsız olan kâfir hemşehrileri, onu yakarak yok etmeye karar vermişler ve bunun için de komploya dayalı bir suikast planı hazırlamışlardır. Bu, Hz. İbrahim’i evinde yakmak için bir kundaklama planıdır. Fakat suikast başarısız olmuş, Allah onu putperest hemşehrilerinin bu suikastinden kurtarmıştır. Allahu a’lem.
İlginç olan bir başka nokta da, Kur’an’da bu olay nakledilirken, olayın “ilâhî kudret delîli” anlamına gelen âyet/âyât kelimesiyle nitelendirilmemesidir. Bu surenin hicretin hemen öncesinde, sevgili Rasûlümüze suikast hazırlıklarının yapıldığı bir zaman diliminde indirildiği hatırlanmalıdır. Nüzul ortamıyla doğrudan ilgili olan bu olay ile, Allah Rasûlü’ne karşı müşriklerin hazırlayacağı her suikastin boşa çıkarılacağı teminatı verilmiş oluyor.
Kur’an bu olayı “hayret ve şaşkınlığımızı” artırmak için değil, “öğüt ve ibret” almamız için anlatıyor (42). Fakat işin öğüt ve ibret tarafını bırakanlar, ‘olağanüstülük’ aramak gibi, âyetlerde hiç kastedilmeyen şeylerin peşine düşerler. Mucize istismarcıları, bu tavrı “mucizeyi inkâr” iftirasıyla karalarlar. Dertleri uydurulan dine malzeme devşirmek olan bu gibiler, etrafımızın sayısız ilâhî kudret delilleriyle dolu olduğunu göremeyen akıl fukaralarıdır (Bkz: 12:105).
Ömer Nasuhi Bilmen
Dedik ki: «Ey Ateş! İbrahim üzerine serin ve selâmet ol.»
Allah’ın pek iyi bilinen normal kanunları, bu kabîl ender mûcizelerden daha az harika değildir. Kur’ân Allah’ın kanunlarında değişiklik olmayacağını bildirir (35,43). Demek ki 36, 82 gibi bir anda yaratmayı bildiren âyetler, kâinatın altı günde (41,9-12) yaratıldığını bildiren âyetlere zıt değildir. İnsanlar bu gün, hiç yakmayan soğuk alev yapmayı bilmektedirler.
Süleyman Ateş
Biz de: "Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik ol!" dedik.